banner374
07 Mayıs 2015 Perşembe 09:39
Geleceğin öğretmenleri ve öğretmenlerin geleceği…
Öğretmen: Mesleği bilgi öğretmek olan kimse, hoca, muallim, muallime…

Tanımlar bazen çok yüzeyseldir. Oysa bir meslekten çok ötedir öğretmenlik. Ne kadar tanımlara sıkıştırılmaya, çerçevesi çizilmeye çalışılsa da bunun mümkün olmadığı, gerçeği tam olarak yansıtmadığı anlaşılır. Gözden kaçırılan en önemli unsur ise öğretmenliğin içinde vazgeçilmez olan eğitim olgusudur. Hangi yaşta olursa olsun, öğretime başlanmadan önce bireyin hazır hâle gelmesi sağlanmalıdır. Bunu başarmak için sadece bilgi vermek yeterli değildir. İşin içerisinde koşulların oluşturulması, bireysel farklılıkların görülmesi, bu farklılıklara göre bilginin derlenmesi, bireyin duygusal anlamda öğrenmeyi isteyecek hâle getirilmesi gerekir.

Ben anlattım, onlar anlasın ya da ben dersimi anlatırım, anlayan anlar. Alın size bir öğretmen yaklaşımı… Bu, öğretime ne tarafından baktığınızla doğru orantılıdır. Ancak bu şekilde davranan öğretmenlerin maalesef olduğunu siz de biliyorsunuz ben de biliyorum.

Öğretimin nasıl gerçekleştirileceği eğitim psikolojisi, sosyolojisi, yöntem ve tekniklere ait kitap ve derslerle verilmeye çalışılır. Ancak çoğunlukla hiçbir öğretmen, “mesleki bilgileri” öğrendikleri bu kitapları referans olarak kullanmaz. Eğer bugüne kadar yazılanlar gerçek ihtiyaçları karşılıyor olsaydı, her öğretmenin baş ucu kitabı bu tür kitaplar olurdu.

Eğitim bilimleri hocalarımız alınmasınlar ama sanırım bu saptama yanlış değildir. Elbette kitaplarda yazılanlar doğrudur ancak eğer konu öğretmenlikse, bu, o kitaplarda yazılanlardan çok daha fazlasıdır.

Öğretmenlik, akademik anlamda yukarıdan bakılarak görülebilecek, tanımlanabilecek bir meslek de değildir. Eğitim fakültelerinin programları arasında en ideal veya en uygunsuz ortamlar düşünülerek hazırlanabilecek uygulamalar ve modellerle doğru yöntemleri işaret etmek çok zordur. Öğretim; her birey, sınıf ve okul için tüm değişkenler hesaba katılarak, sürekli gözden geçirilerek yeniden ve yeniden planlanmalıdır. Bugün kullanılan yöntem yarın kullanıldığında aynı sonucu vermeyebilir. Ayrıca günün farklı saatleri, yemek öncesi ya da sonrası, toplumun yapısı, yaşanan olaylar, aile ilişkileri, psikolojik durumlar ve yaş aralığı gibi birçok unsur bu öğrenme süreçlerinde sonucu etkileyecektir. Unutmayalım ki öğretmenlerin kıyafetinden diksiyonuna, entelektüel yapısından ruh hâline kadar birçok faktör de öğrencilerin üzerinde iz bırakarak öğrenimin kalitesini belirlemektedir.

Öğretmenliği, edinilen mesleki bilgiyi aktarmakla kısıtlamak hem mesleğe hem yetiştirilen öğrencilere hem de topluma olan sorumluluğu küçümsemek anlamına gelir. Mesleki anlamda biliyor olmakla bunu aktarabiliyor olmanın arasında fark olduğu gibi aktarılanın ne kadarının alınabiliyor olduğu da önemlidir. Ayrıca bilginin ne kadarının isteyerek, merakla öğrenildiği, kullanıldığı, yaşamla ilişkilendirildiği ve kalıcı olduğuna da bakmak gerekir.
 
 
Geleceğin öğretmeni olarak tek tip bir model oluşturmak mümkün müdür, gerekli midir ve doğru mudur?

Türkiye’nin koşullarına göre bakacak olursak, bir köyde öğretmenlik yapacak birinin  her şeyden önce yokluğu bilmesi gerekir. Sınıfın içindeki sobanın yakacağının nasıl temin edileceğini ve sobanın nasıl yakılacağını öğrenmelidir. Sınıfın kapısı yoksa kapı bulmalı, tuvalet yoksa tuvalet inşa ettirmelidir. Doğa koşullarının ne kadar belirleyici olduğunu kitaplardan öğrenme şansı olmayan öğretmen için bunlar gerçek bir sınav gibidir.

Feodalitenin esiri olmuş çocukların okula devamını sağlamak da öğretmene düşecektir. Ağalık sistemi, çocuk işçiler, çocuk gelinler de yine öğretmen için kitaplarda yazılmayan gerçeklerdir ve eğitim öğretime başlamadan, hayati önem taşıyan sorunlarla uğraşmak, bu engelleri aşmak gibi sorumlulukla da yüzleşecektir.

Büyük şehirlerde ise kozmopolit yapının sınıflara yansıdığı görülür. Aşırı göç alarak gerçek bir kent kültüründen uzaklaşmış şehirlerin bozulan değer yargıları ve samimiyetsizlik okullarda da hissedilir. Kalabalık sınıflar, büyük şehrin koşuşturmacası içerisinde okullara terk edilmiş, bir anlamda unutulmuş çocuklar ve gençler… Bu anlamda şehirlerdeki sorunlar da farklılık gösterir ve öğretmen, dersine başlamadan önce bu denli kozmopolit sınıflarda neler yapabileceğini düşünmek zorunda kalacaktır. Kurgulanmış bir düzen içerisinde hepsinin önceliği farklı öğrencilere öğretmenlik yapmak olacaktır.
Fiziksel olanakları uygun olan özel okullarda durum hiç de göründüğü kadar kolay değildir. Bu okullarda da öğretmenler eğitim öğretimi etkileyecek öğrenci ve veli davranışları ile mücadele etmek zorunda kalırlar. Ücretli olarak çocuk okuttukları için olsa gerek, velilerin bir kısmı birçok şeyi kendinde hak görür ve okulla birlikte hareket etmez. Bu nedenle çoğu zaman sacayağının biri kopuk olduğundan denge sağlanamaz ve sağlıklı bir eğitim öğretim süreci yaşanmaz. Öz güven vermeye niyetlenmişken şımarık çocuklar yetiştiren ve daha sonra da kontrolünü yitiren anne babaların çocukları için öğretimden önce “terbiye” gerekecektir. Bakın burada da henüz derse başlamadan öğretmeni bekleyen davranışsal birçok sorun görülmektedir. Üstelik sorun çıktığında her zaman arkalarında duran birilerini de bulamayacaklardır.

Şimdi konuya tekrar bakalım, farklı olanaklar, kültürler, insan profilleri, beklentiler, kısacası farklı koşullar… Bu anlamda geleceğin öğretmenini yetiştirirken hangi koşula göre yetiştirmeliyiz? Ona neleri öğretmeliyiz ya da daha önemlisi öğretebilir miyiz? Teknolojiyi etkin ve verimli şekilde kullanmayı öğrettiğimiz bir öğretmeni, bu olanakları olmayan, kırık camını taktırmakla uğraşacağı bir okula gönderdiğimizde ne olacak?

Tersini de düşünmek mümkün, şehirden uzak bir kültürde yetişmiş bir öğretmen için de farklı kültürdeki bir şehirde olmak hem onun için hem de karşısındaki öğrenciler için sorun olacaktır.
Öğretmenin yetiştirilmesinde önceliğin eğitimde olduğunu unutmamak gerekir. Öğretmeni alan bilgileri ile donatmadan önce mesleğe uygun olup olmadığına bakılmalıdır. Şu an kullanılan sıralama sınav sistemi ile geleceğin öğretmenini seçmek yeterli değildir. Sadece puana bakarak bir insanın öğretmen olup olamayacağına karar veremezsiniz, vermemelisiniz! Ortaokul yıllarında öğrenciler izlenmeli, yönlendirilmeli ve mülakat yapılarak seçilmelidir. Öğretmen liselerinde daha yakından gözlenecek ve yetiştirilecek öğrencilerden başarılı ve istekli olanlar, alacakları referanslara göre eğitim fakültelerinde öğretimlerine devam edebilecektir. Fakültede öğretmen olmaktan vazgeçenlerle yeterli olmadığı düşünülenler ise yatay ve dikey geçiş imkânları ile başka bir yükseköğretim programına yönlendirilmelidir. Gerçi bizim kültürümüzde süreçler değerlendirilerek varsa hataların düzeltilmesi yoluna pek gidilmez. Bunun yerine kesip atmayı severiz! Öğretmen liselerinin kesip atıldığı gibi! Öğretmen liselerinin kapatılmasının nedenlerinden biri burada yetişen öğrencilerin daha sonra öğretmenliği seçmemeleriymiş! Neden acaba?

Dünyanın örnek aldığı “eğitim enstitüleri” gibi bir eğitim modeli geliştirip sonrasında bundan vazgeçen de biz değil miydik? Demek ki var olan değerlerimize, okul kültürlerimize de sahip çıkmıyoruz. Ne yazık!

Geleceğin öğretmeni öncelikle yürekli, yaratıcı, meraklı, açık fikirli, kendisi ile barışık, saygılı ve çalışmayı seven biri olmalıdır. Koşullara göre kendi yolunu bularak öğrencilerini yönlendirebilecek, onlara öğrenme isteği ve heyecan aktarabilecek biridir öğretmen. Önce eğitimle uğraştığını asla unutmayan, alanında kendini sürekli geliştirendir. Öğrencileri ile birlikte yaşam boyu öğrenen, bilimsel düşünce yapısına inanan, akıl yolundan ayrılmayandır.

Öğretmen, tutkulu olmayı ve öğrenmeyi öğreten ve sürekli öğrenendir.

Bu, karşılığı olmayan ve sevgisiz yapılamayacak bir meslektir!

Çoğu zaman kendi ailesini ve sorunlarını unutarak geldiği okulda tüm bilgi ve birikimini öğrencilerine aktarır, onların akademik başarılarının yanı sıra heyecanlarını, dertlerini de paylaşır. Bu tarifi çok zor olan büyük bir özveri gerektirir. Öğretmenlik öyle bir meslektir ki, öğrenciliği de yaşam boyu devam etmektedir. Teknolojinin hızla ilerlediği çağımızda öğretmenler, öğrencilerinden geri kalmamak için ayrıca zor bir görev daha üstlenmiş olur.

Gece ve gündüzlerinin birbirine karıştığını, kendi sorunlarını dışarıda bırakıp sınıfın kapısını kapayarak, öğrencileriyle buluştuğunu, onların sıkıntılarını kendi sıkıntılarının üzerinde tuttuğunu, hastalandığında ilaçlarla ayakta kalarak okula geldiğini kim bilir?

Dinlenme zamanlarında bile öğrencilerin sorularını yanıtladığını, farkındalık kazanmalarını sağlamak için onlarla sosyal projeler gerçekleştirdiğini, kimi zaman yardım kampanyaları ile öğrencilerin bir şeyler üreterek bunları ihtiyacı olan diğer okullardaki öğrencilerle paylaşmalarını sağladığını, şiir dinletileri, kitap okuma günleri, spor müsabakaları, yarışmalar, gezilerde de onların yanında olduğunu kim anlar?

Anne ve babalarının çoğu zaman üstlenmediği rolleri de üstlenerek öğrencilerine sorumluluklar vererek onların gelişimine katkı sağladığını, onların başarılarıyla mutlu olduğunu, onlar üzüldüklerinde belki de onlardan çok üzüldüğünü kim hissedebilir?

Geleceğin öğretmenini konuşuyorsak elbette onların geleceğini de konuşmak gerekir. Gelişmiş ülkelerde eğitime yapılan yatırım ile öğretmenlerin ekonomik durumlarına bakılmalıdır. Ekonomik anlamda kendini rahat hissetmeyen, gelecek ile ilgili kaygıları olan, kitap alamayan, sinemaya ve tiyatroya gidemeyen, seyahat etmeyi seven ama bunu kırk kere düşünmek zorunda kalıp gerçekleştiremeyen değil! Gerçek bir entelektüel olabilecek olanaklara sahip ve sosyal olanakları bulunan bir değer olarak görüldüğünde, itibarı iade edildiğinde geleceğin öğretmeni de daha sağlıklı şekilde oluşacaktır.

Ayrıca öğretmenleri seçmek ve yetiştirmekle de iş bitmiyor. Eğitim öğretimle ilgili yönetim görevinde bulunanların öğretmelerin başarısı ile ilgili çok ciddi etkileri vardır. Öğretmenleri, zorla okulda tutmak için onlara uyduruk işler yaratan ve liderlik özelliği bulunmayan yöneticilerle bu meslek her geçen gün değer yitirecektir. Bir okulda veya öğrenme ortamında topyekûn başarı bekleniyorsa, yöneticilerin de ciddi anlamda sorgulanması, yönetim süreçlerinin gözden geçirilmesi gerekir. Bütün faturanın öğretmenlere kesilmesi hiç adil değildir.

Mentor olabilecek bürokrat, genel müdür, müdür ve yöneticilerle öğretmenlerin de başarıları artacaktır. Bu da işin diğer bir yönüdür. Ne var ki özellikle son 20 yıldır, yeni öğretim yöntem ve teknikleri ile eğitimde teknoloji kullanımı gibi konularda sürekli öğretmenler sorgulanmakta; ancak yönetim sınıfıyla ilgili neredeyse hiçbir araştırma ya da girişimde bulunulmamaktadır. Yani bireysel öğretmen çabaları ile oluşturulmaya çalışılan farklılıkların birçoğunun da yine yönetici engeline takıldığı, engellendiği ve dar bakış açılarıyla yok edildiğini kabul etmek gerekir. Bu anlamda öğretmenlerin önünü açarak iyi örneklerin paylaşılmasına olanak tanıyacak, bunları çoğaltacak, kendi ve çevresi ile barışık, yaratıcı, vizyon sahibi ve önce öğretmen olduğunu unutmayacak yöneticilere ihtiyaç bulunmaktadır.

Eğitime yatırım yapacak kişi veya kurumların öğretmenlere bakışına değinmeden yazıyı sonlandırmak istemedim.

Eğitim kurumları, yüzlerce yıl ayakta kalmak ve başarılı olmak istiyorsa birinci sınıf ve gösterişli inşaat malzemeleri kullanarak süslü püslü bir okul yapmak yerine öncelikle istekli, yaratıcı, iyi “kılavuz” olabilecek öğretmenlerden oluşan bir kadro öneririm. Yapılan işin kalitesini sürdürmek ve hatta arttırmak için araç gereçlerden ziyade yüksek başarılı ve istekli öğretmenlere ihtiyaç bulunmaktadır. Gerisi teferruattır ve nasılsa bir şekilde halledilir. Ancak uyumlu ve başarılı bir öğretmen kadrosu kolay kolay oluşturulamaz. 
 
Şartlar ne olursa olsun bu ülkenin aydın insanları öğretmen olmalı ve geleceğimizin teminatı çocuklarımıza sahip çıkmalıdır.
banner182
Son Güncelleme: 07.05.2015 09:46
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol