banner374
17 Eylül 2012 Pazartesi 09:18
Bakan Dinçer'in Kanal 7'de katıldığı programın deşifresi
 
16.09.2012 Tarihinde Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer'in Kanal 7 Televizyonunda Katıldığı Programın Deşifresi

 

SUNUCU- Ankara’dan hepinize iyi Pazar’lar diliyorum; Başkent Kulisi’ne hoş geldiniz.

 

Tatil bitti, yarın bütün öğrenciler okula başlıyor. Aslında bir bölüme geçen hafta, geçen Pazartesi başlamış durumda ama, asıl eğitim dönemi yarın başlıyor. Bu dönem eğitimde çok önemli yenilikler var, bazı kesimlerin tepkisini çeken, bazı kesimlerce de devrim niteliğinde olduğu kabul edilen, o kesimleri de son derece mutlu eden yenilikler, çok önemli değişimler var. Ve biz de tam da eğitim döneminin arifesine 1 gün kala hem şöyle bir sorunlara bakacağız, hem de yeni reformların, yeni yapılacak olan işlerin gerçekten aşı tuttu mu, tutacak mı; bunların hepsine yanıt yaracağız. Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer okulların açılmasına 1 gün kala Başkent Kulisi’nde sorularımızı yanıtlayacak.

 

Hoş geldiniz efendim.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

 

SUNUCU- Çok yoğun bir dönem yaşıyorsunuz aslında biz de Bakan olarak. Şöyle 1 gün kala rakamlarla son bilgileri bizimle paylaşmanızı rica edeceğim. Bir defa, öncelik herhalde bu sene öğrenci sayısı artıyor 4+4+4 paketi nedeniyle. Ve tabi ilk akla gelen soru da, yeterli okul olacak mı, yeterli derslik olacak mı? Yeterli kayıt var mı? Çünkü, bu süre içerisinde kimi velilerin endişeli olduğuna dair haber de gördük, okuduk, yaptık. Biraz genel tabloyu bize anlatırsanız? Öyle başlayım isterim.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi önce hemen şunu söylemek lazım: 4+4 sistemi sebebiyle, bu yeni sistem sebebiyle öğrenci artışımız olacak. Bir önceki yıla ilave olarak ilkokulda yaklaşık olarak 478 bin, hadi bilemediniz 500 bin civarında bir artış bekliyorken, eğitimin 12 yıla çıkarılarak zorunlu hale getirilmesi sebebiyle de lise 1’lerde yaklaşık 200 bine yakın bir öğrencide artış olacağın tahmin ediyoruz.

 

SUNUCU- Toplam 700 bin yeni öğrenci.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Maksimum tabi olmak üzere 700 bin civarında yeni öğrencimiz olacak. Buna karşılık da en çok konuyla alakalı yapılan tartışmalara baktığınızda, derslik ihtiyacı olduğunu görürsünüz. Buna karşılık da geçen yıl biz yaklaşık 11 bin 600 civarında yeni derslik yaptık, yeni kamu bütçesinden ve hayırseverlerimizin katkısından olmak üzere derslik inşa edildi. Ayrıca, okullarımızda proje dışı uygulamalar varsa şayet onları da iptal ettik. Yani, okul yöneticilerinin idari maksatlarla derslikleri kullanmışlarsa veya makam odası gibi derslikleri kullanmışlarsa, o uygulamaları da tekrar eski haline dönüştürerek dersliklerin sayısının arttırdık; buradan da azımsanamayacak bir derslik elde edildi, yaklaşık 10 bin 500 civarında da derslik buradan elde edilmişti. Toplam 22 bin 200 civarında ek derslik sağladık.

 

Bunun manası şu: Derslik başına 30 öğrenciden hesaplarsanız 660 bin öğrenci, derslik başına 40 öğrenciden hesaplarsanız 840 bin öğrenci için yeni bir kapasite yaratıldı. Bu açıdan bakıldığında, derslik açısından yapılan eleştirilerin aslında çok fazla bir bilgi dayalı olmadığını ve kesinlikle de önceki yıldan daha kötü bir durumda olmayacağımızı buradan çok açık ve rahatlıkla ifade etmem mümkün.

 

SUNUCU- Bu artı 700 bin maksimim öğrenci için derslik sıkıntısı olmayacak, bu okul yapımı ve derslik artımı sayesinde bu sorunu çözdük diyorsunuz.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu sorunu en ağır bir şekilde hissettiğimiz ilimiz İstanbul bizim. Özellikle İstanbul’un göç alan ilçelerinde konuyla alakalı oldukça ciddi sorunlarımız var. İşte Esenler gibi, Küçükçekmece gibi, Esenyurt gibi, Beylikdüzü gibi değişik alanlarda çok ciddi sorunlarımız var, orada öğrenci sayılarımız fazla ama, bu sistemden kaynaklanan bir sorun değil. Önceki yıllarda da böyle bir sorun vardı, daha çok da göçün yaptığı etkilerle ortaya çıkıyordu. Biz İstanbul’da Türkiye’yle kıyaslandığında oran olarak bakılacak olursa geçen yıl daha fazla derslik inşa ettik. Aşağı yukarı 5 bine yakın dersliğe devreye alıyoruz, 5 bin derslik bizim için yine yaklaşık 150 bin ila 200 bin arasında ek öğrenci kapasitesi iken, İstanbul’da yeni gelecek öğrenci sayısı aşağı yukarı 66 aylık öğrenciler için ilkokulda 110 bin civarında, yani yaklaşık 30-40 bin de liseden kaynaklanan yeni öğrenci gelmiş olsa rahatlıkla karşılayabilecek bir derslik sunduk; ama bu sorunun bittiği anlamına gelmiyor tabi.

 

SUNUCU- Şimdi diğer bir başka en çok merak edilen konu tabi, bu 66 aylık öğrencilerin kayıt durumuyla ilgili, bu da çok merak ediliyor. Yani, dün sanıyorum bir açıklama yaptınız, yüzde 3 rapor aldı velilerin, 66-72 aylık, ki burada kayıt zorundu, 60’la 66 ay tercihe bağlı bir kayıt durumu var.

 

Şimdi önce şunu sorayım: Bu 66 aylıkların kayıtlarında yüzde 3 rapor bu şekilde duruyor mu, bir azalma, artış var mı; ne bekliyorsunuz?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi önce şunu ifade etmem lazım: Az önce size bir rakam verdim, hatırlarsanız, 66 ay ile 72 ay arasındaki çocuklarımızın devam etmeleriyle ilgili beklediğimiz ek öğrenci sayısının 500 bin civarında olduğunu, 478 bin civarında olduğunu ifade etmiştim size. Buradan hareketle bakacak olursak, 500 bin civarındaki öğrenciden ne kadarı rapor aldı diye, bu kendi içinde oranlandığında yüzde 3’ün altında kalıyor. Ama bu rakam henüz kesin değil, onu o açıklamamda da belirttim.

 

SUNUCU- 15 bin civarında bir şeye tekabül ediyor.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, aşağı yukarı. Şimdi onun tüm Türkiye çapında bilgileri bize gelecek, bu daha çok İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük illerin bilgilerinden hareketle yaptığımız bir değerlendirmeydi. Benim tahminim, Anadolu’da bu oran daha düşük olacak, dolayısıyla muhtemelen yüzde 3’e varmayacak bile rapor alan öğrenci sayısı. Kaldı ki, bunun içerisinde, az önce ifade ettiğim oranın içerisinde mesela 72

 

aylık, 73 aylık olup da çocuğunun okula devam etmesini istemeyen ailelerin de var raporları. O açıdan bakıldığında tekrar şunu söylemek lazım: Bu rapor uygulaması bizim ilk kez bu sistemle devreye aldığımız bir uygulama değil, daha önce yıllarda da bu uygulamamız vardı, konuyla ilgili olarak yönetmeliğimizde herhangi bir değişiklik yapmadık. Çocuklardan 72 aya geldiği halde hala fiziki ve zihni gelişimini tamamlayamamış veya başka problemleri olan çocuklar varsa, aileler onlarla ilgili olarak eğitimine ertesi yıl devam etsin diye rapor halinde biz bunu kabul ediyorduk. O açıdan bakıldığında, onlar da dahil, yani 72 ayın üstündeki çocuklar da dahil olmak üzere bu yüzde 3‘lük bir oran var.

 

SUNUCU- Bu rapor meselesi önemli, diyorsunuz ki zaten vardı bu uygulama, daha önce de vardı, ama bu sene geri alındığı için yaş sınırı belki bir miktar arttı ve daha dikkat çekici hale geldi, ama yeni alınmış bir karar yok.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Biz öyle bekliyorduk, çünkü konu çok da tartışıldı ve kamuoyunun gündeminde tutuldu ve buradan hareketle rapor alan çocuklarımızın sayısının daha da yüksek olacağına biz doğrusu bekliyorduk. Ama bu oranlar belki istatistiki olarak anlamlı değil ama, önceki yıllarla kıyaslandığında biraz yukarıda, fakat istatistiki olarak çok anlamlı bir fazlalık değil.

 

SUNUCU- O zaman bu rakam, aylardır yapılan tartışmaların sizin açınızdan anlamsız olduğunu mu gösteriyor?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Çok yüzeysel, çok zorlama bir tartışma olduğuna dair bir sonuç çıkarabiliriz bundan.

 

SUNUCU- Çocuklar bu yaşta okula mı gönderilir, daha işte belli bir yaşa gelmesi gerekir, çok erken bu yaş gibi 4+4’ün en önemli tartışması bu bölümle ilgiliydi.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yani normal vatandaşlarımız bu tip tartışmalara çok iltifat etmedi diye bir sonuç çıkarabilirsiniz. Hatta bu sonucu pekiştirecek elimizde başka bir bilgi daha var; biz ayrıca 60 ila 66 ay arasındaki çocuklardan okula ne kadarı devam etmek üzere müracaat etti diye baktığımızda, orada da bizim tahminlerimizin üstünde bir talep söz konusu oldu, aşağı yukarı yüzde 13, yüzde 14 civarında 60 ila 66 ay arasındaki çocuklardan eğitime devam etmek isteyenler oldu. Buradan bakacak olursak, tam tersi, bu tip tartışmalar belki de vatandaşın nezrinde farklı bir etki de yaratmış olabilir.

 

SUNUCU- Yani çocuğunun daha erken yaşta okula başlamasına genelde bir destek var sonucu çıkartıyorsunuz bu gelinen rakamlardan.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet evet.

 

SUNUCU- Derslik sorunu yok dediniz, yani bu yeni yapılan işlerle birlikte gelen bir derslik sorunu yok dediniz. Onu zaten sormadım, genel anlamda derslik sorunu zaten var, belki daha sonra okul yapacak mısınız diye onu ayrıca konuşuruz.

 

Şimdi dün mesela Sıhhiye’de birkaç bin kişi protesto etti yeniden bu 4+4+4 paketini. Çok yoğun tartışmalar oldu, oluyor. Siz Milli Eğitim Bakanı olarak içiniz rahat mı, iç huzur içerisinde misiniz? Bu konuda halktan geniş bir destek aldığınızı görüyor musunuz, düşünüyor musunuz?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi bakın, çok net bir şekilde şunu söylemek mümkün: Bizim eski eğitim sistemimiz çok başarılıydı da biz onun üzerinde değişiklik yaptıysak, o zaman bugünkü yaptıklarımızı değerlendirebilir ve eleştirebiliriz.

 

Bizim önceki eğitim sistemimizin ortaya koyduğu başarı ve geldiği nokta herkesçe malumdu. Biz çocuklarımızın sınav odaklı hazırlanmasından memnun değildik; öyle değil mi?

 

SUNUCU- Evet.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yine hem ortaöğretime geçişte, hem üniversiteye geçişte yaptığımız sınavların milli eğitim sistemini olumsuz etkilediğinin farkındaydık; öyle değil mi?

 

Velilerimiz çocuklarının sadece derse ve sınava hazırlanmaktan başka hayata dair herhangi bir alanda farklı bir uygulama yapmadıklarından yoğunlukla şikayet ediyorlardı; öyle değil mi?

 

Öğretmenlerimiz ders anlatmaktan çok mutlu değillerdi, çünkü ortaya koydukları bu emeğin, bu çabanın, bu fedakarlığın somut bir şekilde karşılığını alamadıklarını hissediyorlardı.

 

Yine biz hem ulusal, hem de uluslararası sınavlarda çocuklarımız başarısız çıktıkça hüsrana uğruyor, hayal kırıklığı yaşıyorduk; öyle değil mi?

 

Bütün bu olup bitenler Türk eğitim sisteminin eski dönemine ait verilerse şayet ve bunlardan mutlu değilsek, bir değişim yapmak gerekir. Değişim yapmaya teşebbüs ettiğinizde herkes değişimi istiyor, ama değişimin yönü ne olacağına hiçbir bilgiye sahip değilse, hiçbir fikri yoksa, burada zaten başlangıçta bir sorun var demektir. Artı...

 

SUNUCU- Bu dediğiniz sorunlara 4+4+4 bir çözüm sağlayacak mı?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi ki sağlayacak; oraya geliyorum.

 

Ayrıca, dış dünya olduğu yerde durmuyor, dış dünya sürekli değişti. Özellikle 1980’li yıllardan sonra tüm dünyada eğitim paradigmaları değişti, 2010’lu yıldan sonra da yeniden değişmeye başlıyor bir hamle olarak. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ülkeleri, Uzakdoğu ülkeleri, Japonya, Güney Kore, Singapur gibi başarılı olduğunu bildiğimiz ülkeler dahi kendi paradigmalarını yeniden tartışmaya başladılar. Bütün bunlar olup bitiyorken siz hiçbir şey yapmadan eli kolu bağlı kalacaksanız benim diyeceğim bir şey yok. Ama, eğer biz de birlikte bu yarışın içinde olalım diyorsanız bir değişim yapmak zorundaydınız. Bizim yaptığımız bu değişikliğin gerekçesi bu.

 

Değişikliğin yönü doğru bir yön müdür; bunu her zaman tartışabiliriz. Çünkü biz de bu değişikliğin yönünün doğru olduğunu inanmakla ve bilmekle birlikte, henüz sonuçlarını gösterme imkanına sahip olmadığımız için, birileri

 

aksini iddia ettiğinde çok keskin bir dille, hayır, öyle olmayacak diyemeyebiliriz. Ama şunu söylemeliyiz: Bizim bu yaptığımız tam tamına dünyadaki genel gidişata uyum sağlamaya dair bir uygulamadır ve hedefimiz bu. Çünkü biz çocuklarımızı küresel dünyada rekabete hazır hale getirmek istiyoruz, rekabet edebilir bilgi ve yeteneklerle donatmak istiyoruz.

 

Ha, yaptıklarınızın bununla uyumluluğunu nasıl ispat ederseniz derseniz, bana konuştukça fırsat verirseniz onları anlatma imkanım olacak.

 

SUNUCU- Bol bol vaktimiz de var, konuşacağız...

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Başka bir boyuta daha var, izin verseniz konuyu değiştirmeden.

 

Türkiye’de eğitim sisteminin bir bütün olarak çok otoriter, çok merkeziyetten planlanmış, toplumun farklı kesimlerinin ilgisine ve ihtiyacına cevap verecek şekilde değil, hatta çocuklarımızın birey olarak ilgilerini çekecek nitelikte olduğunu hep tartışıp durduk. Bunun çözümü, eğitim sisteminin demokratikleştirilmesi ve esnek hale getirilmesiydi. Bugün yaptığımız şey bu, esnekleştirme ve demokratikleş yapıyoruz. Öyleyse, bir taraftan çok yoğun bir şekilde şikayet edecekseniz, ama öbür taraftan da bu şikayetleri telafi edecek düzenlemelere karşı çıkacaksanız, burada bir iç tutarsızlıktan bahsetmek mümkün.

 

SUNUCU- Burada aslında biraz da şu başlığa giriyor sanki bu anlattıklarınız, hep bir duyduğumuz işte velilerden bir kısmından, bir yap-boz tahtası, eğitimde her sene bir şey değişiyor, bu sene bir sınav kalkıyor, öbür sene başka bir sınav geliyor gibi bir hava var belli kesimlerde. Ama sizin söylediklerinizden bu canlılık, bu değişim normal diyorsunuz, bütün ülkelerde gözden geçirilir, tekrar baştan yeni hamleler yapılır. Burada bir denge bulmak gerekiyor sanıyorum.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Şimdi bu değişimlerin 2 boyutunun olduğunu, 2 farklı konumunun olduğunu belirtmekte yarar var.

 

Bir; operasyonel değişimler yaparsanız yaptığınız uygulamalarda, ana stratejilerinizi, master stratejilerinizi değiştirmezsiniz, esas vizyonunuzu değiştirmezsiniz, ama onların uygulama stratejilerinde değişiklik yaparsanız. Çünkü, dünya sürekli değişiyor, sürekli değişen bir çevre içerisinde sizin durgun kalmanız, durağan olmanız entropiye yol açar çünkü, yok oluşa doğru sürükler sizi. Operasyonel değişikliklerin yapılıyor olması kimseyi rahatsız etmemelidir, bu değişiklik kaçınılmazdır. Yani, bu yıl mesela sınav sisteminde SBS’yi tek sınavla yaptık, ertesi yıl bu sınavı 3 tane yapsak ne olur dedik, daha sonra yapılan tespit doğru olmadı, tekrar teke indirdik. Bunun sistemsel anlamda hiçbir önemi yoktur, çünkü bu operasyonel bir hadisedir genel anlamda baktığınız zaman. Buradaki maksat...

 

SUNUCU- Ama olan öğrenciye oluyor efendim.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bakınız, her değişimin etkisi vardır olumlu veya olumsuz. Buradaki maksat, çocuklarınızın sınava

 

girmesinden daha iyi ve daha başarılı bir sonuç alabileceği, daha uygun ve daha adil bir seçme sistemine ulaşmaya dair bir tecrübeyi öngörüyorsunuz. Üniversiteye giriş sınavları için de biz uzun yıllardır tecrübe sahibi olduk, her seferinde ufak tefek değişikliklerle şu anda belki de dünyada merkezi sistemle bu kadar çok çocuğu en başarıyla yerleştiren ülkelerden birisiyiz; memnun olalım veya olmayalım sonucunda. Ama bütün bunlar baktığınızda, her yıl ufak tefek değişikliklerle siz daha iyi bir sonuç almaya doğru gidebilirsiniz.

 

Biz şimdi mesela bu yıl yine liselerde, fen liselerine, Anadolu liselerine çocuklarımızın yerleştirilmesinde bir önceki yıla göre küçük bir değişiklik daha yaptık. Bir önceki yıldan daha iyi bir yerleştirme, daha adil ve daha kapasitenin tam kullanıldığı bir yerleştirme yapılabilir mi diye baktık. Bunları değişiklik oluyor diye düşünüp bunlardan rahatsız olmanın bir manası yok.

 

İkinci kategori değişiklik ise...

 

SUNUCU- Bu kadar değişiklik olacak diyorsunuz.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bunlar normaldir.

 

İkinci kategori değişiklik ise; temel stratejilerde, esas vizyonda ve temel felsefenizde değişiklik yapıyor olmanızdır. Yani bu bir paradigma değişikliğidir, Türkiye neredeyse çok uzun yıllardan beri, belki Cumhuriyet tarihi içerisinde 1940’lı, 50’li yıllardan sonra ilk defa paradigma değişikliği yapacak bir uygulamaya adım attı; bu yönüyle tartışılmaya değer. Hakikaten...

 

SUNUCU- Bu paradigma değişikliği dediğiniz şeye belli kesimler AK Parti kendi düzenini kuruyor eğitimde biçiminde tepki gösteriyorlar. Dün Sıhhiye’deki gösteriye katılanların kafasında da bu var, söyledikleri de bu. Bu kısmına ne dersiniz?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şu olsaydı o zaman bu eleştiriyi yapanlar haklı olurlardı: Tüm dünyanın genel gidişatına baktıktan sonra, dünyanın uyguladığı model ve uygulamalardan farklı AK Parti kendi iç dünyasında geliştirdiği bir modeli toplumun önüne koysaydı bu eleştiri haklı olurdu. AK Parti dünyayı yeniden keşfetmiyor ve tüm dünyanın genel gidişatına aykırı kendince kapalı sistem bir model de üretmiyor. Bizim ana olarak yaptığımız şey, dünyadaki genel gidişata bakmak ve bu genel gidişat içerisinde ona uygun cevaplar verecek model üretmekten geçiyor. Buna baktığınız zaman, bu yapılan eleştirinin sadece önyargılarla dolu olduğunu görebilirsiniz.

 

Peki, hakikaten biz dünyaya uyum mu sağlıyoruz? İzin verirseniz bizim hangi alanlarda dünyada uyum sağlamaya çalıştığımızı biz size bugün anlatabilirim uzunca.

 

SUNUCU- Özet halinde, uzunca değil, çünkü başka çok önemli sorular var.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Önce izin verirseniz şu paradigma değişikliğinin ne anlama geldiğini birkaç cümleyle söylemek istiyorum.

 

Bizim bu zamana kadar ki milli eğitim sisteminde uygulamadığımız paradigmanın özü iki cümle üzerine kurulabilir; bir, tek tip eğitim, iki, tip insan yaratma.

 

Tek eğitimden kastım şu: Merkezde Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve Talim Terbiye Kurulu’nun bütün ayrıntılarıyla belirlediği, toplumun farklı kesimlerinin ve kişilerinin istek ve ihtiyaçlarını göz önüne almaksızın, işte yaratmaya çalıştığı tek tip insan için tasarladığı bir tek eğitim hizmeti. Biz bir tek elbise üretiyoruz ve herkes bunu giyin diyoruz. Normalde bu merkeziyetçi ve otoriter yapı hakikaten toplumun beklentilerini karşılamıyor.

 

Bakın, size bir şey söyleyeyim; aslında gerçek olmasından çok algısı bile bu ülkede ciddi bir sorun olarak yıllardır varlığını devam ettiriyor. Türkiye’nin yaptığı mesleki eğitim, aslında dünyadaki pek çok ülkenin yaptığı mesleki eğitimden daha başaralı. Ama Türkiye’de mesleki eğitimin teorik olduğu ve toplumun ihtiyaçlarına ve yerelin ihtiyaçlarına cevap vermediği eleştirisinden hiçbir zaman kurtulamadık biz. Niçin biliyor musunuz? Çünkü, bunu yaparken ilgili aktörler devrede değiller, ne olup bittiğini bilmiyorlar.

 

İki; yerelin o konudaki ihtiyaçlarının ne olduğuna dair yükselen sese merkez kulak vermiyor, cevap vermiyor.

 

Halbuki, aynı eğitim yaparsanız bile, yerelin ihtiyaçlarına kulak verseniz, ilgili aktörleri devreye soksanız, eminim bu eleştirilere muhatap olmazsanız. Şimdi bu açıdan bakıldığında, biz bir kere merkezden tasarlanacak hizmetler bile olsa, artık yerelin, ilgili aktörlerin sesine kulak veren bir yapıyı kurmaya çalışıyoruz, kişisel tarzdan çok bir yapı kurmaya çalışıyoruz.

 

İkincisi ise; artık tek tip insan yaratmanın bu ülkenin rekabet gücünü artırmadığına dair bir tespitimiz var, bir tecrübemiz var. Yani, Türkiye uzun yıllardan beri bu eğitim sistemiyle hep aynı tür insanları üretmeye çalıştı. Üstelik de bunu yaparken de hep şikayet ettik, dedik ki, çocuklarımızın hiçbirisi spor yapmıyor, spora yönelmiyor, çocuklarımız hiç güzel sanatlara, resme, müziğe yönelmiyor diye şikayette bulunduk. Şimdi tam da burada biz çocuklarımıza aslında her birisinin ilgisine göre bir eğitim yapma imkanı vereceğiz, daha ileriki safhalardaki kabiliyetine ve gelecek tercihine göre mesleki yönelmeler sağlayacağız. Yine toplumun farklı kesimlerinin ister etnik olarak, ister dini olarak, ister mezhep olarak farklı kesimlerinin istek ve beklentilerine cevap verecek bir düzenleme yapıyoruz...

 

SUNUCU- Bir zenginlik, bir çeşitlilik ortaya çıkarmaya çabası var diyorsunuz.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Tam anlamıyla demokratik bir yapı içerisinde merkeziyetçilikten kısmen uzaklaşarak, tamamen diyemiyorum hala dikkat ederseniz, kısmen uzaklaşarak biz toplumu sürecin içine dahil eden ve onun beklentilerini de yapacağımız hizmetin tasarımına dahil eden bir yapı kurguluyoruz. O zaman böyle baktığınızda, bu yapılan çalışmanın çok fazla yadırganmaması gerekirdi ve bunun AK Parti’yle irtibatlandırılmasına da hiç gerek yoktu.

 

SUNUCU- Destek aldınız mı, yani halkın şeyini ölçünüz mü bu yeni reformlara desteğini, ne kadar destek var, ne kadar destek yok? Bir geri dönüş var mı?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bunu tabi çok genelleştirmek imkanımız yok maalesef, ama belirli kategorilerde değerlendirmek lazım. Eğer bunu eğitim camiası olarak, konun eğitimle ilgilenen aktörleri, uzmanlar olarak bakarsanız, burada bir fikir birliği yok. Bize çok açık bir şekilde, daha ayrıntılı bir şekilde bize destek verenler ve yapılanların doğru olduğunu söyleyenler, yani 1960’lı yıllardaki paradigmaların artık 80’lerden sonra terk edildiğini, onun için Türkiye’nin de bunu yapması gerektiğin ısrarla söyleyenler de var, hala 1960’lı yıllardaki teorilere dayalı Türkiye’deki eğitim sistemini müdafaa edenler de var. Ama şunu söylemek lazım: Eğitim uzmanları içerisinden veya eğitim sektörü içerisinden bize yapılan destek karşı çıkışlardan daha yüksektir diye bilirim oran olarak.

 

İkincisi; eğitim sistemine ideolojik bakan ve hatta birazcık siyasi aktörlerin yoğunlukta olduğu, ideolojik aktörlerin yoğunlukta olduğu kesim, burada AK Parti ve AK Parti’yi destekleyenlerin dışındaki bütün taraflar neredeyse karşı çıkıyorlar ve itirazlar ediyorlar. Ama bu karşı çıkış zaten siyasi ve ideolojik bir karşı çıkıştır.

 

Üçüncüsü ise; çocuğunu okula göndermek isteyen, çocuğu iyi yetişsin ve küresel düzeyde bilgi ve becerilerle donansın ve çocuğum ileride de iyi bir iş sahibi olsun diyen vatandaşlarımız ki, bu Türkiye’nin çok büyük bölümünü oluşturuyor artık, yüzde 90’lık. Ben bu sistemi toplumun düzeyinde tartışmaya başladığımız günden beri pek çok farklı illere gittim, farklı toplantılara katıldım, sürekli halkın arasında oldum, haftada en az bir kez, 2 kez farklı konumlarda, farklı toplantılarda bugüne kadar bir tek vatandaşın buna dair eleştirisine şahit olmadım.

 

Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında, Türkiye’de güçlü bir şekilde buna dair bir desteğin olduğunu söylemek mümkün.

 

SUNUCU- Peki, bir ara vereceğim, dönüşte çok soru var, devam edeceğiz. Kısa bir reklam arası veriyorum, dönüşte birlikteyiz efendim.

 

(Reklam Arası)

 

SUNUCU- Tekrar birlikteyiz, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer Başkent Kulisi’nde konuğumuz.

 

Şimdi dediniz ki, bir paradigma değişikliğine gidiyoruz, tek tip inan, tek tip öğrenci yetiştiren bir eğitim modelinden bir çeşitlik, bir zenginlik sağlayan bir modele geçiş ve dünyanın gidişatına, dünya derken özellikle hani gelişmiş ülkeleri kastediyorsunuz herhalde, uygun bir eğitim modelini hedefliyoruz, adımlarımız da buna dönük diyorsunuz ama, gerçekten bunu sağlayacak mı? Bunu biraz daha anlatır mısınız?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi aslında yeni sisteme baktığınızda, 3 temel değişikliğin olduğunu görürsünüz.

 

Onlardan bir tanesi; eğitimin zorunlu olarak 12 yıla çıkarılması.

 

İkincisi; seçimlik derslerin uygulamasının konulması ve kademeli hale getirme okulları.

 

Üçüncüsü ise; yaşın biraz daha erkene alınması, okul öncesi eğitimdeki önem ve mesleki tercihlerin de daha sonraki yıllara aktarılması.

 

Şimdi kısa kısa isterseniz bakalım bunlara.

 

Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasıyla ilgili uygulama, hakikaten bizim şahsi kanaatimiz, çok yerinde ve çok doğru bir karardır...

 

SUNUCU- Zaten buna da itiraz olmadı pek.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hiç olmadı. Ve üstelik de çok geç kalınmış bir karardır bu.

 

Bakın, size birkaç tane örnek vereceğim, fazla uzatmayacağım işi.

 

2009 yılında tüm dünyada, yani Afrika ülkeleri dahil, Güney Asya ülkeleri dahil, Latin Amerika ülkeleri dahil, tüm dünyada ortaöğretim okullaşma oranı yüzde 88. Türkiye’de 2011 yılında ortaöğretim okullaşma oranı yüzde 67.7, yüzde 68. Kaldı ki, 2002 yılında bu oranın size aşağı yukarı yüzde 50 ve 51’de olduğunu söylersem, Türkiye’deki eğitim açığını görmeniz mümkündür.

 

İkincisi ise; yine genellikle dünya ortalamalarına bakıldığında toplumların eğitim ortalama yıllarının 12 olduğunu görürken Türkiye’de bu 6 yıldır, 6.1’dir. Şimdi öyleyse bunu hiç tartışmaya gerek yoktur zaten. Daha önemlisi, Avrupa Birliği ülkeleri yeni dönem eğitim stratejilerini belirlerlerken toplam nüfusun lise mezunu olmak oranını yüzde 90’ın üzerine çıkartmak üzere bir hedef belirliyor, stratejik bir hedef ortaya koyuyorlar şimdi. Halbuki bizim ülkemizde bu oranın şu anda yüzde 28’lerde, yüzde 30’larda olduğunu söylersem aradaki farkı görmeniz mümkün. Birincisi bu.

 

İkincisi; eğitim yaşının erkene seçilmesi meselesi. Şu anda bile zaten Avrupa Birliği ülkelerinde aşağı yukarı 15’e yakın ülkede eğitim yaşı 60 aydan sonra başlıyor, zorunlu eğitim ilkokullarda. Pek çok ülke 60 ay, 64 ay, 66 ay, 68 ay gibi dilimlerde eğitime çocuklarını alıyorlar. Ama bu da yetmiyor, şimdi yine birçok ülke hazırlık yapıyor eğitim yaşını erkene çekebilmek için.

 

SUNUCU- Daha erkene, 60’ın da altında mı?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi. Daha erken yaşlarda çocuklarını başlatan ülkeler de var. Dünyada 30’dan fazla ülke çocuklarının ilkokula başlama yaşını 5 olarak belirlemiş durumda. Şimdi bütün bunlar varken, acaba çocuklar okula gidebilir mi, çişini tutabilir mi, kalem tutabilir mi gibi hakikaten toplumda insanların duygularını harekete geçiren, ama eğitimin gerçekliğiyle alakası olmayan bir tartışma yapmak 2012 yılındaki Türkiye’ye hiç yakışmıyor bana göre. Eğer çocuk tuvaletini tutamazsa bu bireysel bir hadisedir, eğitim sistemi tartışılırken gündeme getirilmez. Onu öğretmeni, velisi bu işi çözer.

 

SUNUCU- Devlete düşen görev de, o çocuğun orada rahat...

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Devlet altyapısını hazırlar, ona uygun müfredatını oluşturur, öğretmenini ona göre hazırlar ve eğitimi yapar. Dolayısıyla, eğitim sisteminin tartışılması gereken konularda aslında eğer Milli

 

Eğitim Bakanlığı bir değişiklik yapacaksa, sıradan herhangi bir veli ile bir gazetedeki köşe yazarı yahut da konuya ideolojik olarak karşı çıkanın kulaktan dolma bilgilerle kullandığı, elinde acaba kalemi tutabilir mi tartışmasını biliniz ki Milli Eğitim Bakanlığı yapmış ve çözmüştür. Çünkü, herkesin kamuoyunda tartıştığı bir meseleyi Milli Eğitim Bakanlığı’nın bilmiyor olması kabul edilebilir mi?

 

SUNUCU- Şöyle fotoğraflar gördük, yani affederseniz, pisuar öğrencinin boyu yüksekliğinde...

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tamam, gayet kolay, böyle yapıldı demiyorum size, ama bir ortaokul yahut da lise okul binasının önüne bir ilkokul çocuğunu götürüp bir fotoğraf çekerseniz olur.

 

SUNUCU- Öyle mi olmuş bu fotoğraflar?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yani, kaldı ki bizim okullarımızda kaç tanesinde zaten pisuar var?

 

SUNUCU- Tespit ettirdiniz mi o fotoğrafları?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, öyle bir özel çalışmam olmadı.

 

Kaldı ki, bizim okullarımızın kaç tanesinde pisuar uygulaması var zaten? Onlar çok özel okullardır ve okullar da aslında o pisuarı kullanacak kişilerin ergonomisine uygun olup olmadığını bilecek kadar bilgi sahibidirler.

 

SUNUCU- Ben veliler adına şunu sormak ihtiyacı hissederim: Evet, çocuk 5 yaşında gitsin okula, eminim Türkiye’de insanların büyük bölümü de bundan gocunmayacaktır, ama gittiği zaman okulda da o yaştaki bir çocuğun rahatsız olacağı sıkıntılarla karşılaşmaması. Bu görev size biraz, hani devlete düşüyor; bunu sağladınız mı?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi bakınız, okullarımızda geçtiğimiz yıl 60 ila 72 aylık çocukların toplam sayısının yüzde 69’u, yani yüzde 70’i diyebilirsiniz, yüzde 70’i o okullarımızda okudu zaten. O çocuklarımızın gittiği derslikler vardı, anasınıfları vardı, o çocuklarımızın gittiği lavabolar, tuvaletler vardı zaten. Yani şimdi buradan hareketle Milli Eğitim Bakanlığı’nı eleştiriyor olmak, aslında bugüne kadar her şeyi yeniden yapmaya başladığımız gibi bir intiba üzerine kurgulanıyor; ama Milli Eğitim Bakanlığı her şeye sıfırdan başlamıyor ki.

 

Ve nihayet dünyaya uyum sağlamayla ilgili bir başka husus, eğitim sisteminin demokratikleşmesi, seçimlik dersler ve özellikle de seçimlik dersler içerisinde temel dini bilgiler ve değerlerle ilgili dersler, Kur’an, siyer dersleri.

 

SUNUCU- Biraz onları konuşalım.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi bakın, ben size şunu söyleyeyim: Türkiye’de şimdiye kadar laiklik adına aslında dine dair olan pek çok alanda kısıtlama yapıldı, çocukların din öğretimiyle alakalı ihtiyaçlarına da cevap verilmedi. Sadece bu dindar kesime karşı yapılmış bir kısıtlama değildi. Konuşmanın başında ifade ettim, aslında devletin hizmet üretme anlayışından kaynaklanan bir şeydi, devletin kendi öngörüsünün veya kendi vermek

 

istediğinin dışındaki hiçbir beklentiye uygun cevap verilmemişti zaten; Kürtçe için öyle, Hıristiyanlar için öyle, Aleviler için öyle, her şey için benzer bir durum söz konusuydu.

 

Şimdi dünyanın genel uygulamasına bakın lütfen, okullarımızda din dersinin, hatta Kur’an-ı Kerim ve siyer dersinin verilmesine itiraz eden kesimlere şunu açıkça soruyorum: Avrupa Birliği ülkelerinin ilkokullarının ve ortaokullarının müfredatlarına lütfen bakın, biz dünyaya uyum sağlarken aslında burada da onu sağladık. Bakın, ilk 8 yılda bizim verdiğimiz toplam eğitimle gelişmiş 43 ülkenin ortalamasına baktığımızda, tam 1 yıllık eğitim eksikliği söz konusuydu, 674 saat daha az ders veriyoruz çocuklarımıza biz. Yılda 720 saat eğitim yaptığımızı kabul ederseniz, 674 saat neredeyse 1 yıla tekabül ediyor.

 

Peki, hangi dersleri eksik veriyoruz diye baktığımızda gördüğümüz şey şu: 198 saat matematiği eksik veriyoruz, 155 saat sosyal bilgileri, 115 saat fen bilgisini, 215 saat sporu, ama aynı zamanda 169 saat dersini daha az veriyoruz.

 

Danimarka’nın eğitim programında adı Hıristiyanlık olan ders verdir. Danimarka’nın nasıl bir ülke olduğunu herkes biliyor bu dünyada, ama Hıristiyanlık olan ders vardır. Bizde...

 

SUNUCU- Din eğitimi konusunda bir açık vardı, bunu gidermemiz gerekir diyorsunuz.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Türkiye’de din eğitim maalesef sistematik, çocuklarımızın pedagojisine uygun olmayan ve daha çok da formel alanın dışına itildiği için her zaman sorun olagelmiştir. İlk defa Türkiye bu soruna köklü bir çözüm üretiyor. Ve buna ne bileyim...

 

SUNUCU- Laiklik gerekçesiyle karşı çıkmak...

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Karşı çıkıyor olmak çok doğru bir mantık taşımaz.

 

Şunu söylemeliyim ben size bakın: Türkiye’de zorunlu din dersiyle alakalı olarak, yani din kültürü ve ahlak bilgisi dersimiz var ya, bazı veliler bu dersi çocuklarına aldırmak istemedikleri için Türkiye’deki mahkemelere ve nihayet Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaat ettiler. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aynen şöyle karar verdi, elimizde buna dair birçok karar var bizim: Çocuklara seçimlik olması veya objektif olması şartıyla din dersi verilebilir. 3 ana hüküm koyuyor; özellikle temel bazı alanlarda din dersi verilecekse onun seçimlik olmasını yahut eğer herkesi zorunlu olarak verilecek objektif ve her türlü dini bilgiyi eşit derece ve objektif bir şekilde anlatıyor olması aynı mesafede durarak. 3 ana şart sayıyor, 3’üncüsü şu anda hatırlayamıyorum. Ve bundan sonra yapılan davaların birçoğunu reddetti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bizim ülkemizdeki insanlardan bu konuda daha mı az tecrübeye sahip bu anlamda? Şimdi bireysel tercihleri bu ülkenin geneli için dayatmaya kalktığınız zaman, maalesef doğru sonuçlar çıkmıyor tabi.

 

SUNUCU- Bir de tabi birkaç sene önce orada ben eğitim modelleriyle ilgili bir araştırma yaptığımda şöyle bir şey görmüştüm: Pek çok Avrupa ülkesinde temel dersler, matematik, fizik, biyoloji gibi, isteyen, işte kiliseye ait

 

okullar var, Müslüman okullar dedikleri Müslüman okullar var, devlet okulları var, oralarda dediğiniz gibi, yani din eğitimiyle çok geniş bir alan, bir seçenek sunuluyor.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- İşte o yeni paradigmanın bir özelliği de bu belki. Aslında herhangi bir bilgi ve beceriyi nereden, nasıl aldığınız giderek önemini kaybediyor. Sizin belirli bir yaşta sahip olmanız gereken birtakım bilgiler ve beceriler vardır, o bilgi ve beceriyi nereden ve nasıl alırsanız alın, o varsa siz gereğini yerine getirdiniz sayılır eğitimin.

 

SUNUCU- Gerisi size kalmış.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, genel eğilim bu doğrultuda şimdi.

 

SUNUCU- Şimdi burada bir savunma pozisyonundasınız bir bakıma bu Kur’an-ı Kerim, siyer dersleri konusunda ama, aslında çok geniş bir destek de var, yani insanların hani din eğitimini isteyen çocuklarının, işte imam hatip okullarının 28 Şubat sürecinde yaşadıkları vesaire.

 

Ve şunu da soruyorlar bize: Bu tercih süresi bitti mi? Kur’an-ı Kerim ve Siyerle ilgili olarak belli bir tarih vardı, bitti, artık tercih yapılamıyor biçiminde sorular da alıyoruz. Buna ne derseniz?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yok. Şimdi tercihle alakalı bizim 2 kademeli uygulamamız oldu.

 

Onlardan bir tanesi; 12 Eylül’e kadar çocukların evlerinden dijital ortamlarda veya okullara gelerek dilekçe vermek suretiyle tercihlerini bildirmeleri.

 

SUNUCU- 12 Eylül’ü hatırlıyorum ben mesela, o günlerde...

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Onu yapmamızın sebebi şuydu: Biz eğitim haftasına hazırlık yaparken çocuklarımızın önemli bir kısmı şayet tercihlerini bize önceden bildirebilirlerse, biz buradan hareketle eğitim programını daha önceden yapmış olalım diye. Üniversitelerde bile seçimlik dersler uygulaması eğitim başladıktan sonradır. Üniversitelerde dikkat ederseniz pek çok kez ilk eğitim haftası içinde çocuklar seçimlik derslerini yaparlar. Dijital imkanlar geliştikçe daha önce alanlar da söz konusu olmaya başladı ama, biz de yine dijital ortamlardan yararlanarak çocuklarımıza önceden seçin, biz neleri seçeceksiniz bir görelim dedik.

 

Yine okula gelmeden seçtirme maksatlarımızdan bir tanesi, çocuklarımızın bir okul idarecisinin veya öğretmenin etkisinde kalmadan tercihlerini yapabilmelerini sağlamadık, dersleri de ona göre açacaktık. Tabi...

 

SUNUCU- 12 Eylül’den sonra...

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- 12 Eylül’den sonra çocuklar henüz tercihlerini yapamamış olabilirler, durumun farkında olmayabilirler, artı okul başladıktan sonra fikir değiştirebilirler, dolayısıyla biz bundan sonra da tercih yapılmasını istiyoruz, ta ki eğitimin başladığı ayın 17’sinden o hafta sonuna kadar çocuklar seçimlik dersler yapabilsinler. Çünkü ana hatlarıyla açacağımız dersler de belli olacak belki...

 

SUNUCU- İsteyen şimdi gidip yine veliler çocukları için dersleri seçebilecekler.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, ders seçebilirler.

 

Kaldı ki, bir veli diyelim ki, şimdi yüksek sesle söylüyorum, zeka oyunları dersini seçti, ama zeka oyunları dersini 5 tane öğrenci seçti. Biz 5 kişiye bir sınıf açamayacağımız için zaten bu çocukların tercihlerini değiştirme gibi bir zorunluluğu olacaktı. Bütün bunların hepsini hesap ederek biz ayın 17’siyle başlayan haftanın sonuna kadar çocuklarımızın ders seçmelerine yine müsaade edeceğiz.

 

SUNUCU- Bu hafta da ders seçimleri yapılabilecek. Bunu buradan bize soru olarak yönelten velilerimize iletmiş olalım.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şunu da söyleyeyim: Bu süreyi uzatınca, yine gazetelerde haber olarak da görüyorum, sanki Kur’an-ı Kerim dersinin seçilmesi için süre uzatılmış gibi yanlış yorumlar ve değerlendirmeler de yapılıyor.

 

SUNUCU- Bütün tercihler için mi?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yani, bu tip şeylere bu ülkede artık bence çok fazla yüz vermemek lazım. Biz orada 21 tane seçimlik ders öngördük ve bu süreyi uzatırken 21 seçimlik derslikten herhangi birisinin kısıtlama olmaksızın seçilmesini arzu ediyoruz; çünkü burada önemli olan çocuğun ilgisi.

 

Şunun fark edilmesi lazım: Çocuğumuz bu yıl bu dersi seçtikten sonra memnun kalmayabilir, gelecek yıl seçmesin veya bu yıl seçmedi, çünkü bu yıl kendisince daha öncelikli bir tercihi vardı, ertesi yıl seçebilir. O açıdan bakıldığında, çok katı bir uygulama yapmayacağız. Bu yıl ne bileyim din dersi seçmedi diye veya Kur’an-ı Kerim dersi seçmedi diye bir çocuğu suçlamaya dair herhangi bir şeyin yapılmasının hiçbir manası olmadığı gibi, bu yıl seçti diye o çocuğun çok esaslı bir şekilde dini eğitim almaya niyetli olduğuna dair buradan bir sonuç çıkartmak da doğru değil.

 

SUNUCU- Peki bu derslerle ilgili bir başka muhatap olduğumuz soru da, mesela 6’ncı sınıfa, 7’nci sınıflarda tercih yaptırılmıyor bazı okullarda diye. Size de geliyor herhalde.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bazı okullarda değil, hiçbir okulumuzda. Biz esasen bu seçimlik derslerin tercihini yaptırma imkanına sahip değiliz, henüz bu derslerin müfredatı belli olmadı çünkü. Bu yılki uygulamamız bizim, ilkokul 1, ortaokul 1 ve lise 1’ler için.

 

Yalnız şöyle bir esneklik öngördük: Bazı derslerde, çünkü ikinci sınıf programı belli, onda seçimlik ders yok, ama o çocuk eğer çok arzu ediyorsa, diyelim ki zeka oyunları dersi, diyelim ki matematik uygulamaları dersi, diyelim ki yazar olma dersi, diyelim ki temel dini bilgiler dersi, şayet çocuk, kendi derslerini alacak ikinci sınıftan ama, o dersle ilgili bir sınıf açmışsak biz orada ve gönüllü olarak o dersi almak istiyorsa, biz ona hayır demeyeceğiz. Ama onun ötesinde bizim diğer ara sınıflardaki derslerimizin ismi, saati ve müfredatı

 

maalesef belli değil. Çünkü takdir ederseniz ki siz, bu kanun işte Nisan ayında falan çıkmıştı, o tarihlerde, ondan sonra biz 12 yılın bütün derslerini hazırlayacak, müfredatını oluşturacak bir imkana sahip olamazdık.

 

SUNUCU- Biraz yavaş yavaş, peyderpey.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Biraz sabır ve biraz da bize anlayış gösterilmesini bekliyoruz. Ama önümüzdeki yıla bunların önemli bir kısmını halletmiş olacağız.

 

SUNUCU- Birinci sınıf, beşinci sınıf ve lise 1, dokuzuncu sınıflarda bunlar, diğerleri gönüllülük esasına bağlı olarak belki devamında tercih edilebilir.

 

Kürtçe seçmeli derslere ilgi var mı?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Henüz tespit yapamadık, yani hangi ders daha çok tercih ediliyor, kim hangi dersleri tercih ettiğine dair bir bilgimiz henüz yok, çünkü o muhtemelen bir 15-20 gün sonra belli olabilecek bir durum.

 

SUNUCU- Bu o zaman şeyle ilgili de, yani Kur’an-ı Kerim, siyer, bunlarla ilgili de bir tespit, kaç kişi tercih etti, bunu henüz bilmiyorsunuz.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Kur’an-ı Kerim, siyer veya diğer dersler için, hepsi için evet.

 

SUNUCU- İmam hatip liselerine, şimdi yeni modelde kesintili sisteme geçişle birlikte imam hatiplerin de önü tekrar açılmış oldu. Oralardaki kayıt durumu nasıl? Artış ne oranda?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi doğrusu imam hatip okullarıyla ilgili kayıt konusunda bizim tahminlerimizden çok farklı bir durumla karşı karşıyayız. Mesela önceki yıllarda imam hatipleri açıktı öyle değil mi? Ve imam hatip liselerine çocuklar serbestçe gidip kayıp olabiliyorlardı. Önceki yıllarda kayıt yıllık aşağı yukarı işte 80 bin, 90 bin civarındayken, biz yine ortaokullarda çok daha fazla talep olacak diye düşünüyor ve ona göre hazırlık yapıyorken tersi bir durum oldu, liselere müracaat çok daha fazla oldu, şimdi size tam rakam veremiyorum ama, önceki yılın zannediyorum 2 misli, 3 misli müracaat var, ama ortaokullarda beklediğimiz kadar olmadı. Biz bugüne kadar zannediyorum bin 100’den fazla imam hatip orta kısmı açtık, yani imam hatip ortaokulu açtık ve...

 

SUNUCU- Yeni, bu sezen?..

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu sezon. Tabi bunlardan yaklaşık 460 civarında olanı normal imam hatip liselerinin bünyesinde, içinde olan bir ortaokul, diğerleri de müstakil ortaokullardı. Onlara bugüne kadar kayıtlar 98 bin civarında, 100 bin civarında diye. Belki günbegün artıyor, sayı her gün değişiyor, ama o civarlarda iken, liselere müracaat aşağı yukarı önceki yıllardaki kayıt oranlarının 2 mislinden fazla.

 

SUNUCU- Neye bağlıyorsunuz?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Doğrusu henüz bununla ilgili bir analiz yapamadık.

 

SUNUCU- Belki hani bu seçmeli din dersleri konulunca insanların önemli bir bölümü zaten çocuğunu din eğitimi almak için bu okullara kaydırıyordu, bir ihtiyaç kalmadı diye belki olabilir mi ya da tekrar ileride yine yasaklanırsa benim çocuğum mağdur olur diye olabilir mi?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bilemiyorum, ama her halükarda bunun analizini zaman içinde yapacağız. Fakat, liseye teveccühün artmış olması tabi lise seviyesinde bizde derslik sorunu ortaya çıkardı tabi. Dolayısıyla...

 

SUNUCU- Bu şeyle ilgili bir rakam olmasa bile elbette bir fikir, yani takip ediyorsunuzdur mutlaka bu Kürtçe seçmeli ders, çünkü bu merak edilen bir konu, acaba ilgi olacak mı? Daha önce dershanelerle ilgili bir çalışma olmuştu, hiç ilgi olmadı, kapatıldı o dershaneler falan. Şimdi acaba okullarda, o bölgede, Doğu, Güneydoğu bölgesinde bir gözlem, bir fikir hiç mi yok?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Doğrusu bizim ancak tahminlerimiz var. Biz bu yıl normalin üzerinde bir talep olacağına dair beklenti içerisindeyiz Kur’an-ı Kerim dersi için, Kürtçe dersi. Çünkü bunlar yıların birikimi vardı, vatandaşlar bu konuda teveccüh gösterebilirler diye bir beklentimiz var. Ama uzun vadede bunların hepsinin normalleşeceğini düşünüyorum.

 

SUNUCU- Şimdi bir başka konu tartışmaya yol açan, sizin birkaç önce aldığınız bir karar, ders kitapları ve öğretim malzemeleri yönetmeliğinde yaptığınız değişiklik. Burada da eğitimden Atatürk ilke ve inkılaplarını çıkartıyor Milli Eğitim Bakanı diye yine bir tartışma koptu. Daha önce benzer bazı uygulamalarda da yine bu tür eleştirilerin hedefi olmuştunuz. Ne yapıyorsunuz, gerçekten böyle bir şey mi hedefliyor musunuz ya da bu yaptığınız işin hedefi ne?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi tabi bir kere öncelikle şunu söylemek lazım: Türk bürokrasinin bana göre özellikle hukuki düzenlemeler konusunda yaklaşım tarzında eleştirilecek birçok husus var.

 

Onlardan belirgin birkaç tanesi şöyle sıralanabilir: Bir; her şeyi kanunla çözme alışkanlığı. O, toplum içerisinde bazı şeyleri teamüller ve gelenekler oluşturarak çözmeden uzaklaştırıyor, her şeyi kanunla çözme.

 

İkincisi; normalde belki genelgelerle düzenlenecek, yönetmeliklerle yapılacak şeyleri işte kanuna aktarma, günlük bir talimatla yapılacak şeyleri yönetmeliğe aktarma veya tüzüklere koyma gibi şeyler.

 

Yönetmelikte her şeyin ayrıntısıyla düzenlendiğini görüyoruz, her şeyin her maddede vurgulandığını görüyoruz.

 

Bakın, size çok ilginç bir şey söyleyeyim; mesela Özel Öğretim Genel Müdürlüğü bünyesindeki özel okulların tabi olduğu yönetmelikleri gözden geçirdik. Şimdi karıştırabilirim, ama takribi bir şey söylüyorum sadece fikir versin diye, zannediyorum 10-11 tane yönetmelikte 500 yakın madde vardı, onları biz tek yönetmeliğe ve 70 maddeye düşürdük, çünkü her yönetmeliğin belki ilk 10 maddesi benzer şeylerdi, hep birbirine benzer şeyleri tekrar ediyor.

 

Şimdi normalde anayasada var olan bir hükmü kanuna koymanın bir mantığı yoktur, kanunda var olan bir hükmü yönetmeliğe koymanın da bir faydası yoktur, sadece tekrar etmiş olursunuz.

 

Şimdi biz o yönetmelikte temelde Türkiye’de hazırlanacak ders kitapları işte anayasaya ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili kanunlarına aykırı olamaz bir hüküm koymuşuz zaten. Onun ötesinde geri kalan her şeyi bütünüyle yeniden yazmanın, o kanunlarda var olan hükümleri yazmanın bir faydası olabilir mi, artık teknik bir ihtiyaç ortaya çıkabilir mi? Bana göre bunlar gereksiz. Her şeyin bir yeri vardır ve her şey yerinde olmalıdır. Benim esas yönetim ilkelerimden birisi bu.

 

Şimdi bu anlamda biz orada o hükmü koymuşuz, anayasaya ve Milli Eğitimin ilgili kanunlarına aykırı olamaz diye. Onun ötesinde herkes bir cümleyi arıyor, bulamayınca oradan eleştiriyor, ama modelin bütününe bakmıyorlar. Modelin bütününe baktığınızda göreceğiniz şu: Türkiye son derece modern bir şekilde ders kitaplarını hazırlama konusunda yeni bir yapılanma sağladı. Tıpkı Milli Eğitim Bakanlığı’nda yeniden yapılanma kadar önemli bir iş yaptık biz şimdi. Ben aslında arzu ediyorum ki, birileri bunu fark etsin, bunun üzerinden bir şey söylesin, yaptığımız şey olumluysa olumsu desin yahut da olumsuzsa keşke orası da öyle değil de böyle olsun desin istiyorum.

 

Biz bununla ilgili olarak dünya ders kitabını nasıl hazırlıyor baktık, Türkiye’de ders kitabı hazırlayan bütün aktörlerin görüşlerini aldık, kendi uzmanlarımızla çalıştık, yaklaşık 1 yıla yakın bir emek sarf ettik; yani bir yönetmeliği 3 günde yazıp kamuoyuyla paylaşmıyoruz. 1 yıla yakın bir emekten sonra bir yönetmelik çıkartıyoruz, oradan birileri yönetmelikte Türkiye’de ders kitabı yazılması konusunda nasıl bir model önerildiğine hiç bakmaksızın, buradan şu madde çıkmış, vay, gerici deyip bir şey söylüyor. Bence bu hiçbir zaman Türkiye’de bize rehberlik edecek bir tartışma ortaya çıkartmaz ve geleceğe dair bize bir şey söylemez.

 

Ama şunu söylemeyelim: O yönetmelikte Milli Eğitim Bakanlığı’nın ileride geriye dönüp baktığında gururla söyleyeceği bir düzenleme yapıldı. Artık ders kitaplarının kalitesizliğinden şikayet etmiyor muyuz biz? Baskılarının kötülüğünden şikayet etmiyor muyuz? İçindeki kazanımlara dair bilginin çok yoğunluğundan şikayet etmiyor muyuz? Biz o bilgilerin sunuş tarzından şikayet etmiyor muyuz? Batılı ülkelerde ders kitaplarının nasıl böyle insanın içini açacak şekilde hazırlandığını, nasıl çocuğa safha safha bir bilgiyi öğrettiğini görüp imrenmiyor muyuz?

 

SUNUCU- Bir özgürleştirme, o çeşitliliği sağlayacak bir esneklik sağlama hedefi var o zaman.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben, Talim Terbiye Kurulu’nun çok merkezden ve çok otoriter bir şekilde her şeyi tasarladığı bir yapıyı esnetiyor, biraz daha demokratik bir hale getirmeye çalışıyorum. Ve bunu da yaparken, yine bugüne kadar bu uygulama sürecinde Milli Eğitim Bakanlığı haksız bir şekilde itham altında bırakıldı. Birilerinin kitaplarını onayladık,

 

birilerinin kitaplarını onaylamadık diye eleştirildik. Birilerinin kitaplarını onaylarken menfaat sağladık veya sağlamadık diye eleştirildik. Bunlar doğru değildi, bizi yaralayan, inciten şeylerdi, ama onların hepsini de yine ortadan kaldıracak bir düzenleme yapıyoruz. Artık Türkiye’de kitap hazırlarken hiç kimsenin şikayet etmeyeceği bir mekanizma kuralım istiyoruz. Bu kurduğumuz yeni model bir panel sistemi, herhangi bir alanda, biz 140’a yakın alanda çünkü kitap hazırlıyor veya hazırlattırıyoruz. Daha çok bundan sonra kitabı hazırlattıracağız, kalitesine bakacağız, baskısına bakacağız, renk ayrımına bakacağız, şeylerin düzenlemesine bakacağız. Ama daha da önemlisi, bunları biz hazırlamayacağız, piyasa hazırlayacak, ilgililer hazırlayacak, biz inceleyeceğiz, olur veya olmaz diyeceğiz. Bunu incelerken Milli Eğitim Bakanlığı’nda 5 kişiyi yan yana getirip, bu kitabı önüne koyup, al incele demiyoruz. Her bir alan için 50 kişi, 100 kişiden oluşan inceleyecek uzmanlar ekibi kurguluyoruz. Bunların hepsini belgelendireceğiz ve envanterimizde yer alacaklar. Her hangi bir kitap bize geldiğinde o kitap için daha gelir gelmez kayıt alırken bir kimlik numarası vereceğiz, artık o kitabın yazarı ve yayın evi belli olmayacak, o kimlik numarasıyla Türkiye’de herkes kendi yerinde...

 

SUNUCU- Kitaplar dediğiniz, yani müfredatı kastediyorsunuz...

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Müfredata uygun hazırlanmış kitapların incelemesinde, Türkiye’nin herhangi bir yerinde, işte Artvin’de de olabilir, İzmir’de de olabilir, Edirne’de de olabilir, Hakkari’de, Şırnak’ta da olabilir, kitap inceleme yetkisine ve yeterliliğine sahip kişilere biz her kitabı yaklaşık 7 veya 8 kişiye göndereceğiz, birbirinden haberi olmayan kişiler kitapları inceleyecekler objektif bir şekilde ve bağımsız bir şekilde, onlar bize gelecek, en yüksek puanı verenle en düşük puanı vereni eleyeceğiz, diğerlerinin ortalama puanlarından hareketle bir karar vereceğiz. Dolayısıyla, çok daha modern bir uygulama başlatıyoruz, adına da panel sistemi dedik.

 

SUNUCU- Tekrar bir ara vereceğim, dönüşte sorularım var, öğretmenlerle ilgili konuya gelmedik, onlarla ilgili de çok soru var.

 

Kısa bir reklam arası tekrar veriyoruz, dönüşte birlikteyiz.

 

(Reklam Arası)

 

SUNUCU- Tekrar birlikteyiz. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Başkent Kulisi’ne konuğumuz.

 

Şimdi hem telefonlarla, hem e-maillerle, yani binlerce diyeceğim abartılı olmayacak soru geliyor. Bunların önemli bir bölümü, sizin bütün programlarda karşılaştığınız üzere öğretmenlerden geliyor. En çok merak edilen sorulardan bir tanesi de; Şubat ayında özür ataması olacak mı sorusu.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır.

 

SUNUCU- Olmayacak mı?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bütün öğretmenlerimize birçok kez söyledim ama, bir kez daha söylemeliyim. Bundan sonra Milli Eğitim Bakanlığında hem açıktan atamalar, hem özür, sağlık ve benzeri sebeplerle yer değiştirmeler sadece yaz döneminde yapılacak. Yani, çok büyük ihtimalle

 

Temmuz ve Ağustos döneminde yapılacak. Onun dışında hiçbir zaman biz atama ve yer değiştirme yapmayacağız.

 

SUNUCU- Sizin öğretmenlerle aranız bozuk mu?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Normalde öğretmenlerle aramız bozuk değil, sanıyorum sendikalarla düzeltmemiz gereken şeylerimiz var, iletişim…

 

SUNUCU- Öğretmenler adına onlar mı şey yapıyorlar peki?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ama öğretmenlerimiz genel anlamda benimle alakalı olumlu kanaatler beslediklerini ben size ifade edebilirim.

 

SUNUCU- Sendikalarla olan sorun nedir?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Çünkü, bizim ülkemizde belki bu konuya eğitim sisteminin içinde ayrıca değinmek lazım ama, sadece Milli Eğitim Bakanlığındaki öğretmenlerimizin kurmuş olduğu sendikalar değil tüm Türkiye’deki sendikal anlayışla alakalı bir sorun var, o sorunu belki çözmek lazım. Değilse münhasıran bizde var olan bir şey değil. Türkiye’de sendikacılık, maalesef sadece ücret sendikacılığıdır. Yani bugün sendika dediğinizde, sadece kendi mensuplarının maddi menfaatlerini ve onların taleplerini size yansıtan ve o taleplerini almak üzere mücadele eden bir kurgu üzerine inşa edilmiş. Halbuki sendika dediğiniz, yönetimin partneridir, partneri olmalıdır. Yani, Milli Eğitim Bakanlığı’nda Milli Eğitim için kurulmuş sendikalar bizim yönetimin bir aktörü, bir parçası olarak var olmalılar, sadece hakları değil aynı zamanda sorumlulukları ve sorunları da çözmek üzere bunları paylaşmak durumundadırlar. Yani diyelim ki derslikle ilgili veya öğretmenin yetişmesiyle ilgili başka meseleler varsa, bu konularda gerektiğinde sistemin gereği neyse ona razı olmalılar. Şimdi…

 

SUNUCU- Ama sizin de Bakanlık olarak böyle temel, çok önemli reformlar yapıyorsunuz, biraz da eğitim sendikalarıyla ortak çalışmanız daha doğru olmaz mıydı?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bakınız bir kere ayırt etmek lazım. Mesela sendikalar, Milli Eğitim Bakanlığının yeniden yapılanmasıyla ilgili çalışmalarda bize destek verdiler, hakikaten önemli bir güç aldık onlardan. Mesela, Talim Terbiye Kurulundaki değişikliğe dair onların bir itirazı olmadı bize, onlardan destek alıyoruz o tip konularda. Benim kastettiğim; mesela şu anda karşı karşıya kaldığımız özür durumu atamaları. Şimdi özür durumu atamalarıyla alakalı konularda sendikanın, Milli Bakanlığı’nın yöneticilerinin normal şartlarda aynı amaçlar için bir ortak karar veriyor olmaları lazım. O amaç nedir? Biz eğitim yapmak üzere bir teşkilatız. Çocuklarımızın eğitimi önemlidir ve onların eğitiminin aksamaması öncelikli bir kuraldır. Yani, başka bir ifadeyle; genel çıkarlar, özel çıkarların üstünde bir yerdedir, böyle bakılması gerekir öyle değil mi? Böyle olunca…

 

SUNUCU- Daha önce öğrencilerin ihtiyaçlarını dikkate alarak bu öğretmenlerin atamalarına da böyle yaklaşıyoruz diyorsunuz.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Aslında mesela şunu yapabilirim ben: Türkiye’de açık bulunan norm kadrolar, o kadrolarda ihtiyaç duyulan alan öğretmenleri kimlerse onlara eş durumundan, sağlık durumundan bütün atamaları yapma yetkisini ben sendikalara verebilirim. O zaman daha adil ve sorunu çözme sorumluluğu onların üzerinde kalır. Şimdi ise öyle yapmıyoruz biz. Şimdi bizim atayabileceğimiz insan sayısı belli, talep eden insan sayısı da belli ve birkaç katı fazla ise, biz onun içerisinden birtakım kurallar doğrultusunda mümkün olduğunca atama yapmaya çalışıyoruz. Ama mesela buna dair sendikalar, hayır bütün bunların atamasını yapacaksınız noktasında kalıyor. Böyle bir yapı içerisinde tabii ki arada birtakım farklı düşüncelerin oluşması gayet normal. Halbuki şimdi ben fotoğrafı ortaya koyacağım. Bu fotoğrafın içerisinde karar vericiler keşke sendikalar olsaydı.

 

SUNUCU- Nedir o fotoğraf, ben de sorumu daha sonra sorayım?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Fotoğrafımız şu: Bakın özür ataması ve benzeri durumlarla alakalı sağlık ataması ve nihayet isteğe bağlı yer değiştirme talepleri ve benzeri hususlarla alakalı olarak bizim bu yıl üç tane sınırlayıcı faktörümüz oldu önceki yıllardan farklı olarak.

 

Bunlardan bir tanesi; önceki yıllarda, yani geçtiğimiz yıl ve daha önceki yıllarda öğretmen norm kadrolarının doluluk oranı yüzde 60’larda, yüzde 55-60’larda, 70’lerde idi. Bu şu demek: Geriye kalan yüzde 40’lık, hadi yüzde 30’luk, neyse yani bunları çok genel rakamlar olarak söylüyorum size, bir boşluk var demektir ve göndereceğiniz öğretmen için yüzde 30 alanda veya yüzde 40 alanda boş alan için gönderme yapabilirsiniz. Yine önceki yıllara baktığınız zaman öğretmen sayımız düşük. Son iki-üç yıldır biz gerçekten çok önemli miktarda öğretmen aldık.

 

SUNUCU- 40 bin yeni atama da oldu.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Benden önceki Bakanımız döneminde iki kez 40’ar bin kişilik atama yaptık, bu yıl da biz 57 bin kişi atadık. Ve şimdi öğretmen norm kadrolarına göre doluluk oranımız tam yüzde 87 oldu. Şimdi net rakamlar ortaya çıkıyor artık, yüzde 87. Ben geriye yüzde 13’lük bir boş kadroya atama yapmak durumundayım. Bir taraftan atama yapabileceğim, yer değiştirebileceğim boş kadro sayısı çok küçülmüşken, öbür taraftan bu yıl ben yaklaşık 670-680 bin öğretmen arasından eş durumu, sağlık durumu sebebiyle atama yapmak durumunda kaldım. Ve önceki yıllarda bize müracaat edenlerin sayısı 8-10 bin civarındayken, bu yıl toplam yer değiştirme talebi 158 bin kişi oldu.

 

SUNUCU- Yani, öğretmen sayısı artınca ihtiyaç azaldı.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Öğretmen sayısı artınca yer değiştirme talebi arttı, ama yer değiştirecek alan azaldı.

 

SUNUCU- Evet, ben de tam onu demeye çalışıyordum, siz doğru cümleyi kurdunuz.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, alan azaldı. Şimdi 680 bin öğretmen içerisinden 158 bin kişi yer değiştirmek istiyor. Bunların 25 bin civarında olanı sağlık durumundan yer değiştirmek istiyor.

 

SUNUCU- Bunlara bir kolaylık sağlasınız.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Size birer birer geliyor bunlar. İşte beyin ameliyatı oldu, işte annesi-babası yatalak oldu, yahut işte kalp ameliyatı olacak, kanser hastası gibi Allah korusun, Cenabı Allah herkese şifa versin inşallah, bunlardan muhafaza etsin. Buna benzer talebin sayısı 25 binden fazla. Ayrıca, eş durumundan da yine 26 bine yakın, 25 binden fazla talep oldu. Sadece eş durumu ve sağlık durumundan 50 bin kişi yer değiştirme talep etti.

 

SUNUCU- Ama bu talepler meşru, doğal, haklı talepler değil mi, yani sağlıktan dolayı?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bir kere her halükarda bütün bu talepleri meşru, hak edilmiş ve hakikaten de beşeri olarak mutlaka karşılanması gereken talepler olarak görüyoruz biz.

 

SUNUCU- Ama yapamıyoruz.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi bu bir boyutu. Bir başka boyutuna tekrar geleceğim.

 

Şimdi bir başka husus; yani bir tarafıyla bir norm kadro ve doluluk oralarıyla talep sayısındaki fotoğrafı koydum size.

 

İkinci fotoğraf, bu yıla mahsus olmak üzere, çünkü bu yılın sorunu bu; yeni eğitim sistemi sebebiyle biliyorsunuz ilkokulları 4 yıla düşürdük, 5 yıldan 4 yıla düştü. Dolayısıyla, geçen yıl beşinci sınıfı okutan sınıf öğretmenleriyle dördüncü sınıfı okutan sınıf öğretmenleri birinci sınıftan öğrenci almaya başladılar. Yani, bu yıl birinci sınıfta bizim tam iki misli sınıf öğretmenimiz oldu. Dolayısıyla da, bütün illerde iki misli sınıf öğretmeni olması sebebiyle sınıf öğretmenlerinin yer değiştirme taleplerine yer kalmadı. Dolayısıyla, biz sadece 11 il için sınıf öğretmenlerine ancak alan açabildik. Bu da yine yer değiştirme talepleri için ciddi bir sınırlama faktörü oldu.

 

Şimdi ne yapılabilir diye baktığınızda, tamam herkesi istediği yere gönderelim. Ben buradan çok açık bir şekilde tüm kamuoyuna, sizlere ve öğretmenlerimize, herkesi istediği yere gönderelim. Çünkü onların mutluluğu benim de mutluluğumdur, Bakanlığımızın da mutluluğudur.

 

SUNUCU- Neden gönderemiyorsunuz?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Onların huzur içerisinde olmaları, yine bizim huzurumuzu da sağlar.

 

SUNUCU- Elbette.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Çünkü biz de huzursuzuz şu anda. Peki gönderdik, ortaya çıkabilecek bir başka fotoğrafı size söylüyorum ve tercihi size ve kamuoyuna bırakıyorum.

 

Bir; birçok yerde ders ve öğrencisi olmadığı halde yüzlerce mesela sınıf öğretmeni veya alan öğretmeni boş duruyorken, yine birçok yerde derste öğretmen bekleyen öğrencimiz olacak, yüzlerce öğrenci olacak. Hangi çocuk

 

böyle bir durumu hak ediyor. Sizlerden hanginiz, yani şu anda bizi seyreden öğretmenlerimiz dahil hangi aile kendi çocuğunun dersinin boş geçmesini istiyor, bana lütfen söylesinler.

 

SUNUCU- Siz burada önceliği öğrencinin ihtiyacına göre ayırıyorsunuz.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bir başka husus; mesela ben size örnek vereyim, bu sene il emrini kaldırdık diye çok eleştirildik. İl emri olsaydı, aslında norm fazlası öğretmenlerin sayısı bilinmeksizin bile belirli il merkezlerinde çok sayıda boş duran öğretmenimiz olacaktı. Mesela, birçok yerde aynı örneği verdim, beni affetsin Samsun’daki arkadaşlarım, onların hepsini töhmet altında bırakmak gibi bir niyetimi asla yok, sadece bir fotoğraf ve meramım iyi anlatılsın diye söylemeye çalışıyorum; Samsun’un merkezinde aşağı yukarı yanlış hatırlamıyorsam 480 civarında sınıf öğretmeni var fazla. Ama Samsun’un ilçelerinde biz 54 tane sınıf öğretmenine ihtiyaç duyuyoruz ve il emrine gittiği için oradaki öğretmenler önceki yıllarda, biz o ilçelerdeki ve köylerdeki derslere ücretli öğretmen istihdam ediyoruz. Samsun’da toplam 681 civarında fazla öğretmen varken, tam 772 tane ücretli öğretmen istihdam ediyoruz.

 

SUNUCU- Samsun’u örnek veriyorsunuz ama her tarafta böyle.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Türkiye’nin her yerinde, bütün illerinde şu anda tam 33 bin tane il merkezlerinde öğretmenlerimiz fazla iken, ilçelerde, beldelerde biz öğretmen bulmakta zorlanıyoruz. Eğer biz bu yıl yeniden bütün sınıf öğretmenlerinin taleplerine evet diyecek olursak, bu rakam 50 bine çıkacak, 17 bin kişi daha çıkacak.

 

Sonra başka bir husus…

 

SUNUCU- Bu il emri kaldırılınca ne oluyor?..

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Artık o ilin emrine biz atama yapmıyoruz, hangi okulda boş kadro var, hangi okulda öğretmene ihtiyaç var, onu ilan ediyoruz o okula gitmek isteyenleri gönderiyoruz. Ama şimdi öğretmenlerimizin birçoğu o okula gitmek istemiyor, il merkezine gitmek istiyor.

 

SUNUCU- O zaman ne yapıyorsunuz?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi başka bir şey daha söyleyeyim; zannediliyor ki biz bütün bunları söylediğimizde hiç eş durumundan atama yapmadık, sağlık özründen atama yapmadık zannediliyor…

 

SUNUCU- Ben de tam onu soracaktım.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Halbuki yıllardır eş durumundan önceki yıllarda da hak ettiği halde gidemeyenler vardı. Şimdi siz yönetici olarak bu yıl yeni evlenmiş ve hemen eşinin yanına gitmek isteyeni mi, yoksa birkaç yıldır eş durumundan gidemediği için bekleyeni mi tercih edersiniz? Yine birkaç yıldır hasta olduğu halde…

 

SUNUCU- Onları gönderiyor musunuz?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bakınız, biz bu sene eş durumundan bugüne kadar yaklaşık 16 bin öğretmenimizin yerini değiştirdik, o

 

25 bin kişi talep etti diyorum ya size. Yine sağlık durumundan bir o kadar öğretmenimizi, 14-15 bine yakınını biz yine ilgili yerlere gönderebildik.

 

Şimdi yeni bir tedbir daha alıyoruz, onu biraz sonra ifade edeceğim. Ama bir hususa daha değinmek istiyorum. Yine kamuoyu bana lütfen bu konuda düşüncesini ulaştırsın. Dilebilirsiniz ki kim nereye gitmek istiyorsa gitsin, peki iyi ama bir öğretmenin sınıfta olmaması yahut da bir yerde öğretmenin olmaması onlarca, yüzlerce çocuğun eğitimini almasına mani oluyor, almamasını sağlıyor başka bir ifadeyle.

 

SUNUCU- Almamasına neden oluyor.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- O çocuklar eğitim alamadıkları için hakikaten vaktinde eğitim sebebiyle daha sonra orta öğrenimde, üniversitede sürekli olarak bunun mağduriyetini yaşıyorlar ve geleceklerini biz çocuklarımızın çalmış oluyoruz. Ama başka bir maliyeti daha var bunun; bir öğretmenimizin bize maliyeti ayda 3 bin lira. Bu paranın tamamı eline geçmiyor, ama onun bir kısmını biz sosyal güvenlik primi, sağlık sigortası olarak yatırıyoruz. Tam 3 bin 9 lira, 3 bin 10 lira gibi bir rakam, yılda 36 bin lira eder. Ben soruyorum size, 33 bin tane öğretmenin norm fazlası olarak il merkezlerinde duruyor olmasının bu ülkeye maliyetini kimse hesap ediyor.

 

SUNUCU- Norm fazlası olunca öğretmenlik yapmıyor mu demek?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yapmıyor, evet.

 

SUNUCU- Ne yapıyor?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bekliyor ve maaşını alıyor.

 

SUNUCU- Öğretmen, ama öğretmenlik yapmıyor.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Valilik onu herhangi bir yere yedek olarak gönderirse gidiyor yahut da bu derse gir derse giriyor, onun dışında girmiyor.

 

SUNUCU- Yani, 33 bin öğretmen var öğretmen kadrosunda öğretmenlik yapmıyor, devletten bankamatik maaş böyle bir şey gibi.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet ve yaklaşık 1 milyar 100 milyon Türk Liradan fazla maliyeti var bunun kamuya. Şimdi bir taraftan öğretmen arıyor olacaksınız ve Türkiye’de şu anda yeni atamalardan sonra yaklaşık 120 bin öğretmen açığınız olacak. Bir tarafta norm fazlası öğretmenleriniz derse giremiyor olacak. Bir tarafta bunun ciddi bir maliyeti kamuya biniyor olacak. Ve onun ötesinde yine bütün bu fotoğraf varken, mesela sendikalar bütün güçleriyle siz eş durumundan atamaları yapın diye bize baskı yapacaklar ve o zaman hakikaten…

 

SUNUCU- Siz bu tabloyu koyuyorsunuz ortaya, takdir kamuoyunun, kamuoyuna fikir versin. Ama çare de sizden arandığı için tabii…

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bakınız şu olmalı bir kere: Bir, Milli Eğitim Bakanlığı Bakanından çalışanlarına ve tüm öğretmenlerine kadar biz bu ülkede eğitim yapmak üzere varız. Bizim hizmetimizin alanı eğitimdir ve biz bunu yaptığımız zaman varlığımız anlam kazanır. Dolayısıyla, eğitim, çocukların derslerinin boş geçmemesi, çocukların her birinin geleceğinin

 

umutla hazırlanması bizim için öncelikli görevdir. Sendikalar eğer bunu öncelikli görevi olarak alırlarsa, onlarla anlaşamayacağımız hiçbir mesele kalmaz. Buradaki esas sorun, bu önceliklerin birbirinden farklı olmasıyla alakalı. Son olarak bir şey daha söyleyeyim, buradan yine öğretmenlerimize bir umut, bir bilgi de vermek istiyorum, o da şu…

 

SUNUCU- Bir müjde mi?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Müjde sayılabilir yahut da küçük bir…

 

SUNUCU- İyi bir haber, yeni bir haber mi?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- İyi bir haber. Paylaştık ama bir daha tekrarlamakta yarar var.

 

Bir kere biz bütün gücümüzle, bütün çabamızla maksimum seviyede hasta olanların, yani sağlık özrü olanların, eş durumundan dolayı atama bekleyenlerin, yer değiştirme bekleyenlerin hepsi için elimizden gelen çabayı yapıyoruz. Zaten şu ana kadar da yaptık, onların pek çoğu dediğim gibi gitti yerlerine, ama hala gidememiş olanlar için birkaç model öneriyoruz.

 

Bir; şimdi biz sınıf öğretmeniyse onlara alan değişikliğine dair bir öneri yaptık, alan değiştirerek ihtiyaç duyulan alanlara kayabilirler. Ve böylece ben eğitimi daha da rasyonel hale getireceğim, ücretli öğretmen sayısını azaltacağım ve bu öğretmenlerimi de daha etkin bir şekilde kullanabilmiş olacağım.

 

İki; becayiş yapma imkanı getiriyoruz, merkezden organize edeceğiz bir yerden başka bir yere gitmek için becayiş yapılacak.

 

Üç; ne olursa olsun doğuya gitmek isteyenlere biz oradaki alanlarla uyumluysalar kapı açacağız, gitmelerini sağlamaya çalışacağız.

 

Dört; bütün bunlara rağmen hala olamadıysa, ama eşinin yanında olmak onun için çok önemliyse, bu kez de ücretsiz izin alma imkanlarını getirdik, bütün bunları kullanabilirler. Ve bütün bu alternatiflerden sonra hiç kimse…

 

SUNUCU- Bu sayı daha da azalacak mı?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hiç kimse eşinden ayrı kalmayabilir.

 

SUNUCU- En kötü ihtimal şey diyorsunuz, yani ücretsiz izin alırsa.

 

Şimdi şöyle bir soru var, çok acil Bakanımıza sorar mısınız diyor: İki gündür atama modülünde bir hata var, hata düzeltilmedi diye, bir bilginiz var mı?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Neymiş acaba o hata?

 

SUNUCU- Detayı yok, sadece bu şekilde gelmiş sanıyorum. Ben bir dikkatinize sunmuş olayım onu.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bizim Basın Müşavirliğine bununla ilgili bilgiyi ulaştırabilirlerse biz hemen gerekli müdahaleleri yaparız.

 

SUNUCU- Eş durumu atamalarında sınıf öğretmenlerinin geçiş yapacağı alanlardan teknoloji ve tasarım öğretmenliğinde tercih edilebilecek okullar sistemde görünmüyor, tercihlerimizi yapamıyoruz. Alo 147’ye, il-ilçe

 

memurluklarına durumu bildirdik, ama hiç kimse duruma müdahale edemedi. Bunu Sayın Bakanımız çözebilir mi, teşekkür ederim diyor.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Acaba o alanda boşluk mu yok acaba?

 

SUNUCU- Evet, belki de ondan dolayı.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Biz onu takip ederiz.

 

SUNUCU- O takip edilmiş olacak.

 

Şu şeyi de soracağım ben: Hani eş durumuna aile parçalanması falan diyorlar, ama sağlık konusu daha bana insani geliyor. Sağlıkla ilgili çocuklarda, mesela çocuğunda ciddi sıkıntıları olan, bulunduğu yerde bunun tedavisini yapamayan, takibini yapamayanlardan da bize şeyler geliyor iletmemiz hususunda.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bir kere şunu söylemek istiyorum ben: Hiçbir öğretmenimiz, tabii ki Allah kimseye hastalık vermesin, hele hele kalıcı, müzmin, böyle tedavisi zor hastalıkları kimseye vermesin, böyle bir şey istemeyiz ve onlar bize geldiği zaman bizim de yüreğimiz parçalanır ve elimizden geleni de yapıyoruz. Ama bu konuyu bir de şu yönüyle değerlendirmekte de yarar var: Türkiye’de bütün illerimizde son derece güzel hastanelerimiz var. Bu Tam Gün sebebiyle her yerde neredeyse ilgili doktorlar artık görev yapıyorlar. Sosyal güvenlik sistemi sebebiyle bütün bunların ücretsiz tedavisi yapılıyor. Dolayısıyla, bulundukları yerde tedavi yapılamayacak bir durum söz konusu değil. Tabii ki daha iyi tedavinin olduğu yerlere gitmelerini bizim de gönlümüz arzu ediyor ama, en azından bu boyutuyla bakıldığı zaman teselli bulacağımız iyi hizmetleri de ifade etmek lazım.

 

SUNUCU- O saydığınız 4 şey dışında başka bir esneklik olmayacak herhalde bu konularda?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Memurluk kadrosuna geçmek isteyenler varsa onlara da izin verebiliriz, onu da ifade ediyorum. Yani, herhangi bir ilde bizim mesela Milli Eğitim Bakanlığında il müdürlüklerinde memura da ihtiyacımız oluyor, memurluk kadrosuna geçmek isteyenler için de biz yine kolaylık gösterebiliriz.

 

SUNUCU- Şunu soruyor, öğretmen adayları soruyor bunu: Tekrar ne zaman yapılacak öğretmen atamaları?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Gelecek yıl Ağustos’ta.

 

SUNUCU- Ağustos ayında yapılacak, Şubat’ta ayrıca şey de olmayacak o zaman.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şubat’ta biz bundan sonra yeni atama ve yer değiştirme uygulaması yapmayacağız. Çünkü bakın başka bir şey daha sorayım size…

 

SUNUCU- Bana mı soruyorsunuz?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Aslında bunu tüm kamuoyuna soruyorum size sorarken; çocuğunuz birinci sınıfa bu yıl başladı, bir sınıf öğretmeniyle karşılaştı ve aralarında iyi bir iletişim oldu, ki çocukların

 

hepsi öğretmenlerini çok severler. Ve birinci dönem öğretmen ders verdi, sonra ikinci dönem çocuğunuzun öğretmeninin değişmesini ister misiniz?

 

SUNUCU- İstemem, memnunsam tabii istemem. Memnun olmayanlar da vardır gerçi.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ama çok istisnai bir durumdur o, dolayısıyla o ayrı bir karardır. Ama bu arada eş durumundan veya başka bir gerekçeyle çocuğunuzun dönem ortasında öğretmeninin değişmesini hiçbiriniz istemiyorken niçin Şubat ayında öğretmenin özür atamasını benden talep ediyorsunuz? Bunu kamuoyuna soruyorum ben.

 

SUNUCU- Biraz da öğrencileri düşünün diyorsunuz.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben biraz da değil, milli eğitim sisteminin öğrenci ve eğitim üzerine bir bakış açısına sahip olması gerektiği ve onun etkinliğini, verimliliğini ve niteliğini bozacak hiçbir kararda aslında Milli Eğitim Bakanlığı’na baskı yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Değilse o bahsettiğiniz mevzular bizim yönetsel sorunlarımızdır ve biz onları çözeriz.

 

SUNUCU- Tekrar bir ara vereceğim Sayın Bakan. Dönüşte kısa bir vaktimiz var. İzleyicilerimizden gelen sorularla bitirmek istiyorum. Tekrar bir reklam arası vereceğiz, dönüşte birlikteyiz efendim.

 

(Reklam Arası)

 

SUNUCU- Evet, tekrar birlikteyiz. Telefonlarla, e-maille çok yoğun bir şekilde bizi soru yağmuruna tutan, Sayın Bakanı daha doğrusu. İzleyicilerimizin bir bölümünden özür diliyorum, çünkü yetişemiyoruz. Elimizden geldiğince genel kitleleri hem öğretmenler, hem veliler ilgilendiren soruları sormaya çalıştık. Kalan süremizde de yine sizlerden gelen bir iki soruyu Sayın Bakana sormak istiyorum.

 

SBS’de yedek kalan öğrenci, boş kadroya yerleştirilebilir mi?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Onun süresi var. O süresi içinde yedek öğrencileri biz normal okullara kayıt yapıyoruz. Dolayısıyla o süre içerisinde olursa evet. Bu sene bu yerleştirme için biliyorsunuz bir farklı uygulama yaptık. Ve gördüğümüz kadarıyla verdiğimiz karar çok isabetli oldu. Hem yerleşmelerde ve okulların doluluk oranında çok etkin bir uygulama yürütmüş olduk bu yıl. Süresi içerisinde yedek öğrenciler de kayıtlarını boş kalan kontenjanlara yaptırabilirler.

 

SUNUCU- Yaptırabilirler.

 

Üniversite sınavlarında ortaöğretim puanı uygulanacak mı?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Henüz öyle bir kararımız yok, öyle bir hazırlığımız da yok, dolayısıyla şu anda bir şey söylemek zor.

 

SUNUCU- Dershaneler önümüzdeki sezon Sayın Başbakan açıkladı. 2013’ten itibaren, 2013-2014’te olmayacak dedi.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Biz onunla ilgili bir hazırlık yapacağız, hazırlıklarımız tamamlandıktan sonra kamuoyuyla paylaşırız. Tabi bunun SBS imtihanlarıyla da çok alakalı bir boyutu var biliyorsunuz. Biz çok büyük ihtimalle daha önceden de kamuoyuna duyurmuştuk. Bir kere daha, yani bu yılsonunda da bir SBS imtihanı yapacağız. Ondan sonra ortaöğretime geçiş için çocuklarımızı seçmek ve elemek üzere bir sınav yapmayacağız.

 

SUNUCU- SBS kalkıyor.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Belki bir sınav yapacağız, ama o yaptığımız sınav liselere geçiş için öğrencileri seçen bir sınav olmayacak. Sadece milli eğitim sisteminin çocuklar için öngördüğü kazanımları sağlayıp sağlamadığını ölçen bir olgunluk sınavı gibi bir Milli Eğitim Bakanlığı’nı test eden bir sınav gibi bir sınav olacak.

 

SUNUCU- O zaman bu fen liseleri, özel okullar onlar ne olacak?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Onlar için bütününe farklı bir geçiş sistemi uygulayacağız. Tıpkı şimdi olduğu gibi ilkokuldan sonra nasıl ortaokula çocuklar sınavsız geçiyorsa liselere de sınavsız geçebilecekler.

 

SUNUCU- Dershanelerle paralelliği de o zaman dershanelere daha az ihtiyaç olacak öyle mi?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şu andaki dershanelerin pazarının neredeyse yarısı SBS imtihanına hazırlık yapan çocuklarla alakalı. Dolayısıyla o pazar kalkacak.

 

SUNUCU- SBS bir kere daha yapılacak sonra yapılmayacak.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet.

 

SUNUCU- Yapılmayacak dershane konusu da buna bağlı olarak.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- En azından böyle bir hazırlık içerisindeyiz onu ifade etmem lazım.

 

SUNUCU- Peki, şimdi son bir soru daha sorayım vaktimiz bitti. Alan değişikliği yapan öğretmenler kendi alanlarına ne zaman dönecek?

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Daha sonra yine ihtiyaç üzerine talep olduğu zaman dönebilirler. Onu büyük ihtimalle biz zamanı geldiğinde Talim Terbiye Kurulu Kararı’yla kendilerine duyururuz.

 

SUNUCU- Peki, çok teşekkür ediyorum Sayın Bakanım. Uzun soluklu bir program yaptık sizinle yaklaşık 2 saattir bizimle birliktesiniz. Önemli bir günde bu programı yaptık. Umarım sorularımıza yanıt bekleyen velilerimiz, öğretmenlerimiz, öğrencilerimizin merak ettiği konulara da bir nebze cevap vermiş olduk diyelim.

 

Son bir mesajınızı alalım, öğretmenlere, öğrencileri, velilere, yarın okullar başlıyor.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben size teşekkür ediyorum öncelikle. Daha sonra da Pazartesi günü biz yeni bir eğitim öğretim yılına başlıyoruz. Sadece yeni bir eğitim öğretim yılına başlamıyoruz, aynı zamanda yeni bir sisteme başlıyoruz. Ben hayırlı olmasını ve ülkemizin geleceği için bunun olumlu sonuçlar doğurmasını temenni ediyorum.

 

SUNUCU- Çok teşekkür ediyorum bize vakit ayırdığınız için, sağ olun.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben de teşekkür ediyorum.

 

SUNUCU- Evet, Başkent Kulisi’nde bu hafta Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer’le birlikte yeni eğitim sezonunu konuştuk, merak edilenleri sorduk elimizden geldiğince Sayın Bakana.

 

Yeni eğitim sezonunun hem öğrencileri, hem öğretmenlere, bütün eğitim camiasına hayırlı olmasını temenni ediyoruz, bizi izlediğiniz için hepinize teşekkürler.

 

Haftaya tekrar görüşmek dileğiyle hoşça kalın.

 

----- / -----

banner182
Son Güncelleme: 17.09.2012 09:18
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
VELİ 4 yıl önce

peki ilkokul nakillere ne zaman izin verilecek
bunu niye kimse sormuyor ve kimse cevaplamiyor...

Avatar
sunucunun yuttukları, bakanın yutturdukları 4 yıl önce

konuya vakıf olmadan, söylemek istediği şeylere teşne sorular sorarak, dogru dürüst bi hazırlık yapmadan bakanın karşısına çıkarsan bu yalanları yutarsın sende sunucu efendi. bakan efendi sende erkeksen adam gibi bi sendika başkanının karşısına çık da görelim yiğitliğini. mesela cansel hanımla bir sohbet gerçekleştir bakalım, yiyor mu. beceriksiz sunucular karşısında kamuoyunu kandırıp duruyor ve hiç utanmıyorsun.

Avatar
magdur 4 yıl önce

yuvam yıkılıyo yuvamm..