banner374
15 Kasım 2012 Perşembe 22:20
DİNÇER Bu Sorunlara Ne Diyecek?

 

Topçu:'Bilgisayar ve öğretim teknolojilerini öğretmenlerini küstürdünüz'


MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Zühal Topcu ve 21 Milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi TBMM Genel Kurulu'nda dün saat 17:00'den sonra görüşüldü.

Önerge sahibi Prof. Dr. Zühal Topcu'nun MHP Grubu adına önerge lehine yapmış olduğu konuşma şu şekilde:
"Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin Millî Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer hakkında verdiği gensoru önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, demin, Milliyetçi Hareket Partisinden Sayın Ahmet Duran Bey'in konuşmasına ek olarak özellikle yöneticileri değiştirme konusunda hemen bir ekleme yapıp ondan sonra yaptığımız tasniflerle, “Neden bu gensoruyu verdik?” detaylarıyla paylaşmak istiyorum sizlerle.
Millî Eğitim Bakanı, grup başkanı olarak görevlendirdiği -bir yıl önce veya bir yıl içerisinde görevlendirdiği- 60'a yakın kişiden 22'isini asaleten, 10'un üzerindeki grup başkanını da tekrar görevlendirip 25'ini de grup başkanlığından almıştır.
Şimdi, bir yıl içerisinde görevlendirdiği kişileri tekrar görevden alıyor ve daha yeni görevlendiriyor, birtakım şeyleri paylaşıyor ama gerekçe göstermeden de bunları tekrar görevden alıyor.
Biz biliyoruz ki eğitim olayı uzun soluklu bir olay, hemen sonucunu alamazsınız. Demin, Bakanlığın bütçesi görüşülürken özellikle paralardan, yapılan işte yolsuzluklardan bahsedildi. Millî Eğitimde, bundan çok daha önemli, insana yatırım yapıyorsunuz ve insana yaptığınız bu yatırımın karşılığını alamıyorsunuz.
DERSANELER
Şimdi, işte burada karşılığını alamadığınız bir sistemi irdelemek istiyoruz. O kadar çok başlık var ki biz bunları birkaç başlık altında topladık. Özellikle son günlerde, gündemimizi yoğunluklu olarak meşgul eden dershaneler konusu var. Bir bakıyorsunuz, Sayın Başbakan, dershanelerin kapatılacağına yönelik olarak bir açıklama yapıyor; Millî Eğitim Bakanının haberi yok veya Millî Eğitim Komisyonunun haberi yok, yöneticilerin haberi yok. Daha sonra, Millî Eğitimden açıklama geliyor ama neden kapatıldığı bilinmiyor ve üç dört ay sonra açıklama geliyor. Dün, Sayın Bakan, İstanbul'da yine açıklama yaptı “Dershaneler kapatılacak.” diye.
Şimdi, dershaneler konusunda şu anda ülkemizde büyük bir pasta var. Resmî rakamlara göre 70 bine yakın personel var burada ama gayriresmî rakamlara göre 150 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Buna bir de 1 milyon 200 bin öğrenciyi dâhil ettiğinizde bu pastanın ne kadar büyük olduğunu görebiliyorsunuz.
Ama “Dershaneler kapatılacak.” demeden önce, acaba bu dershaneler nasıl ortaya çıktı, neden çıktı, nasıl bir ihtiyaçtan ortaya çıktı, bunun irdelenmesi lazımdı. Eğer bunlar irdelenmez ise yarın kapattığınızda, özel dersler ve merdiven altı dershaneler uygulamaya geçecektir. Çünkü demokrasilerde hiçbir zaman çare tükenmez. Eğer siz sorunun kaynağına inmez iseniz sorunu çözemezsiniz ve karşıdaki insanlar da sürekli olarak alternatifler üretirler. Aynı zamanda fırsat eşitliğini de düşündüğünüzde dershanelerin önemli sorumluluklar üstlendiğini de ifade etmemiz lazım.
AÇIK LİSELER
Yine dershanelerle paralel olarak bir konu daha var: Açık liseler konusu. Açık liseler şu anda öğretime başlamış durumdalar. Şimdi, Sayın Bakana soruyoruz: “Anadolu ve fen liselerinden şu ana kadar açık liselere kaç tane öğrenci geçti? Bu sizi rahatsız etmiyor mu? Son sınıfta olan öğrencilerin rapor almamaları ve derslere devam etmeleri konusunda hafiye gibi çalışıp cezai müeyyideleri gündeme getirmiştiniz, ama bu çocukların açık liselere geçişlerinde herhangi bir tedbir almayı düşünmediniz. Şu anda artık çocukların rapor almaya da ihtiyaçları yok, açık liselere geçtikleri için dershanelere rahatlıkla gidiyorlar.
Dün yine yaptığınız açıklamada; “Dershaneler kesin olarak kapatılacak, buna karşılık yeni bir sistem geliştiriyoruz.” AKP iktidarı on yıldan beri sistem geliştire geliştire eğitimi mahvetti. Bu Bakan da aynı şekilde bu sistemi geliştirme yönünde katalizör rolü oynamaktadır. Şimdi soruyoruz: Acaba bu çocukların açık liselere geçme sebebi, orada daha iyi eğitim yapıldığından mı, bunu öğrenmek istiyoruz?
NORM KADRO VE ALAN DEĞİŞTİRME
Sorun o kadar çok ki, bir baktığımızda, yine söylüyoruz, norm kadro ve alan değiştirme konusu şu anda büyük problem olarak karşımızda duruyor. Bütün milletvekili arkadaşlarımıza da geliyordur, sosyal medya üzerinden, telefonlarla o kadar çok mesaj veya telefon alıyoruz ki, insanların, özellikle öğretmenlerimizin, eğitim çalışanlarının sorunları çok büyük, talepleri çok fazla. Şimdi bu taleplerin mutlaka karşılanması lazım. Eğer bir sorun var ise, bu sorun da yüksek sesle dile getiriliyorsa mutlaka bunun çözülmesi gerekmektedir.
Şimdi bakıyoruz, diyoruz ki; bu bakanlığın yaptığı değişikliğin hızına asla yetişmemiz mümkün değil. Hiç mi kural olmaz bir bakanlığın uyguladığı sistemde! Ne zaman öğretmen atanır? Dönemleri yok mudur? Kaç tane öğretmen atanır? Hangi branştan atanır? Sistemin ihtiyaç analizi nedir? Eş durumu atamaları veya özür durumu atamaları ne zaman yapılır? Bakıyoruz, bir demeç veriliyor, atama yapılmayacak veya şöyle olacak, ama ertesi gün sabah kalkıyor bir bakıyoruz ki, bu karar değişmiş ve atama kararı alınmış. Millî Eğitim gibi, insana hizmet veren, insanı yetiştiren bir Bakanlığın her gün politikası değişir mi? Özellikle sınıf öğretmenlerinin içine düşürüldüğü durum içler acısı. Joker olarak kullanıldılar, on beş, yirmi yıllık sınıf öğretmenleri yeri geldi edebiyat öğretmeni oldular, matematik öğretmeni, İngilizce, zihin engelliler öğretmenliğine atandılar. Niye? Tayin için. Bu mu sizin kariyer planlamanız? Bu ne adaletsizlik? Onu bildirmek istiyoruz.
Özellikle Sayın Bakan, Bakanlıkta oturarak, pratikte gerçekleşmesi mümkün olmayan kararlarla yapılacak iş değildir. Eğitim işi, eğitimcilerle yapılır, dikkatinizi çekmek istiyoruz.
ÖĞRETMENLERE YAPILAN ŞİDDET
Şiddet konusuna gelince, özellikle son günlerde öğretmenlere yapılan şiddetin gittikçe arttığını görebiliyoruz. Ve burada Bakanlığın sessiz kalması eğitimcileri çok büyük üzüntüye sokmuştur. Öğretmenler sınıfta, sokakta öğrencilerin gözü önünde bıçaklanıyor ve darp ediliyor. Gün geçmiyor ki bir eğitimciye saldırı olmasın. Bu gibi saldırılara karşı herhangi bir tedbirin alınmaması veya tepkinin ortaya konulmaması bu mesleğin itibarsızlaştırılmasını gündeme getirmiştir. Emin olun ki eğitimcilere verdiğiniz bu paye, AKP İktidarı ve Bakan olarak şahsınızda sürekli hatırlanacaktır.
MESLEKİ EĞİTİM
Sorun o kadar çok ki, ben, bütün konulara kısaca değinip geçmek istiyorum. Özellikle, mesleki eğitimde bütün karizmanız, bu eğitime katılan öğrenci sayısını artırmakla ilgilidir. Fakat, 2012 yılında YGS'de yani “Yükseköğretime Geçiş Sınavı”nda, birinci basamak sınavında, meslek okullarından barajı geçen öğrencilerin yüzdesi, yüzde 33'tür. Bu gerçekten çok vahim bir tablodur. Bu öğrencilere yakıştırdığınız seviye de, yalnızcı iki yıllık ön lisans eğitim seviyesidir, dikkatinizi çekmek istiyoruz. Mesleki eğitime lütfen gereken önemi verip, bu alanda mezun olmuş teknik öğretmenlerin çığ büyümüş sorunlarını görmeniz gerekmektedir.
ANADOLU LİSELERİNE ÖĞRETMEN ATAMALARI
Anadolu liselerine öğretmen atamalarına geldiniz de, sürekli olarak yönetmelik değiştiriyorsunuz ve en son da bir hafta önce bir karar aldınız. Yaptığınız her atamayı mahkemeler bozmaktadır. Daha sonra, yetmezmiş gibi, bir sınav daha açtınız ve öğretmenlerin 80 lirasını alıp sınava soktunuz. Sınav sonunda başarılı olanları tekrar atamadınız, beklettiniz. Bir hafta önce de yeni bir atama kılavuzu çıkardınız. Emin olun ki, yanlış olarak çıkan bu atama kılavuzunu yine mahkemeler bozacaktır ve Anadolu liselerinde görevlendirmeyle eğitimlere devam edeceksiniz ve 2012-2013 yılı sonunda da bütün liseleri öğretmen lisesi yaparak sorunu çözmüş oluyorsunuz ve öğretmenlerin çektiği çileler de yanlarına kâr olarak kalıyor.
EĞİTİMDE KALİYE
Şimdi, kalite konusuna geldiğimizde -neresinden tutsak bilmiyorum- özellikle on yıllık iktidar döneminde, 4 bakan tarafından, ilk geldiklerinde hep gündeme getirilen konu kalite konusu olmuştur. Hepsi, mutlaka, PISA'yı ve OECD değerlerini, rakamlarını gündemlerine almışlar ama ondan sonra bu rakamlardan hiç bahsetmemişlerdir. Ömer Dinçer de aynısını yaptı fakat bunu işletmeci mantığıyla… Sayın Ömer Dinçer'in işletmeci mantığıyla uygulamaya çalıştığı bu politikalar, bumerang misali, kendisini vurmuştur çünkü uyguladığı politikalarda ne sürdürülebilir kalite bulunmaktadır ne de geliştirdikleri bir vizyon bulunmaktadır. Sizden artık kalite beklemekten vazgeçtik, on yılda bir kuşağı mahvettiniz, lütfen, çekidüzen veriniz.
SEÇMELİ DERSLER
Demin dediğimiz gibi, eğitimin değeri, hiçbir zaman, parayla satın alınacak bir olgu değildir, onu söyleyelim ve sonuçlar da hiç iç açıcı değil. Sınav sonuçlarını, öğrencilerin aldıkları, branşlara göre başarıları değerlendirdiğimizde vahim tabloyla karşı karşıyayız. Seçmeli dersler konusunda geldiğimizde -ki özellikle 4+4+4'ün ana noktası, can alıcı noktası olarak seçmeli dersleri verdiniz- burada, özellikle Ömer Dinçer, hem dünkü yaptığı konuşmada hem de önceki yaptığı konuşmada, seçmeli derslerde uluslararası alanda öğrencilerin rekabet gücüne sahip olmasına zemin hazırlayacak bir yapı vadediyordu ve her öğrencinin kendi yetenek ve becerilerine göre seçmeli derslerle yönlendirileceğini bildirdi. Şimdi, bunları sormak istiyoruz ve diyoruz ki yaklaşık olarak 21 tane başlık altında seçmeli ders öngördünüz ve bunun 15 tanesi öğrenciler tarafından seçildi. Bu, öğrenciler tarafından seçilmeye -tırnak içinde veriyorum- dikkatinizi çekiyorum.
Gerekli altyapıyı oluşturmadan seçmeli derslerin konulması, sadece, dostlar alışverişte görsün uygulanmasının bir yapılandırması olmuştur. Projenizin en önemli kaynağı olarak verilen bu ayak, içinden çıkamadığınız bir problem hâlini almıştır ve buradan birtakım örnekler vermek istiyoruz.
Şimdi, bu derslere kimler giriyor? Alan dışından, konuyla alakası olmayan, pedagojik formasyonu olmayan, hatta lisans mezunu bile olmayan kişiler bu derslere giriyor mu, soruyoruz. Bu uygulamanız, sizin seçmeli dersler konusundaki mantığınızı daha net gösteriyor. Bu yıl ve önümüzdeki yıllarda, bu konuyla ilgili öğretmen problemleri ciddi şekilde başınızı ağrıtacaktır. Çünkü, gelecek yıldan itibaren bunlar geometrik artışla, seçmeli ders ihtiyacı geometrik artışla gündeme gelecektir.
Halk Kültürü dersine hâlâ fen bilgisi hocası giriyor, onu veriyoruz. Spor ve Fiziki Etkinlikler dersine sınıf öğretmeni ve Zekâ Oyunlarına matematik öğretmenleri girmekte. Bu derslerin konmasındaki amaç, öğrencilerin öğrenebilme becerisini yeteneklere göre değiştirmek ve esneklik kazandırmaydı ama yine hâlâ aynı şekilde bu dersleri doldurmak için yine, klasik, her yıl ki yaptığınız uygulamayı yapıyorsunuz.
SİYER VE KUR'AN-I KERİM DERSLERİ
En önemli seçmelilerden gördüğümüz ve öğrencilerin, çocuğun vicdani ve manevi gelişiminde etkili olacak ve bizim de bu derslerin konmasında önemli katkımızın olduğu Siyer ve Kur'an-ı Kerim derslerinde olan talebi nasıl ve kimlerle karşıladığınız merak ediyoruz. Bu kadar önemli dersleri, ehliyetli olmayan kişilerin vermesi vicdanınızı rahatsız etmiyor mu? Bu derslere kimler giriyor, lütfen bir “check” edin.
OKUL YÖNETİCİLERİ
Yöneticilere geliyoruz, ayrı bir kanayan yara olarak görüyoruz. Yine, on beş yıl önceki gibi ilkokul, ortaokul ve lise kademelerine ayrıldı. Biz destekledik, kademeli eğitimin olması gerekiyor, on iki yıl olması gerekiyor ama dönemler arasında mutlaka farklılık olması gerektiğine biz inanıyoruz, onu da söyleyelim. 4-4-4'ü bunun için bazı yönlerden destekledik ama bazı yönlerden de desteklemedik.
Bu yılın Haziran ve Temmuz döneminde ayırdınız okulları ve dönüşüm ve norm güncellemeleri yapılmaya çalışıldı. Önceden normal öğretimi olan okulların bile ikili öğretime geçtiğini görüyoruz, hatta müstakil ortaokulların, ilkokul ve ortaokulların dışındaki bazı okullarda öğlenci, ortaokullar sabahçı oldu. Sabahçı gruplar, demin arkadaşımızın da bahsettiği gibi, yedide başladılar, akşam yedi buçuğa kadar devam ettiler. Bu çocukların bu derslere yetişebilmeleri için kaçta uyanmaları gerektiğini size bırakıyoruz.
Mevcut müdürler ve müdür yardımcıları ise yeni sisteme göre ayrıştırılan iki kurumu da birlikte yönetmeye başladılar yani bir müdür hem ilkokulun hem ortaokulun müdürü oldu aynı zamanda, bu sorumluluğu üstlendi. Bu iş o kadar trajikomik hâl aldı ki, eğitimciler kendi aralarında yaratıcılıklarını kullanarak yeni deyimler ürettiler. Ben, bunları sizlerle paylaşmak istiyorum. Müdürler diyor ki artık: “Bir müdür iki mühür, bir bina iki tabela, bir koltuk iki karpuz.” Bir müdüre hem ilkokul müdürlüğünü veriyorsunuz hem de ortaokul müdürlüğünü veriyorsunuz.
Aynı zamanda, Yönetici Atama ve Değiştirme Yönetmeliği yeni sisteme uyum sağlamıyor. Bunun daha adil ve liyakati baz alan şekilde değiştirilmesi gerekir.
Sayın Bakan, okulların yönetilmesi konusunda yöneticilere yüklediğiniz sorumluluktan haberiniz var mı? Sürekli suçlayacağınız bir günah keçisi aradınız, bunları da buldunuz; onu söyleyeyim. İşi daha da ilerletip “Okulların kaynak sorunu yok, kaynağı idare edemeyen yönetici sorunu var.” dediniz. Böyle bir talihsiz beyanatta bulundunuz.
OKUL BÜTÇELERİ
Sayın Bakan, okullara ayırdığınız bütçeyi biliyor musunuz? Haberiniz yok galiba. Okulların ne tür giderleri var, bunun farkında mısınız? Suçladığınız, hatta ceza verdiğiniz yöneticileriniz okulların ihtiyaçlarını giderebilmek için ellerinden gelen bütün hizmeti yapmakta ve öğrencilerine en iyi hizmeti sunmaktadırlar. Bunun için kermesler organize ediyorlar, tiyatro getiriyorlar, konserler organize ediyorlar. Bunu niçin yapıyorlar, biliyor musunuz? Okula gelir sağlamak için çünkü Millî Eğitimin sağladığı katkı veya devletin sağladığı katkı çok az ve yine onlardan bütçelerini istediniz, gelen rakamların nereden ve nasıl elde edildiğinden haberiniz olmadığı için çok büyük rakamlar geldi, sonra da dediniz ki: “Kaynak sorunu yok, yönetici sorunu var.” Acaba kırık camlar, temizlik hizmetleri, muhtelif malzemeler, güvenlik hizmetleri veya işte güvenlik sorumlusu, temizlik sorumlusu nasıl sağlanıyor, haberiniz var mı?
SINAVLAR
Sınavlar konusu ayrı hatalar veriyor. Eksik soru basmalar, soruların çalınması hem devlet kurumlarının itibarını düşürmüştür hem de Türkiye'nin geleceği gençlerin umutlarını söndürmüştür.
Yine, öğretmen sorunlarına geldiğimizde, öğretmenleri yalnızca tayinleri ve maaşlarını düşünen kişiler olarak nitelediniz ve kendi alanlarıyla ilgili önerge getirmediği yönünde suçladınız ve sizin ARGE biriminiz var. O, genel olarak üç yüz tane sorun alanı tespit etti, bu sorun alanları size gelene kadar o kadar geniş ağızlı bir elekte getirildi ki herhâlde beş, altı tane sorun getirildi, siz de olayı güllük gülistanlık olarak görmeye başladınız.
FATİH PROJESİ
“Fatih Projesi” dediniz; davulla, zurnayla getirdiniz ama hâlâ bir ihale yapamadınız ve bu şeyde başrol oynaması gereken bilgisayar ve öğretim teknolojilerini öğretmenlerini de küstürdünüz.
MİLLÎ DEĞERLER
En önemli konuya geliyoruz, millî değerleri tartışmaya açtınız, önemsizleştirme çabası içerisine girdiniz millî şahsiyetleri, millî günleri. Bayramlar üzerinde oynadınız. Millî ve manevi değerler, ruhu besleyen değerlerdir, bunların mutlaka eğitim sistemi içerisinde verilmesi gerekiyordu. Kültürün temel dinamikleridir ve bunların yine pedagojik formasyonlu öğretmenler tarafından verilmesi lazım ama siz bunları anlamsızlaştırma ve önemsizleştirme çabası içerisine girdiniz.
Bugün görüyoruz ki, polise taş atan çocuklar ve gençler var. Teröristlere destek amaçlı yapılan gösteri eylemleri ve kamu malına zarar vermeyi hedefleyen okul yakma eylemlerinin çoğunda okul çağındaki çocukların sıklıkla kullanıldığını görüyoruz. Devletin valisi, PKK'nın elinde bin tane çocuktan bahsediyor. Çocuk suçluluğunda bir yıldan az süre dilimi içerisinde suç oranı neredeyse yüzde 100'e varıyor. Cinsel suçlarda yargıya intikal eden vaka sayısının özellikle son bir yılda yüzde 300 oranında arttığını görüyoruz.
Sayın Bakana soruyoruz, yarın bu ülkeyi kime emanet edeceğiz? Bu millete, bu değerlere, bu ülkeye sahip çıkacak kimseyi bulamayacağız, vicdanınız rahat mı? Bu çocuklara kim sahip çıkmalı?
Özellikle 4+4+4'ün uygulamasında “Altmış altı ve yetmiş iki aylıkların kaydını yaptırmayan velilere cezai müeyyide.” dediniz ve mantığınız sorunları cezayla çözmeye yönelik işledi, ama sistemde bu mantıkla ne derecede işliyor.
Bu çocuklar bu ülkenin çocukları. Bu nasıl sorumsuzluktur? Bu çocukları nasıl sahipsiz bırakıp teröre emanet edersiniz?
Çözüm üretmeye çalışırken, ortaya koyduğunuz çözümler yeni sorunlar üretiyor. Atama bekleyen öğretmenleri cami avlusunda yem bekleyen güvercinlere benzettiniz, okul yöneticilerini beceriksizlikle itham ettiniz ve daha birçok sorun var ama gördüğünüz gibi vakit yetmiyor.
Onun için, sayın milletvekilleri, bütün burada olan milletvekillerine çağrı yapıyoruz, lütfen, gelin “evet” deyin, hem siz kurtulun hem bu toplum kurtulsun. Lütfen Sayın Bakan, siz de “evet” deyin, çekinmeyin!
Teşekkür ediyorum."


banner182
Son Güncelleme: 15.11.2012 22:20
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol