banner374
15 Şubat 2012 Çarşamba 19:37
Eğitimci Olmayan Milli Eğitim Bakanı
Doktor olmayan bir Sağlık Bakanı, Avukat olmayan bir Adalet Bakanı, Siyaset Bilimi okumamış bir Dışişleri Bakanı, Ekonomist olmayan bir Maliye Bakanı, Elektrik Mühendisi olmayan bir Enerji Bakanı olacağını düşünmek genellikle mümkün değildir. Hükümetler, Bakanlıkların başarıyla yönetilmesi için mutlaka konuyla ilgili, hatta alanında uzman kişileri görevlendirir.
Ekonomiden anlamayan bir Maliye Bakanı olmayacağı ortadadır. Çünkü ekonomiyi tanımayan, ekonomiden anlamayan bir kişi kısa sürede ülke ekonomisini tepetaklak getirir, krizler yaşanır ve ekonomi çökme noktasına gelir.
Sağlıkla ilgisi olmayan bir Sağlık Bakanının, insan sağlığıyla ilgili politikalar üretmesi beklenemez. Aksine içinden gelmediği sağlık alanında alacağı yanlış kararlarla insan sağlığına tehlike haline gelebilir.
Bu durum tüm bakanlıklar için geçerlidir.
Peki eğitimde durum nedir?
Eğitimin başında bilindiği gibi “işletmeci” bir bakan bulunmakta; Ömer Dinçer…
Eğitimle ilgisi olmayan birini Milli Eğitim Bakanı yapmaktaki amacı anlamak kolay değil. Eğitimin ekonomiden, sağlıktan, adaletten, enerji politikalarından daha az önemli olduğu düşünülmüş olmalı ki, Milli Eğitim Bakanı bir eğitimciden değil “işletmeci”den seçilmiş.
Bunun Sonuçları Ne Olur? Bu durum bir sorun mu?
Eğitimin temel, evrensel kuralları vardır. Yakından uzağa ilkesi, her zaman esas kabul edilen bir davranış biçimidir. Eğitimin içinden gelmeyen birinin, bir öğretmen, idareci, eğitim çalışanı gibi düşünmesini beklemek mümkün değildir. Herhangi bir öğretmene, sınıfıyla, müfredatla ya da genel olarak eğitimle ilgili fikirlerini sorduğunuzda, size aylarca, hiç duraksamadan yaşadıklarını anlatabilir, sonunda da bazı önerilerde bulunabilir.
Ömer Dinçer‘in eğitimin içinden gelen bir insan olmaması, bugüne değin ortaya koyduğu uygulamalar ve yaptığı açıklamalardan kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Dinçer, eğitimi bir emir-komuta sistemi içerisinde yürütebileceğini düşünmektedir. Günlük olarak yayımlanan emirlerin, sadece imzalanarak uygulanacağını düşünmek, elbette işten anlayan biri için mümkün değildir.
Dinçer’in gözden kaçırdığı nokta, eğitimdeki hammaddenin “insan” olduğudur. Hata kabul etmeyen, telafisi mümkün olmayan bir hammadde. Eğitimde deneme yanılma yöntemiyle birşeyler yapmak mümkün değildir. Hatalı üretilen bir eşyayı üretim bandından alıp çöpe atmak, maalesef eğitimde mümkün değildir. Yapılan bir hata, bir neslin yitirilmesi anlamına gemektedir.
Dinçer ise, “işletmeci” olmanın verdiği alışkanlıkla, genellikle kâr-zarar esasına dayanarak karar almakta, aceleyle uygulamaya çalışmaktadır. Dinçer’in böyle acele kararlar almasını, kafasında doğru olduğuna kanaat getirdiği açıklamaları yapmasını anlamak mümkündür. Fakat Bakan'ın çevresinde, eğitimle az da olsa ilgili kişilerin Bakana yol göstermemesi, öneriler getirmemesi anlaşılabilecek bir şey değildir.
Okullar kaynamaktadır
Öğretmenler ve idareciler mutsuzdur. Mutsuz öğretmenler verimli olamaz. Henüz bu durumun sonuçları net olarak ortaya çıkmamışsa da, uzun vadede yaşananların eğitime olumsuz yansımaları görülecektir.
Umarız Bakanlık, olacakların farkına çok geç olmadan varır.
Çünkü ortaya çıkacak manzarada, hükümet açısından Milli Eğitim Bakanını değiştirmek ya da başarısızlığın tamamını öğretmenlere yıkmak yeterli olmayacaktır, sağlıklı bir eğitim ordusu ve bir nesil çoktan yitirilmiş olacaktır.

egitimciyiz.biz
banner182
Son Güncelleme: 15.02.2012 19:37
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol