banner374
01 Eylül 2012 Cumartesi 15:34
Destekleme Ölçütleri Değişirken: Neden Ömer Dinçer?
 
  Şayet ''soldan çarklı''lar bir kişiye, bir kuruma veya bir siyasi harekete, karşı duruş sergiliyorlar ise tek ''neden?'' karşı çıkılan kişi, kurum ve siyasi hareketin halkın manevi değerlerini önemsiyor olmasından ileri gelmektedir.

 

''Düşmanımın dostu, bana düşman, düşmanımın düşmanı bana dost''olabilir. Bu söz halk arasında çok bilindik bir sözdür. Ancak doğrudur, doğru olma yüzdesi yüksektir. Kendi ideolojik kaygılarıyla bir kişi, kurum ve siyasi harekete düşmanlık besleyenler,''karşı duruş''çizgimizi belirlemede önemli bir ölçüt olarak görülmelidir. Neden?

Çünkü ülke olarak çok önemli bir süreçten geçiyoruz. Gerçek vatanseverlerle, sözde vatanseverlerin kesin çizgilerle birbirlerinden ayrılacağı bir süreç…

 

Peki, manevi değerlere önem verdiğini bildiğiniz bir kişi, bir kuruma veya siyasi harekete kendilerini dindar kabul eden kesimlerden karşı duruş sergileniyorsa…

 

Bakın o zaman durum ciddidir. Üzerinde araştırma ve inceleme ihtiyacı duymak gerek. Düşünmek ve ona göre karar vermek gerek. Bu benim doğru olanı elde etme adına önceleri başvurduğum bir yöntem idi…

 

Ancak şimdilerde ise şu sorulara da mutlaka cevap aranması gerektiğini düşünmeye başladım… 

Acaba karşı duruş sergilenen kişinin bir takım cemaatlerle ilişkisi ne düzeyde?

Cemaatlerin kendisine, kendisinin de cemaatlere mesafesi yakın mı uzak mı?

 

Bu sorular, içinden geçtiğimiz, benim ''çok önemli bir süreç''olarak gördüğüm şu zamanda emin olun büyük önem taşıyor. Zira bu yeni süreçte herkes eteğindeki taşları döküyor / dökecek...

 

Ulusalcı Önkibar, üşenmemiş oturup Türkiye’deki cemaat ve tarîkatların listesini çıkarmış. Ona göre ülkemizdeki başlıca tarîkat ve cemaatler şunlar: 

İsmail Ağa Cemaati, Gülen Cemaati ve Nurcular, İskender Paşa Cemaati, Erenköy Cemaati(Muradiye Vakfı),Süleymancılar, Işıkçılar, Kırkıncı Hoca ve Yazıcılar gibi diğer Nurcu guruplar, Nakşibendî Yahyalı Cemaati, Melamiler, Hakikatçiler, Hazneviler, Menzilciler, İcmalciler, Uşşakiler, Cerrahiler, Kadiri Muhammediye,Tillocular, Hizb-ut Tahrir,Halveti Tarikatının Şabaniye kolu,Adnan Hoca Grubu,Mustafa İslamoğlu Grubu vs…liste bu şekilde uzayıp gidiyor.

(Kaynak: Sabahattin Önkibar: Türkiye’deki tarikat ve cemaatler hakkında bilmedikleriniz! )  

İlginçtir, Önkibar bu cemaat ve tarîkatlardan sadece Haydar Baş grubunun samimi olduğunu ifade ediyor. ''Açıklıkla söyleyeyim, bir buçuk yıl önce tanıma şansı bulduğum Prof. Dr. Haydar Baş hoca ile arkadaşlarını, pek çok noktada farklı ve samimi buluyorum. '' diyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse yazıyı okuduğumda şaşırmadım desem yalan olur. Sadece bilinen ünlü tarîkat ve cemaatlerin yer aldığı listeye bakılırsa Türkiye tam bir tarîkat ve cemaat enflasyonuna maruz kalmış. İnanın bunların çoğunun kim olduklarını bilmediğim gibi isimlerini ilk defa duyduklarımda var…

Ancak bildiğim bir gerçek varsa,tarîkatlar insanlardaki meşreb farklılıklarından ortaya çıkmıştır. İslam dünyasında tarîkatın belli bir sistem içinde doğması ise hicri 3. asra dayanır. Cüneyd-i Bağdadî, Bayezid-i Bistami gibi zatlar, tarîkatın ilk önderlerindendir. Daha sonraki dönemlerde gelen Şah-ı Nakşibend, Abdülkadir-i Geylanî, Mevlâna Celaleddin-i Rûmi, İmam-ı Rabbani gibi zatlar ise, tarîkatın en meşhur kahramanlarıdırlar.

Esaslarını Kur’ân’dan alan her tarîkat doğrudur ve haktır. Buna kimsenin bir itirazı herhalde yoktur.

Cemaatlerin ortaya çıkışı ve yaygınlaşması ise tarîkatlara göre daha farklıdır. Şimdi, en son söyleyeceğimizi başlık olacağı için en baştan ifade edelim…

Cemaatler Varlığını ve Bugünkü Güçlerini Kemalizm’e Borçludur…

İlk bakışta böyle bir tespit şaşırtıcı geliyor değil mi?Ancak olayın seyrine baktığınızda şunu düşünmeden edemiyor insan.Şayet kendilerini ''Kemalist''olarak nitelendiren zihniyet sahipleri cumhuriyetin ilk dönemlerinde halkın dini hayatına baskı olarak algılanan girişimlerde bulunmasaydılar,cemaatler bugünkü kadar güçlü varlıkları ile var olabilmeleri miydi acaba?

Kurtuluş savaşı sırasında, İslamcılık kurtuluş mücadelesinin temel ateşleyicilerinden biri olarak kullanıldı. Anadolu’nun paylaşılma planlarına ve azınlıkların çalışmalarına bir tepki olarak doğan Müdafa-i Hukuk örgütlerinin temelinde, yurtseverlik duygusu ve milliyetçilik kadar, dinsel faktörlerinde bulunduğu bir gerçektir.

Mustafa Kemal mücadelenin başlangıcında, halkın dinsel duygularına seslenirken, birçok şeyh ve dini liderden yararlanmıştır. Ancak dindar halk kesimi ile yapılan ittifak, Kurtuluş Savaşının bitimine kadar devam etti. Cumhuriyetin kurulmasından sonra dinin toplumsal, siyasal ve ekonomik hayat üzerindeki düzenleyici etkisi yeniden tanımlanmaya başlanılması ile bu ittifak sona ermiş oldu. ''Türkiye 1923 ''ün kurucuları olarak kendilerini gören kesim, yeni devlet modeli anlayışında dinin, ''kişi ile Allah arasında var olan bir ilişki olarak kalması''nı sağlayacak girişimlerde bulundu. Bu girişimlerle din, devletin denetimi ve gözetimi altına alınmış, ümmetçilik anlayışı yerine daha ulusalcı bir ideoloji ön plana çıkarılarak, ümmet kimliği unutturulmaya çalışılmıştır…

''Türkiye 1923 ''ün kurucusu olarak kendini gören CHP zihniyetinin halkın dini yaşamını olumsuz etkileyecek derecedeki sıkı takibi ve baskıları cemaatlerin cumhuriyet döneminde daha faal olması sonucunu doğurdu. Etki tepki meselesi…

Başlangıçta cemaatler, görüldüğü üzere CHP zihniyetinin aşırı baskıcı laik anlayışına karşı halkın inancını koruma refleksi olarak ortaya çıkıp yaygınlaşmış olsa da sonraki süreçte hizmet anlayışının dışına da çıkılarak holdingleşerek daha da güçlendiler ve siyasi oluşumlarla seçim dönemlerinde pazarlık yapabilecek boyuta varan iktidar mücadelesine bile girişir oldular.  

Bugün yaşadığımız sıkıntıların altında aslında birazda cemaatlerin geldiği bu son nokta yatmakta. Cemaat ve tarîkatlardan hangilerinin iktidara destek verdiklerini, hangilerinin ise şiddetle karşı duruş sergilediklerini anlamak için seçim dönemlerinde ki cemaat-tarikat / siyaset ilişkilerini iyi incelemek gerekir diye düşünmekteyim.

Bu arada şunu da söylemeliyim ki Önkibar’ın listesinde ki tarîkat ve cemaatler içinde tarafsız olmaya çalışan, siyaseten kendilerini ''siyaset üstü'' olarak görüp siyasetten uzak durmaya gayret edenlerin var olduğunu da bilmek ve unutmamak gerekir. 

CHP zihniyetlerinin iktidara doğrudan yâda dolaylı (derin devlet kanalı ile)hâkim olduğu dönemlerde(2001 öncesi) aşırı laikçi sistem tarafından, ezilmeme adına cemaat olgusuna sarılan halk, iktidarın her geçen gün İslamî hassasiyeti gösteren kişilerin eline geçmeye başlaması ile bu dinî hassasiyeti olan kişi, kurum ve siyasi hareketler, ilginçtir birde cemaatlerden darbe yemeye başladı. İşte asıl üzerinde düşünülmesi gereken nokta bu.

Anlaşılan Türkiye’de her cemaat devlet içindeki kontrolün kendi elleri ile el değiştirmesini arzulamaktalar. Bunu gerçekleştiremeyince de dini hassasiyet taşıyıp taşımamasına bakmaksızın siyasi iktidar ile aralarına derin uçurumlar koyabilmekteler.

Kimi çevrelerin sık sık dillendirdiği ''AK Parti iktidarı ülkeye şerîatı getirecek'' evhamlarına anlam vermek güç. Zira zaman zaman cemaatlerle bazı konularda ters düşen bu iktidar eliyle şerîatın getirilmesine en çok karşı çıkacak birileri varsa,siyasi iktidarla,iktidar mücadelesine giren sözüm ona bu cemaatler olacaktır.

Meseleye bu açılardan baktığımızda misal,kimi cemaatlerinde hedef tahtasına yerleştirdiği Sayın Ömer Dinçer kesinlikle desteği hak ediyor.Kim ne derse desin…

Sonuç:Cemaatler şayet hizmet oluşumları ise halkın dini hizmetlerini görme noktasında birer vakıf kuruluşu gibi faal olmalılar. Ekonomi ile ilgileri Selçuklu ve Osmanlıdaki ahi teşkilatlarının amaçlarını güderek iktisadî faaliyetler içinde yer alan insanın ahlaki düzeyini yükseltmek için uğraş verecek biçimde olmalıdır. Tek amacı daha çok kâr sağlamak olan ticarî kuruluşlar gibi başka alanlara kaydıkları takdirde dünyevîleşmekteler.

Özellikle siyaset ile hiç ilgileri olmamalıdır. Siyaseti dizayn etme girişimleri cemaatlerin tamamen politize olması sonucunu doğurur ki bu en tehlike sonuçtur. Türkiye'deki geçmişleri Osmanlı’nın son dönemlerine kadar uzansa da aslında cumhuriyetin ilk yıllarında dine ve dindar halka yönelik ağır baskılar karşısında bir tepki olarak ortaya çıkarak gelişen,güçlenen cemaatler bugün olması gereken amaçlarının çok ötesinde hem birer ticari kuruluşlar halini almış durumdalar hem de boğazlarına kadar siyasete batmış bir halde iktidar mücadelesi içinde yer almaktalar.

Bu mücadelede kaybedenin kendileri olacağını bilerek…

                                                          Hayrettin Kaya

                                                            Eğitimci-Yazar
banner182
Son Güncelleme: 01.09.2012 15:34
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
mağdur 4 yıl önce

maneviyatı olan bir insan ailelere bu kadar eziyet etmez.madem eşimi benim yanıma gönderemiyorsun beni gönder onun yanına.oda van sınır bölgesini.bu seferde özeldesin olmaz diyorsun.