banner374
31 Mart 2013 Pazar 22:46
MEB Sansürcüsü Öğretmenlerin Kılavuzu Kim?
 Atalay Girgin*
Günümüzün sansürcü ve ‘Töre bekçisi’ işgüderlerince “Şeker Portakalı”nın müstehcen, “Fareler ve İnsanlar”ın sakıncalı, “Semerkant”ın cinsel içerikli ve dini değerlere aykırı bulunduğunun basına yansımasından kısa bir süre sonra yayınlanan SÖZCELEM Felsefe-Edebiyat Dergi’1sinin Mart-Nisan sayısında, felsefe ve edebiyat tarihinin iki ünlü isminin de bu sıfatlara haiz olduğu ileri sürüldü. Bu bilginin kaynağı ise “Felsefenin Göçmen Kuşu” olarak da bilinen, tanınmış felsefecilerimizden Nermi Uygur. 

“İnsan Açısından Edebiyat”2 adlı çalışmasının içerisinde yer verdiği, “Töre Bekçileri” adlı makalesinde konuyu ele alan Nermi Uygur, her kesimden insanın sansürcü, “töre bekçisi” olabildiğini belirtmektedir. Yani sansürcülük yalnızca öğretmen sıfatını taşıyanlara mahsus bir durum değildir. Buradan da anlaşıldığı kadarıyla, kendilerinin farkında olup olmadıkları bir yana, MEB sansürcüsü memur öğretmenler, yaptıkları işte hiç de yalnız değiller. Onların biri binlerce, diğeri yüzlerce yıl öncesinden gelen ünlü öncüleri var. 

Peki; günümüzde pek çok kimsenin üzerine toz kondurmaya, sansürcülük ve “Töre bekçi”liği ile ilişkilendirmeye yeltenmeyeceği bu iki ünlü kim? Bu iki ünlü, edebiyat ve felsefe alanındaki okuryazarların yabancısı olmayan isimler. Biri zamanımızdan yaklaşık 2500 yıl öncesinden seslenen, düşünceleriyle hala etkili olan, bazılarınca, “Batı felsefesi tarihi onun felsefesine düşülen bir dipnottur” denilen, başta “Devlet” olmak üzere, “Sokrates’in Savunması” gibi kitapların yazarı bir filozof. Diğeri ise “Savaş ve Barış”, “Anna Karenina” gibi, dünya edebiyatının klasikleşmiş yapıtlarının yazarı.

Adları verilen kitapları okumuş ya da haberdar olan herkes bu iki ünlü şahsiyetin kim olduğunu hemen anımsayacaktır. Ama ben yine de yazayım: Birincisi, felsefe tarihinde ilk sistem kuran filozof olarak da bilinen Platon ya da bir başka deyişle Eflatun’dur. İkincisi ise Tolstoy.

MEB’in sansürcü memur öğretmenlerinden ya da memurlaştırılan öğretmenlerinden kaçı bu iki ünlü yazar ve düşünürün eserlerini okudu ya da kaçı bunlardan haberdar bilemiyorum. Keza günümüzde daha adını duyar duymaz, öğretmen camiasında bile büyük bir kitlenin felsefeye burun kıvırdığı ya da görmezlikten gelmeye çalıştığı bilinirken, kaç MEB sansürcüsünün Platon başta olmak üzere Tolstoy’la ilgilenip onların bu konudaki düşüncelerini okuyup okumadıkları da önemli bir soru işaretidir. Hal böyleyken, MEB sansürcülerinin bu iki şahsiyeti kendilerine kılavuz olarak seçip seçmedikleri de bir başka bilinmezdir elbette.

Dahası MEB sansürcüsü öğretmenlerin, bıraktım başka alanları, edebiyat alanındaki eski ve yeni eserleri yakından izleyip izlemedikleri de ayrı bir sorundur. Kanımca hiç de izlemiyorlar. İyi ki de izlemiyor ve okumuyorlar. Çünkü izliyor, okuyor olsalardı, okul kütüphanelerinin büyük bir bölümü çoktan boşalır, hatta muhtemelen bu yazıyı okuyup harim-i ismetlerine bir saldırı sayacak sansürcülerce, öğrencilerin “Mehdi ve Mesih”, “Lağımpaşalı”, “Başbakanın Günlüğü” adlı romanlarımı okumaları da onların kütüphanelere girmesi de yasaklanıverirdi. Çünkü bu sansürcülerin edebiyat alanındaki birikim ve yeterlilikleri bir yana, edebiyatla temellenen herhangi bir kriterlerinin bile olmadığını düşünmek için kâfi derecede veri mevcuttur. 

Gerçi, bir sansürcünün kılavuzu kim olursa olsun, bir yazarın, düşünürün eserine sansür uygulanmasını, onun yazdığı kelimelerin, anlatısının değiştirilmesini, ileri sürdüğü düşüncelerin kesilip biçilmesini savunmanın hiçbir iler tutar yanı yoktur. Yasaklanmasını savunmak ise hiç mümkün değildir. Ama buna rağmen, tarih boyunca sansürcüler ve sansürlenen eserler var ola gelmiştir. Bundan sonra da adları iki ünlü sansürcü kadar anımsanıp yaşatılmayacak olsa da sansürcüler ve onların hamileri var olmaya devam edecektir. 

MEB sansürcüsü memur öğretmenlerin neyin bekçiliğini, kimin işgüderliğini yaptıkları, kendi akılarıyla, bilgi ve görgüleriyle mi, yoksa birilerinin emir ve görüşleri doğrultusunda mı davranıp davranmadıkları sorgulanabilir. Ancak, yazının uzamaması için buna gerek yok şimdilik. Bundan dolayı şu iki noktayı belirtip geçmek gerek. 

Birincisi, edebiyat tarihi, düşünce ve bilim tarihiyle ilgili olan herkesin malumu olacağı gibi, sansürcülerin asar-ı atika müzesinde bile yerleri yoktur. Galileo’yu yargılayıp, “Dünya dönmüyor” demek zorunda bırakanları, Bruno’yu diri diri yakanları, Hallac-ı Mansur’un canlı canlı derisini yüzenleri, Taküyeddin’in rasathanesini yerle yeksan edenleri, bil cümle edebiyat eserini sansürleyenleri kimse oralarda yer vermiyor, kimse anımsamıyor. Ama onların sansürledikleri eserler, mahkûm ettikleri, cezalandırdıkları insanlar hala insanlığın baştacı, hala hafızalarda. Bunlar, amirlerinin emirleri peşinde hemen hizaya geçen her sansürcünün kulağına küpe olmalıdır.

İkincisi ise, Platon ve Tolstoy’a ilişkindir. Bu iki düşünür ve yazardan Tolstoy, ortaya koyduğu eserlerinin içerikleriyle çelişse de düşündüklerini, yani sansürleme girişimini temellendirir, gerekçelerini ortaya kor. Girişim dememin nedeni ise şudur: Tolstoy ileri sürdüğü düşünceleri doğrultusunda, bugün klasikleşmiş olan eserlerinin büyük bir bölümünün yok edilmesini, ortadan kaldırılmasını ister. Dolayısıyla onun sansürcülüğü eksik bir girişim anlamında istek düzeyinde kalmıştır. 

Platon ise felsefesinin temelini oluşturan “idealar öğretisi”nden hareketle ve onunla koşullanan, başta bilgi ve değer olmak üzere, toplum ve siyaset anlayışının gereği olarak sansürcülüğe soyunur. Çünkü o her şeyin değiştiği bir evrende, değişmezi “idealar dünyası”nda bulmuştur. Ve bu evrendeki her şey bir taklitten, kopyadan ibarettir. Şairlerin, sanatçıların eserleri idealar dünyasındaki asıllarına uygun olmadıkları, “güzel ideası”ndan pay almadıkları sürece zararlıdır. Bu anlayış doğrultusunda, kendi “ideal devlet”inde Homeros’un eserlerine bile yer yoktur.

Velhasıl, hem Platon hem de Tolstoy’un sansürcülüklerinin ardında, düşüncelerine katılsak da katılmasak da temellendirilmiş bir felsefi arka plan vardır. Peki; ya adlarını bile bilmediğimiz ve öylesine unutulup gidecek olan MEB sansürcüsü zavallı memur öğretmenlerin yapıp ettiklerinin arka planında ne var? Yanıtı olan var mı?  

-----------------------------
* Felsefe Öğretmeni; http://atalaygirgin.blogspot.com 
1 SÖZCELEM Felsefe Edebiyat Dergisi, 2013 Mart-Nisan Sayısı, “Nermi Uygur Dosyası”. 
2 Nermi Uygur, İnsan Açısından Edebiyat, Yapı Kredi Yayınları.


banner182
Son Güncelleme: 31.03.2013 22:46
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol