banner374
15 Kasım 2015 Pazar 10:30
Lisans eğitimi ve yeni atanan öğretmenler
 Yeni atanan öğretmenler usta öğretmenlerin yanında 3.5 aylık bir eğitim öğretimden geçecek. Yeni başlayan öğretmenler usta öğretmenin yanında derslere girecek. Yeni atanan öğretmen haftanın üç günü derslere girecek, haftanın bir günü okul idaresinde müdürle birlikte idari işlerin nasıl yapıldığını izleyecek. Diğer kalan bir günde ise ilçe milli eğitim müdürlüğüne giderek bakanlıkla yazışmalar ve diğer idari işleri yerinde görecek. Böylelikle 3.5 aylık staj dönemi tamamlanmış olacak’

Yukarıdaki açıklamalar göreve yeni başlayacak olan öğretmenleri ve eğitimcileri ilgilendiren yeni düzenlemeler. Şüphesiz bu uygulamalar veya düzenlemelerin sağlayacağı faydalar olmakla birlikte öğretmenlik mesleğinden etkili verim alabilmenin yolu lisans eğitiminin verildiği dört senelik süreçte yaşanan öğrenme yaşantılarından geçtiğini söyleyebiliriz.

Açıkça ifade etmek gerekir ki bugün eğitim fakültelerinden mezun olan herkes dört yıllık süreçte sadece vize ve final haftalarında ders çalışıp sınıf geçme odaklı bir süreç yaşıyorlar. Dört sene içinde her dönem bir vize bir final haftası ders çalışma alışkanlığı edinen bir eğitim fakültesi öğrencisi lisans boyunca 16 hafta ders çalışma süreci gösteriyor desek yanlış olmaz. Yani 4 yılda sadece 64 gün. O da sadece dersi veya sınıfı geçmek için yapılan bir çaba söz konusu. Tabi bu şekilde okulu bitiren öğrenciler ne kadar çoğunlukta olursa olsun eğitim fakültelerinden mezun olan bütün öğrenciler için aynı durumdalar diyemeyiz. Lisans eğitimini öz verili bir şekilde yapan bireyleri bir kenara bırakırsak kendini gerçekleştirme adına sadece test usulü bir sınava girip başarılı olmaktan başka bir çaba göstermeyen bireylere nesilleri emanet etmenin doğruluğunu sorgulamanın zamanın da geldi de geçiyor desek yanlış olmaz.

Tabi lisans eğitiminde eğitim fakültesi öğrencilerinin sağlıksız bir öğrenme yaşantısı kazanmasındaki temel faktörlerden biri de derse giren akademisyenlerin lisans eğitiminden algıladıkları ve bu algı ile kendilerine biçtikleri görev de unutulmamalı.

Lisans eğitimi boyunca öğrenci merkezli eğitim yapma adına sınıftaki her öğrenciye kitabın konularını dağıtıp her hafta birkaç öğrenciyi dinledikten sonra vize notunu ona göre veren ve finali yaparken tüm konulardan öğrenciyi sorumlu tutan akademisyenleri de unutmayalım. Bu şekilde verilen bir lisans eğitimi anlayışı sonrasında mezun olan arkadaşlardan beklenen üst düzey performansın gerçekliğini de biraz sorgulayalım.

İşin diğer bir tuhaf tarafı eğitim fakülteleri de dahil fen edebiyat fakültesinde görev yapan çoğu akademisyenin KPSS’yi yok sayan bir anlayışla eğitim vermeleri. Klişe olarak söylenen biz size bu sınav için eğitim vermiyoruz sözünün gerçeklikten yoksun olması. Her eğitim fakültesi mezunu olan bireyin öğretmen olmak gibi en doğal hayallerine karşın derse giren akademisyenlerin son sınıfta KPSS’yi yok sayan bir anlayışı benimsemesindeki ironi de dikkatlerden kaçmıyor. Mezun olan her öğrenci akademisyen mi olacak? Veya mezun olduktan sonra bireyin hayata dair geçimini nasıl sağlayacağına dair basit soruları bile düşünmeyen bir akademisyen profili biraz ilginç olsa gerek.

Her ne kadar öğretmen atamalarında öğrenciler alan, meslek ve genel kültür-yetenek sorularından sorumlu olsa da sorumlu oldukları derslerin KPSS’yi kazanmaya yönelik fakültelerde işlenmediği aşikar. Gördüğü derslerle alakası pek olmayan bir sınava hazırlanan ve geleceğini bu sınava bağlayan öğrencilerin arada kaldığı ikilemin farkında olmayan bir düzen şu an işliyor. Ve böyle bir düzen sonrasında ataması yapılan öğretmenlerden beklenen üst düzey bir performansın ne kadar gerçekleşebileceği sorusu insanı bir an düşündürüyor.

Üniversiteyi bitirmeden yaşanan öğrenme yaşantılarının okulu bitirdikten sonra hizmet içi eğitimle yapılan öğrenme yaşantılardan daha etkili olduğu göz önündeyken göreve başladıktan sonra yapılan bazı uygulamaların ülkemiz öğretmenleri tarafından gerekli görülmediği aşikâr. Her ne kadar öğrenciler arası rekabetin yaşandığı bir öğrenme ortamının tasvip edilmediği bir anlayışı savunsak da öğretmenler arası rekabeti sağlayacak mesleki uygulamalar eğitimde istenen verimi daha iyi sağlayacaktır desek yanlış olmaz.

Kaynak: www.stargazetesi.com / İkram Bağcı

banner182
Son Güncelleme: 15.11.2015 10:32
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol