banner374
02 Eylül 2012 Pazar 10:34
DÖRT DÖRTLÜK EĞİTİM YA DA DÖRT DÖRTLÜK REZALET: HANGİSİ?
 
Ülke gündemine aniden giren 4+4+4 sistemi ihtiyacı karşılayacak mıdır? Yoksa bazı kesimlerin

ifade ettiği gibi sadece İmam Hatip Okullarının orta kısmının açılmasına yönelik atılmış bir adım

mıdır? Üzerinde yeterince düşünülüp istişarî süreçler işletilmiş midir? Bu gelen sistemle örneğin her

yıl artarak sıfır çeken öğrenci profilinde iyileşme olacak mıdır? Sistem hazırlanırken AB, ABD veya

eğitimde bizden bariz şekilde ileride olan ülkelerin eğitim sistemleri incelenmiş midir? Toplumla

paylaşılıp halkın fikriyatı ve hissiyatı dikkate alınmış mıdır? Sorular elbette artırılabilir.

 

Sistem ülke gündemine geldiği andan itibaren büyük tartışmalara sahne oldu. Hükümet genelde uç

noktalarda bir şeyler yapacaksa, önceden bu fikri ortaya atıp entelektüelleri ve halkı çarpıştırıp fikre

belli bir aşinalık sağladıktan sonra prosedürü işletirdi. Bu söylediğime örnek olarak başkanlık sistemi

tartışmalarını verebilirim. Bunu bir nevi yem atma veya halkın nabzını tutma olarak yorumlamak

yerinde olacaktır. Dünyanın birçok yerinde siyasiler bu yola tevessül etmekte dolayısıyla bunda

yadırganacak bir nokta olmayabilirde…

 

Sistem yukarıda bahsettiğim şekilde değil de sanki aniden ortaya çıkış görüntüsü verdi. Dolayısıyla

üzerinde yeterince düşünülmediği, belli ve ciddi bir alt yapısının olmadığı ve ihtiyaçları karşılama

noktasında yetersiz kalacağı izlenimi verdi. Bir İmam Hatip mezunu olarak eğer sadece İmam

hatiplerin açılması için bütün sistem bir anda değişiverdiyse bunu doğru bulmuyorum. Çünkü nasıl

ki 28 Şubat’ta İmam Hatiplerin orta kısımları kapatıldıysa şimdi de pekala açılabilirdi ve bunun

için birilerinden izin almaya veya yasaların etrafından dolanarak sistemi komple değiştirmeye

gerek yoktu. İmam hatipler bu coğrafyanın bir gerçeğidir ve mezunları arasında suç işleme, yanlış

yollara tevessül etme olayları diğer liselere nazaran oldukça düşüktür. Buradan mezun olanların

maneviyatlarının daha yüksek olduğu, dini yaşamasa bile en azından dine saygılı olduğu bir

gerçektir. Bu bakımdan İmam Hatiplerin tekrar açılması doğrudur fakat bunun için sistemin komple

değiştirilmesi yanlıştır. Çünkü sistem yüzünden yaklaşık 50 bin 5. Sınıf öğretmeninin norm fazlası

olduğu söylenmekte..Bu fazlalığın nasıl tam olarak eritileceği ise bilinmemekte. Bu fazlalıktan dolayı

sınıf öğretmenleri başta olmak üzere, genelde bütün olarak tayinlerde bir tıkanıklık söz konusu.

Birçok sınıf öğretmeni 110 Tl ödeyerek 6 aylığına geçerli olacak heyet raporunu almasına rağmen

norm fazlalığından dolayı tercih dahi yapamamıştır. Ve bu raporları 6 ay sonra süresi bittiği için 110

TL vererek yenilemek zorundalar. Eş durumundan binlerce kişi bir araya gelememekte ve aileler

parçalanmakta. Bakanlık bunu sınıf öğretmeni olup, asıl branşı diğer alanlar olan öğretmenleri kendi

branşlarına geçirerek kapatmaya çalışacak fakat bu da olayı çözemeyecek.

 

Bir diğer konu eski sistemde öğrenci 72 aylık iken okula başlarken şimdiki sistemde 60-66 ay isteğe

bağlı, 66 ay ve yukarısı ise mecburi oldu. Çocuklar 72 aylıkken bile sınıfta tuvaletini yapan, boyu ve

kasları gelişmediği için arkadaşlarından geride kalan ve özgüven sorunu yaşayan (Kimisi bunu hayatı

boyunca üzerinden atamaz ve bu özgüvensizlik hayatı boyunca bütün yaptıklarına sirayet eder.),

sınıfa gelmek istemeyen veya ebeveynleriyle derslere girerken, şimdi 66 aylıklarda bu örnekler çok

daha artacak. Sınıf öğretmenleri veya dikkatli ebeveynlerin bildiği gibi çocuğun kaslarının gelişmesi

veya boy olayı için 5-6 hafta bile çok önemliyken sürenin bu kadar geri çekilmesi sıkıntılara neden

olacaktır. Bizim çocukları AB’ye üye ülkelerin çocukları ile kıyaslamanın doğru olmadığı kanaatindeyim

çünkü beslenme şekillerimiz, fiziki gelişkinliğimiz kısacası her şeyimiz farklı. Anlaşılan ebeveynler

çocuklarına bezi bağlayıp göndermek zorunda kalacak. Şimdiki sistemle anaokullarına kayıt da 37

aya kadar indi, sınıf öğretmenleri artık çocuk bakıcısı, okul öncesi öğretmenler ise artık sütanne

olma yoluna girdi böylece. Bakan okuma yazma konusunda acele edilmeyecek, ilk birkaç ay oyun

oynanacak, çocukların kasları geliştirilecek diyor. Düşünün gelen çocukların bir kısmı 72 aylık, bir

kısmı 66 aylık. Büyükler kolay öğreniyor ve ilerliyor, küçükler yapamıyor ve özgüven sorunu yaşıyor.

Büyükler yapabildikleri için bir zaman sonra sıkılıyor, küçükler ise yapamadıkları için sıkılıyor ve

ağlıyor, manzara bu…Yani okuma yazma ilk dönem olmayacaksa çocuk neden anasınıfına değil de

1.sınıfa yazdırılıyor sorusu akla geliyor haklı olarak. Değişen ne o zaman?

 

Yeni sistemle birlikte Kuran-ı kerim, Alevilik v.b derslerin seçmeli ders olması eğitimin

normalleştiğinin göstergesidir. İsteyen Kuran dersi alsın isteyen Alevilik dersi alsın, ondan sonra

birileri birilerine baskı yapıyor muhabbeti olmasın ve kimse kimseyi farklı şeylerle suçlamasın. Zaten

büyük devlet olmanın nişanelerinden biri kendine güven ve demokratik kültürdür. Sürekli korku

pompalayıp vatan millet elden gidiyor muhabbetleri özgüvensizliğin ifadesidir ve küçük hesaptır.

Duvarlarımız pamuktan değil çelikten örülü olmalı…

 

Yeni sitemden dolayı yeterli binası olmayan okullar ikiye bölünecek, ilkokul ve ortaokulların giriş

çıkış kapıları ayrı olacak. Yani sadece giriş çıkışları ayırıp okulu fiziksel olarak ikiye bölmekle eğitimin

kalitesi artacaksa okullarımızı ikiye değil 5’e 10’a bölelim!!

 

Dikkatli bir analize tabi tutulduğunda altyapısının olmadığı görülen yeni sistem daha

çok ‘’çalışıyoruz’’ izlenimi vermeye dönük gibi duruyor. Hatırlarsanız bakan göreve yeni geldiğinde

öğretmenlerin çok fazla tatil yaptığını, az çalıştığını, bundan sonra her şeyin farklı olacağını söyledi,

yer yerinden oynadı. Geçen zamanla birlikte neredeyse hiçbir şeyin değişmediği görüldü, tatil aynı

tatil öğretmen aynı öğretmen. Galiba toplum olarak hızlı başlayıp kaplumbağa hızıyla ilerlemek

veya yapabileceğimizden çok daha büyük sözler verip kaldıramayacağımız yükün altına girmek

genlerimize işlemiş. Hani Avrupalıların ‘’ Türk gibi başlamak, İngiliz gibi bitirmek.’’ diye bir sözü var.

Sanırım tespit doğru. Şu sıralar ise öğretmenin maaşını performansa bağlama çalışmaları var: Sistem

oturursa çalışan ile çalışmayan ayırt edilir. Fakat burada da öğretmenin dersi bırakıp sınavdan yüksek

puan alma derdine düşmesi eğitim kalitesini düşürebilir. Bir şey yapılırken risk analizini tam yapıp

acele etmeden karar vermek, her zaman için kazandırır. Tabi burada akla ister istemez şu soru da

geliyor: Acaba vekillerimizi ve bakanlarımızı da performanslarına göre değerlendirip, maaşlarını da

öğretmenlere yaptıkları gibi sınav şartına bağlasak ve belli bir notu alamayan bakan veya vekili geri

hizmete versek nasıl olur? Bence gayet adaletli bir yaklaşım olur…Haksız mıyım?

 

KASIM UÇKAN

 

Sınıf Öğretmeni
banner182
Son Güncelleme: 02.09.2012 10:34
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
hocam 4 yıl önce

birçok sınıf öğretmeni 110 tl ödeyerek 6 aylığına geçerli olacak heyet raporunu nasıl alacagız bir yol var mı?

Avatar
ysnn 4 yıl önce

çok iyi olacak inşallah yeni öğretmenler hakkını verecek inşallah lys deki sıfırları düşürecek ve helalinden kazanacak çeşitli yollarla girmediği dersin haram parasını yemeyecek.yemek isteyen de allahı düşünecek..