banner374
31 Ağustos 2012 Cuma 18:32
“0.5 ucu olup da vermeyen…”
 
Öğrencilik yan gelip yatma yeri değil
 
Koskoca yaz tatili geride kaldı, okulların açılması için geri sayım başladı. Evlerde tatlı bir telaş, bir hazırlık. Ancak bu sene bu tatlı telaşeye, kesif bir tedirginlik ve muallak bir ortam eklendi.

66 aylık çocuklar okula gidecek mi, gitmeyecekse en uygun rapor nereden alınır, hangi okullar imam hatibe dönüşecek vs… tüm bu sorunlarla uğraşmayı anne babalara bırakıyorum.

Zira çocukları agucuk, gugucuk diye severken, komik komik kıyafetler giydirip eğlenirken, yok diş çıkardı, yok tuvalete gitti diye her detayıyla başımızı şişirirken iyiydi. Uğraşın durun şimdi…

05 ucu olup da vermeyen...

Hem bu sene okula başlayacak minnaklara rehberlik etmesi hem de tatlı bir nostalji olması amacıyla kendi öğrenciliğimizi yaad etmek isterim.

Bizim zamanımızda;

Okullarda siyah önlük, kara tahta bir ortam vardı. Sanırım dönemin Milli Eğitim Bakanları hep Beşiktaşlıydı. (yazar kendisi de Beşiktaşlı olduğu için o yılları özlemle anmaktadır)

Öğretmenler arkaları dönükken bile konuşanı anlar, ani bir hareketle döner ve ellerindeki tebeşiri hiç sektirmeden konuşana nişan alırlardı.

“Aranızda konuşmayın, o kadar komik olan neyse söyleyin biz de gülelim” cümlesi kuvvetle muhtemel öğretmen okullarının müfredatında ilk öğretilen şeydi.

Dersten kaytarmak, iki üç dakika kaynatmak için, kalem açma bahanesiyle çöp tenekesi etrafında toplanılırd.ı

Silgiyi ortasından delip, ip geçirip boynumuza takardık zira sizin gibi eşyalarımız kaybolunca yerine yenisi hemen alınmazdı. (Yazar burada günümüz tüketim toplumuna taş atmaktadır)

Pergel-gönye-açı ölçer; bunlar kırtasiye malzemelerinin Mazhar Fuat Özkan’ı sayılırdı. Birbirinden ayrı düşünülemez, düşünülmesi dahi teklif edilemezdi. (Pergel ve açı ölçerin isimlerinden yola çıkarak neye yaradıklarıyla ilgili az çok bir tahminim var ama gönye konusunda kafam hala muallak)

Sıralardaki örtüler cuma günü yıkanmak üzere eve götürülür, çantanın içinde unutulur, pazar gecesi yatmaya yakın, örtüyü bulan annenin çocuğa uygulayacağı küçük çaplı şiddet hoş görülürdü.

“3 ortalı kareli harita metot” defteri isteyen öğretmenden pek haz edilmezdi.

Nedense kalemlerimiz 05, ama uç kutularımız hep 07 idi. O yüzden “05 ucu olup da vermeyen” şeklinde cümlelerle birbirimize karşı bir anda  çirkinleşirdi.

Öyle fast food, çikolata, cips hak getire. Kantinlerde sadece simit ,ayran, gazoz satılırdı. (Yazar burada çalıştığı kanalda lezzet programı yapan Mehmet Yaşin’e “imkan vardı da gurme olmadık mı” diye sormaktadır)

Şimdilerde hobi denilen şey, o zamanlarda kol faaliyetiydi. Hangi kola üye olduğun, yakaya ya da pazuya takılan kırmızı plastik bir bantta yazardı.( Yazar öğrencilik kariyeri boyunca hep gezi gözlem kolunda olmasına rağmen çalıştığı kanalda gezi programlarını Fatih Türkmenoğlu’nun yapmasına bir anlam verememektedir.)

Taytın Türk konfeksiyon sektöründe ki yükselişi bizim öğrenciliğimize denk gelir. Zira, erkekler her teneffüs düzenli kızların eteklerini açar, kızlar da önlüklerin altına tayt giymek suretiyle kendi önlemini kendi alırdı. (sonuçta her dönem, moda insanın kendine yapışanı giymesidir)

Öğrencileri fiş'leyelim

Bu kadar hayat bilgisi dersi yetmez bize balık tutmayı öğretme, direkt balık ver diyorsanız bu bölüm tam sizlere göre.

Bu sene birinci sınıfa başlayacak yavrucaklar, okuma-yazma öğrenmek için bol bol fiş yazacaksınız.

Bu fiş’lenme döneminde Ali, Ayşe ve Ahmet sizin en yakın dostlarınız olacak. Hele, parasının üçte biriyle ne yapacağını bilmeyen bir Oya var ki, en çok o yoracak sizi.

Neyse uzun fişin kısası, hiçbir masraftan kaçınmadık ve size lazım gelecek fişlerden ortaya karışık bir şeyler hazırladık.

Kaç Ali kaç, polis geliyor kaç

Tut Hasan Tut, cop kafana geliyor tut

Kokla Ayşe kokla, biber gazını kokla.

At Ahmet at, bakan geliyor, takla at

Çık Ferhat çık, açık görüş geliyor çık

Çek Berna çek, hapis cezanı çek

Ol Mehmet ol, okul bitince “birkaç Mehmet’ten biri” ol

Kaç oya kaç, düğün arabası geliyor kaç

Allah zihin açıklığı versin

Sevgili öğrenci adayları, kalbiniz kadar temiz bu sayfada bana da yer verdiğiniz için teşekkür eder, sözlerimi birkaç nasihatle bitirmek isterim.

Küçüklerinizi koruyun, büyüklerinizi sayın, ödevleri cumadan yapın, pazar gecesine bırakmayın. Hadi bakalım, Allah zihin açıklığı versin.

Not: Yazar başta kendi annesi Yüksel Poyraz olmak üzere, eğitim camiasının tüm emekçilerine başarılı ve su gibi geçen bir sene diler, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper.
 
Cansel Poyraz
banner182
Son Güncelleme: 31.08.2012 18:32
Anahtar Kelimeler:
ucu olup da vermeyen
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol