banner374
29 Ağustos 2012 Çarşamba 02:09
Erdoğan, Dinçer ve öğretmenlerin feryadı
 
SEÇİMLERDE OY ALMAK İÇİN BİLE OLSA ÖĞRETMELERİN FERYADINI DUYUN
Kendimiz de eğitimci olduğumuz için ve eğitim işinin içinde olmayı peygamber mesleği eda etmek kadar önemli gördüğümüz için, sıklıkla eğitim, öğretim, YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı uygulama(ma)ları konularında da yazılar yazmaktayız. AK Parti, Polis, Güvenlik, PKK-KCK, Ergenekon, Terör Sorunu gibi konularda yazdığımız makaleler sonrasında gelen mektuplar, e-mailler, sosyal medya da paylaşımlar, ‘twitter’ değerlendirmeleri, ‘face book’ tartışmaları ve makalelerin altına yazılan okuyucu yorumları ne kadar fazla ise, eğitim ve öğretmenler ile ilgili yazdıklarımızda da bir o kadar yoğun geri dönüt almaktayım…






Aşağıdaki mektup da, bir öğretmenimizden gelmekte. Bence AKP, hiçbir şeyi düşünmese bile yaklaşan seçimler bağlamında oy kaygısı ile bile olsa, bu ses(ler)e kulak vermeli… Aksi halde ciddi anlamda oy kaybetmeleri söz konusu olacak gibi… Benden söylemesi…
Öğretmenimizden gelen mektup ise aynen şöyle;
‘…Sayın Önder Hocam,
Bir öğretmen olarak MEB’daki sıkıntıları sizin gibi duyarlı bir yazarımızla paylaşmak istiyorum. Bakanın ve bürokratlarının sözlerini nasıl tutmadıklarını ve yeni sistemde ortaya çıkacak sorunlara çözüm üretmek yerine nasıl hasıraltı edip ortalığı güllük gülistanlık gösterdiklerini somut örneklerle anlatmaya çalışacağım.
1- Yeni eğitim sitemine geçişle öncelikle 30 bin sınıf öğretmeni fazlalılığı oluştu. Sayın Bakan, mayıs ayında medyada verdiği beyanatla ortaokula dönüşen okullardaki 4. ve 5. sınıf öğretmenlerinin en yakın ilkokula aktarılacağını defalarca belirtti. Ancak bu koca bir yalan. Çünkü 4-5. sınıf öğretmenleri değil, kıdemi en düşük öğretmenlere bile zorla il içi tayin başvurusu yaptırıldı. Eğer tayinleri çıkmadıysa, belirsiz bir yere re'sen atanacaklar. Yani eğer çocuğunuz 2 ya da 3. sınıfta okuyorsa, öğretmeni okulun kıdemsiz öğretmenlerinden biriyse, sizi eylül’de bir süpriz bekliyor. Çünkü çocuğunuzun öğretmeni, kendisi istemediği halde değişmiş olabilir.
2- MEB Temel Eğitim Genel Müdürü, (üç ay önce) öğretmen fazlalığı oluşmayacağını, çünkü temel eğitim çağını 60. aydan başlatarak böylece 1. sınıflarda fazladan şubeler açacaklarını iddia etmişti. Halbuki sayın bayanın (eğitim camiasının içinden gelmeyen biri olarak) mevcut öğrencilerin çoğunun ikili eğitim yapan okullarda okuduklarından, okulların fiziki yapılarının yeni derslik açmaya yerleri olmadığı için, mümkün olamayacağından haberi yoktu. (Şimdi haberi oldu ama çözüm üretemiyorlar ve çaresizler)
3- Sayın Bakan; ‘yeni eğitim sisteminde sadece 10 büyük şehirde sorun var, diğerlerinde sorun yok’ diyor ve bu şekilde sayısal küçümseme yapıyor. Halbuki bu on şehir, ülke nüfusunun yüzde 70’ini barındırıyor. Yani sorun büyük ama bakan sadece 10 şehir diyerek sorunu küçük göstermeye çalışıyor.
4- Sayın Bakan, yaptıkları düzenlemeyle eğitim yaşının sadece iki ay erkene alındığını iddia ediyor. Halbuki 66 aylıklar üç ay, 60 aylıklar altı ay daha erken okula başlamış olacak. Bu da bir sonraki yılın yüzde ellisini erkenden okula kaydetmek demektir.
5- İstanbul Milli Eğitim Müdürü, İstanbul'daki okulların 1. sınıflarının 47 öğrenci sayısını geçmeyeceğini söyleyip halkı kandırıyor. Birçok ilçede 80 kişilik sınıflar olacağını şimdiden haber vereyim. Yazık o sınıflarda okumak zorunda kalacak olan çocuklara.
6- Bir sınıf 80 kişi. Bir yanda norm fazlası olan öğretmenler, diğer yanda ise bir öğretmene üç öğretmenin yapacağı işi yaptırmak. Ne acı bir durum, değil mi?
7- Sayın Bakan her defasında Avrupa’yı örnek gösterip, bizim okullarda ders saati az diyor. Buna katılıyorum. Bence de eğitim günde sekiz saat olmalı. Ancak Sayın Bakan Avrupa’da ikili eğitimin olmadığını neden ifade etmiyor. Bizde bu sene okullarda ikili eğitimler sayesine 8+6=14 saat ders olacak. Öğrenciler (özellikle 1. sınıflar) akşam 19.00 da okuldan çıkacak. Avrupa da bu şekilde de eğitim veren okul var mı acaba?
8- Öğretmenler bakan tarafından hep çalışmayan, yatan şeklinde lanse edildi. Bu eğitim-öğretim yılına bakanı tarafından aşağılanan eğitimciler, inanın moralleri sıfır olarak eğitime başlayacaklar. İstediğiniz teknolojiyi okullara getirin. Ama en önemli faktör öğretmenlerdir. Siz öğretmenin moralini bozarak mı eğitimde kaliteyi artıracaksınız?
9- Sayın Başbakan çıkıp dedi ki; ‘on beş saat çalışan bir öğretmenle, sekiz-beş mesai yapan memuru nasıl bir tutayım?’ Unutmasınlar ki biz mesai yapmıyoruz. Biz amele değiliz ki, parmak hesabıyla mesai hesaplansın. Biz eğitim yapıyoruz. Bunun başka hiçbir meslekte karşılığı yok. Ayrıca ben yılda yirmi sınav hazırlıyorum. Okulumun sınıf mevcutları 30’un altındadır. Bir de siz 50 kişilik sınıfları düşünün. 1400 sınav kağıdı okuyorum. 700 ödev okuyorum. Bunların değerlendirme raporlarını hazırlıyorum. E-okula binlerce not giriyorum plan-program yapıyorum. Derse hazırlanarak geliyorum ve bunların hepsini de evde yapıyorum. İnanın Başbakan’ın bu sözleri bizleri çok üzmüştür. Başbakan da hata yaptığını anlamış olacak ki, bu konuda bir daha konuşmadı ama 10 yıldır desteklediğim başbakana bu bakan durdukça bir daha kesinlikle oy kesinlikle yok. Çünkü eğitim şirket yönetilir gibi yönetilemez.
10- Sayın Bakan "yılda elli bin öğretmen yer değiştiriyor. Bu da eğitimi olumsuz etkiliyor" diyor. MEB’ın resmi verilerinde, en çok olduğu yıl yirmi bin. Geçen sene ise on beş bin. Allah aşkına 700 bin öğretmen içinde yüzde 2-2,5 çok mu? Bakan niye gerçekleri çarpıtıyor? Bu sene eş durumu tayinlerinde birçok il tayine açılmadı. Asker polis öğretmen hepsi mağdur oldu. Bir polisin tayini Yüksekova'dan Ankara'ya çıkmış. Eşi de sınıf öğretmeni olarak orada kalmış. Bu vatan için canını ortaya koyarak hizmet edenlere, bu işlem reva görülür mü? Bakan diyor ki, ücretsiz izin alsınlar. Bir insanın gelirini bir anda yarı yarıya indirirsen hayatı altüst olmaz mı?
11- Sayın Bakan, okullarda kayıt dönemi iki ay bağış alınmayacak diyor. Peki iki ay o okuldaki hizmetlilerin temizlik masraflarının nasıl karşılanacağı konusunda bakanın neden bir önerisi yok. Sayın bakan bağış problemi olmayan birkaç okulu örnek gösterip sorun yokmuş gibi davranıyor. Halbuki büyükşehirlerde çocukların büyük bir kesimi, kenar mahallelerdeki bağıştan başka gelirleri olmayan kalabalık okullarda okuyor.
12- Sayın Bakana yeni bir konu sorulduğunda "bunu veliyle tartışır, öyle karara varırız diyor." Peki eğitimin bizzat alanında çalışan öğretmenin fikirlerine neden hiç değer verilmiyor? Sizce personeline güvenmeyen bir bakanın ve bakanlığın başarılı olması mümkün mü?
13- Yeni sistemle ortaya çıkan sorunlarla ilgili olarak bütün sendikalar, eğitim uzmanları, akademisyenler ve pratik uygulayıcılar çözüm yolları sunuyor. Ama inanın Kur'an'ın ifadesiyle bakanın ve bürokratlarının sanki 'kulaklarında bir ağırlık varmışcasına' hiçbirini dinlemiyor. Bu kadar öneriye, çözüme kapalı bir bakan, bir Müsteşar ben hayatımda görmedim. Yazın iki ay boyunca hiçbir şey yapılmadı. Okullarda idareciler dahi ne olacağını kestiremiyor.
14- MEB’da herkes yukarıya şirin görünmek için çalışıyor. Yukarıdakiler de aşağıdan sorun gelmesini istemiyor. Size bu uğurda yapılan bir sahtekârlıktan da bahsetmek istiyorum. İki sene önce Ankara'da bir okul, velilerden yeterince bağış gelmeyince temizlikçilere maaş ödemiyor ve işçilerini işten ayrılıyor. Olay basına "çöp okul" diye yansıyor. Bakanlıktan ilçe milli eğitimine kadar, sorunu çözmek yerine müteselsilen yukarıdan aşağıya, bu olay basına niye yansıdı diye olmadık hakaretler yapılıyor. Okul Müdürü stresten mahvoluyor. Şimdi gelelim işin sahtekarlık tarafına. Bu okul Sincan'da ve o sene 56 şubesi ile toplamda 3000 kusur, sınıf başına da 50-60 öğrencisi bulunan bir okul. Fakat ne var ki ‘ankara.meb gov.tr’ adresindeki o yılın eğitim istatistiklerinde -ki bunlar her sene yayınlanır- okulun şube sayısı kağıt üstünde 90 gösterilerek, kalabalık sınıfların öğrenci ortalaması, gerçekle taban tabana zıt bir şekilde 30’lara indiriliyor. Eminim bu durum, bu sene de farklı değildir. Şimdi bu sahtekarlık sırf yukarıya başarılı görünmek için, İstanbul-Ankara gibi büyükşehirlerde sıklıkla yapılmaktadır. Onun için, yukarıda sözünü ettiğim İstanbul Milli Eğitim Müdürünün bu sene birinci sınıflarının 47 mevcudu geçmeyeceğini söylemesine asla inanmayın diyorum. Aldığım bilgilere göre, bahsi geçen okula bu sene 700 tane birinci sınıf kaydı yapılmış ve 90 civarında sınıf mevcuduyla da eğitime başlayacakmış. Oradaki okul idarecisine, öğretmene, öğrenciye, veliye Allah yardım etsin. Onun için de ben diyorum ki ; 17 Eylül eğitim için tam bir kaos olacaktır ve bakan bundan sıyrılabilmek için yine suçu ya okul idarecilerine yada öğretmenlere atacak.
15- Hocam, inanın moralim çok bozuk. Sayın Bakan artık bizi insan yerine bile koymuyor. Ama biz öğretmenler, Sayın bakan’ı hadi geçtik ve bir kenara koyduk ama Sayın Başbakan’a da çok kırgınız. Üzgünüz. Ruh halimiz çok kötü. Derdimizi kimseye anlatamıyoruz. Bu sene ilk defa, bir eğitim-öğretim yılına, böylesi olumsuz duygularla başlıyoruz. Sizlerin büyük bir kitleye ulaştığınızı biliyoruz ve bizim sesimiz – soluğumuz olmanızı arzuluyoruz. Ben daha önceden memurlukta yaptım. İnanın akşama kadar masa başında memurluk yapmak, 30 kişilik bir sınıfla 40 dakika ders yapmaktan çok daha kolay. Biz kimseden bir iltifat beklemiyoruz. Sadece bizim devletimizi sevdiğimizin onda biri kadar, devlet büyüklerimizin de bizi sevmesini ve sorunlarımızla birazcık eğilmelerini / ilgilenmelerini istiyoruz. Unutmasınlar ki eğitim öğretmenle başlar, öğretmende biter...’
Hocamızın mektubunda yazdıklarının hepsi de sanki doğru, değil mi? Bu sorunlara çözüm bulacak mercii de, öncelikle Milli Eğitim Bakanı, Bakanlık Müsteşarı ve bakanlığın üst düzey yöneticileri, değil mi? Bunlar ya çözüme kavuş(turul)acak ve ‘hallolacak’. Ya da hem AK Parti Hükümeti, hem de Milli Eğitim Bakanına sandıkta bir hal-olacak, değil mi?..
Dost acı söylermiş. Ben de acı söylüyorum ve diyorum ki, Milli Eğitim de tehlike çanları çalıyor!..
Twitter: @onderaytac
E-mail: tarafim@gmail.com
 
 
 
 
 

 
banner182
Son Güncelleme: 29.08.2012 02:09
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol