Eğitim; ne kadar yakın, küçük, yerel ve küçük çalışma grupları ile yapılırsa etkileşimin boyutu ve niteliği de o oranda gelişme potansiyeli taşır.

Tabi her şey 2x2=4 değildir.

O şekilde olsa nüfus az olan iller ve sınıf mevcutları az olan okullar üstün başarı elde ederdi.

Ancak burada kasttettiğim akademik başarıdan çok bireyler arasındaki duyuşsal bağlardır.

Bu duyuşsal bağların sıklığı ve düzeyi olumlu okul ikliminin oluşmasına katsı sunabilir.

Özellikle büyük kentlerde ve son yıllarda büyük küçük ve orta ölçekli yerleşimlerde bile yapılan devasa okul binaları okulların hem öğretmen hem de öğrenci yönünden hantallaşmasına ve okul içinde kopuklar olmasına neden olmaktadır.

Bu durum; samimi, yakınsak, paylaşımcı ve gelişimsel olması gereken eğitsel iklimi bozmaktadır.

Tek branşta bile çift haneye ulaşan öğretmen sayısı kimi kez beraberinde klikleşmeyi/ayrışmayı doğurmaktadır.

Paydaşlar arasındaki kopukluk eğitimin paylaşımsal yönünü bozmakta ve alınması gereken niteliksellik azalmaktadır.

İşin boyutu öğrenci için düşünüldüğünde daha büyük kopuşlar getirmektedir.

Okula olan aidiyet bağı azalmakta ve öğrencinin okul ve okul kültürüne dair bütünleşik bağı koğuşa doğru evrilmektedir.

Oysa niceliksel olarak daha az öğretmen ve paralel olarak az öğrenci olan okullarda öğrenciler arası bağ güçlenmekte, sınıflar arası yıkıcı rekabet yerini tümsel bir ortaklığa, aidiyete ve sevgiye bırakmaktadır.

Böylesi bir bağ oluşumu okullarda istenmeyen öğrenci davranışlarını azalttığı gibi ileride başarılma olasığı olan akademik, sanatsal ve sosyal olumluluklara da zemin hazırlayacaktır.

MEB'in böylesi bir planlaması mevcut yapılar için hayata geçirilmesi; şehirlerin yapısal yoğunluğu, ekonomik girdilerin fazlalığı gibi nedenlerden ötürü zor olsa da bundan sonraki binalar için planlamaya alması gereken bir etkendir.

Okulların küçültülmesi, yerleşkelerin şehir içinde dengeli dağıtılması beraberinde yasal olmasa da taşıma ile bir mahalleden başka bir mahallenin okulunda okuyan öğrencilerin de önlemsel bir çalışmayla giderilebilir.

Okulların, yatay mimaride tasarlanıp insa edilmesi, bahçelerinin çok amaçlı olması, okul için tasarımın çocukların yaşlarına göre planlanmsaı diğer önemli ayrıntılardır.

Yeni yapılan okul binalarının ilkokul, ortaokul ve lise gibi çok farklı yaş ve özellik farkları barındıran öğrencilerden oluşmasına rağmen binaların neredeyse aynı standartlara yapılması yanlışlığından dönülmelidir.

Bir diğer neden olan okulların tüm ülkede tek tip olması ülkenin binlerce yıldır oluşan ve son yıllarda gittikçe yozlaşan yapı şekillerine benzemesi ve yöre mimarisini görmezden gelerek yapılması bir diğer yanlıştır.

Eğitimde görünen şeylerin yanında görünmeyen şeylerinde örtük olarak öğrenildiği düşünüldüğünde mimari, okul birleşenleri gibi fiziki ve bilişsel şeylerin önemsenmeyecek düzeye eriştiğine işaret.

Daha estetik, daha dayanıklı ve daha işlevsel okullar daha çok güzellik doğurur.

Kum, çimento ve tuğla aynı... 

Madem öyle bu çirkinleşme neden?

Yoksa yetiştirdiğimiz öğrenciler daha az estetik, daha az dayanıklı ve daha az işlevsel binalar mı yapmaya başladı?

Okul bu. Girdi çıktı bir sonra tekrar bir döngüye dönüşür...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.