banner374
30 Ağustos 2012 Perşembe 00:00
 Lösemi olan kızının yanına gidemiyor
 

 



Radikal gazetesi'nin haberi..

 

Lösemi olan kızının yanına gidemiyor

 

Giderek daha güç hale getirilen 'özür dramı' atamaları, eşinden, çocuklarından ayrı yaşamak zorunda olan öğretmenler için kâbus haline geldi. Lösemi hastası Elif Suna, bu yüzden baba hasreti içinde iyileşmeye çalışıyor.

 

Şadan öğretmenin 5.5 yaşındaki kızı Elif Suna’ya 3 yıl önce lösemi teşhisi konuldu. Şadan Karakaya, Düzce’de öğretmenlik yapıyordu, tedavisi Ankara ’da yapılıyordu. Doktorlar ilik naklinin en başarılı yapıldığı Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne yakın olmaları gerektiğini söyleyince tayinlerini Ankara yerineAntalya ’ya istemeye karar verdiler. Oraya taşındılar. Hemşire eşi Özlem Akdeniz Üniversitesi’ne geçmeyi başardı. 

Şadan öğretmen ise özür durumu atamaları için için ağustosu sabırla bekledi. Atama başvurusu yaparken branşı tarihte yer olmadığını görünce yıkıldı. Şimdi nasıl olur da hasta kızının yanında olamayacağını soruyor yetkililere. 

Şadan öğretmene yalnız değil onun gibi binlerce öğretmen, özür durumu atamalarında yapılan sınırlamalarla mağdur oldu Yıllarca, aylarca ayrı ilde çalışan öğretmenler kavuşamıyor, hasta çocuklarının yanlarında olamıyor... 

 

‘Yalnız mı bırakayım?’

11 yıllık öğretmen Şadan Karakaya yaşadığı sıkıntıyı anlattı: 

“Tedavi gördüğümüz Ankara ’dan nakil endikasyonu nedeniyleAntalya ’ya gelmek zorunda kaldık. Zaten Düzce’den Ankara’ya üç yılda 20 bin kilometre yol yaparak tedaviyi sürdürüyorduk. Maddi anlamda sıfırı tükettik. Hemşire olan eşim nisan ayında Akdeniz Üniversitesine naklen atandı. Ben de hem eş hem sağlık durumu özrümü belgeleyerek özür grubu atamalarının yapılmasını beklemeye koyuldum. Kontenjanlar açıklandığında dünyam başıma yıkıldı. Antalya’da branşımda açık yoktu. Eşimi, oğlumu ve hasta kızımı 650 km ötede hastalıkla baş başa bırakıp sağlıklı bir şekilde çalışmamı ya da ücretsiz izne ayrılıp ben ve ailemin hastalığın pençesinde kıvranmamızı mı istiyorlar?” 

Karakaya üzgün: “Bakanlığın başvuru alma ve tercih isteme yöntemi bu özel durumları belirtme esnekliğine sahip değil. Örneğin benim durumumda olup çocuğuna ilik nakledilecek hasta sahiplerinin Türkiye ’de Ankara ve İzmir ’deki üniversite hastaneleri dışında gidebileceği yer yok. Siz bu kişiye ‘Ağustosu bekle, kontenjanlara bak, ona göre iki ilden birine gidersin’ diyemezsiniz. Bu hastalar beklemez! LÖSEV’in verdiği desteği bize devletimiz göstermedi. Çok üzgünüm.” 

 

‘Kızım annesiz büyüyor’ 

G.B. 3 yıldır Nazilli’de biyoloji öğretmeni olarak görev yapıyor. Kızının velayeti babasında ve İzmir ’de yaşıyor. Haftada 700 kilometre yol yaptığını Nazilli’de arkadaşlarının yanında kaldığını anlatan G.B., “Hafta sonları kızıma gittiğim için evimi Nazilli’de çalışmamama rağmen İzmir ’de kurdum. Bütün maaşım yol parasına gidiyor. Kızım bensiz 1. sınıfa başlamıştı. Şimdi 4. sınıfa geçti, hâlâ bensiz. Bensiz büyüyor. Bana çok ihtiyacı var. Yanında olamıyorum. ‘Anne yine mi gelmeyeceksin’ diyor. Geçen sene yüksek lisansa başladım eğitimden özür durumu olsun diye, onu kaldırdılar. İkinci kez evlendim, eşim İzmir ’de ama açık yok diye gidemiyorum” diye isyan ediyor. 

 

Herkes için çözüm 

Bakanlık, gelecek yıldan itibaren, Genelkurmay, adalet, dışişleri ve içişleri bakanlıklarıyla görüşülerek tayin durumunun önceden bildirilerek eşlerin koordineli tayinin yapılacağının açıklanamasının sorunu çözmediğini vurgulayan öğretmenler herkes için çözüm istiyor. 

Milli Eğitim Bakanlığı ise dün yaptığı açıklamada zorunlu yer değiştirmeye tabi olan kamu personelinin öğretmen olan eşlerinin, özür durumuna bağlı ataması yapılmayanların durumunu değerlendirdiğini de belirtti. 

 

Ani bir kanama olsa ne yaparız!

12 yıllık öğretmen İ. K. Bilecik Bozüyük’te öğretmen: 2.5 yaşındaki oğlumun kanında ciddi trombosit eksikliği çıktı. ‘Çocuk Hetamoloji Bölümünün olduğu bir yerde tedavi görebilir’ diye bir kurul raporu verdiler. Bu bölüm Bilecik ilinde yok. Özür durumu atama başvurusu 1.aşamasında sadece bir ili tercih yapma hakkı verildi. Bursa’yı tercih ettim. “Branşınızda boş kadro bulunmadığından tayin isteyemezsiniz” diye bir uyarı verdi. Ani bir kanamada kanın durmaması halinde çocuğumu 100 km uzaklıktaki Tıp Fakültesine yetiştiremediğimde ben hangi canla buradaki görevime devam edeceğim? 

 

4+4+4 sistemi mağdur etti

MEB bu yıl, yılda iki kez yapılan özür durumu atamalarını teke indirdi. ‘İl emrini’ de kaldırdı. Yani artık branşında açık olmayan öğretmenlerin ‘özür’ nedeniyle istediği ile atanma şansı yok. Bakanlık özür durumu ataması gerçekleşmeyen öğretmenlere çözüm olarak ‘Ücretsiz izne çıkın’ diyor. 4 ay önce açıklanan uygulama, Ağustos dönemi özür durumu atamaları gelince yeniden tartıma yarattı. 4+4+4 ile 5. sınıfların ortaokul olmasıyla sınıf öğretmenlerinin norm kadro fazlası olması da ayrı bir mağduriyet daha yarattı.

 

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1098501&CategoryID=77

 

 
İnternethaber.com'dan Süleyman Özışık'ın yazısı...

 

Ömer Dinçer nereye koşuyor?

 
Gazetecilik mesleğimin hiç bir döneminde birilerini körü körüne ne eleştirdim, ne de övdüm. Siyasi alanda iktidarların "Şucu-bucu" olmasına aldırış etmeden, övgü ve eleştiriyi kim hakediyorsa ona yöneltmeye gayret gösterdim. 

 

"Ne yaparsa eleştir. İyi şeyler yapsa bile aman verme eleştiri bombardımanına tut" hastalığına yakalananlardan olmadım şükürler olsun.

 

Ama itiraf edeyim ki, AK Parti hükümetinin Milli Eğitim konusundaki çalışmaları beni resmen hasta ediyor!

 

Sadece beni değil.. 

 

2002 yılından itibaren, yani AK Parti'nin iktidara geldiği günden itibaren Erkan Mumcu, Hüseyin Çelik, Nimet Çubukçu ve en son Ömer Dinçer Milli Eğitim Bakanı olarak görev yaptı.

 

İlk dönemlerinde kimi zaman küçük itirazlara ve söylenmelere neden oluyordu bazı yanlış politikalar. Ancak bugün o söylem ve itirazlar öfkeye dönüştü ve o öfke birer kasırga gibi büyüyor.

 

Dönüşmemesi mümkün mü?

 

Bir eğtim sistemi düşünün ki, o eğitim sisteminden ne öğrenci, ne öğretmen, ne de veli memnun değil.. 

 

Memnun olan kim?

 

Sadece Milli Eğitim Bakanı!

 

Bir Milli Eğitim Bakanı düşünün ki, titreyen bacaklar üzerinde heyecanla atama haberi bekleyen öğretmen adayların umudunu, "Başka alana yönelsinler, başka iş bulsunlar" diyerek bir çırpıda yerle bir edebiliyor.

 

Bir Milli Eğitim Bakanı düşünün ki, yığınla sorun dururken, "Andımız"ın kaldırılmasını en öncelikli sorunu olarak görüyor.

 

Bir Milli Eğitim Bakanı düşünün ki, eğitimle ilgili yapılan sınavlarda hakları yenenlerin feryatları arş-ı alayı almışken, tek kelime etmez!

 

Bir Milli Eğitim Bakanı düşünün ki, öğretmenlerine adeta şirketindeki personel muamelesi yaparak, "Bunlar benim getirdiğim kurallar. Yanlışı doğrusunu tartışmam bile. Kabul eden eder, etmeyene yallah!" diyerek kapıyı gösterebiliyor.

 

Bir Milli Eğitim Bakanı düşünün ki, "O çocuklar sınıflarda altlarına işese bile 4+4+4 uygulanacak" anlamına gelecek sözler sarfediyor.

 

Ve lütfen bir Milli Eğitim Bakanı düşünün.. Dinleyenlerin yüzündeki çizgileri titreten bir karara imza atıyor, "Bu mesleği yapmak istiyorsan, eşini, evini çocuğunu bırakıp falan yere tayin olacaksın" diyebiliyor!

 

Çılgınlığın nelere mal olduğunu size iki örnekle anlatacağım!

 

Bugün Radikal Gazetesi'nin manşetinden bir haber.. 

 

Aynen aktarıyorum:

 

Şadan öğretmenin 5.5 yaşındaki kızı Elif Suna’ya 3 yıl önce lösemi teşhisi konuldu. Şadan Karakaya, Düzce’de öğretmenlik yapıyordu, tedavisi Ankara ’da yapılıyordu. Doktorlar ilik naklinin en başarılı yapıldığı Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne yakın olmaları gerektiğini söyleyince tayinlerini Ankara yerine Antalya ’ya istemeye karar verdiler. Oraya taşındılar. Hemşire eşi Özlem Akdeniz Üniversitesi’ne geçmeyi başardı.

 

Şadan öğretmen ise özür durumu atamaları için için ağustosu sabırla bekledi. Atama başvurusu yaparken branşı tarihte yer olmadığını görünce yıkıldı. Şimdi nasıl olur da hasta kızının yanında olamayacağını soruyor yetkililere.

 

Şadan öğretmen yalnız değil... 

 

Bir başka örnek..

 

Sakarya'da öğretmenlik yapan bir kadın öğretmen. Annesi yatalak.. Bu öğretmenin tayini başka bir ile çıkıyor, ama eşi tutturamıyor! O kadın öğretmen yatalak annesini kendisiyle götüremeyeceği için kocasına emanet etmek (!) zorunda kalıyor. 

 

O kadının ıslattığı altını ve yeni giysilyerini değiştirme işi damada havale ediliyor devlet eliyle..

 

Bizim bilmediğimiz duymadığımız böyle nice dramlar var. 

 

Kime "Derdini anlat" desen, sözleri şimşek gibi çakıyor!

 

Yahu sizin vicdanınız nerede arkadaş?

 

Tek idiali, tek hayali gelecek nesilleri yetiştirmek olan bu insanlara azılı suçlu muamelesi yapmak da neyin nesi?

 

Onları mecburi göçlere zorlamak, gözden ve gönülden ırak yerlere postalamak, aile birliğini altüst etmek. 

 

Bu insanlar ne suç işledi?

 

Bari suçlarını söyleyin de lanetleneceklerse, biz de lanetleyelim!

 

Yok eğer suç işlemedilerse bu çılgınlığı durdurun! 

 

Milli Eğitim Bakanı bütün gücünü, tüm hızıyla birleştirmiş, "Bu kararlar, ya uygulanacak ya da uygulanacak" buyruklarıyla ve yakarak, ve yıkarak ilerliyor!

 

Eğitimci olmak bir gönül, bir sevda işidir. 

 

Burada daha önce örneğini verdim. 

 

Dünyanın en ücra köşelerindeki, Kenya'daki, Endonezya'daki "Türk Okulları"na giden ve dünya çocuklarına Türkçe öğreten öğretmenler emirlerle, buyruklarla, talimatlarla terketmiyor evini ocağını...

 

Onları oralara savuran şey içlerindeki o öğretmenlik sevdası...

 

Bunu bilmiyor, anlamıyor.

 

Hale bakın ki ülkenin Genelkurmay Başkanı bile olayın vahameti üzerine ayaklanıyor, "Sayın Dinçer; Aldığınız bu karar sıkıntılı. Eşleri Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görev yapan kişilerin bu durumu bizi bile çok zor durumda bıraktı. Lütfen bu kararı gözden geçirin" diyor.

 

Hale bakın ki, AK Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, kulakları tırmalayan feryatlara daha fazla tahammül edemiyor ve "Bu çok ciddi bir sorun, yanlış bir karar? Bu durumunuzu masaya getireceğim" diyor.

 

Ve hale bakın ki, Milli Eğitim bakanından "Oynuyor mu, avutuyor mu, uyutuyor mu belli değil" dedirten bir cevap geliyor: 

 

"Bakarız.."

 

"Benim gibi düşünmeyene, benden veya bizden olmayana hak tanımam" alışkanlığının, bakanın iliklerine kadar işlediğinin delilidir "Bakarız" sözü!

 

28 Şubat'ta alınan yenilginin asla unutulmadığının ve affedilmediğinin belgesidir bu tavır!

 

Yazının başında, "Bu eğitim sisteminden ne öğretmen, ne öğrenci, ne de veli memnun. İsyan sert ve kızgın rüzgarlar gibi esiyor" demiştim. 

 

"Biz halka rağmen kararlar almayız" diyen Başbakan'ın kulakları çınlıyor mu acaba?

 

facebook.com/slymnoz

twitter.com/slymnoz

 

 




 
banner182
Son Güncelleme: 30.08.2012 00:00
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
BUNLAR DA ALLAH KORKUSU YOK ANLAMAZLAR! 4 yıl önce

valla bunların yaptıgını şu anda var olan hıç bır sıyası partı yapmazdı çunku oy kaygıları olurdu akp nın oy kaygısı yok ama (malum %50 oy verenlere tekrar tesekkürler!) şımdı gördük kı allah korkusu da yok! ya hu allahtan korkmayan kımden korkar?