banner374
23 Şubat 2014 Pazar 19:34
Artık mağdur bir öğretmen değil, emekli bir işçiyim
 28 Şubat'a ilişkin hazin bir hikâye Sultan Kara'nın yaşadığı. O dönemde ‘tekme tokat' atıldığı öğretmenliğe 15 yıl sonra davet edildiğinde artık iş işten geçmişti. Çünkü farklı işlerde çalışmış ve emekli olmuştu.

Tarih: 19 Mart 1998. Ankara Siteler'deki Uluğbey İlköğretim Okulu'nda henüz 18 ay önce başladığı öğretmenliğe veda ediyordu. Geçirdiği 9 soruşturmanın ardından görevden uzaklaştırılmıştı Sultan Kara. 1988 yılında gazeteciliğe başlayan ve o döneme kadar mesleğini yapan Kara'ya, öğretmenlikte de yer yoktu. Aradan yıllar geçtikten sonra 28 Şubat mağdurlarına geri dönüşü düzenleyen yasa çıktığında Milli Eğitim Bakanlığı'na dilekçe veren Sultan Kara, 2013'ün son günlerinde bir telefon aldı. Okul seçmek üzere bakanlığa gelmesi isteniyordu. Gülümsedi, artık çok geçti. Çünkü bir hafta önce SGK'dan emekli olmuştu. Bu defa yeni bir dilekçe yazarak, kendi elleriyle son verdi öğretmenliğe. Sultan Kara ile 28 Şubat'ın 17. yıldönümünde kendi hikayesini konuştuk.
 
Öğretmenlik hakkınız elinizden alındıktan tam 15 yıl sonra mesleğe yeniden davet edildiniz. Ne hissettiniz o anda?
 
Dönüş için verdiğimiz dilekçenin üzerinden aylar geçmişti. Bunun siyasi bir atraksiyon olduğunu düşünmeye başlamıştım. Ankara İl Milli Eğitim'den gelen bir telefon, bu algımı kırdı. Atamamın yapıldığını söylediler ve okulumu seçmek üzere MEB'e davet edildim. Gittiğimde son derece nazik memurlar vardı karşımda. Ağlamaklı oldum. Diğerleri heyecan içinde okul belirlerken, ben boş bir beyaz kağıt istedim. Ne yapacağımı sordular şaşkınlıkla. Dilekçe yazacağım dedim, atamamın iptali için. Çünkü artık ben yeniden mesleğe başlayacak mağdur bir öğretmen değil, emekli bir işçiydim.
 
Size yeni bir hak tanınsaydı tekrar öğretmen olmak ister miydiniz?
 
Kesinlikle evet, hem de hiç düşünmeden. Öğretmenlik bir yaşam biçimi olmalıydı ve benim için öyleydi. Yarım kaldı.
 
Aradan 15 yıl geçtikten sonra gelen yani geç gelen adalet, adalet oluyor mu?
 
Evet geç geldi ama geldi. Gelmeyebilirdi ve bunun sorgusunu yapamayabilirdik. Belki bu süreçte kimi benim gibi başka işlerden emekli olmuştur, kimi yeni bir mücadelenin içine girmek istemeyebilir ama bir kişi bile bu haktan faydalanıp yeniden öğretmen olabilmişse maksat hasıl olmuş demektir.
 
Yaşadığınız bu mağduriyetle ilgili o dönem suç duyurusunda bulundunuz mu?
 
Meslekten ihraç edildiğimde, iç hukuk yollarına başvurdum. Ama bizi meslekten ihraç eden zihniyet ile mahkeme dosyası önüne gelen zihniyet arasında fark yoktu. Mahkeme aleyhime sonuçlandı, temyizden de sonuç çıkmadı. Bazı arkadaşlar AİHM'ye müracaat ettiler. Ben devletimin böyle bir suçtan mahküm edilmesini istemedim.
 
28 Şubat davasına müdahil oldunuz mu, sizce bu yargılamadan bir şey çıkar mı?
 
Dava ile ilgilenen avukatlar müdahil azlığından şikayetçi oldular, kendilerine haber gönderdim müdahillik isteği için ama bana kimse geri dönmedi. Elimde pek çok doküman vardı oysa. Zaten biz müdahillik için uğraşırken tahliyeler başladı. Şaka ile karışık korku sardı içimizi, "Onları bırakıp belki de bizi alırlar içeri." diye. Yargılamadan pek umudum yok, bu davadan bize kalan bundan sonra böyle bir şeye kalkışacakların yargı ile karşılaşabilecekleri umudu sadece.
 
Geçmişte yaşadıklarınıza bakınca bir kuşağın on yıllarının kayıp olduğunu gördüğünüzde ne düşünüyorsunuz?
 
Hep bir sinmişlik/sindirilmişlik, hep bir eziklik hali görüyorum. Bu ciddi bir travma. İnsanlar başörtülerini açmaya zorlandı, açmayanlar atıldı. Yaşamlarımız üzerinde başka tasarruflara yer verildi. Kişisel hak ve özgürlükler sıfırlandı. İnsanlar özgüvenlerini yitirdi. Kimileri de bunu kullandı, 'Nasıl olsa kimse size iş vermiyor, çalışın işte' diye minnetle hareket etmemiz istendi. Düşük ücretlerle, kalitesiz işler layık görüldü. En acısı, bunu inançlı kişiler yaptı... Sonra herkes kendine bir yol seçti. Geçmişi unutmak, arkada bırakmak için.
 
Aynı zamanda gazetecisiniz siz, neden öğretmenlikte bu kadar ısrar ettiniz?
 
Gazetecilik gibi gecesi gundüzü belli olmayan bir iş yaşamı ile çocuk büyütmek istemiyordum. Daha stabil olduğunu düşündüğüm bir mesleğe yönelmiştim. Ama milli eğitim müfettişleri de dahil yetkilileri buna inandıramadım. Benim camiaya sokuşturulmaya çalışılan bir görevli olduğuma hükmetmişlerdi. Devlete başkaldırıyla, anarşist tavırlar göstermekle, memuriyete layık olmamakla suçlandım ama soruşturma hep başörtüsünden açıldı. Bizleri yemeyi kafalarına koymuş bir bakanlık ile karşı karşıya idik. Aradaki pek çok ceza atlanıp meslekten men cezası verildi. Öğretmenlik macerası cellat müfettişlerin elinde son buldu.
 
O dönemde gazetecilik yapmanız da mı aynı şekilde engellendi?
 
Ortadoğu Gazetesi'nin Başbakanlık muhabiriydim. Başımı örttüğüm gün istifamı istediler. Gazetenin o dönemki sahibi "Böyle bir şeyi yaşanmamış sayıyorum." dedi, ancak genel yayın yönetmeni Tahir Kutsi Makal, birkaç saate kadar İstanbul'a döneceğini, istifamı masasında görmek istediğini söylemişti. Ben de hemen yazıp cebine koymuştum. O dönem Başbakan Tansu Çiller'in korumaları basın kartıma rağmen her yerde müdahale ediyorlardı. Hatta Sivas olayları sırasında valilik korumaları ile Başbakanlık korumalarının tartaklamalarından gazetecilerin müdahaleleri sonucu kurtulmuştum.
 
Zaman
banner182
Son Güncelleme: 23.02.2014 19:35
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol