banner374
12 Eylül 2012 Çarşamba 02:50
Bakan Dinçer'in TRT Haber'de katıldığı programın deşifresi...

10.09.2012 Tarihinde Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer'in TRT Haber Televizyonunda Katıldığı Programın Deşifresi


SUNUCU- İyi akşamlar sevgili seyirciler; Türkiye’nin belki de en çok merak ettiği, en çok konuşmasını duymak istediği isimlerden birisi Sayın Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer bu akşam Neler Oluyor’un canlı yayın konuğu. Sizler de Twitter’dan yakından takip ediyorsunuz, ders zili diye bir hastag açtık ve onun altında binlerce, onbinlerce tweet şekillenmeye başladı.


Sayın Bakanımıza hepinizin adına hoş geldiniz diyorum, hoş geldiniz efendim.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.


SUNUCU- Aslında güzel bir gün, okullar başladı ders zili çaldı, birinci sınıflar geldi. Bunlar en küçük gelenler değil mi Sayın Bakanım?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Birinci sınıflar ve okul öncesi eğitime gelecek olanlar geldiler. En küçük çocuklarımız ve hakikaten bugün çok sevinçli, coşku dolu günümüz oldu bizim için. Ben bu vesileyle eğitim yılının çocuklarımıza hayırlı olmasını diliyorum.


SUNUCU- Az önce de konuşuldu içeride, genelde pek gülerken görülmezsiniz ama, çocukları görünce seviniyorum diyorsunuz.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hakikaten onların o masumiyeti, gülen cıvıl cıvıl hayat dolu tarzları bana da yansıyor. Ben çocukları gördüğüm zaman her zaman neredeyse büyük oranda değişiyorum. Daha çok mutlu oluyorum, onları görünce yüzüm de gülüyor gerçekten. Bugün de benim için öyle bir gündü.


SUNUCU- Bir de onların öğretmenleri var, onların da bir dolu problemleri, onlara da geleceğim Sayın Bakanım.


Efendim, ilk ders zilinin çaldığı bugün sizce Türkiye’nin, genel bir değerlendirme sorusu soruyorum ama, zannediyorum nokta tespitler yapacaksınız; Türkiye’deki eğitim sisteminin karşı karşıya olduğu en büyük problem nedir, bir de en büyük artımız nedir?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi bizim tabii ki üstün taraflarımız var, zayıf taraflarımız var. Üstün ve zayıf taraflarımızı tartışırken bir tek faktöre dayalı olarak ele almak çok doğru olmayabilir. Genel hatlarıyla baktığımız zaman, aslında birçok boyutuyla değerlendirmek mümkün. Mesela, müfredatımız aldığımız dersler ve ders miktarlarıyla ilgili hem üstün taraflarımız var, hem zayıf taraflarımız var. Yine altyapıyla ilgili hem üstün taraflarımız, hem zayıf taraflarımız var yahut teknolojiyle ilgili, öğretmenle ilgili taraflarımız var. Dolayısıyla, bu meseleleri tartışırken bence hem olumlu, hem olumsuz taraflarını birlikte değerlendirerek yeni bir ideal, yeni bir amaç için onları tahsis etmekte, gözden geçirmekte yarar var.


SUNUCU- Mesela olumlu olarak nedir mesela, eğitimle ilgili gördüğünüz en olumlu birikimimiz, varlığımız nedir?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Mesela şu anda bizim eğitimle ilgili en olumlu tarafımız; öğretmenlerimizin fedakarca çalışmaları, bütün altyapı eksikliğine, bütün sıkıntılara rağmen hakikaten öğretmenlerimizin çok büyük bir bölümü, neredeyse yüzde 100’e yakını mutlaka istisnalar vardır, mutlaka her camiada olduğu gibi istismar edenler çıkabilir ama, çok büyük bir bölümü gerçekten bu işe kendini adayarak çalışır. Bu bizim için büyük bir üstünlüktür, büyük bir avantajdır. Yine ülkemizde 71 ilimizde neredeyse altyapı sorununu çözdük. Bu illerimizde ortalama sınıflarımızda 30’dan daha aşağıda öğrencimiz var.


SUNUCU- Kalabalık yerler de var.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yine mesela son yıllarla kıyaslandığında, 10 ilimizde kalabalık dersliklerimiz var, zaten onları her zaman konuşuyor ve üzerinde stratejiler geliştiriyoruz. Yine özellikle bilişim altyapısı itibariyle Türkiye’nin yüzde 99’a varan oranda okullarında internet hizmetimiz ve bilişim altyapımız, bilgisayar laboratuvarlarımız var; bunların hepsi aslında aynı zamanda bir üstünlüktür. Böyle baktığımızda olumlu görebileceğimiz ve onun üzerinden değerlendirme yapabileceğimiz boyutlarımızın sorunlardan daha fazla olduğunu düşünüyorum.


SUNUCU- Yani, siz artı hanesindeyiz diye düşünüyorsunuz.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, bir anlamda öyle yani oranlandığı zaman. Diyelim ki, bugün derslik eksikliğimiz var, ama var olan dersliklere baktığımızda, aslında dersliklerin neredeyse biz üçte ikisinden fazlasını çözmüş vaziyetteyiz. Bu boyutuyla değerlendirildiğinde Türk eğitim sisteminin son yıllarda kat ettiği mesafe övgüye değer.


SUNUCU- Sayın Bakanım, şimdi 1,5-2 yıllık bir süreç, bir sürü şey değişti, sistemde değişiklikler oldu, eğitim stratejilerinizde değişiklikler oldu, aynı zamanda çok yeni projeler devreye sokuldu. Bütün bunlarla beraber sizce işler bu 1,5-2 yıl, yani sizin Bakanlıktaki devri iktidarınızda tırnak içerisinde çok mu hızlı evrildi? Bazen acaba aşırı hız yaptık diye endişelendiğiniz zaman oldu mu?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi doğrusunu söylemek gerekirse, aslında çok aşırı hız yapmadık. Fakat dediğiniz gibi birçok cephede farklı değişikliklere adım atmış olduk. Bundan hareketle herkes Milli Eğitim Bakanlığında her şeyin her an değiştiği gibi bir algı içerisine girdi. Bu çok doğru değil. Bunu şöyle düşünün: Aslında Milli Eğitim Bakanlığı bir bütün sistem, bu sistemin birbirinden farklı ögeleri var. Eğer siz sistemin bütününe dair temelde bir ana stratejilerde, temel zihni yapıda esas vizyonda bir değişiklik yapıyorsanız, bu değişikliklerin farklı ögelere de yansıması gerekirdi. Şayet siz ana vizyonu değiştiriyorsanız, temel yaklaşım tarzlarınızı farklılaştırıyorsanız, master stratejilerinizi gözden geçiriyorsanız, ama buna karşın daha alt ögeleri


hiç ele almıyorsanız, o zaman başaramazsınız zaten bunu. Bu açıdan belki bugün çok büyük değişiklik oluyormuş algısını yaratan şey de bu.


SUNUCU- Öyle algılanıyor, evet.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabii. Şimdiye kadar diyelim ki Milli Eğitim sistemi içerisinde sadece bir alt öge üzerinde bir değişiklik yapılıyordu, işte sınav sistemini gözden geçiriyordunuz yahut diyelim ki öğretmen atamalarıyla ilgili bir değişiklik yapıyordunuz veya ne bileyim SBS imtihanından sonra öğrencilerin yerleştirilmesiyle ilgili bir değişiklik yapıyordunuz. Türkiye’de bu değişiklikler bile çoğu kere eleştiriliyor. Halbuki sürekli değişen bir dünyada yaşıyorsanız ve sürekli olarak iç dinamikleriniz farklılaşıyorsa, siz bu değişiklikleri zaten yapmak zorundasınız. Daha da önemlisi, dış dünya sizden çok farklılaşmışsa artık ve siz giderek daha marjinal bir konuma inmeye başlamışsanız, o zaman daha köklü değişikliklere ihtiyaç var.


Biz bugün vizyon değişikliğine ve temel zihniyet değişimine niçin ihtiyaç duyduk, izin verirseniz bunu birkaç cümleyle izah edeyim ben.


SUNUCU- Buyurun efendim.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bir kere bizim yaptığımız şey, artık sistemde birtakım alt ögelerin veya uygulama stratejilerinin değişmesinden ibaret bir şey değil. Biz eğitim sisteminde ciddi anlamda bir paradigma değişikliği yapmaya başladık. Dış dünyayla aramızdaki mesafe açıkça belli m? Türkiye’de herkes PISA sınavlarında 34 ülke içerisinde 33. olmamızı eleştiriyor ve bunun üzerinden eğitim sistemini yargılıyor mu? Artık tüm dünyada Finlandiya’nın, Güney Kore’nin, Singapur’un, Kanada’nın eğitimde yaptıkları ve burada gösterdikleri performansı göz önüne alarak gıptayla onlardan söze diyor mu? Bugün Amerika Birleşik Devletleri bile aslında eğitimde geri kalmaya başladığını fark etti ve artık Kanada’da, Finlandiya’da olanları yapmak üzere birtakım stratejik değişiklikler için hazırlık yapıyor. Çünkü bunun, sadece toplumun sosyal yapısına, kültürel yapısına değil aynı zamanda ekonomik yapısına, hukuki ve siyasi yapısına da, hatta toplumun sağlığına, huzuruna, estetiğine çok büyük etkileri var. Amerika Birleşik Devletleri’nde Obama’ya sunulan bir raporda eğitimle ilgili ekonomik boyuta işaret ederken şöyle bir ibare var. Diyorlar ki; şayet Amerika Birleşik Devletleri’nde liseden mezun olan bir öğrencinin sahip olduğu bilgi ve beceriler, Kanada, Finlandiya ve Güney Kore’deki çocukların sahip olduğu bilgi ve becerilere eşit olsaydı, Amerika Birleşik Devletleri’nin gayri safi milli hasılası bugünkünden yüzde 9 ila yüzde 16 daha büyük olacaktı diyorlar raporda. Şimdi siz Türkiye’de 2023 yılında ilk 10 ekonomiye girmeyi hayal ediyorsunuz, tüm dünyayla küresel düzeyde rekabet edebilir bir yapıya kavuşmak istiyorsunuz, insani gelişmişlik endeksindeki yerinizi beğenmiyor, onu daha üst sıralara çıkarmak istiyorsunuz, ama eğitiminizde her şeyi aynen korumaya çalışıyorsunuz; nasıl yapacaksınız bunu?


SUNUCU- Şimdi zaten iş de bu noktadan başlıyor; değişim, eleştiriler, artılar-eksiler bundan sonra başlıyor.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Peki, bu noktaya nereden düştük biz? Çünkü biz özellikle 1960’lı yıllardan itibaren başlayan, ama 1980 yılından itibaren tüm dünyada egemen olarak ortaya çıkan genel eğilimleri göz ardı ettik ve yakalayamadık.


SUNUCU- Iskaladık diyorsunuz.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Çünkü biz, tüm dünya giderek çeşitleniyorken, giderek zenginleniyorken, -bu zenginleşme daha ziyade maddi bir zenginleşme değil daha çok çeşitlenmeye dayalı bir zenginliktir- yapıyorken biz tek tip eğitime ve tek tip insana çok bağlı kaldık. Aradan 30 yıl geçti. Milli Eğitim Bakanlığı hala tek tip bir eğitim sunuyor. Merkezden otoriter bir tarzda, karşımızdaki insanların farklılıklarını göz önüne almaksızın ve nihayet toplumun farklı kesimlerinin ihtiyaçlarını hiç hesap etmeksizin, ben böyle bir eğitimi tasarlıyorum ve sunuyorum diyen bir devlet var ve o devletin sunduğu eğitim hizmetini almak isteyen insanlar var, almak istemeyenler var. Bu süreç içerisinde almak istemeyenlere ulaşmaya, onları eğitime çekmeye çalışıyoruz. Okullaşma oranlarımız, hala tüm dünyayla mukayese edildiği zaman düşükse, aslında bizim şimdiye kadarki eğitim zihniyetimizle çok yakından ilişkisi var bunun. Basit bir şeyden bahsetmiyorum size. Tüm dünyada 2009 yılında ortaöğretim okullaşma oranı, bakın dünyadan bahsediyorum size, gelişmiş ülkelerden bahsetmiyorum, gelişmiş ülkeler dahil, Afrika ülkeleri dahil, Güney Asya ülkeleri dahil tüm dünyada 2009 yılında ortaöğrenimde okullaşma oranının seviyesi yüzde 88. Türkiye’de 2012 yılında ortaöğrenimdeki okullaşma oranı yüzde 67,7. Şimdi ben size soruyorum; bu mesafe niçin ortaya çıktı? Yani, Türkiye’nin buraya yeteri kadar kaynak ayırmadığıyla alakalı olabilir mi tek başına bu? Dolayısıyla biz şimdi tüm Türkiye’de…


SUNUCU- Anlayışla ilgili mi demek istiyorsunuz.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu eğitim zihniyetiyle ilgili, o eğitim zihniyetinin toplum tarafından kabul edilmesiyle alakalı pek çok boyutunu gündeme getirerek konuşabilirsiniz.


SUNUCU- Peki acaba Sayın Bakanım, aslında sorum da biraz buydu, bu onlarca yıllık algıyı 1,5 yılda değiştirmeye çalışmak büyük bir sorumluluğun altına girmek gibi gözükmüyor mu?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, öyle bir iddiamız yok. Bizim uygulamaya koyduğumuz stratejiler bir yıllık bir eğitim stratejisinden ibaret değil. Bizim kısa vadeli stratejilerimizin kendisi bile 4 yıllık bir programı içeriyor. Dolayısıyla, şu anda öngördüğümüz stratejinin ömrü 10 yıldan daha uzun sürelidir. Eğer biz bugün değişikliği yapmaya başlamazsak, bunların oturması ve sonuçlarını almaya başlamamız nereden baksanız bir 12 yıl sonra olacak. Yani, biz birinci sınıftan öğrenciyi alacağız, 12. sınıftan mezun edeceğiz ve o zaman bunları test edeceğiz ve göreceğiz bakalım ne kadar başarılı olduk diye.


SUNUCU- Burada enteresan bir durum da var, aslında eğitimle ilgili her şey böyle çok kritik, çünkü insanla ilgili bir uğraşı alanı. Şu anda yaptığınız projeler, eğer ki bunları 10-12 yıl üzerine planladık diyorsunuz, 1-1,5 yıl sonra başka bir bakanın döneminde, başka bir stratejiyle karşı karşıya kalınırsa Bakanlık, demek ki her şey bir anlamda karman çorman olacak.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Öyle değil, çünkü Bakanlığın şu anda temel stratejilerle ilgili aldığı birçok konuyu biz Bakanlar Kurulunda da onaylatarak alıyoruz. Belki zaman içerisinde Bakanlar Kurulu kararıyla da bazı şeyler teyit edilecekler. Şu anda yaptığımız uygulamalarsa, temel yapı itibariyle kanun hükmünde kararnameyle tanzim edilmiş uygulamalardır. Yani, biz kanun hükmünde kararnameyle Milli Eğitim Bakanlığının eğitimle ilgili amaçlarını belirlerken, amaçlarımızı değiştirmiştik hatırlarsanız. Biz üç tür amaç koyduk ortaya.


Onlardan bir tanesi; çocuklarımızın küresel düzeyde rekabet edebilecekleri bilgi ve beceriyle donatılmasıydı.


İkincisi; ulusal düzeyde toplumun ihtiyaç ve beklentilerine cevap verecek bilgi ve becerilerin kazandırılması.


Üçüncüsü ise; toplumsal ve sosyal ahlaki değerlerin, sosyal sorumluluğun, bir tarih bilincinin, bir millet şuurunun verilmesiyle ilgili hedeflerdi. Bu açıdan bakıldığında Milli Eğitim Bakanlığı bütün bunları yaparken bir bakanın genel politik tarzına yahut da onun şahsi tercihlerine bakılarak değiştirilebilir mi? Bu açıdan bakıldığında bugün Milli Eğitim Bakanlığında yapılan şey, Ömer Dinçer’in bir tasarrufu değil. Sadece Ömer Dinçer Hükümet vizyonunu uygulayan birisi. Onun belki uygulama stratejilerinde biraz daha kendi rengini yansıtıyor olabilir. Ama onun ötesinde bütün yükü Bakana havale etmek ve onun üzerinden konuyu değerlendirmek de bence eksik kalır.


SUNUCU- Bazen bunun yükünü hissettiğiniz oluyor mu üzerinizde yani…


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabii ki.


SUNUCU- Yani, size çok fazla yüklenildiğini mi düşünüyorsunuz?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabii ki siz eğer bir ülkede eğitim sisteminin paradigmasını değiştiriyorsanız…


SUNUCU- Bunu göğüslemeye hazır olmalıyız diyorsunuz.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ve bunun diğer bütün alt öğelerinde ve kullandığınız araçlarda da değişiklik yapmak zorundasınız. Bunların büyük bir sorumluluk getirdiğini ve yaptığınız değişikliğin sonuçlarını ancak tahmin edebiliyorsunuz. Ya olmazsa diye tedirginlik duymazsanız, bunun sorumluluğunu hissetmezseniz o zaman başarılı da olamazsınız. Tabi ki ben de normal bir insan gibi verilen kararların sonuçlarının sorumluluğunu hissediyorum, uykum kaçıyor, ağırlığını hissediyorum, endişelerim, tedirginliklerim oluyor, ama bir şekilde de bir adım atmak zorundayız.


SUNUCU- Anladım efendim. Bu bağlamda eleştiriler de var. Şimdi bu 60 aylık, 66 aylık kim gidecek kim gelecek tartışmaları artık bitti değil mi efendim okulların başlamasıyla beraber? Şu anda net olarak belli…


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Umarım biter.


SUNUCU- Yani net olarak belli değil mi Sayın Bakanım, 60 aylık, 66 aylık belli?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, belli. Biz bugünkü tabi rakamları kesin olarak verme imkanım yok ama, normalde 1 hafta 10 gün sonra çok netleşecek her şey. Ama bizim tahminimiz bu sene ilkokullarımızda 1 milyon 626 bin civarında öğrencimizi bekliyoruz.


SUNUCU- Bunların kaçı 60 aylık, kaçı 66 aylık onların da hepsi belli olacak değil mi çıkan istatistikle beraber?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Onlar da belli olacak. Çünkü özellikle 72 aydan sonraki çocuklar her yıl değişiyor, yani bu 1 milyon 240 bin ila, 1 milyon 300 bin ila, 1 milyon 150 bin arasında değişebiliyor.


SUNUCU- 1 milyon 626 olunca demek ki üzerine bir 320 bin daha ekleniyor.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Üzerine 350 bin ila 400 bin arasında veya 450 civarında bir öğrenci bekliyoruz biz.


SUNUCU- Bunlar da işte 60 ayla, 72 ay arasında olanlar.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet.


SUNUCU- Sayın Bakanım, şimdi bu hem muhalefet partisi tarafından gündeme getirildi, kamuoyunda da karşılık buldu aslında. Yani 1 yıl daha beklenemez miydi diye sordular, bir. Tabi ona vereceğiniz cevaplar da var biliyorum.


İkincisi, orada şu da var efendim: Okulların fiziki şartları meselesi var. Bütün bunlar bir pilot uygulamayla birazcık daha yayılamaz mıydı diye bir kaygı var.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ama bu kaygının haklı bir gerekçesi yok. İnsanlar sadece bir kanaat üzerinden endişe taşıyorlar veya bir kanaat üzerinden mutluluk yaşıyorlar. Bence bu çok doğru bir yaklaşım tarzı değil. Biz kamuoyuna bu konuyla ilgili yeteri kadar bilgi verdik, vermeye çalıştık, hala da vereceğiz. Ama şunu söylemeliyim: Bilgiye dayalı olmadan ortaya konulan kanaatler ve kaygılar bence çok haklı ve geçerli olamazlar. Türkiye’de maalesef böyle bir eğilim var. Şimdi bakınız, biz sadece geçen yıl 11 bin 500 civarında, 11 bin 600 civarında yeni derslik kazandırdık ülkemize, bina inşa ettik. Ama aynı zamanda yine okullarımızda proje dışı uygulamalarla


yönetim birimleri için ayrılan dersliklerimiz vardı. Onları da yeniden dersliğe dönüştürdük ve proje dışı uygulamaların tamamına son verdik. Aşağı yukarı 10 bin 600 derslik de bu anlamda kazanıldı.


SUNUCU- 22 bin 200 yani.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yani biz yaklaşık olarak 22 bin dersliği yeni olarak kazandık. Şimdi bakınız, 22 bin dersliğin 30 öğrenciden karşılığı aşağı yukarı 660 bin öğrenci demektir. 40 öğrenciden karşılığı ise 880 bin öğrenci demektir. Halbuki bize bu sene gelecek öğrenci sayısı maksimum okullaşma oranlarının artırılmasını da dahil ederek söylüyorum, 66 aylık çocuklar ve ortaöğrenimde de yüzde 100 okullaşmayı hesap ederek söylüyorum, gelecek maksimum öğrenci sayısı 650 bin, hadi 750 bin arasında bir rakam olacak. Şimdi böyle bakıldığında biz geçen yıl…


SUNUCU- Fazla gelen demek istiyorsunuz değil mi efendim?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet.


SUNUCU- Çünkü 1 milyon 626 zaten yeni başlamış.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yeni başlamış. Ama ayrıca lisede de belki okullaşma oranı artık bütün öğrenciler gitmek zorunda olduğu için oradan da bir 150-200 bin civarında öğrenci bekliyoruz biz. Onları ilave ettiğimiz zaman 650 binle, 700 bin arasında bir öğrenci kitlesini bekliyoruz yeni ek olarak. Şimdi size soruyorum, bu önceki yıldan şartlarımızın daha kötü olduğunu mu gösterir, daha iyi olduğunu mu gösterir?


SUNUCU- Derslik açısından karşıladığı görünüyor.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Aslında biz bütün okullarımızda dersliklerimizi gözden geçirdik, okullarımızı gözden geçirdik, yeni derslikler kazandırdık.


SUNUCU- Mesela lavabolar, mesela tuvaletler, mesela yerlerin biraz daha kaygan olması bunlarla ilgili, fiziki şartlarla ilgili endişeler var efendim, hiç böyle bir bakış atmanız mümkün oldu mu?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi ki, okulları niçin gözden geçiriyoruz biz? Ama şunu söylemeliyim: Böyle bir endişeye niçin gerek var?


SUNUCU- Çünkü çocuklar küçük, yani diğerlerine nazaran.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ama izin verin, izin verin.


SUNUCU- Buyurun.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bakın biz ilk defa küçük çocuklarımızı okula alıyor değiliz. Biz Türkiye’de ilk defa her şeye yeniden ve sıfırdan başlıyor değiliz. Bu ülkenin 90 yıla yakın bir eğitim tecrübesi var. Ve bu


tecrübe içerisinde biz bu çocuklarımızı eğitimde zaten değerlendiriyorduk. Şunu söylemeliyim: Bu sene gelen 66 aylık çocukların yüzde 70’i zaten okullarımızda geçen yıl eğitim aldılar. Bu açıdan bakıldığında bu çocuklar okulu tanıyor, bu çocukların oturacağı sınıflar var, bu çocukların gideceği lavabolar, tuvaletlerin hepsi zaten onlara göre ayarlıydı. Ve öyleyse zaten yüzde 70’e yakın çocuğumuz okuldaysa ve okulu tanıyorsa ve bunların gidip geleceği mekanlar, fiziki mekanlar onlara göre tanzim edilmişse niçin kaygı duyuyoruz?


SUNUCU- Yani anaokulundayken bulundukları yerleri tekrar kullanabilirler bunu anlıyorum.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi kullanacaklar, aynı okuldalar, aynı binadalar. Daha da önemlisi, bu sene biz önceki yıla göre daha avantajlı bir imkanla da giriyoruz.


SUNUCU- Derslikler açısından mı?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi ki. Önceki yıllarda ilköğretim 8 yıl olduğu için biz bugünkü tabirle ilkokul ve ortaokul çocuklarını aynı sınıfta, aynı binada eğitiyorduk. Halbuki şimdi okulları fiziki şartlarına göre, mahalledeki konumlarına göre ilkokul ve ortaokul diye mümkün olduğu kadar ayırdık.


SUNUCU- Bu ayırma oranı ne kadar oldu Sayın Bakanım, bunu biliyor musunuz acaba?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Net bir rakam veremem şimdi size, yanıltmak istemiyorum. Ama daha sonra tespiti yapıp paylaşabiliriz.


SUNUCU- Ama ayırma çalışması devam ediyor.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ayırma çalışması yaptık bu yıl için. Bu yıl için birçok okulda net ayrımlar yapıldı. Bu bina ilkokul, bu bina ortaokul diye. Birçok okulda 4 yıllık bir plan yapıldı, bina ilkokul olarak ayrılsa bile mevcut öğrencileri mezun olana kadar ilköğretim okulu olarak devam edecek. Bazı binalarda belki hep devam edeceğiz, çünkü oranın şartları onu gerektiriyor, o açıdan çok standart bir uygulama yapmadık. Öyleyse biz, çocuklarımızı da pedagojik olarak okullara ayırdık sayılır önemli oranda. Yani ilkokul çocukları bir binada, ortaokul çocukları bir başka binada eğitim görecekler. 14 yaşındaki bir çocukla, 6 yaşındaki bir çocuk aynı binada olmayacak demektir, bu daha güzel bir uygulama değil mi?


SUNUCU- İlköğretimde de zaten bu eleştirilmişti değil mi efendim, küçük çocukla büyük çocuk bir arada aynı tuvaletleri kullanıyorlardı.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Mesela yine birçok hususta Türkiye sadece bu yıl bu sorunu yaşayacak ama, biz zaten geçtiğimiz


yıllardan itibaren 68 ayını doldurmuş çocuklarımızı okula alıyorduk, kabul ediyorduk. Normal şartlarda şöyle bir genelleme yaparak size bir örnek vereyim. Biz aylık olarak 120 bin çocuğun varlığını görüyoruz okullarımıza devam edebilecek. Yıllık bu rakam aşağı yukarı 120 bin veya 110 bin çarpı 12 ile ortaya çıkıyor. Bu biraz aşağıda oluyor, biraz yukarıda oluyor. Eğer 6 aylık bakacak olursanız, normal şartlarda 120 bin çarpı 6 dediğimizde bizim 700 binden fazla, 800 binden fazla 6 aylık çocukların okula gelmesi gerekirdi. Halbuki bizim bütün rakamlarımızda verdiğimiz oran daha çok 478 bin rakamıydı, 470-500 bin civarında öğrenci gelecek diyorduk. Çünkü diğerleri zaten 1 yıl önceden eğitime gelmişlerdi. Bu açıdan bakıldığında biz 68 aylık çocukların eğitimine yabancı bir ülke değiliz. Ve Milli Eğitim Bakanlığı olarak sahip olduğumuz tecrübeler bu çocuklarımızı eğitmek için oldukça müsaittir.


SUNUCU- Efendim, bu konu çok önemli olduğu için uzatıyorum. Sizin okul öncesi eğitimde yüzde 100 uygulaması hedefiniz vardı, şu anda zannediyorum birazcık o düştü bu oranlardan sonra, çünkü okul eğitime dönüştü. Bunu okul öncesi eğitimle de devam ettiremez miydiniz? Yani bu 4+4 yapmayı zorunlu hale getiren şey neydi?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, yine devam ettireceğiz onu söylemeliyim, yine devam ettireceğiz. Şu anda daha önceki yıllarda 60 ila 72 ay arasındaki çocuklarımızda yüzde 100 okullaşmaya çalışıyorduk.


SUNUCU- Evet, yani okul öncesi eğitimle, anaokulu eğitimiyle.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, anaokulunda veya okul öncesi eğitimde. Şimdi ise biz norma şartlarda 48 ay ila 66 ay arasında çocuklarımızın yüzde 100 okullaşması için çaba sarf edeceğiz okul öncesinde. Dolayısıyla hedeflerimizden bu anlamda bir sapma ortaya koymuş değiliz. Tam aksine biraz daha küçük aylardaki çocuklardaki okullaşma oranlarımızı artıracağız. Tüm dünya giderek çok daha küçük yaşlarda çocukları eğitime alıyor. Ve biz 36 aydan sonraki bütün çocuklarımızı aslında kademeli bir şekilde okullarımızda eğitmek için hedef belirlemiş vaziyetteyiz.


SUNUCU- Sayın Bakanım, bu küçük çocuklar için, 60 ayla 66 ay arasında olanlar için farklı bir müfredat uygulanabilir gibi şeyler konuşulmuştu. Ama zannediyorum şu anda herkes için standart oldu değil mi?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- 66 aydan sonrası için. 66 aydan sonrası için biz bu yıl müfredatımızı değiştirdik. Daha hafif, daha oyun ve fiziksel etkinlikler ağırlıklı ve biraz da çocukların birbirleriyle oynayarak


öğrenecekleri bir alana doğru kaymaya başladık, bu metodolojiyi bir deneyeceğiz, umarım başarılı olacağız.


SUNUCU- Evet efendim.


Şimdi bu rapor meselesi de var, belki burada da bir yanlış anlaşılma oldu, belki de bir düzeltme de yapmak isteyebilirsiniz. PKK’nın böyle bir kampanya yaptığı anlamına gelecek sözler sarf ediliyor. Bu medyaya; bunu ancak PKK ister şeklinde yansıdı ve ondan sonra da yeni bir tartışma başladı. Orada ne demek istemiştiniz Sayın Bakanım?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Orada tabi çok açık bir şekilde bizim sözlerimizin başka bir amaçla kullanıldığı. Bizim esas ifade ettiğimiz şey, gerçekte 66 ay ve sonrası çocukların eğitimiyle alakalı, karşı çıkışların eğitim gerekçeleriyle alakalı olmadığına dair bir vurgu yapmaktı. Türkiye’de hakikaten bilim dünyasına da indiğiniz zaman açık bir şekilde göreceksiniz ki, çocukların erken yaşta eğitime başlamasıyla ilgili çok ciddi tartışmalar var. 66 ay, 72 aydan sonra olsun diyenler var, hala 1960’lı yıllardaki teorilerin geçerliliği üzerine iddiada bulunanlar var. 1980’li, 90’lı yıllardan sonra oluşan yeni teoriler üzerinden değerlendirme yapanlar var. O konuda tüm toplumda ortak bir fikir oluşturma imkanı yok zaten. Ama tüm dünyadaki genel eğilime baktığınızda ana uygulamalara ve dünyadaki yeni stratejik değişiklikleri tespit ettiğinizde göreceğiniz şey şu: Tüm dünyada genel eğilim, çocukların daha erken yaşta eğitime başlamaları, mesleki eğitimin de giderek ötelenmesi. Daha önceden ilkokuldan sonra mesleki eğitimlere doğru bir tercihler yönlendirmesi yapılırken dünyadaki teknolojinin çok hızlı değişmesiyle ve mesleklerin içeriklerinin farklılaşmasıyla bu giderek ötelenmeye başladı. Ama çocukları artık çok erken yaşta alıyorlar. Pek çok ülke, okul öncesi eğitimi bile zorunlu hale getirmeye başladı. Ve ilköğretimdeki eğitimi daha erken yaşlara almak için çaba sarf edenler var.


SUNUCU- Buradan iş PKK’ya kadar nasıl geldi Bakanım?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Orada genel söylem şuydu: Bugün Türkiye’de 66 aylık çocukların eğitimine karşı itiraz eğitim biliminin yahut da çocukların pedagojisinin gerçeklerine dayalı olarak yapılmıyor. Çünkü eğitim bilimi, çocuğun hangi yaşta eğitime alınması gerekir’den çok, hangi yaştaki çocuğa, hangi türden bir metodolojiyle veya müfredatla eğitim verileceği üzerine kurgulandı. O yüzden de biz 66 ay…


SUNUCU- Bunu eleştirmek tabi ki örgüt yandaşı olmak anlamına gelmez. Yani herkesin farklı kaygıları olabilir.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bunun üzerinden ben şunu ifade etmiştim: Bugün itirazların önemli bir kısmı ideolojik mahiyettedir. İdeolojik itirazlarınsa iki boyutu vardır. Onlardan bir tanesi daha çok belirli bir sendikanın yaptığı bir propagandaya yürüyor. Açıkça yani bunu ben kendim kamuoyundan bir gizli bilgi paylaşıyor değilim.


SUNUCU- Bu konuyu soracaktım, bir istihbarat, bir duyum var mı bununla ilgili?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır hayır, bu sendika kendisi bizzat kamuoyuna çıktı ve dedi ki, çocuklarınız için ne rapor alacaksınız, ne rapor alın ne de çocuklarınızı okula gönderin dedi.


SUNUCU- Bir tür sivil itaatsizlik önerildi.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Gibi. Şimdi bu çok açık ortada varken ve o sendikanın da ideolojik yapısı belliyken bir buna dikkat çektim. Bir de Türkiye’de muhalefet, siyasi olarak muhalefet, kanunun tüm hazırlık sürecinde çok yoğun tepki göstermişti. Eğitim başlarken de aynı tepkiyi gösterdi. Bu tepkiyi gösterirken de hiçbir bilimsel zemine dayanmadan bunu sübjektif ve siyasi kaygılarla yaptı. Bu da ideolojik nitelikte olan bir düzenlemedir.


SUNUCU- Anladım. Örgütün adı kullanmaktan dolayı daha sonra keşke kullanmasaydım diye düşündünüz mü, yani yanlış anlaşıldı.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, ben doğrudan doğruya örgütün adını kullanmadım, ben dolaylı kullandım. Bu sendikanın da PKK ile bağlantısı biliniyor dedim.


SUNUCU- Anladım efendim, yani böyle bir süreç yaşandı.


Bu arada bugün de çok tanıdıklarımızdan, yani Twitter’dan da sorular geliyor, tanıdıklarımızdan da sorular geliyor, herkes soru soruyor. Bu rapor alma konusunda şimdi rapor alan aileler oldu, bu rakamlar da aslında rapor alan ailelerin olduğunu gösteriyor. Sizin de az önce söylemiş olduğunuz rakamlardaki farklar da belki. O ailelerin almış olduğu bu raporlar, şimdi öyle de bir endişe sardı insanları. Çocuğun önümüzdeki dönemki hayatına olumsuz bir tesir yapacak mı Sayın Bakanım, bununla ilgili bir kaygı var mı?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim: Bir kere rapor alan veli sayımızın hiç toplumda konu tartışıldığı kadar yüksek olmayacağı kanaatimi belirtmek istiyorum.


SUNUCU- Kaç olduğunu düşünüyorsunuz?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Biz bütün planlamalarımızı yaparken şöyle bir varsayım üzerine kurgulanmıştık: Rapor alan öğrencilerle, 60


aylık olup devam etmek isteyen öğrenciler birbirini dengeleyecekler diye düşünmüştük ve buna göre de planlarımızı yapmıştık.


SUNUCU- Birbirini dengelemek derken ne demek istiyorsunuz?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yani diyelim ki varsayarak söylüyorum şimdi, 50 bin kişi rapor alırsa 60 ila, 66 ay arasındaki çocuklar da 50 bin kişi kadar gelir. Çünkü velilerin gönderme arzusu olanlar vardı ve böylece dengelenirdi. Ve biz bütün planlarımızı böyle bir denge, eşitlik üzerine yaptık. Ama benim tahminim, velilerimiz o kadar rapor almış olmayacaklar. Hatta şunu da söylemeliyim: Rapor alan velilerimiz bile aradan birkaç hafta geçtikten sonra aslında yaptığı şeyin çok doğru olmadığını fark edecek, özellikle…


SUNUCU- Rapor almasına rağmen çocukları göndermek isterlerse buna müsaade edilecek mi?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi ki, niye etmeyelim.


SUNUCU- Yani okulların şeyi buna uygun mu olacak kayıt süreçleri?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bakın o konuda velinin tercihi bizim için önemli. Şimdi bir kere önce şunu söylemeliyiz: Eğer bir veli, çocuğunun eğitime hazır olmadığını düşünerek bir rapor almışsa, hiçbir suretle o çocuğumuzun ileriki yıllarda mağdur olacağı veya rencide olacağı bir duruma biz asla müsaade etmeyiz. Böyle bir şey düşünüyor olmak bile aslında bizim için çok utanç verici bir şey, yani ben bundan hakikaten üzülüyorum.


SUNUCU- Efendim, artık işin içine örgüt ifadeleri falan girince insanlar biraz korktular yani.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ama size bir şey söyleyeyim.


SUNUCU- Buyurun.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu yeni bir uygulama değil ki. Bu rapor meselesi yeni bir uygulama değil ki. 72 aylık çocuklarımızın da şayet eğitime hazır olmadığına dair rapor getiriliyorsa eğitimlerini biz 1 yıl tehir ediyorduk. Bu yönetmelik maddesi, yeni çıkarttığımız bir madde değildi, uzun yıllardan beri var olan maddeydi. Şimdi ben şunu sormak istiyorum: Türkiye bir tecrübe yaşıyor, Milli Eğitim Bakanlığı bir uygulamayı yapıyor, toplum artık buna alışmış vaziyetteyken sadece birkaç kişinin telaffuz etmesiyle tüm toplumun birden bire eski bütün tecrübeleri sıfırmış ve yokmuş gibi kabul etmesi sizce normal geliyor mu?


SUNUCU- Bunu neyle ilgili söylüyorsunuz Sayın Bakanım?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu yönetmelik uygulamasıyla ilgili söylüyorum.


SUNUCU- Evet evet.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yani yönetmelik uygulaması yeni değilse, yıllardan beri bir tecrübemiz varsa bununla ilgili Milli Eğitim Bakanlığı’nın çok oturmuş bir sistemi söz konusuysa ve sahip olduğumuz tecrübeyle bugüne kadar biz, velilerimizi ve çocuklarımızı incitmemişsek, şimdi yeni bir durumda birkaç kişinin yanlış bilgilendirmeyle tüm toplumda bu tecrübenin yok sayılması ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bu konuda güvensizlik serdedilmesini normal kabul ediyor musunuz siz?


SUNUCU- Efendim, eskiden çok daha azdı herhalde değil mi o rakamlar, rapor alma rakamları?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yine aynı, az olacağını düşünüyorum ben.


SUNUCU- Öyle olacağını düşünüyorsunuz.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yani çok değil…


SUNUCU- Birkaç gün sonra göreceğiz.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Zannediyorum birkaç hafta sonra, birkaç gün çok iddialı bir laf, çünkü önümüzdeki hafta da esas okullar açılacak. Biz birkaç hafta sonra kamuoyuna ne kadar öğrencimiz rapor aldı, 66 aylık olduğu halde ne kadar öğrencimiz gelmedi hepsini bildireceğiz ve o zaman göreceğiz ki, Türkiye’de bir bardak suda koparılan fırtına hakikaten bize yapılmış bir haksızlık, bize yapılmış bir incitici davranıştı.


SUNUCU- Sayın Bakanım, orada birkaç veliyi beraber göreceğiz değil mi? Birincisi, 60 veya 66 aylık arası gelen öğrenci sayısı.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hepsini.


SUNUCU- Artı bu yaşlarda olduğu halde gelmeyen rapor alan öğrenci sayısı ve rapor almadan gelmeyen öğrenci sayısı, üçünü de, dördünü de göreceğiz aynı anda.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet.


SUNUCU- Efendim, seçmeli ders konusu da bugünlerde konuşuluyor. O da yine vatandaşlarımızdan gelen sorulardan. Seçmeli derslerle ilgili yeterli tanıtım yapılabildi mi Sayın Bakanım, gerçi bir CD hazırlandığı, hatta çocukların istekleri doğrultusunda olsun diye bu konularda siz yeterli tanıtımın yapılabildiğini düşünüyor musunuz?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Aslında bu seçmeli dersler, ben sözlerimin başında hatırlarsanız daha çok paradigma değişikliğiyle ilgili


bazı hususları, zihniyet değişimini, yeni vizyonla ilgili hususları bahsederken söylemiştim. En önemli uygulama alanlarından birisi normalde bu seçimlik dersler oldu. Çünkü seçimlik dersler, Türk eğitim sisteminde otoriter bir tasarım yerine daha demokratik, daha esnek bir eğitim modelini gösteren en güzel ipuçlarından birisi.


SUNUCU- Yani tek yemek yerine, biraz daha farklı yemeklerden istifade edilmek gibi.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yani çocuklarımızın bir kere ilgisini esas alıyor. İlkokuldaki seçimlik dersler, çocuklarımızın ilgisine ve tercihine göre tanzim edildiler. Bu açıdan bakıldığında eğer bir çocuk spora ilgi duyuyorsa, güzel sanatlara ilgi duyuyorsa, fen bilimlerine ilgi duyuyorsa, güzel konuşmaya yazmaya ilgi duyuyorsa, bir yabancı dile ilgi duyuyorsa veya din eğitimi almak istiyorsa bütün bunlar için kendi ilgisine göre bir alternatif sunuyoruz. Dolayısıyla şimdiye kadar bütün çocuklara sadece belirli bir tip elbiseyi sunup hepiniz bunu olacaksınız, uyacaksınız demiyoruz.


SUNUCU- Adı seçmeliydi.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Bu çok önemli. Tek tip elbise sunmak bir tarafa, herkesin o elbiseye kendini uydurmasını istiyorduk, yani bu fıtrata aykırı bir şey aslında. Ama şimdi çocuklarımıza, sadece çocuklarımıza değil, aynı zamanda toplumun farklı kesimlerine, yani farklı etnik yapıda olanlara, farklı dine mensup olanlara vesaire vesaire. Siz kendi istek ve ihtiyaçlarınızı da karşılayabilirsiniz diyoruz. Bunun çok önemli bir esneklik ve demokratik sonuç doğurduğu kanaatindeyim. Bu açıdan bakıldığında Türk eğitim sisteminde seçimlik dersler, belki de bizim başarımızı belirleyen ana alanlardan birisi olacak.


SUNUCU- Sayın Bakanım, uygulama nasıl olacak çok özetle söyleyebilir misiniz?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi uygulama için biz şöyle bir adımı attık: Daha önceki dönemlerde mesela okul idaresi biliyorsunuz 1 veya 2 ders vardı seçimlik. O derslerden hangisini açıp açmayacağına da öğretmenler kurulu kararıyla verebiliyor ve o dersleri açabiliyordu, belki de açmıyordu. Şimdi biz daha çok çocuklarımızın ve ailelerinin tercihine bırakacağımız için bir kere okul idaresinin önceden karar vermesini istemedik. Ve bu sebeple de 12 Eylül’e kadar çocuklarımızın seçimlik derslerini evlerinden, yani okula başlamadan yapmalarını istiyoruz. Bilgisayar ortamından tercihlerini yapabilecekleri gibi eğer o imkanları yoksa okulumuza gelip okulumuzdaki bilgisayarlardan…


SUNUCU- Online da yapılabilecek yani.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Online yahut da dilekçe vererek de seçimlik derslerini bildirecekler. Okul yönetimi bunların hepsini tasnif ettikten sonra belirli sayıdaki 10 veya 12 duruma göre daha fazla öğrencinin seçtiği dersleri açmak için karar verecek. Daha az öğrenciler seçmişse bu çocuklara biz yeniden birtakım tercihler yapmalarını öngöreceğiz. Çünkü her dersi bütünüyle aşma şansımız maalesef yok. Bunun ciddi bir maliyet getireceğini de hesap etmek lazım. Açılmasına karar verilen dersler için önce mevcut öğretmenlerimizden bu dersi verebilecek öğretmenleri görevlendireceğiz. Şayet yoksa ücretli öğretmen teminine gideceğiz, şayet bulamıyorsak özür dileyeceğiz. Ve gelecek yıl için mevcut potansiyeli görüp ona göre hazırlık yapacağız.


SUNUCU- Ona göre atama yapacaksınız değil mi efendim?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, ona göre hazırlık yapacağız.


SUNUCU- Her yıl aynı seçmeli dersleri mi seçmek zorundalar? Yani biri ilk senesinde bunu seçti, diğer senesinde de onu seçmek zorunda mı, değiştirebilir mi?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, her yıl çocuklarımız seçimlik derslerini değiştirebilirler. Aynı dersleri alabilecekleri gibi diyelim ki Kur’an-ı Kerim dersini seçmişse bir çocuk, 5. sınıftan 12. sınıfa kadar şimdi henüz lisede bunu düzenlemedik ama, Kur’an-ı Kerim dersini seçebilecek ve seviye seviye daha önceden aldığı bilgilerin üzerine her yıl kendi seviyesine göre eğitim alabilecek. Aynı şeyi müzik için, aynı şeyi spor için düşünebilirsiniz.


SUNUCU- Bu sene müziği seçti, bir dahaki sene müziği seçmeme şansı var mı Sayın Bakanım?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, müziği seçmişti, ama daha sonra ilgisini kaybetti veya kabiliyeti olmadığını fark etti ertesi yıl başka bir dersi seçebilir.


SUNUCU- O zaman yıllık olacak değil mi seçimler efendim?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, dersler ve müfredatlar yıllık.


SUNUCU- Yıllık olacak.


Sayın Bakanım, bu bölümü kapatacağım ama, bir husus daha var. Şimdi özellikle bu ikili öğretim yapan okullarda, yani sabahçı, öğlenci şeklinde öğretim yapan okullarda ders sayısının da artırılmasıyla beraber sabahleyin


çocuklar daha erken okula gidebilecekler, akşamleyin de geç saatlerde dönme ihtimalleri var, saat 19 gibi tamamlanacağı öngörülüyor. Bu bir problem oluşturmayacak mı sizce?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Başlangıçta hepimizin bundan rahatsız olacağını düşünüyoruz biz. Ama Türkiye’nin bir tercih yapması gerektiği kanaatindeyiz. Bu tercihin 2 gerekçesi var. Onlardan bir tanesi, Türkiye’de eğitim sisteminin demokratikleşmesini ve esnek bir hale gelmesini istiyor muyuz, istemiyor muyuz sorusudur. İşte az önce ifade ettim. Seçimlik dersler Türk eğitim sisteminde çocukların ilgisini, toplumun ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaya yönelik bir imkan sundu bize. Eğer biz bunları istemiyorsak o zaman dersleri uzatmayabiliriz. Şimdiye kadar biz, çocuğumuzun bir kabiliyeti varsa, üstün bir yeteneği varsa, iyi bir müzik kabiliyeti var ama, çocuğumuzu yıllar boyu ciddi bir müzik eğitimine yöneltemediğimiz için eleştirmedik mi eğitim sistemimizi? Çocuğumuz spor yapamadığı için veya bir sporda kendini gösteremediği için sistemi eleştirmedik mi? Aynı şekilde farklı eğitim alanlarına çocuklarımızın yeteri kadar eğilmediklerini görüp bunu eleştirmedik mi?


SUNUCU- Bu 6 saatlik fark, tamamıyla seçimlik derslerden mi kaynaklanıyor?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, seçimlik derslerin toplamı 8 olacak, ama biz günde 1 saat uzattık.


SUNUCU- Bu seçimlik derslerden kaynaklanan bir durum yani.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Seçimlik derslerle alakalıdır, tamamı değil ama.


SUNUCU- Peki, seçimlik ders almama seçmesi var mı, ihtimali var mı?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır hayır, belirli bir ders saatini seçecek çocuğunuz.


SUNUCU- Seçmek durumunda.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- İşte tam burada bu sorunuzun cevabının gerekçesini söylemem lazım, o da az önce ifade ettiğim ikinci husus. Şimdi bakınız, biz çocuklarımızı istiyoruz ki, küresel düzeyde alana çıksın ve rekabet edebilsin, sporda başarılı olsun, matematikte PISA sınavlarında çocuklarımız ilk 5 ülkenin, ilk 10 ülkenin çocuklarıyla yarışsın, istiyor muyuz bütün bunları?


SUNUCU- İstiyoruz, ama aynı zamanda eve de erken gelmesini istiyorsak bu ikisi birbiriyle çatışıyor.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu ikisi birbiriyle uyumlu değiller. Şimdi ortaya koyduğumuz amaçlarla o amaca ulaşmak için kullanacağımız kaynaklar ve araçlar birbiriyle uyumlu olmalılar. Hem çocuğumuz çok okula gitmesin, hem daha az ders alsın, hem ben daha az fedakarlık edeyim, hem de bu arada çocuğumuz küresel düzeyde de ilk sıralarda olsun bunu şimdiye kadar denedik ve olmadı. Peki, küresel düzeyde eksiklik neydi ki biz çocuklarımızın ders saatlerini artırdık? İlkokulda ders saatlerini artırmadık zaten. Ortaokulda artırdık, lisede artırdık ve hala da artıracağız bunu da ifade etmeliyim. Yeteri kadar artıramadık, çünkü derslikler ikili eğitim sebebiyle çocuklarımızın çok geç saatlere kalmasını da biz de istemedik.


SUNUCU- O zaman okulları teke indirmeniz lazım.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ama derslik sayılarımızı artırıp tekli eğitime geçtiğimizde yine çocuklarımız için hala koymamız gereken ek dersler olacak.


SUNUCU- Dünyadaki ders ortalamasının altında mıyız?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Çok altındayız.


SUNUCU- Ne kadar mesela?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi ben onun bilgilerini vereyim size.


SUNUCU- Buyurun efendim.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bakınız ilk 8 yılda 43 ülkenin 8 yıllık eğitim ortalamasıyla mukayese ettiğimizde 674 saat eksik ders veriyoruz ilk 8 yılda 674 saat. Aslında bu 674 saatin…


SUNUCU- Yıl başına 85 saat falan.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- 674 saatin anlamı şu: Biz yılda zaten çocuklarımıza 720 saat ders veriyoruz. Yani bir tarafıyla baktığımızda biz 8 yıllık eğitim süresince…


SUNUCU- 1 yıl eksik veriyorsunuz.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- 1 yıl eksik eğitim veriyoruz. Peki, hangi derslerimiz eksik diye baktığımızda o derslerimiz şunlar: Bir; matematik dersi. 198 saat daha az matematik eğitimi yapıyoruz. 155 saate yakın daha az sosyal bilgiler eğitimi yapıyoruz, 115 saate yakın daha az fen bilgisi eğitimi yapıyoruz, 169 saate yakın daha az din dersi veriyoruz. Ve 215 saate yakın daha az beden eğitimi dersi veriyoruz. Şimdi ben size soruyorum…


SUNUCU- Beden çok azmış.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- 198 saat daha az matematik dersi vereceksiniz, ama Singapur’un öngördüğü kazanımlardan 2 misli daha fazla matematik kazanımı ortaya koyacaksınız.


SUNUCU- Ama efendim, Singapur tamamıyla kendisine has bir örnek, 3,5 milyonluk bir ülke ve süper bir ülke.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ne olursa olsun.


SUNUCU- Bu anlamda, gelişmişlik ve eğitim anlamında.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tek tek çocukların potansiyeline bakmamız lazım. Bizim çocuklarımızın potansiyeliyle Singapur’daki çocukların potansiyeli arasında hiçbir fark yoktur.


SUNUCU- Eyvallah. Ama kişi başına düşen milli gelir yaklaşık 50 bin dolara geliyor.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Olabilir, onların sınıfları hala 40 kişilik. Ama biz Türkiye’de 30’dan daha az olsun diye çaba sarf ediyoruz. Şimdi bu açıdan bakıldığında benim söylemeye çalıştığım şey şu: Daha kısa zamanda daha fazla kazanımları öngörerek biz çocuklarımızı bunaltmışız. O yüzden şimdi biz eğitim sürelerini uzatıyor kazanımları azaltıyoruz. Ve böylece daha rahat bir eğitim dilimi içerisinde çocuklarımızın kendi kendine de öğrenecekleri ve çokça da tekrar ederek öğretmeyi pekiştireceğimiz yeni bir metodolojiyi, yeni bir müfredat anlayışını getirmeye çalışıyoruz. Bunu ilkokul birde, ortaokul birde ve lisede yavaş yavaş başladık. 4 yıl sonra da tüm eğitim sistemimizde uygulayacağız.


SUNUCU- Efendim, şeyi sorabilir miyim: Bu tekli öğretim verilebilecek fiziki şarta sahip okul sayısıyla ikili öğretim verilmek durumunda olan okul sayılarının yüzdesini oranladınız mı hiç?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet.


SUNUCU- Ne kadar şu andaki oran?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şu anda okul olarak tüm Türkiye çapında bakıldığında okullarımızın tam yüzde 23’ünde ikili eğitim yapıyoruz. Ama bunlar daha çok büyük illerde olması hasebiyle çocuklarımızın yüzde 51’i ikili öğretim görüyor.


SUNUCU- Nüfus olarak yüzde 51.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi, yüzde 51’i. Bu açıdan bakıldığında biz önceki yıllarda ikili eğitim yapıyorduk ve hiç küçümsenemeyecek oranda bir ikili eğitime sahiptik. Başka bir ifadeyle eğitim sistemindeki değişiklikler sebebiyle ikili eğitimi yapıyor değiliz. Ve bu oranlarda da en fazla 1 puanlık, 2 puanlık artış olacak diye bekliyoruz. Sadece


İstanbul bunun istisnasıdır. İstanbul’da geçen yıla göre bütün şehirlerimizle mukayese edilemeyecek kadar fazla derslik yaptık. 4 bin 909 yeni dersliği devreye aldık, kazandığımız dersliklerle beraber. Ama buna rağmen ikili eğitim yapan öğrenci sayısı geçtiğimiz yıl yüzde 67, yüzde 68 civarındaydı, şimdi yüzde 71 civarında olacak diye bekliyoruz.


SUNUCU- Bu yeni 4+4+4 sistemiyle de ilgili olarak değil mi bu artış?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hem o sistemle, hem de göçlerin çok olumsuz etkisi var evet.


SUNUCU- O zaman şöyle bir öngörünüz var mı efendim: Kaç yılında Türkiye ders saatlerini de artırabilecek şekilde tekli öğretime geçebilir?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bizim normal şartlarda şu anda 170 bin dersliğe ihtiyacımız var. 170 bin dersliği ne kadar kısa sürede yapabilirsek o kadar çabuk bu iş olacak. Şimdi peki, bunu ne kadar sürede yapabiliriz?


SUNUCU- Kaç derslik yaptınız mesela AK Parti döneminde?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- AK Parti iktidarları döneminde bu geçtiğimiz 10 yıllık süre içerisinde 181 bin derslik yaptık.


SUNUCU- Demek ki bir 10 yıla daha ihtiyaç var.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ama şimdi 10 yıl sürmeyecek diye bekliyoruz. İki gerekçemiz var: Bir; özellikle derslik yapımıyla ilgili kaynakların ayrılmasına son yıllarda daha fazla özen gösteriliyor. Yani Milli Eğitim Bakanlığı yatırım bütçesi de giderek artmaya başladı. İki; şimdiye kadar hiç kullanmadığımız iki finansman yöntemini de dersliklerin sayısını artırmak için kullanmaya başlayacağız. Bugüne kadar biz özel sektörün finansmanını devreye sokamamıştık, hayırseverlerimizin finansmanı vardı ama desteği, özel sektörün yoktu. Şimdi kamu-özel ortaklığı modelini Milli Eğitim Bakanlığı’nda uygulamaya başlıyoruz. Yönetmelikleri yayınlandı, kanuni altyapısı hazırlandı. Yakında her ilde özellikle ortaöğretim için kampüs ihalelerine çıkmaya başlayacağız ve çok sayıda okulun ihalesini özel sektöre vereceğiz. Ve biz onlara uzun zaman dilimi içerisinde ödeme yaparak karşılayacağız.


SUNUCU- Sayın Bakanım, şu anda bu yayını izleyen, binlerce, on binlerce, yüz binlerce öğretmen benim size bazı sorular sormamı bekliyor. Ben de o soruları sormak için hazırım, siz de zaten biliyorum cevaplamak için hazırsınız.


Şimdi bugün efendim, sizinle biz 16 Eylül 2011 tarihinde bir program daha yapmıştık, o gün geldiğinizde de bir sürü soru gelmişti. En çok gelen soru,


Sayın Nimet Çubukçu döneminde, bir önceki bakan döneminde 55 bin atama sözü verilmişti, bunları neden yapmıyorsunuz şeklindeydi. Bugün bir atama yaptınız, 40 bin kadro aldınız zannediyorum, 36 bin 552’sine atama yapıldı. Öncelikle bugünkü atamada yoktunuz efendim. Normalde atamalarda olup bu enter tuşuna bakanların basması teamül haline gelmişti. Acaba bir kırgınlığınız, kızgınlığınız mı oldu yoksa başka bir program mı vardı?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, asla öyle bir kırgınlığım yok, olamaz da. Üstelik de öğretmenlerimizin…


SUNUCU- Çünkü çok yoğun bir eleştiri döneminden geçiyorsunuz, belki bu dönemde…


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yok, hiç onlara itibar ederek yaptığım bir şey değil. Bugün bizim okul açılış törenlerimiz vardı. Daha önceden planlanmış programlarım vardı katılamadım, katılmadım. Çünkü öğretmenlerin o gün o sevincine şahit olmak da bizim için çok büyük mutluluktur. Dolayısıyla o eleştiriler ilk defa yapılacak eleştiriler değil. Sonra cevabını veremeyeceğimiz bir durumumuz da yok hamd olsun. Eleştiriler olur, o eleştirilerden haklı olanları zaten biz kendimiz dikkate alıyor ve kendimize rehber ediniyoruz. Haksız olanları da söyleyeceklerimiz vardır. Bilgilerini sunarız kamuoyuna ve takdiri kamuoyuna bırakıyoruz. Ama dediğim gibi bugün katılamadım.


Bir de öğretmen atamalarıyla ilgili meselenin kendisine özgü özel durumları var tabi. Onların hepsine birlikte baktığınızda öğretmen atamaları meselesini toplumun gündeminin en öncelikli meselesi olmaktan da çıkartmak gerektiği kanaatindeyim.


SUNUCU- Toplum olarak öyle ama, Bakanlık olarak sizin sürekli gündeminizde olan konulardan bir tanesi. Çünkü öğretmen ihtiyacı da var, insanların beklentileri de var.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yalnız şunu ifade etmeliyim: Biz bu yıl 40 bin değil, 57 bin öğretmen atıyoruz.


SUNUCU- Bu son alınanlarla beraber.


Sayın Bakanım, açıkçası bu benim tamamen kişisel merakım. Okul dönemine denk gelmesi birazcık problemli değil mi, yani biraz daha erken olması lazım değil miydi atamaların?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu konuda bize yapılacak mesela bütün eleştirileri biz göğüsler ve kamuoyundan bu konuda anlayış bekleriz. Çünkü normal şartlarda bunun 31 Ağustos’ta bitmesi gerekirdi. Ancak bu sene çok özel bir yıl yaşıyoruz. O özel yıl, hem eğitim sistemindeki


değişiklikler, hem okulların dönüşmesi, yani ilkokulların hangisi olacak, ortaokulların hangisi olacak, hangi ortaokullar ne tür alanlara kaydırılacak, hangi alanlarda yeni liseler oluşturulacak bununla ilgili çok kararlar vermemiz gerekti. Bütün bu kararları verirken biz 15 Haziran’daki eğitimin bitmesinden sonra yapma şansına sahiptik. O yüzden 15 Haziran’dan sonra bütün Bakanlık personelimiz gece gündüz çalıştı. Ve hakikaten biz Bakanlık olarak bu yıl tatil yapmadık tüm ekip olarak neredeyse. Ama işte okulların ayrılması ve okulların ihtiyaç duyduğu öğretmenlerin belli olması, kaldı ki sınıf öğretmenleri bu yıl biliyorsunuz hem 4. sınıftan, hem de 5. sınıftan çocuklarını mezun eden öğretmenler, sınıf öğretmenleri 1. sınıftan başlayacaklar. Onların durumunun belirlenmesi ve netleşmesi gibi pek çok sorunu biz Ağustos ayı içinde çözmek zorunda kaldık. Sonra özür atamaları söz konusuydu. Şimdi bu atamaları yaptıktan sonra özür ataması yapsaydık o zaman hiç özür ataması yapamazdık. Daha sonra özür atamalarını gerçekleştirdik, özür atamalarından sonra bu atamaları yaptık. Şimdi yeniden bu atamalardan sonra boş kalan ve özür ataması talep eden öğretmenlerimizin atamalarını yapacağız, işte ayın 17’sine kadar tamamlamaya çalışıyoruz. O yüzden bu sene sistemdeki değişiklikten kaynaklanan bir sıkışma oldu, atama yöntemlerimizde ufak tefek değişiklikler yaptık, bütün bunları yan yana koyduğumuzda evet geç kaldık. Bu gecikme için biz kamuoyumuzdan anlaş bekliyoruz. Ama bu bizim iradi olarak yaptığımız bir gecikme değildi, işler sebebiyleydi. Daha da önemlisi, biz yeni öğretmen adaylarımızı bir de eğitime tabi tutacağız şimdi, dolayısıyla o da bizim için çok dar bir zamana tekabül etti. Ama yapmak istediklerimizin hepsini de doğrusu yapacağız.


SUNUCU- Bu senenin ilk bölümü birazcık sıkıntılı geçmiş olacak.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Gelecek yıl bunların hiçbirisinin olmayacağını ifade edebilirim. Çünkü gelecek yıl artık bütün bu uygulamalar belirli bir zemine oturmuş olacak.


SUNUCU- Efendim, inşallah. Sürekli sistem değişen bir yapı içerisindeyiz, gelecek sene de böyle bir sistem değişiklikleri süreci yaşar mıyız çok kısa.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır.


SUNUCU- Sayın Bakanım, şimdi bugünlerde baktık, siz zannediyorum bu akşam 5. yayın bu. Bugün başka bir televizyon kanalında da gerçi stüdyoda değil ama, okul açılışı esnasında yayınınız olmuş.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben doğrusu takip etmedim bu kadar, ne kadar oldu.


SUNUCU- Biz takip ettik efendim, içeriklerine de baktık, yayınları da bir gözden geçirdik. Aslında benzer sorular yöneltiliyor. Ama hala binlerce, on binlerce tweet geliyorsa sizin çıkacağınız bir programa, yani hala insanlar sizi ekranda görüp bir şeyler sormak istiyorlarsa demek ki bir şey var. Onu sizinle paylaşmak istiyorum, birincisi; bu eş durumu meselesi. Sayın Bakanım, aslında bakıldığında kişisel, yani her birisi farklı farklı insanların hikayeleri. Ama gerçekten oturup üşenmeden hikayesini yazan insanlar var, ben bugün etkilendim. Yani isterseniz yayından sonra sizinle de, zaten binlercesi geliyordur, sizinle de paylaşabilirim. Bu eş durumu meselesinde birazcık daha net bilgiler bekliyor insanlar atamalarla ilgili, bir şey söyleyebilir misiniz?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Size bir tahminde bulunmanızı istesem, acaba ne kadar öğretmen yer değiştirmek istiyor, bunlardan ne kadarı eş durumundan talepte bulunuyor diye hiç tahmin edebilir misiniz?


SUNUCU- Edemem efendim.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi genellikle kamuoyu şöyle bir şeyi düşünüyor: Aslında birkaç tane veya birkaç yüz tane eşinden ayrı olan öğretmen var, onlar eşleriyle biraraya gelmek istiyorlar, dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı sanki bunlara izin vermiyor gibi; genel hava bu, ama bu hiç doğru bir hava değil.


Şimdi bakınız bu yıl, sadece bu yıl sadece eş durumundan 25 binden fazla öğretmen yer değiştirmek istedi iller arasında. Bakın bunu tekrarlıyorum; iller arasında 25 binden fazla öğretmen. Ayrıca, aynı il içinde eş durumundan yer değiştirme talep eden öğretmen sayısı da 26 bin civarında. Yani, yaklaşık rakamlar söylüyorum size. Yani, 50 binden fazla öğretmen sadece eş durumundan atama istiyor bizden.


SUNUCU- Toplam kaç öğretmeniniz var efendim?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ayrıca, bunların içerisinde sağlık özrü talep edenler var vesaire.


SUNUCU- Toplam kaç öğretmenimiz var Türkiye’de?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bizim şu anda yaklaşık 700 bin öğretmenimiz var, böyle kabul edin.


SUNUCU- 700 binde 50 bin, 14’te 1 yani yaklaşık, evet.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Şimdi bakınız yani ben çok yuvarlayarak söylüyorum, tam rakamları söylemiyorum şimdi size. Aşağı yukarı bizim şu anda geçen yıl kadrolu istihdam ettiğimiz öğretmen 678 bin civarındaydı, 700 bin diye onu yuvarlayarak söyledim size. Şimdi yeni aldığımız öğretmenlerle zannediyorum 730 bin civarında olacağız üç aşağı beş yukarı.


SUNUCU- Yüzde 6’lık bir oran eş durumundan tayin istemiş il içi ve il dışı.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ama dahasını söyleyeyim, bir de eş durumunda olmadığı halde çok uzun yıllar aynı yerlerde öğretmenlik yapan ve yerini değiştirmek isteyen isteğe bağlı yer değiştirme talepleri de var, bu da o öğretmenlerimizin hakkı. İsteğe bağlı il içi yer değiştirmeler, isteğe bağlı iller arası yer değiştirmeler. Özre bağlı il içi ve iller arası yer değiştirmelerin toplam talebi 158 bin öğretmen, hatta ondan biraz daha fazla. Şimdi isterseniz bunu veri olarak elinize alın siz.


SUNUCU- 5’te 1’e tekabül ediyor.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi daha önceden özre dayalı veya sağlık gibi sebeplerle, eş durumu veya sağlık gibi özre dayalı sebeplerle öğretmen ataması yapacağımız kadromuz çok fazlaydı. Niçin? Diyelim ki öğretmenlerin önceki yıllardaki kadrolarının doluluk oranı yüzde 60’ların altındaydı. Yani, bu başka bir ifadeyle, aşağı yukarı yüzde 40’a yakın tüm illerimizde, tüm okullarımızda kadroda boşluk vardı, dolayısıyla o kadroları ilan ediyorduk ve atama isteyen öğretmenler de tercih ettikleri yere daha çok gitme şansına sahiptiler. Ama bu yıl öğretmenlerimizin doluluk oranı yüzde 83. Bu 40 bin öğretmenle bu daha da arttı, çok büyük ihtimalle yüzde 87’ye falan çıkacak, yüzde 90’a yaklaşacak. Ve artık kadrolarımızdaki boşluk oranı yüzde 15, yüzde 20’ler arasında. Şimdi daha önceden 500 bin öğretmen içerisinden yüzde 40 olan boş kadroya öğretmenlerinizin yerini değiştiriyordunuz.


SUNUCU- Yer değişikliği yapmak kolay oluyordu diyorsunuz.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Şimdi ise 700 bin öğretmen içinden yüzde 15’lik boş kadroya öğretmen ataması yapabiliyoruz.


SUNUCU- Efendim, ben bunu bugün düşünürken, affedersiniz burada önemli bir nokta var, bu konuda bu minvalde verdiğiniz cevapları da görünce şöyle düşündüm: Yani, acaba tam o tahtadaki boşluklara bakabiliyor musunuz? Yani, belki de ittirdiğinizde isteyenler istemeyenler denk gelecek. Yani, baştan ret mi ediyorsunuz, yoksa ona bakarak bunun mümkün…


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, bir kere bunları biz belirli bir sistem üzerine yapıyoruz ve bunların hepsini tek tek görüyoruz. Yani, bugün Milli Eğitim Bakanlığının bilişim altyapısı zannediyorum Türkiye’deki kamu içerisindeki en sağlam ve en düzenli çalışan bir altyapıdır. Bu açıdan bakıldığında biz herhangi bir öğretmenimizle ilgili her şeyi görebilecek durumdayız.


SUNUCU- Tek tek olarak görüyorsunuz.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, görebilecek durumdayız.


SUNUCU- Peki, denk gelmiyor mu hiç?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Denk gelmez olur mu? Bu bahsedilen taleplerden biz aşağı yukarı o 25 bin mesela iller arası atama talep eden 25 bin öğretmenimizin yaklaşık 16 bin tanesinin atamasını yaptık biz. Yani, dolayısıyla şu ana kadarki yapılan atamalara baktığınızda 16 bin öğretmen gitti, geriye kalanlar şimdi bunun kulisini yapıyorlar.


SUNUCU- Bugün 8500 mention atanların 9 bin tanesi mi, 9 bin kişilik bir kesimin?..


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Toplam geriye kalan bakıldığında.


SUNUCU- 9 bin artı il içinde yer değiştirmek isteyen bir de 26 bin var, 35 bin.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- İl içinde yer değiştirmeleri yaptık zaten. Yani, şu anda biz o 158 binin yaklaşık 66 bininin yerini değiştirdik biz.


SUNUCU- Geriye kaldı 92 bin.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Dolayısıyla, tabii il içindeki atamalar o kadar sorun teşkil etmiyor. Şimdi orada öyleyse bunu görmek lazım.


Bir başka husus ise; bu sene diğer yıllarda karşılaşmayacağımız ve şimdiye kadar da karşılaşmadığımız özel bir durum.


SUNUCU- Sınıf öğretmenleri meselesi.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Sınıf öğretmenleri meselesi. Bizim öğretmenlerimizin çok büyük bir bölümü sınıf öğretmenidir, yani 700 bin öğretmenin şu anda yaklaşık olarak sanıyorum 230 bine yakını sınıf öğretmeni. Şimdi bu sınıf öğretmenlerinin özellikle 4. ve 5. sınıftaki öğretmenlerin 1. sınıftan başlayacak olmaları, bütün illerde bizim elimizde iki misli bir öğretmen, sınıf öğretmeni arzı oluşturdu. Bunun çözümüyle ilgili tercihte bulunmak zorundaydı Milli Eğitim Bakanlığı. Ya bütün bu alanlardaki sınıf öğretmenlerinin geçişini sınırlandırmak, sadece ihtiyaç yerlerine göre yapmak, ki bu aşağı yukarı 15 bin öğretmeni ilgilendiren bir husustu. Ya da bütün bu elimizdeki norm fazlası olacak öğretmenlerin her birisini dağıtarak mağdur etmek. Şimdi biz 45 bin öğretmeni dağıtarak, yaklaşık 43 bin, tam olarak 45 bin değil, 43 bin öğretmeni yerinden yurdundan ederek mağdur etmek yerine, boş kadrolardan mümkün olduğu kadar özre dayalı, eş durumundan dayalı atamaları yaparak sorunu çözmeyi tercih ettik. Bu gelecek yıl olmayacak mesela. Önceki yıllarda da hiç olmadı. Ama bugüne özel bir durumdu, böyle bir durumda biz çok tabii olarak öğretmenlerimizden anlayış bekliyor ve bize bu konuda biraz daha hoşgörülü davranmalarını istiyoruz.


SUNUCU- Efendim, açıkçası gördüğüm tablo anlayış değil, onlar da sizden yardım bekliyorlar, böyle bir karşılıklı…


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi her şeye rağmen çabalarımız bitmiş değil.


SUNUCU- Affedersiniz, artık bugün şiirler de yazmaya başlamışlar insanlar, onlardan bir tanesini paylaşayım. Diyor ki; işim yok diye eşim olamıyordu. Şimdi işimi kaybetmemek için ya eşimi, ya eşimi kaybetmemek için işimi kaybetmek durumundayım. İnsanlar böyle şeyler de yazmaya başladı.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bence bu birazcık insanların duygusuna hitap ediyor ve zaten genel eğilim de insanların duygusunu


ve şefkatini harekete geçirmekle alakalı. Ama ben size şunu söyleyeyim: Bütün şartları size, ortaya koyuyorum. Milli Eğitim Bakanlığı bu saatten sonra bile hala sınıf öğretmenlerinden alan değişikliği yaparak yine birçok yerde…


SUNUCU- Alan değişikliği derken efendim, ikinci bir branşı varsa mı?..


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Sınıf öğretmeni, ikinci bir branşı varsa veya eğitimi sebebiyle bir alan dersini verebilecek durumdaysa, onların atamalarını yaparak, yahut da becayiş sistemiyle yer değiştirme öngörerek bu sorunu yine çözmeye çalışacak. Ama şunu söylemeliyim: İnsanların duygusunu ve şefkatini harekete geçirerek bu sistemi yönetemezsiniz, adil davranmak zorundasınız ve şartlarınızı ona göre belirlemek zorundasınız. Mesela, çok açık buradan duyuruyorum; Sivas’ın doğusuna gitmek isteyen bütün öğretmenleri eşlerinin yanına göndereceğim.


SUNUCU- Sayın Bakanım, bu çok önemli, bunu bir taahhüt olarak kabul edebilir miyiz?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet.


SUNUCU- Çünkü, böyle çok sayıda talep var, diyorlar ki; biz doğuya gitmek istiyoruz, ama doğruya da gidemiyoruz.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu doğru değil.


SUNUCU- Çok sayıda mail var.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bakınız bu çok sayıda gelen mailin önemli bir kısmı eşi aslında devlet memuru değil, zorunlu atamaya tabi olmayan birisi, mesela özel sektörde çalışıyor, özel sektörde çalışanların hiçbirisinin bugüne kadar Milli Eğitim Bakanlığı eş durumundan atamamıştı. Herkes öğretmen olurken bu kuralı bilir. Öğretmen olduğu müddetçe de özel sektörde çalışanların eşlerinin yanına öğretmen gönderilmez. Bu da şimdiye kadarki bütün uygulamalarda vardır. Bu öğretmenlerin önemli bir kısmı özel sektörde çalıştığı halde talep ediyor. Buna rağmen boş kadro varsa, alanı müsaitse doğuya gidecek bütün öğretmenlerimizi şimdi hazırlık yapıyoruz ben göndereceğim. Ama inanın göreceksiniz bunların pek çoğunun o konuda yine çok sınırlı bir sayıyla yeterli kalacak.


SUNUCU- Müracaatlar var mı bu yönde elinizde doğuya gitmek için.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Olmaz mı, öğretmenlerin yaptığı bütün müracaatlar bilişim ortamında kayıtlıdır ve zayi olmaz. O açıdan bakıldığında şu anda mesela öğretmenlerin önemli bir kısmı, işte ben filan yerdeyim, eşim batıda bir ilde oraya gidelim. Şimdi genellikle, genel eğilim şu: Öğretmenlerimiz batıya giderken eşlerini götürüyorlar ve batıya giden eşler hep orada kalıyor ve bunun karşılığı olarak doğuya giderken götürmüyorlar.


SUNUCU- Sonra, batıda kaldığı için batıya tayin isteniyor.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bunun maliyetini ben size söyleyeyim. Bunun eğer siz bir maliyeti olmadığını düşünüyorsanız ve Türkiye’de tüm toplum böyle düşünüyorsa, o zaman ben şunu bilin ki bu öğretmenlerimizden gelen mektuplardan sonra dünyanın en şefkatli insanı olarak bütün öğretmenlerimizi atarım.


SUNUCU- Ekonomik anlamda mı, sosyal maliyeti mi demek istiyorsunuz?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ekonomik maliyeti de var, sosyal maliyeti de var, hepsini beraber görerek söylüyorum. Şu anda 33 bin tane öğretmenimiz norm fazlası. Biz onlara bulundukları illerde ders veremiyoruz. Diyelim ki, hep örnek olarak verdiğim için söylüyorum, bütün illerde bu söz konusu; Samsun’un merkezinde 481 tane norm fazlası öğretmen var, sınıf öğretmeni üstelik bunlar, tam 54 tane ilçelerinde sınıf öğretmenine ihtiyacım var gönderemiyorum.


SUNUCU- Samsun’un ilçelerinde.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Diyelim ki Ankara’nın merkezinde belki 5 bine yakın norm fazlası öğretmen var, Ankara’nın ilçelerinde öğretmene ihtiyaç var, Anadolu’nun çok değişik illerinde öğretmene ihtiyaç var. Samsun’da az önce sınıf öğretmenleriyle ilgili örnek verdim, 680 civarında norm fazlası merkezde öğretmen var, ben ilçelerinde 772 tane ücretli öğretmen istihdam ediyorum. Ücretli öğretmenle kadrolu öğretmenin sınıftaki etkinliği aynı olabilir mi? Bunun bir sosyal maliyeti yok mu ülkeye? Ayrıca, merkezde durduğu halde maaş alan, ama derse gitmeyen bir öğretmenin, bir sınıfın dersinin boş geçmesinin bu ülkeye sosyal maliyetini, eğitimin niteliğini etkileme sonuçlarını bu ülke tahmin etmek ve hesaplamak zorunda değil mi?


SUNUCU- Peki efendim, Samsun’un ilçelerine gönderememenizin sebebi ne?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- İşte il emrine atamalar ve eş durumu meseleleri ve benzeri hususlar, mesela sağlık gibi. Şimdi bütün bunlara baktığınızda, şu anda tüm Türkiye'de ta’ 33 bin tane norm fazlası öğretmen var. Bunların bu ülkeye yıllık maliyeti 1 milyar 100 milyon liradan fazla.


SUNUCU- Ama o öğretmenlerin kabahati değil Sayın Bakanım, yani sistemler değişiyor, ihtiyaçlar değişiyor ve neticede onlara ihtiyaç olmaması…


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- O zaman şimdi bütün bu gerekçeleri söyledikten sonra sistemleri değiştirdiğinizde biraz anlayış ve haklılık ortaya konulması gerekmez mi? Sizin bile şu anda bütün çırpınışınız, öğretmen üzerine bunların hepsinin atamasının yapılmasıyla alakalı.


SUNUCU- Evet, onların sorunları nasıl çözülür diye uğraşıyorum şu anda.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu sorunun çözülmesinin maliyeti şu: Bugünlerde 17 bin tane sınıf öğretmeni var ve bizim ihtiyacımızın olmadığı yerlere gitmek istiyorlar. O 17 bin öğretmenin maliyetini eğer bu ülkede karşılayalım diyorsanız, vergi veren insanların parasıyla, Hükümette belki de ayırabileceğimiz, başka bir alanda ayırabileceğimiz kaynak yerine bu öğretmenlerimiz öyle gitsinler, ister çalışsınlar, ister çalışmasınlar, maaşlarını verelim diyorsanız, ben bunu memnuniyetle karşılar ve öğretmenlerimizi istedikleri yere gönderirim.


SUNUCU- Sayın Bakanım, bunun orta yolu yok mu efendim, yani nasıl bulunacak bu işin orta yolu?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Lütfen teklif edin, aynen yapmaya hazırım.


SUNUCU- Hayır, soruyorum efendim, siz…


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben size ve tüm atama bekleyen öğretmenlerimize bana bu konuda teklif etmelerini bekliyorum, bana bir sistem önersinler, ben o sistemde hakikaten ülkeyi sosyal ve mali olarak…


SUNUCU- İş bu kadar ciddi yani.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ülkede sosyal ve mali olarak ülkeyi sıkıntıya sokmayacak ve öğretmenlerimizi mutlu edecek bir teklife açığım. Çünkü, ben şunu bilen bir insanım: Ben 30 yıla yakın bu ülkede ders verdim. Bir öğretmenin huzuru, bir öğretmenin mutluluğu, aslında eğitimin niteliğini doğrudan belirleyen bir faktördür. Bizim de zaten şu andaki çırpınışlarımız onunla alakalıdır. Niye biz alan değişikliği için uğraşıyoruz, niye becayiş sistemi için uğraşıyoruz? Niye herkese gidebileceği yer için çaba sarf ediyoruz, kestirip atmıyoruz. Dikkat ederseniz, ben bütün konuşmamda sorunu ortaya koyarken kestirip atmadığımı görmüş olmanız gerekirdi. 16 bin öğretmeni gönderdik, 9 bin kişi için uğraşıyoruz diyorum size. Bu ne anlama geliyor sizin için?


SUNUCU- Bu iş de hallolacak anlamına geliyor…


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bizim şefkatimizin, bizim merhametimizin olmadığı anlamına mı geliyor? Yoksa, içinde bulunduğumuz sorunun boyutunu ve fotoğrafı size anlatmak anlamına mı geliyor? Bütün bunlara lütfen dikkat ediniz.


SUNUCU- Sayın Bakanım, Sayın Başbakanın da zannediyorum bu konuda bir hassasiyeti oldu, böyle bir görüşme oldu mu Sayın Başbakanla aranızda?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Biz her zaman görüşüyoruz.


SUNUCU- Yani, bunları çözelim şeklinde Sayın Başbakanımızın bir beklentisi var mı?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bizim sorumluluğumuz o. Biz bu işi çözmekle görevli bir bakanlığız. Ama bu sorunun değişen şartlar karşısında politikalarının değişmesi gerektiğini de yine ben bu işin sorumlusu olarak hem Başbakanımıza, hem kamuoyuna anlatıyorum. Bu kadar açık sözle anlatıyorum üstelik.


Şimdi ben size bir şey sormak istiyorum; biz öğretmenimizle beraber eğitim sistemini işletmek zorundayız. Yani, öğretmenimiz hizmet üretir ve öğretmenimiz hizmetin odağında yer alır. Peki, bu ülkede acaba dersi boş geçen öğrencilerin derdini anlatacak hiç kimseye rastladınız mı bugüne kadar?


SUNUCU- Öğrenci genelde dersin boş geçmesinden mutlu olur top oynar falan, ama veli rahatsız olur, sonuçta da maliyeti olur.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ama bunun eğitim sistemini nasıl etkilediğine dair hiçbir analiz yaptınız mı?


SUNUCU- Hayır efendim, yapmadım.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi bakınız, bunu lütfen siz şahsınıza alınmayın; ama Türkiye’de bugüne kadar bir yıldan fazla ben medyanın karşısına çıktım, bu tip programlara katıldım. Bana ne sizin konumunuzda olan spiker arkadaşlarım, ne medyadaki eğitim köşesini yazanlar ne boş geçen dersleri, matematikteki yetersizliği, dersliklerdeki probleme dair soru sormadı. 4+4+4 sistemiyle ilgili bugüne kadar size doğru dürüst belki de bir tek soru gelmedi. Bütün bunlar Türk eğitim sisteminde konuşulması gereken meselelerken sizin bile bütün zamanınızı bu meseleye ayırmanız, aslında…


SUNUCU- Efendim, bütün zamanı ayırmadık, son 10 dakikadır bunu konuşuyoruz, ondan önce 4+4+4 sistemini konuştuk.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, öğretmen meselesiyle ilgili meseleyi konuşurken, öğretmenin olmaması halinde çocuklarımızın ne olacağına dair hiçbir soruyu sormadınız, sormanız gerekmez mi?


SUNUCU- Şu anda öğretmen fazlası var ama efendim, azı yok Allah’a şükür değil mi, öyle bir sorunumuz yok yani.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Orada olan öğretmenleri buraya çektiğim zaman orada boşluk olmayacak mı?


SUNUCU- O zaman yeni öğretmen alacaksınız, bunun da ekonomik maliyeti olacak diyorsunuz. Bu maliyeti artık bir şekilde tolere…


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Biz 33 bin tane norm fazlası öğretmenimizi yeteri kadar değerlendiremiyorken, geçen yıl 55 bin tane sınıflarımızda ücretli öğretmen istihdam ettik. Ve sınıfa giren ücretli öğretmenlerin eğitimin niteliğini nasıl etkilediğine dair de toplumun bir değerlendirme yapması gerektiği kanaatindeyim.


SUNUCU- Onunla ilgili de eleştiriler var Sayın Bakanım; ücretli öğretmenler istihdam ediliyor ama, biz kadrolara alınmıyoruz, oysa ki biz bu kadroların öğretmenleriyiz diyen…


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Önce ele aldığımız kadroları daha etkin ve verimli çalıştırmak gibi bir sorumluğu yok mu bu ülkenin?


SUNUCU- Evet efendim, zor bir süreç. Yani, sizin tarafınızda oturan insanın da gerçekten çok zorlanacağı bir süreç, ama bunları yaşayan insanların da zorlandığı muhakkak.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Biz karar veriyoruz, yani biz karar vermek zorundayız.


SUNUCU- Karar vereceksiniz, onlar da bu kararları yaşayan insanlar yani. Tabii işi duygusallaştırmayın diyorsunuz, anlıyorum, ama karşımızdaki tablolar gerçekten duygusallaşmaya müsait.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi mesela ben size bir örnek vereyim, çok ekstradan bir örnek ama.


SUNUCU- Buyurun efendim.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bir öğretmenimiz var, deniz kenarındaki bir meslek lisemizde su ürünler öğretmeni. Eşi Yozgat’ta ve Yozgat’a gitmek istiyor, bizim Yozgat’ta su ürünleri bölümümüz yok. Böyle bir durumda siz lütfen bir karar verin, ne yaparsınız?


SUNUCU- Eşini su ürünlerinin olduğu okulun tarafına almak…


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Güzel, biz de aynı teklifi yapıyoruz zaten. Doğu bölgesinden batıya gidecek olanlara diyoruz ki lütfen doğuya gelin. Eğer kadro yoksa ne yaparsınız, ikinci sorum. Eşini oraya götürmek istiyorsun ama, eşinin ihtiyaç duyduğunuz kadrosu orada yok, ne yaparsınız?


SUNUCU- İyi ki Milli Eğitim Bakanı değilim diyorsunuz efendim.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Güzel, pekala teşekkür ediyoruz.


SUNUCU- Sayın Bakanım, devam ediyoruz.


Şimdi yine atama mevzuu, gerçi öğretmenlerle ilgili konuşurken birazcık ortam geriliyor, ama öğretmensiz Milli Eğitim Bakanlığı da olmuyor. Daha önce, yıllar önce birisi demiş ya efendim, okullar olmasaydı Milli Eğitimi yönetmek ne kadar kolay olurdu diye, öyle değil tabii ki. Şimdi okul da çok, öğrenci de çok, öğretmen de çok, yönetmek de zor.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ama bakın bir şey söyleyeyim, ben buradan özellikle öğretmenlerimize şu mesajı vermek istiyorum: Biz 700 bin kişilik bir camiayız. 700 bin kişilik camianın tamamı hakkında konuşmuyoruz. Az önce konuştuğumuz rakamlar aşağı yukarı belli.


SUNUCU- En son 9 bin indirgediniz.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yani, 9 bin, 7 bin, 5 bin, 1500, hiç fark etmez. Çok az sayıda bizim oranla ele aldığımız zaman karşı karşıya kaldığımız bir sorunu konuşuyoruz. Halbuki geriye kalan yüzde 98, yüzde 99 oranındaki öğretmenimizin hiçbir sorunu yok, eğitime gidiyor, fedakarca çalışıyor. Peki, onların sorunu olmadığı anlamına mı geliyor bu?


SUNUCU- Elbette onların da sorunları var; ekonomik şartlar, özlük haklarının geliştirilmesi.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Biz eğer öğretmenler içerisinde yüzde 1’lik, yüzde 2’lik kesime bu kadar zaman ayırırsak toplum olarak, yüzde 98 hakikaten gece-gündüz çalışan, fedakarca bu işi yapan, öğretmenliğin hakkını vereyim diye idealist bir yapı içerisinde olan öğretmenlerin sorunlarını ne zaman konuşacağız?


SUNUCU- Sayın Bakanım, şöyle hissetmeye başladım: Soruları siz soruyorsunuz, cevapları ben vermek durumundayım gibi, zor cevaplar.


Sayın Bakanım, öğretmenlerin performansından memnun musunuz?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Memnunuz evet. Az önce ifade ettim, bakın çok önemli bir şey söyledim.


SUNUCU- Çünkü, ilk başta şunu söylemiştiniz: En büyük birikimimiz, varlığımız öğretmenlerimizin fedakarlığı demiştiniz.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bakın şimdi siz dakikalardır bana işte filan yerde eşiyle buluşamayan bir öğretmenden…


SUNUCU- Bir değil binlerce tweet var.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu öğretmenimizin en kötü ihtimalle bu yıl gidemezse gelecek yıl gitme şansı yüksek, gidebilir. Ve insanın hayatında 1 yıl o kadar da çok uzun bir şey değil. Ben inşallah onu 1 yıl bile bekletmemek için elimden geleni yapacağım, yapıyorum.


SUNUCU- Bir tarih var mı Sayın Bakanım, bir çalışma yaptığınızı söylediniz çünkü, o çalışmanın…


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Eğitim başlamadan 17 Eylül’den önce bitirmeye çalışacağız. Bitiremezsek bile en çok birkaç gün daha uzar, ama bitirmeye çalışacağız.


SUNUCU- Eylül ayı içerisinde bitecek bu.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Eylül ayının sonuna kalmaz, Eylül ayı için demek bile gecikmeli olur. Ama size bir şey söyleyeyim; şimdi Türkiye’de binlerce öğretmen destan yazıyor. At sırtında gidiyor, okullarda çocuklarımıza sahip çıkıyor…


SUNUCU- Onların da haberlerini yapıyoruz efendim.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ama size bir şey söyleyeyim; onları hiçbir zaman diğer sorunları konuştuğumuz kadar toplumun önüne getirmiyoruz. Aslında örnek olacak, bize rehberlik edecek olanlar onlar.


Çok üzüldüğüm bir şeyi burada paylaşmak istiyorum sizinle; Van’da deprem olduktan sonra Van’daki hayatı ayakta tutan tek kesim öğretmenlerimizdi. Buradan giden, İstanbul’dan giden, Türkiye’den gelen bütün sivil toplum örgütlerini ayakta tutan, onların hizmetlerini yürüten öğretmenlerimiz oldu. Ve Van’ın hayatını da biz adeta canlı tutan bir kesimdik, gece-gündüz çalıştılar. Ben belki 3 kez, 4 kez Van’a gittim o dönemde, Erciş’e gittim ve o insanların uykusuz, yorgun, perişan hallerini defalarca gördüm.


SUNUCU- Hepsi başımızın tacı.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ama bugüne kadar o öğretmenlerimizin fedakarlığı üzerinden bir tek program dahi yapılmadı. Ama o öğretmenlerimizin ötesinde orada işte birkaç tane öğretmenin bilmem isteği üzerine yaptıkları bir gösteri günlerce toplumun önünde tutuldu. Biz öğretmenler camiası olarak doğrusu biraz da yaptıklarımızın görülmesini de bekler bir duygu içindeyiz. Eğer bir şekilde duygu ve şefkat gösterilecekse, bu öğretmenlerimize, bunlara da gösterilmeli.


SUNUCU- Sayın Bakanım, bu bağlamda öğretmenlerin performans kriterleri söz konusu ve bunlardan yeterince memnun muyuz, memnun değil miyiz tartışmaları geçen günlerde yaşanmıştı ama, ama siz baştan sona


memnunuz dedikten sonra artık bununla ilgili çok fazla bir şey kalmadı. Performansa dayalı bir sistem öngörüyordunuz, bu hala gündeminizde mi, yoksa…


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, performansa dayalı sistemi öğretmenlerimiz için öngörmüyoruz, orada bir yanlış bilgi var. Biz performansa dayalı sistemi yönetim için öngörüyoruz. Yani, Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatı, il ve ilçe teşkilatları, belki de okul yönetimi için. Öğretmenlerimiz için performans düşünmüyoruz. Öğretmenlerimiz için öğretmen yeterlilik ve yetkinliğini düşünüyoruz.


SUNUCU- Sayın Bakanım, gerçekten konuşulacak ben soruların zaman planlamasını iyi yapamadım herhalde, kusura bakmayın, bir zaman planlamak bile zorken, gerçekten binlerce kişinin hayatını planlamak oldukça zor olsa gerek, hakkı teslim etmek lazım. Ama zannediyorum siz zaten biliyordunuz, bir kere daha paylaşılmış oldu, öğretmenlerin problemleri var, bunlar inşallah en kısa zamanda çözülür, ama genel tabloya da elbette bakmak lazım.


Müsaade ederseniz bir yayın için daha sizden söz alalım, çünkü bugünlerde ilginç tartışmalar da yaşanıyor, bir taraftan SBS’ler, LYS’ler, YGS’ler, YGS’lerin tekrar sayısının artması, dershanelerin kapatılması mevzuu, oradan çıkacak öğretmenlerin durumu ne olacak, yeni özel derslerin artacağına dair, özel ders vermenin artacağına dair endişeler var, bu sorunlar nasıl çözecek? Çocuklara süt dağıtmaya devam edecek misiniz, mesleki eğitimin bundan sonraki gidişatı nasıl olacak, çok fazla soru kaldı elimde. Bir yayın için daha söz verir misiniz?


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Uygun bir vakitte, ben de mesela mesleki eğitimi konuşmayı arzu ederim doğrusu.


SUNUCU- Sağ olun Sayın Bakanım geldiğiniz için, inşallah her şey çok iyi olur Türkiye için.


MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben de çok teşekkür ediyorum, sağ olun.


SUNUCU- Sevgili seyirciler, Milli Eğitim meselesi kritik bir mesele, çünkü ülkenin geleceğini ilgilendiriyor, bu kritik meseleyle ilgili çeşitli konuları konuşmaya çalıştık. Sizlerin sorularınızı paket haline getirerek Sayın Bakanımızla paylaşmaya çalıştık, o da açık yüreklilikle cevap verdi.


Hepinize iyi akşamlar dileriz efendim, TRT Haber izlemeye devam edin. 
banner182
Son Güncelleme: 12.09.2012 02:50
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
ATANAMAYAN 4 yıl önce

yirmi beş yıldır batıya gidemeyen, ama ilk atamada batıya gönderilenlere ne diyelim?

Avatar
yr 4 yıl önce

25 yıllık öğretmenim.4+4+4 le falan sorunum yok .hayatımda bu kadar öğretmen düşmanı ve öğretmeni sevmeyen bakan görmedim.