banner374
05 Eylül 2012 Çarşamba 06:20
Eğitim Bakanı'ndan yeni bir ayrım: “Normal vatandaş-anormal vatandaş“...

Eğitim Bakanı'ndan yeni bir ayrım: "Normal vatandaş-anormal vatandaş"




 Bir tartışma, iki gaf...


İlki Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'den...


Bakan, 5 yaş çocuklarının okullu yapılması kararını eleştirenler için şöyle diyor:


"Normal vatandaşlarımızın çoğunluğu bizi destekliyor. Eleştirilerin bir kısmı PKK kaynaklı. Çocuklarımızı erken yaşta okula alıp Türkçe öğreteceğiz, onları hayata hazırlayacağız. 'Rapor dahi almayın' diyenler PKK yanlıları. Bunu önlemek istiyor. Bir de laikçi kesim bu reformdan rahatsız oluyor."


Böylece, Dinçer'in ağzından vatandaşların ikiye ayrıldığını öğrenmiş bulunuyoruz: Normal vatandaşlar ve anormal vatandaşlar. Anormal vatandaş olarak anılanların içine PKK'lılar ve "laikçi kesim" giriyor."Hükümet ne eylerse doğru eyler" diyenler de Dinçer'in nezdinde "normal vatandaş" sayılıyor anlaşılan...


Eğitim tartışmasını siyasi saflaşmaya çevirme gayreti


Bu lafın neresinden tutarsınız şimdi...


"Eleştirilerin bir kısmı PKK kaynaklı" derken kimleri PKK'lı sayıyorsunuz? "PKK'lı" damgası basarak eleştiriden kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz? "Laikçi kesim" dediğiniz kesim kimdir? Kimleri içerir? Sizin tabirinizle "laikçi" olmak anormal bir durum mudur; bir insanın normal vatandaş olma hakkını mı kaybettirir?


Türkiye'deki eğitim tartışmalarının birçoğunun ideolojik ya da siyasi bir saflaşmanın "yan ürünü" olarak yürüdüğü doğru. Ama bakıyorsunuz, uzun zamandır ilk defa, siyasi yönü ağır basmayan bir eğitim tartışması yapılırken, bu kez bizzat Eğitim Bakanı bunu siyasi bir saflaşma konusu haline getirmeye çalışıyor. Toplumun çok farklı kesimlerinden farklı farklı gerekçelerle yoğun eleştiri alan bir uygulamayı savunmak için, karşı çıkanları böyle abuk sabuk bir şekilde tasnif etmeye, boyunlarına birer yafta asmaya kalkıyor. Kahvehanede konuşan bir vatandaşın bile kullanmayacağı bir dille ülke vatandaşlarını ikiye bölüp bir kısmını normal, bir kısmını da anormal olarak niteleyebiliyor.


İşin kötüsü, ağzından çıkanı kulağı duymayan sadece o değil.


Hemen peşinden aynı konuda ikinci gaf geliyor.


Üstelik bu kez Başbakan'dan...


"Hain vatandaş"


Başbakan da çıkıp çocuğunu beş-beş buçuk yaşında okula göndermek istemeyen anne babaları çocuklarına ihanetle suçluyor. Hem onları 5 yaş emrivakisi ile açmaza sokuyor hem de o açmazdan kurtulmak için doktora koşanlara "Çocuklarına geri zekalı diye rapor alıyorlar" diye saldırıyor.


Böylece, "anormal vatandaş"ın yanı sıra yeni bir vatandaş kategorisi ile daha karşılaşıyoruz: Hain vatandaş!


Şimdi olacak olan belli...


Hükümetin ya da AK Parti'nin önde gelenlerinden biri ortaya atılıp Başbakan'ın ya da Dinçer'in bu laflarını düzeltmeye çalışacak. "Onu demek istememişti de, bunu demek istemişti" gevelemeleriyle bu sözleri tevil etmeye çalışacak ve bizler bir kez daha, duyduğunu anlamayan salaklar durumuna konuşumuza sinirleneceğiz.


Peki biz buna mecbur muyuz? Yöneticilerimizin gün aşırı yaptıkları gafları sineye çekmek, düzeltmeleri anlamsız bulsak da kabul etmiş gibi yapmak zorunda mıyız?


Siyasetçi olmanın birçok olmazsa olmazı vardır. Bunlardan biri de sözünü tartarak söylemek ve her sözünün sorumluluğunu taşımaktır.


Gözlerini elindeki metinden ayırdığı anda olmayacak gaflar yapan, sonra da "maksadını aşan" bu sözleri düzeltmek için adamlarını ortalığa salan siyasetçi tipi artık çok bıktırdı doğrusu.
 
Gülay GÖKTÜRK 
banner182
Son Güncelleme: 05.09.2012 06:20
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol