banner374
19 Mart 2012 Pazartesi 10:04
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in  Kanal 7 Başkent Kulisi Programı

SUNUCU- Ankara'dan hepinize iyi Pazarlar diliyorum. Başkent Kulisi'ne hoş geldiniz.

Bu hafta eğitim konusunu gündeme alıyoruz; zaten birkaç haftadır hep beraber bu konuyu konuşuyoruz. Kademeli sisteme geçiş yönünde 4+4+4 sistemi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Eğitim Komisyonundan geçti ve Mart sonunda, bu hafta değil bir sonraki hafta Meclis Genel Kuruluna gelecek. Tabi haliyle çok yoğun tartışmalar da var. Herkesi ilgilendiren bir konu. Biz, biraz da bu programda hem bu tartışmalara gireceğiz, itirazlara gireceğiz, ama aynı zamanda da bu paket ne getiriyor, çocuklarınızı nasıl bir geleceğe hazırlayacak bu paket? Bütün bunları konuşacağız doğrudan konunun ilk dereceden muhatabı olan bir isim, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer konuğumuz.

Hoş geldiniz Sayın Bakan.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

SUNUCU- Şimdi tabi bu paketi konuşacağız detaylı bir şekilde, hangi niyetle hazırladınız, neler getirecek, öğrencilere neler katacak, bütün bunları konuşacağız ama, önce bir usulden başlayalım. Mesela CHP, muhalefet buna itiraz ediyor, çok büyük kavgalar da oldu komisyonda. Sayın Kılıçdaroğlu dedi ki, çocuklarımızın nasıl yetişmesi gerekir, bununla ilgili olarak pedagogların, bilim insanlarının, eğitimcilerin görüş bildirmesi lazım, çünkü bu konunun uzmanları onlar; Milli Eğitim Bakanlığı bunu yapmadı dedi. Böyle bir telaşla, böyle bir an evvel bunu çıkartalım yangından mal kaçırırcasına böyle bir görüntü, en azından muhalefet bunu iddia ediyor. Sordunuz mu, yani bu konunun muhataplarına, uzmanlarına, eğitimcilere, pedagoglara her şeyi sordunuz mu, yoksa bir partinin programı doğrultusunda hemen harekete geçelim diye harekete mi geçtiniz?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi doğrusu orada

sormaktan kastedilenin ne olduğunu bir irdelemek lazım. Şimdi ben şimdiye kadar yapılan çalışmaları size kısaca belirleyeyim, oradan siz bir sonuç çıkarın kendiniz.

Bir kere yaptığımız bu düzenleme ile 3 temel konu ele alındı. Onlardan bir tanesi zorunlu eğitimin 12 yıla çıkartılması, ikincisi bu eğitimin kademeli bir şekilde yapılması, üçüncüsü ise zorunlu eğitim yaşının 1 yaş öne çekilmesi.

Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması meselesi, 1997 yılana kadar bütün Milli Eğitim Şuralarında zorunlu eğitim 8 yıla çıksın diye tavsiye edilirken, 97 yılından hemen sonra 99 yılında ve 2010 yılında yapılan Milli Eğitim Şuralarında 12 yıla çıkarılsın diye tavsiye kararları almış.

Milli Eğitim Şuralarına kimler katılıyor? Bu ülkede eğitim konusunda söz söyleyebilecek herkes katılıyor, sadece Milli Eğitim Bakanlığı değil. Eğitim fakülteleri katılıyor, konuyla ilgili bilim adamları katılıyor, uzmanlar katılıyor, sivil toplum örgütleri katılıyor, yüzlerce insan bir araya geliyor değişik alt komite çalışmalarıyla mille eğitim sisteminin daha iyi hale getirilmesiyle ilgili tavsiye kararları veriyorlar.

SUNUCU- Ortak akıl çıkıyor oradan.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Eğer siz bunu bir tartışma olarak görmüyorsanız, o zaman benim söyleyecek bir sözüm olmaz size.

İkincisi, yaşın 1 yaş...

SUNUCU- Yani 12 yıla çıkartılması konusunda aslında bir konsensüs

var.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ve tavsiye karar, bütün Şura kararlarında zorunlu eğitim sürelerinin uzatılmasıyla alakalı tavsiye kararları var.

İkincisi, yaşın 1 yaş öne çekilmesiyle alakalı 1981 yılından beri Şura kararlarında bu meseleye dair tartışmalar, görüşmeler var. Eğitim yaşının 1 yıl öne çekilmesiyle alakalı 1981 yılı Şurasında tavsiye kararı var ve nihayet kademeli olmasıyla alakalı 2010 yılında yapılan Eğitim Şurasında yine tavsiye kararı var.

Bunların hepsini bir tarafa bırakınız, bugün Milli Eğitim Bakanlığı eğitimle ilgili konularda Türkiye'nin en büyük ve en güçlü potansiyele sahip olan kurumudur. Eğer siz bilim adamlarından bahsediyorsanız, bizim birlikte çalıştığımız yüzlerce diye ben ifade edeyim, siz binlerce olarak anlayın, Türkiye'deki bütün eğitim fakültelerinin hocalarının bizimle beraber çalıştığı bir ortamdayız biz. Ayrıca şu anda sadece Milli Eğitim Bakanlığı'nda ... Talim Terbiye Kurulundaki bilim adamları, öğretim üyeleri, bizim kendi yönetim kadromuzda da çalışanlarımızın en az yüzde 60'a yakını lisans üstü eğitime, doktora eğitimine sahip, uluslararası alanda araştırma kabiliyeti olan insanlardan oluşuyor.

SUNUCU- Kendi birikimimiz müsait diyorsunuz.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yani şimdi siz bütün bunları yok sayacaksınız...

SUNUCU- Onlara sordunuz mu peki hepsine, yani böyle bir ortak çalışmanın ürünü mü bu karşımızda olan?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi ki öyle. Değilse biz Milli Eğitim Bakanlığı olarak bu düzenlemenin niçin arkasında duralım?

Şimdi siz bütün bunları yok sayacaksınız, ama çocuğunu okula gönderen velinin taleplerini; taleplerini diyorum bakın, analizi yahut da eğitimle ilgili yorumlarını, değerlendirmelerini kastediyorum, çünkü bunlar yorum ve değerlendirme olamaz. Velinin talebini, siyasi partilerde bir yıl, iki yıl öğretmenlik yapmış yahut da öğretmenlikten emekli olmuş insanların görüşlerini ve beklentilerini eğer siz bu ülkenin uzmanlarının görüşü olarak ele alacak olursanız hatayı orada yapmış olursunuz.

SUNUCU- Şimdi 3 ana, siz de ifade ettiniz, yani bir 12 yıla çıkartılması konusunda bir konsensüs var. Doğru, CHP'nin 1+8+4 sanıyorum, orada da mesela yine 12 yıla çıkartılması var. 6 yaşa indirilmesi konusunda da bir ortak akıl var, tartışma ama şey, yani kademeli eğitime geçilmesi konusunda.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet.

SUNUCU- CHP 8 yılının yine kesintisiz bir şekilde devam etmesi; bütün kıyamet de burada kopuyor. Siz bunu nasıl gerekçelendiriyorsunuz?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi izin verirseniz, bu her 3 düzenlemeyle ilgili gerekçelerimizi ben çok kısa bir şekilde size izah edeyim.

Bir kere 12 yıla çıkarmaya şiddetle ihtiyacımız var, çünkü tüm dünyada genel bir ortalamaya baktığınızda ülkelerin toplam nüfusları içerisindeki eğitim yıllarlı ve eğitim süreleri 12 yıl ve üzeri, pek çok ülke giderek bunu artıracak stratejik planlar da yapmaya başladı. Halbuki bizim ülkemizde genel nüfus içerisindeki ortalama eğitim yılı 6-6,5 yıl. Yani biz başka ülkelerle kıyaslandığında, özellikle gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında neredeyse yarı yarıya daha az eğitime sahip bir toplumuz. Başka ülkelerin pek çoğunda nüfusun neredeyse yüzde 80'inin, yüzde 90'ının üzerinde oranla lise mezunları iken, bizde bu oran yüzde 28'lerde henüz. Yine mesela Japonya, Kore gibi ülkeler çağ nüfusunun yüzde 100'ünü üniversiteden mezun etmeyi hedeflerken, biz daha onların yüzde 35'ini okutabiliyoruz. Amerika Birleşik Devletleri bundan sonraki stratejik hedefleri içerisinde tüm toplumun eğitim ortalamasını en az yüzde 60'ını üniversite mezunu hale getirecek şekilde tasarlama yapıyor. Eğer siz ülkenizi 2023 yılında 10 ekonomiden birisine yükseltmek istiyorsanız, gayrisafi milli hasılanızı 25 bin doların üzerine çıkartmak istiyorsanız, o zaman bunu başarmanın yegane yolunun eğitim seviyesinin yükseltilmesinden geçtiğini görmeniz gerekir.

SUNUCU- Ciddi bir ihtiyaç var o konuda.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Dolayısıyla zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasına dair gerekçemiz bu bizim. İkincisi; niçin kademeli hale getiriyoruz.

Şimdi ben buradan yüksek sesle bir soru sormak istiyorum tüm kamuoyuna; bir çocuğu 6 yaşında kayıt ettireceksiniz, tam 12 yıl boyunca aynı okulda okuyacak ve sonra lise mezunu olarak çıkacak. Bu size çok makul geliyor mu?

SUNUCU- Yok.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu kadar katı, bu kadar çok değişmez, bu kadar çok kalıplaşmış bir eğitim sistemi dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Başka bir şekilde ifade edeyim size...

SUNUCU- Seçicilik, zenginlik seçeneklikleri.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, daha doğrusu esnek bir yapı söz konusudur.

SUNUCU- Dünyada hep böyle mi, mesela Avrupa'da, Amerika'da kademeli midir hep eğitim?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Bir kere şunu çok belirgin şekilde söyleyeyim: Dünyanın hiçbir ülkesinde, ister çok gelişmiş, isterse geri kalmış olsun, 12 yıl süreyle kesintisiz eğitim yapan bir sistem yok.

İkincisi ise...

SUNUCU- Ama orayla ilgili bir tartışma da yok, 8'den sonra, yani 8'e kadar...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- 12 yıldan bahsediyorum, 8'e de geleceğim.

Yine dünyada kesintisiz bir şekilde 8 yıl eğitim yapan bir tek ülke var, İrlanda, onun dışında hiçbir ülke yok.

Peki ülkeler bunu nasıl kademelendiriyorlar diye baktığınızda, bunun çok çeşitli şekillerde yapıldığını görüyorsunuz. Ağırlıklı bir şekilde 6+3+3 şeklinde kademelendirmeyi görüyoruz, sanıyorum 113 ülke veya 54 ülke, tam hatırlayamıyorum rakamlarını, 54 ülke, evet...

SUNUCU- 6. sınıftan itibaren...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- 6+3+3 şeklinde koyuyor, birçok ülke 5+4+3+ şeklinde kademelendiriyor, yine bazı ülkeler 5+3+4 şeklinde kademelendiriyor...

SUNUCU- Ama hepsinde bir kademelendirme var.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hepsinde kademelendirme var. 8 ülkede 4+4+4 şeklinde kademelendiriyor, 9 ülke de 4+5+3 şeklinde kademelendiriyor.

Buradan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz: Aslında kademelendirmenin bizatihi kendisi önemli değil, yani bunun 4+4+4 olması veya 5+4+3 olması veya 6+3+3 olması kendi başına önemli değil. Bunun önemli hale gelmesi için temel birkaç faktör var veya kademelendirmeyi anlamlandıran birkaç temel faktör var.

Onlardan bir tanesi, çocuklarınızın işte çağ nüfusu, pedagojik özellikleri olabildiği gibi, bu sisteme geçmeden önceki uyguladığınız müfredatlar, programlar ve yapısal düzenlemeler, ülkenin kendi özel tercihleri vesaire. Ama hepsinin dikkat ettiği tek nokta var, nasıl kademelendirilirse kademelendirilsin çocukların yaşlarına uygun ve pedagojik ihtiyaçlarına uygun bir müfredatın verilecek olmasıdır. Biz de bu 4+4+4 diye düzenlemeyi yapmamız halinde zaten kendi müfredatımızı çocuklarımızın yaşlarına ve pedagojik ihtiyaçlarına uygun bir şekilde gözden geçireceğimizi kamuoyuna duyurduk.

Bir diğer mesele ise yaşın erkene alınmasıyla ilgili husus.

SUNUCU- 6'ya indiriliyor.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Yine bu konuda dünyanın çok değişik uygulamalarının olduğunu görüyoruz, ama bu uygulamaları ikiye ayırmamız mümkün ana hatlarıyla. 72 ay birçok ülkede alt sınır olarak kullanılıyor bizde şu anda olduğu gibi. Biz 72 ayı alt sınır olarak kullanıyoruz, 72 ayını tamamlamış 73. aydan gün alan çocuklarımızı şimdi kaydediyoruz biliyorsunuz, ama daha fazla ülke 72 ayı üst limit olarak almış. Yani dünyanın pek çok değişik ülkesi 48 ayda çocuklarını zorunlu eğitime alıyor, 60 ayda zorunlu eğitime alıyor, 64 ayda, 68 ayda eğitime alabiliyor. Şimdi biz 60 ila 72 arasındaki çocuklarımızı zorunlu eğitime alalım diye planlıyoruz bu yapılan düzenlemeyle. Temel gerekçemiz ise şu: Biz bu vesile ile çocuklarımıza hayatlarında bir yıl daha kazandırmış olacağız. Zaten şu anda... SUNUCU- Hayata bir yıl daha erken başlayacaklar.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Şu anda zaten 6 yaşındaki çocuklarımızı biz yüzde 70 oranında okul öncesi eğitime alıyorduk ve o çocuklarımızı ilköğretime hazırlıyorduk, şimdi onları 1. sınıfa da alacağız ve böylece çocuklarımıza bir yıl daha kazandırmış olacağız.

Bu tartışmaları yaparken genellikle şöyle bir şüphe ortaya çıktı: Okul öncesi eğitim ne olacak diye. Biz okul öncesi eğitimden vazgeçiyor değiliz. Çünkü tüm dünyada eğitimi giderek çok daha küçük yaşlarda başlatmaya başladı, biz de onu takip edeceğiz.

SUNUCU- Şimdi isterseniz şöyle yapalım biraz da, yani kendimizi ailelerin, velilerin yerine koyarak ben sorayım: Şimdi ilk 4 yıl gidiyor, 72 aylık olduktan sonra çocuk okula başlıyor, 4 yıl ilkokul, değil mi, ilkokulda okuyor, sonra devamında ne oluyor? Orayı mesela bir anlatın bize. 4 yıl geçtikten sonra tercih yapıyor, istediği okulu seçiyor; öyle mi, nasıl olacak?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ortaokula gidecek. Şimdi bakın, zaten şu anda biz mevcut yapımız içerisinde de ilköğretimi birinci kademe ve ikinci kademe diye müfredat şeklinde tanzim yaptık. Yani başka bir ifadeyle, zaten birinci 4'ü kendi içinde bir bütün gibi, sonra da ikinci 4'ü kendi içinde bir bütün gibi organize ediyorduk. İlk 4'te daha çok sınıf öğretmenleri ders veriyorken çocuklarımıza ikinci 4'te, 5. sınıfta yine sınıf öğretmenimiz ağırlıklı olarak giriyor, ama yavaş yavaş alan derslerinin hocaları gelmeye başlıyorlar, hatta çocuklarımız seçimlik dersler de alıyordu, bir ders gibi, bazen iki ders gibi seçimlik dersler de alabiliyorlardı. Yeni yapılan düzenlemeyle birinci 4'ten sonra çocuklarımızın gidebileceği 3 tane ortaokul olacak, 3 farklı ortaokul, ama hepsinin programı aşağı yukarı...

SUNUCU- Bir, imam hatip lisesi olacak...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, imam hatip lisesi filan isimlendirmiyoruz.

SUNUCU- İsimlendirmiyorsunuz. Meslek lisesi...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Meslek lisesi diye de isimlendirmiyoruz.

Şimdi ortaokulu 3 şekilde kurabileceğiz.

Bir; esas olanı bağımsız bir ortaokul olacak ikinci 4 olarak. Yani ilk 4 yıl ilkokul, ikinci 4 yıl ortaokul, üçüncü 4 yıl lise diye birbirinden ayrı 3 tane okul olacak, bunların da programları da birbirinden ayrı tanzim edilecek, binaları da ayrı tanzim edilecekler.

İkincisi; imkan ve şartlara göre, aslında kanun bize burada bir esneklik, bir yetki tanıyor, imkan ve şartlar el vermiyorsa şayet, biz mevcut ilköğretimde olduğu gibi 8 yılı, yani ilkokulu ve ortaokulu aynı binada okutabileceğiz çocuklarımıza, yani onunla bitişik şekilde. Ama bizim genel eğilimimiz yine bina ayırmak, pedagojik olarak 7 yaş ile 13 yaşındaki çocuğu aynı binada eğitmek istemiyoruz aslında, binayı mümkün olduğu kadar ayıracağız; ama ayıramıyorsak ilkokulun devamı gibi ortaokul okuyabilecek.

Üçüncüsü ise; liseden önceymiş gibi ortaokulu yine okuyabilecek, lise öncesi gibi. İşte imam hatip fikrini pekiştiren düzenleme de burayla ilgili, üçüncü kısım ortaokulla alakalı.

Ancak, ister bağımsız olsun, ister ilköğretimle birlikte olsun, ister liseyle birlikte olsun, ortaokulun iki tür programı olacak kendi yapısı içerisinde. Bir, zorunlu olarak tüm dünyadaki çocukların o çağlarda öğrenmesi gereken bilgi ve yetenekler neyse onlar, iki, tercihli olarak yapabilecekleri. Şimdi burada tercihli olarak yapabilecekleriyle alakalı biz çok çeşitlendirilmiş imkanlar sunacağız çocuklarımıza, ders çeşitlendirilmiş olacak ve herkes kendi ilgisine, kendi tercihine göre ders seçebilecek. Bunu da biz yine liseye zemin oluştursun diye sağlayacağız.

SUNUCU- Asıl tercihler ama yine lisede...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ama diyelim ki bir çocuğumuz imam hatip okulunu ortaokuldan itibaren tercih etmişse, biz onu dini dersleri tercih ettiğini, seçtiğini kabul edeceğiz ve imam hatip okulunun orta kısmına giden, imam hatip lisesinin ortasına giden çocuklar kendileri bir program olarak alacaklar onu, çünkü onlar artık bir tercihte bulunmuşlar diye biz gözden geçireceğiz. Aslında bunu hep imam hatip üzerinden tartışıyoruz ama, mesela güzel sanatlar liselerimiz var, mesela spor liselerimiz var bizimi, güzel sanatlar lisesinde, spor lisesinde yine onlardan önce bir ortaokul açılmışsa o güzel sanatlara uygun dersleri seçtiklerini kabulleneceğiz. Mesela çocuk piyano öğrenmek istiyorsa yahut bir spora ilgi duyuyorsa, ne bileyim baleye ilgili duyuyorsa, bunlar çok küçük yaşta eğitime ihtiyaç duyuyorlar. O zaman o güzel sanatların orta kısmını tercih etmiş olan çocuğumuz 5. sınıftan itibaren o ilgi duyduğu dersleri seçmiş kabul edilecek.

SUNUCU- Burada hedef ne peki? Yani burada çocukların zeka düzeyini belirlemek, yeteneklerini belirlemek, buna göre yönlendirmek; bunun için mi böyle bir çeşitlendirme yapıyorsunuz?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Sadece çocuklarımızın üstün yeteneklerini, sadece özel tercihlerini değil aynı zamanda bu ülkede kendisini bulmak istediği hangi tür eğitim varsa çocuklarımıza onu verelim istiyoruz.

Eğitimi biz iki türlü görüyoruz. Şimdiye kadar eğitimi biz tek tür gördük, bir kalıp...

SUNUCU- Mevcut sistemde olmuyor mu bu zenginlik, bu tercih hakkı? MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, olmuyor.

Bütün çocuklarımızı biz tek tip yetiştiriyor, sonra bunların içerisinden iyi bir spor eğitimi yapamadığımız için, iyi bir sanat eğitimi yapamadığımız için, iyi bir din eğitimi yapamadığımız için şikayet ediyoruz. Bunun bir mantığı olabilir mi? O zaman bir kere tek tip ve kalıplaşmış bir eğitimden çocuğu çıkartmanız lazım ki çocuğun potansiyeli açığa çıksın, kendi bilgi ve yeteneklerini kullanabileceği bir zemin, bir ortam ortaya çıksın vesaire. Bu vesileyle biz ortaokuldan itibaren artık kalıplaşmış bir eğitimden çıkmayı, esnek, ailelerin ve fertlerin kendilerini bulabilecekleri, kendi arzularını karşılayabilecekleri bir eğitimi de ortaya koymayı düşünüyoruz.

Ama tabi bu şu anlama gelmiyor, bunun altını çizmemiz lazım: Yine o esnada o çağdaki çocukların tüm dünyadaki çocukların sahip olması gereken bilgi ve yetenekler neyse onları kazanmaları için de zorunlu bir zemin, zorunlu bir alan olacak tabi.

SUNUCU- Bu düzenlemeyi şu şekilde anlayan pek çok insan var, muhalefette de öyle, özellikle CHP'de: İmam hatiplerin orta kısmını açmak için harekete geçtiniz. Bu mu gerçekten? Yani bunun yerine, bu kadar köklü bir revizyon yerine eğitimde imam hatiplerin orta kısmını açsanız sadece yetmez miydi diyenler var.

Bir de din eğitimi, mesela Kılıçdaroğlu da söyledi, din eğitimine kim karşı? Hiç kimse. Bakın, bu ihtiyaç mıdır? Ben CHP Genel Başkanı olarak bu bir ihtiyaçtır diyorum, bunun giderilmesi gerekir dedi mesela. Hani mesele eğer din eğitimiyse gelin birlikte hareket edelim, bu sorun çözelim diyor muhalefet.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- O zaman teklif etsin, din eğitimiyle ilgili neyi öngörüyorsa onu teklif etsinler.

SUNUCU- Bunu çekelim, ondan sonra birlikte hazırlayalım diyorlar.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Çok sloganik bir şey söylemenin hiçbir gereği yok burada. Açık bir şekilde eğer din eğitimiyle alakalı bir önerileri varsa onu tüm kamuoyuyla paylaşsınlar.

Ama ben size şunu söyleyeyim: Eğer maksat burada sadece imam hatip okullarının orta kısmını açmak olsaydı, bu kadar gürültü patırtıya hiç gerek yoktu, 8 yıllık eğitimi değiştirmeye de gerek yoktu, sadece bir tek kelimeyle imam hatip okullarının orta kısmını açmak mümkündü. Bir gün bir maddelik bir teklif getirilebilir, orada da 8 yıllık eğitimin kesintili hale getirildiğini bir düzenleme yapılabilirdi. Bunu yaptığınız zaman imam hatip okullarının orta kısmını açardık, hiçbir engel kalmazdı. Çünkü imam hatip okullarının orta kısmının kapatılmasıyla ilgili karar, eğitimin 8 yıl süreyle kesintisiz hale getirilmesinden ortaya çıktı. O dönemde sadece imam hatip okullarının orta kısmı değil güzel sanatların, fen liselerinin, normal liselerin, hepsinin orta kısmı kapatıldı. Bunu kesintili hale getirdiğinizde sorun çözülmüş olurdu, imam hatip okullarının orta kısmı da açılırdı. Ama o zaman, belki aynı şeyleri tekrar etmiş olacağız ama, eğitimi 12 yıla çıkartmak için niye bu kadar gürültü patırtı yapmaya ihtiyaç vardı veya yaşı öne çekmek için niye çaba sarf edilmiş olsundu?

Şimdi normalde ben size bir başka gerekçe söyledim, 12 yıl süreyle kesintisiz eğitim yapan bir ülke varsa onu gösteriniz, biz kararımızı değiştirelim dedik. Ben aynı şeyi tekrar söylüyorum.

SUNUCU- Varsa bir örnek getirin, tekrar bakalım diyorsunuz.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. 8 yıllık kesintisiz eğitim yapan bir ülke varsa İrlanda'nın dışında, getirin, biz kararımızı tekrar gözden geçirelim.

Bizim yaptığımız şey şu, çok açık: Bunu tahrip etmeye, yanlış bilgi ve yönlendirmelerle kamuoyunun kafasını karıştırmaya hiç gerek yok. Açık ve net bir şekilde, dünya farklı bir alana doğru gidiyor, eğer Türkiye mevcut yapısıyla devam edecek olursa değil dünyayı yakalamak dünyanın çok daha gerisine düşecek. Biz PİSA sınavlarında 34 ülke içerisinde 33. olduk. Bu bize yeteri kadar ders vermedi mi? Biz yine TİM sınavlarında, SBS'lerde ve üniversiteye hazırlık sınavlarında gerçekten çocuklarımızın seviyesinin düşük olduğunu görüyoruz. Bunlardan ders çıkartmamız gerekmiyor mu? Hala niye bütün bunlar bu kadar açıkken, dünyayla aramızda stratejik bir açıklık oluşken ideolojik bir zemine çekip tartışıyoruz?

SUNUCU- Bunların bütün sorumlusu kesintisiz olması mı eğitimin?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu belki tek başına kesintisize yüklemek doğru değil ama, bizim bunu kesintili hale getirmemizi sadece imam hatip okullarıyla irtibatlandırarak tartışmak bu yapılan düzenlemelere açık bir haksızlıktır.

SUNUCU- Anladım.

Devam edeceğiz, daha çok sorum var size sormak istediğim, izleyicilerimizden çok soru geliyor, bir ara verelim izninizle. Kısa bir reklam arası veriyoruz, az sonra devam edeceğiz.

SUNUCU- Evet, tekrar birlikteyiz, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer konuğumuz.

Şimdi efendim, siz elbette bu konuda çalışarak, belli hedefler gözeterek bu paketi getirdiniz, gelecek nesilleri dünyayla rekabet edebilir bir nesil hedef, onu da söylediniz. Fakat manzara pek iyi değil; yani Meclis'teki o görüntüler, komisyonlarda yaşanan görüntüler, işte bir muhalefet partisi milletvekili bir bantlık atıyor Komisyon Başkanına, oradan başka, yani o görüntü toplumun gözü önünde oluyor.

Şimdi bu tabi, yani eğitim dediğimiz herkesin çocuklarını ilgilendiren bir konu. Burada biraz hani muhalefetin de, farklı şeyler söyleyenlerin, farklı endişeleri olanlar veya sizin yaptığınıza güvenmeyen insanlar da elbette var. Biraz daha muhalefetin de hissiyatını dikkate alarak, biraz daha onlarla da mesela götürerek bu paketi önceden, Meclis gündemine getirmeden hareket etmek daha sağlıklı olmaz mıydı?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Buna yönelik olarak ben de size sorayım. Şayet mesele üzerinde rasyonel bir zeminde tartışma yürütülseydi bu bahsettikleriniz mümkündü. Peki ideolojik olarak kamplaşmışsanız çözmeniz mümkün mü? Aslında şu anda Meclis'te yapılan görüşmelerde veya dışarıda yapılan tartışmalarda gerçek anlamda biz eğitim sistemini daha iyi hale getirmek üzere bir tartışma yürütmüyoruz, biz kör dövüşü yapıyoruz. O yüzden de bu süreci ne kadar uzatırsak bu toplum ve eğitim o kadar zarar görecek.

Ben komisyon çalışmalarının çok büyük bir bölümünde oradaydım ve yine dilimin döndüğü kadar ve bana verilen fırsatları da kullanarak mümkün olduğu kadar çok anlatmaya çalıştım, başka ülkelerdeki uygulamaları tek tek anlattım, Türkiye'de bunu niçin yapıyor olduğumuzu söyledim; ama oradaki tartışma eğitim üzerine yapılan bir tartışma değildi. Şimdi normal şartlarda süreç başladığında çok demokratik bir yapı içerisinde başladı. Komisyon Başkanımız kendi şahsi tarzı, tavrı sebebiyle de çok demokratik bir tartışma zemini oluşturdu, hiç kimseye süre sınırı koymadı, konuşacak insanlar için sayı sınırı koymadı ve sonuna kadar herkesin konuşmasına fırsat verdi. Ama ben size şunu söyleyeyim: Sözü alan bir kişinin o esnada o çevrede bulunan herhangi bir yazılı dokumanın fotokopilerini alıp saatlerce onu okuması, onun eğitimle ilgili olup olmadığına bakmaksızın onun üzerinden zaman çalmaya çalışması çok makul bir tartışma yöntemi midir? Daha da önemlisi, Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanlarının talimatıyla milletvekillerinin nöbetleşe bir şekilde yukarıya doğru gelerek hepsinin konuşma talep etmeleri ve her madde için en az 50 kişinin, 55 kişinin konuşma arzu etmesi, orada oturmadığı halde vakti gelince yukarıya gelip saatlerce konuşması çok makul bir yöntem midir? Biz orada eğitim konuşmadık, orada Cumhuriyet Halk Partisi'nin tüzük sebebiyle kendi içinde meydana gelen tartışma ve çatışmaları tamir edecek bir süreç oluşturmaya başladık.

SUNUCU- Ama geçen hafta Pazar günü de hep sizin, yani AK Partili milletvekilleri, 100 kadar milletvekili benzer bir taktikle işte komisyon salonunu doldurdular, böyle bir karambolda geçti şimdi o şeyde.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Peki, o zaman ben tekrar sorayım size; bir hafta boyunca Cumhuriyet Halk Partisi salonu doldurdu ve AK Partili komisyon üyeleri bile zaman zaman oturacak yer bulamadıkları halde, CHP'li bütün milletvekilleri, komisyon üyesi olmayan milletvekilleri gelip salonları doldurdular ve saatlerce konuştular. Zaman zaman belki bazı gerginlikler yaşansa da süreç devam etti ve bir hafta boyunca devam etti; 8 gün aşağı yukarı görüşme yaptık alt komisyon çalışmalarını saymazsak. Ve bu kadar büyük ve yoğun bir kavga ve gerilim oluşmamışken, bir kere AK Partili milletvekillerinin salonu önceden gelip doldurup biz de konuşacağız demeleri bu kadar kavgaya niçin sebebiyet verdi?

SUNUCU- Orada konuşmak için mi geldi AK Parti vekiller?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, konuşmak için geldiler. Yani hep Cumhuriyet Halk Partilileri konuşacağına, AK Partililer biz de önceden biz de konuşalım, bakalım neler oluyor diye.

SUNUCU- Peki şimdi haftaya geliyor, Genel Kurul gündemine geliyor. Bir ilave, çıkarma, bir şey olacak mı? Sizin şimdiden verilmiş bir kararınız var mı?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, şu anda yok.

SUNUCU- Bu haliyle siz Genel Kuruldan çıkarmayı hedefliyorsunuz.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bu haliyle, evet.

SUNUCU- Muhalefete bir çağrınız, bir şeyiniz var mı, açık kapı var mı peki? Yani onlar, biraz önce mesela dediniz ki, CHP madem din eğitimi ihtiyaçtır, getirsin teklifini dediniz. Ama bu genelde şöyle oluyor: Elbette muhalefet de getiriyor teklifini, ama oradaki aritmetik çoğunluk hesaba katılınca hemen reddediliyor. Bunu daha farklı bir şekilde, hani varsa, biz Genel Kurulda ciddi bir şekilde bunu dikkate alırız diyor musunuz?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi bakınız, iyi niyetle ve eğitimin gereklerine uygun bir teklif ve talep gelirse, biz hepsini gözden geçireceğiz diye açık ve net buradan bir şey söyleyebilirim. Biz bunların hepsini zaten dikkate aldık ve alıyoruz.

Şimdi orada eğitimin zorunlu olarak 12 yıla çıkarılmasına dair zaten çok büyük bir itiraz yok. Ama...

SUNUCU- 6 yaşla ilgili de yok.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben aynı şekilde buradan eğitimin 8 yılını kesintisiz, 12 yılını kesintisiz yapma gibi taleplerinin dünyanın genel gidişatına uygun olmadığı, bırakın dünyayı Türkiye'nin demokratikleşme sürecine de uygun olmadığını çok açık bir şekilde ifade ediyorum. Ve buradan eğer hakikaten bir çağrı talep ediyorsanız onu söyleyebilirim; geliniz, eğitimi 12 yıl zorunlu hale getiren düzenlemeyi yaparken ayrıca eğitim sistemimizi de demokratikleştirelim, esnek hale getirelim. Bu toplumdaki her kişinin, her kesinin, hangi inançtan, hangi mezhepten, hangi etnik yapıdan olursa olsun, bu ülkenin vatandaşı olan herkesin kendisini realize edebileceği bir esnek yapı oluşturalım ve Türk eğitim sistemini rahatlatalım. Artık ilelebet ideolojik tartışmaların dışında bir zemin üzerinde rasyonel bir eğitim sistemi kurgulayalım.

SUNUCU- MHP'nin mesela, açıkladılar, önerisi var, işte Kur'an-ı Kerim ve ... dersleri girmesi için müfredata teklif vereceğiz dediler. Açık mısınız siz bunu...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yani bunun kanun mevzuu haline getirilmesine ihtiyaç yok, Milli Eğitim Bakanlığı kendi mevcut yetki ve görevleri içerisinde bunları koyabilir, değişiklik yapabilir. O yüzden kanun mevzuu haline getirmeksizin biz Milliyetçi Hareket Partisi'nin bu tekliflerini dikkate alır tartışırız, değerlendiririz.

SUNUCU- Şimdi yine muhalefetten, en son CHP'nin eğitim sistemiyle ilgili bir teklif hazırlandı siz de biliyorsunuz, 1+8+4 modeli. Bunu hazırlayan da Genel Başkan Yardımcısı Sencer Ayata; Profesördür, siz de tanırsınız herhalde.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet.

SUNUCU- Dedi ki, "günlük kaygılar ve geçmişe dönük duygusal hesaplaşmalara dayanan ve eğitim sistemimizi yeni bir kaosun içine getirecek bir tekliftir" diyor sizin bu teklifiniz için. TÜSİAD da benzer mesela açıklamalar yapmıştı daha önce. Ona ne diyeceksiniz?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben aynı şeyi söylüyorum Sencer Ayata'ya, TÜSİAD'a, Cumhuriyet Halk Partisi'ne, dünyanın İrlanda hariç 8 yıl kesintisiz eğitim yapan bir ülkesini göstersinler biz tekliflerini kabul edelim onların. Bundan daha açık, bundan daha meydan okuyan bir teklif olabilir mi? Bunu defalarca söyledim ben. Şimdi tüm dünya acaba bizim buradaki bu teklifi gündeme getiren arkadaşlardan çok daha mı pedagojilerine uzaklar? Tüm dünya acaba bu teklifi 8 yıl kesintisiz olsun diye ısrar edenlerden çok daha mı geride bir zihni veya bilimsel alt yapıya sahipler?

SUNUCU- Şimdi şöyle bir soru da tabi var: 1997'de, o dönemi hatırlıyoruz, büyük gerçekten hani mağduriyetler ortaya çıkartan bir süreç oldu. Bu 15 yıllık süreç, sadece imam hatip liseleri değil pek çok meslek lisesi, belki de yüzde 90 geri kalan kısmı, onlar da çok büyük mağduriyetler yaşadı. Biz işte o dönemde bir sürü haberlerini de yaptık bu şeyin. Ama birisi geldi ve dedi, ben bunu böyle istiyorum, böyle yapacağım, bundan sonra da böyle de olacaksınız, yapılacak, yap dedi ve yapıldı, öyle bir şey ortaya çıktı. Şimdi bunu tersinden AK Parti Hükümeti, sizler yapıyorsunuz diye endişe duyanlar, eleştirenler, telaş edenler kendi çocuklar için. Şimdi aynı şeyi, yani 28 Şubat'ın rövanşını alıyor bu Hükümet ve yine bizim çocuklarımız bunun mağduriyetini yaşacaklar diye belli bir kesim de böyle yaşıyor. Şimdi siz onlara, o ailelere, o ailelerin çocuklarına bir Milli Eğitim Bakanı olarak ne derseniz, bu endişeleri gidermek adına ne derseniz?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi ben şunu söylemek isterim buradan: Vaktiyle kesintisiz 8 yıllık zorunlu eğitim kurgulanırken gerçekten de imam hatip okullarının orta kısmını kapatmayı, dini eğitimi bu anlamda belki biraz farklılaştırmayı, sınırlamayı, hatta bu gerekçeyle mesleki eğitimi de çok açık bir şekilde zedelen bir sonucu öngörerek yaptılar. O dönemde yapılanların gerçek anlamda ideolojik olduğunu kabul edebilirsiniz. Yani hele hele 28 Şubat sürecini, ortaya çıkaran irtica yaygaralarını, o dönemde özellikle dindar kesime yapılan baskıları ve haksızlıkları dikkate aldığınızda, eğitimin kesintisiz 8 yıla çıkartılmasının gerçekten o anlamda bir manası vardı.

Bugün yapılanlara baktığınızda, eğer bugün AK Parti Hükümeti ben imam hatip okullarının önünü açacağım diye yola çıksaydı çok daha farklı yöntemlerle bunu yapmak mümkündü, çok daha kolay yöntemlerle bunu yapmak mümkündü; işte bu kadar düzenleme yapan bir kanun değil tek maddelik bir kanunla da yapması mümkündü. Şimdi bizim temelde yaklaşım tarzımız imam hatip okullarının orta kısımlarını açma eğilimi olsaydı, bunu biraz da rövanşist bir eğilimle değerlendirmeleri de mümkündü; ama biz başka türlü yaklaşıyoruz meseleye. Bütün izah tarzlarımdan eğer bu anlaşılmadıysa tekrarlamak da isterim doğrusu.

Biz, eğitim sistemini dünyadaki eğitim sistemleriyle uyumlu hale getirmeye, dünyanın bulunduğu alanla bizim aramızdaki mesafeyi kapatmaya dair düzenleme yapıyoruz. Bu da eğitim sistemini demokratikleştiren ve esnekleştiren bir düzenlemedir bu. Eğitim sistemini ne kadar demokratikleştirirseniz ve esnekleştirirseniz, toplumdaki farklı kesimler ve alt kurumlar bundan o kadar yararlanacaklar. Evet, bu yaptığımız düzenlemeden imam hatip okulları yararlanıyorlar. Ne mahzuru var? Yararlansınlar. Belki Kürtler yararlanacak, ne mahzuru var? Yararlansın. Belki güzel sanatlar eğitimi almak isteyenler yararlanacak, ne mahzuru var? Yararlansınlar.

Amerika Birleşik Devletleri'nde son eğitim stratejiyle ilgili çalışmalar gözden geçirilirken Mc Kanzy şöyle bir rapor sundu: Diyor ki, "Amerika Birleşik Devletleri'nin ortaöğretiminden mezun bir öğrencinin sahip olduğu bilgi ve kabiliyetler, şayet Kanada ve Finlandiya'daki ortaöğretimden mezun olan öğrencilerin sahip olduğu bilgi ve kabiliyetlerle eşit olsaydı, bugün Amerika Birleşik Devletleri'nin gayrisafi milli hasılası yüzde 9 ila yüzde 16 daha büyük olacaktı" diyor, çok önemli bir şey söylüyor.

Ben o zaman şunu söylüyorum: Türkiye'de orta öğretimden mezun olan çocuklarımızın bilgi ve yetenekleri dünyanın bizim önümüzde olan, işte Finlandiya, Kanada, Güney Kore, Japonya, Singapur gibi birçok ülkesinin ortaöğreniminden mezun olan çocuklarının bilgi ve kabiliyetlerine eşit olsaydı bizim gayrisafi milli hasılamız acaba kaç katı fazla olacaktı, hiç hesap edildi mi? Bizim kaybettiklerimiz eğitim sisteminin böylesine kalıplaşmış ve tek tip insan yetiştirmeye dayalı yaklaşım tarzının bu ülkeye verdiği zararı şimdiye kadar hiç kimse hesap etmedi. Bunun bir maliyeti var ve ödüyoruz. Bu açıdan bakıldığında, hakikaten belki Cumhuriyet Halk Partisi'nin bunu anlaması zor ama, TÜSİAD'ın hesap-kitap yapabileceğini biliyorum ben, TÜSİAD bir de maliyet hesabı çıkartsa bence iyi olur.

SUNUCU- Peki siz dediniz ki, işte dünya ölçeğinde çok gerideyiz eğitimde...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, maalesef.

SUNUCU- Ama AK Parti de 10 senedir İktidarda, yani sizden önce başka bakanlar vardı sizin bulunduğumuz koltukta. O zaman AK Parti hiçbir şey yapamamış gibi bir sonuç da çıkabilir haliyle bu söylediklerinizden.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, doğru değil. Bugün biz eğitimin niteliğin kurgulayan bir çalışma yapıyoruz. AK Parti İktidarı bugüne kadar eğitimin niceliği üzerinde çok şey yaptı. Bir kere şunu söyleyeyim: Ülkenizdeki çocuklara tam anlamıyla bir fırsat eşitliği sunamıyorsanız, eğitiminizin niteliğini geliştirecek mesela eğitim kalite çerçevesi bile oluşturamamışsanız, bunun arkasında alt yapı yetersizliklerini, nicel ölçeklerdeki sorunları görmeniz gerekir.

2002 yılında biz bu ülkeyi devraldığımızda ilköğretimde çocuklarımızın okullaşma oranı yüzde 91'di, yani biz daha ilköğretimde çocuklarımızın tamamına eğitim veremiyorduk, şu anda yüzde 99'a geldik, yüzde 98,67...

SUNUCU- Alt yapıyla ilgili konularda, derslik sayısında çok hızlı artış

oldu.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Derslik başına ortalama ulusal düzeyde öğrenci sayımız 35-40 arasındaydı. Ve biz bir tarafıyla hem okullaşma oranlarını artırırken öbür tarafıyla derslik başına öğrenci sayımızda inanılmaz iyileştirmeler sağladık. Bugün ülkemizin hemen hemen bütün ücra köşelerinde gayet güzel okullarımız oluşmaya başladılar. Sadece derslik olarak değil öğretmen sayısı olarak, AK Parti Hükümetleri 2002'den bu zamana kadar 320 bine yakın öğretmen atadı, dolayısıyla öğretmen başına öğrenci sayımızda ciddi azalmalar meydana geldi.

Ortaöğretimde okullaşma oranımız yüzde 51 -52 civarındayken bugün yüzde 69, yüzde 70'deyiz. İlköğretimden ortaöğretime geçiş oranları son 2 yıldır yüzde 85'e çıktı, daha önceden bu oranlar yüzde 70'lerin altındaydı. Okul öncesi eğitim yok gibiydi neredeyse.

SUNUCU- Biraz da geçmişte, yani Türkiye'deki demokratikleşme süreciyle eş zamanlı belki bakmak lazım buna, bu adımlar atılamıyordu. Yani herhalde 3-5 sene önceki Türkiye'de de bu adımlar atılamazdı herhalde, o zaman...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Atılabilecek gibi olsaydı da derslik sayınız yeterli değilse, yeteri kadar donanımınız yoksa okullarınızda, okullaşma oranlarınız düşükse, yapacağınız çalışma sadece sınırlı bir çalışma olacaktı.

SUNUCU- Bir de şöyle olurdu: Yani bir üniversitelerarası kurul başkanı konuşurdu, bir Yargıtay başsavcısı konuşurdu, işte kuvvet komutanlarından biri konuşurdu, bugün sadece CHP konuşuyor, yani meşru, siyasi bir zeminde yürüyor en azından. Dolayısıyla bu demokratikleşme sürecinde de belki hani önemli bir etkisi herhalde bu gelinen noktada payı vardır diye; bu da benim şahsi görüşüm olsun.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet evet.

SUNUCU- Şimdi biraz da şeyi tersine çevirelim, yani madalyonu biraz da tersine çevirelim. Aslında bir yerde çok köklü, devrim niteliğinde adımlar atıyorsunuz, bunu sürdürecek misiniz; yani bu yönde ben şimdiye kadar hep itirazları dile getirdim sizin yaptıklarınıza karşı ama, tersinden bakılınca da gelecek nesiller adına?

Mesela şöyle bir soru sorayım ben size: İngiltere'de bugün yetişip büyüyen her bir çocuk 500-600 sene önce yaşamış olan Schespear'ın bütün kitaplarını herhalde çok rahat bir şekilde okuyup anlayıp, kendi bilgi haznesine katabiliyor. Ama bizde, işte programdan önce sizinle de biraz bu konuyu konuştuk, bir Safahat'ı okuyamıyoruz, Ahmet Haşim'i, daha yakın dönem edebiyatçıları okuyamıyoruz, 100 yıl öncesini okuyamıyoruz mesela. Yani bir köklere dönüş adına diyeyim buna, hangi geçmişle buluşma, geçmişi anlama, geçmişi daha iyi okuyup geleceğe aktarma noktasında bu tür hamleleriniz de olacak mı önümüzdeki dönemlere ilişkin olarak?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi inşallah. Özellikle bu yapısal değişiklik; belki bunu söylemek lazım, bu yaptığımız düzenlemeler eğitim sisteminin tamamını ilgilendiren düzenlemeler değil eğitim sisteminin yapısıyla ilgili düzenlemeler. Yani mesele biz bu değişiklikleri toplumda tartışmaya başladığımızda, toplumun büyük bir kesimi okul öncesi eğitimi sorgulamaya başladı, kız çocuklarının okullaşmasını sorgulamaya başladı, fen liseleri, sosyal bilgiler liseleri ne olacak demeye başladılar. Aslında bütün bunlarla alakalı tartışmaları bu kanun kapsamında yapmak bence de doğru değildi, çünkü bu kanun onlarla ilgili bir husus değil. Başlangıçtan beri söylediğimiz gibi, eğitim sisteminin yapısıyla ilgili bir düzenleme ve esnekleştirme getiren bir uygulamaydı. Ama bundan sonraki uygulamalarda biz Milli Eğitim Bakanlığı'nın amaç ve hedeflerini 3 ayak üzerine kurgulayacağımız zaten ifade ettik.

SUNUCU- Nedir onlar?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bir; çocuklarımızın dünyayla rekabet edebileceği bilgi ve yeteneklerle donatılması. Yani küresel dünya hangi ihtiyaçları talep ediyorsa, çocuklarımız o ihtiyaçları karşılayacak gereklerle donatılacak.

İkincisi; ulusal düzeyde toplumun, piyasanın beklentileri ihtiyaçları neyse ona uygun bilgi ve kabiliyetler.

Üçüncüsü ise; toplumuyla barışık, tarih bilinci olan, sosyal sorumlulukları ve ahlaki değerlerin farkında olan bir çocuk yetiştirmek.

Bunların dışında çocukları, belki de başka bir ifade etmek lazım, esnekliğin ve demokrasinin belki sağlayacağı bir sonuç olarak, onları birey haline getireceğiz. Belirli ideolojilere, belirli tarzlara bağımlı çocuk değil, birey olmuş, ama 3 temel değeri de taşıyan bir insana dönüştüreceğiz.

SUNUCU- Mesela bunun için Osmanlıca dersler, seçmeli dersler, Arapça, Farsça falan, tarihe bakınca bunlar biraz zorunla hale geliyor. Bunlar da olacak mı?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Zaten sosyal bilgiler liselerinde Osmanlıca derslerimiz 2 yıl boyunca zorunlu olarak okutuluyor. Arapça derslerini biz tercihli ders olarak koymuştuk, büyük ihtimalle önümüzdeki yıl da müfredatını yayınlayarak uygulamaya koymuş olacağız, yani şu anda sistemimizde var.

Ama zaten meseleyi böyle görmek de bence çok yeterli değil. Yani bir Arapça dersini koyduğunuzda insanların geriye dönüp de kendi tarihiyle barışacağını, kendi toplumuyla hemhal olacağını varsaymak da doğru değil. Bu bir yaklaşım tarzı meselesidir. Eğitim sisteminde meseleyi ele alışınızla alakalı bir husustur.

SUNUCU- Bir defa ilgi duyar hale getirmek, yani bunun kapısını aralamak...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Bunun bir kültür olduğunu ve zaman içerisinde ancak oturtulabileceğini kabullenmek gerekir.

SUNUCU- Anladım.

Peki şimdi çok soru geliyor, bunların önemli bir bölümü de öğretmenlerden geliyor. Şimdi siz daha önce KPSS dışında alan sınavları yapacağınızı açıklamıştınız bundan sonraki şeylerde, biraz da onu konuşalım. Yani aslında bütün bu projeler insani niteliklerle ilgili herhalde oturması için başarılı olması için, en başta ta öğretmenler geliyor akla bu projelerin başarılı olması için. Ne tür kararlar alıyorsunuz öğretmenlerle ilgili? Mesela bu alan sınavlarını nasıl yapacaksınız, KPSS tamamen devre dışı mı kalıyor? O konuda neler derseniz?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi şimdi bir kere önce şunu söyleyeyim: Bu kararların hepsini, Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştayı tertip etmiştik belki hatırlarsanız bundan birkaç ay önce...

SUNUCU- İlk şeyiniz öğretmenlerle ilgili olmuştu Bakanlıkta.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet. Bizim ilk ve en somut adımımız aslında öğretmen üzerinden oldu. Şimdi biz öğretmen meselesini tartışırken, öğretmeni gerçek konumunun dışında bir yerde tartışıyoruz ve eğitim sistemimizde yanlış bir iş yapıyoruz bana göre. Öğretmen meselesini tartışırken üzerinde durduğumuz iki konu var; dışarıda atama bekleyen öğretmenler, içeride de mazereti sebebiyle eş durumundan, sağlık veya güvenlik sebebinden gitmek isteyen gibi bakıyoruz meseleye. Halbuki bizim öğretmenimizin olumlu ve olumsuz üzerinde konuşabileceğimiz çok meselesi var.

Mesela bizim öğretmenlerimizin önemli bir kısmı destan yazıyor, çok önemli başarılara imza atıyorlar, neredeyse bunları ne medyamız görüyor, ne teşkilatlarımız görüyor, yani Milli Eğitim Bakanlığı teşkilatlarını kastediyorum, ne onlar görüyor. Yani biz öğretmenlerin başarılarını, yazdıkları destanı görmüyoruz, sadece onların belirli sorunları varsa onlar üzerinde odaklaşıyoruz. Öğretmenin mesela bir kariyer planı yok. Bir okula girip orada aşağı yukarı 30­35 sene öğretmenlik yapmak kadar sıkıcı ve bir öğretmenin hayatını dar bir çerçeveye sokan uygulama olabilir mi? Bugün maalesef biz öğretmenlerimize böyle bir haksızlık yapıyoruz. Öyleyse öğretmenin mesleki bir kariyer planının olması gerekir, yine öğretmenin bu kariyer planına uygun bir şekilde hakları, sorumlulukları, sosyal statüsü olması gerekir. Yine öğretmenlik mesleğinin sürekli geliştirilebilmesi için bu ülkede zemin ve fırsat yaratılması gerekir. O kadar çok meselesi vardı ki bunların, şimdi biz öğretmen stratejisiyle ilgili çalıştayda bu konuların hepsini masaya yatırdık. Ve biz şuna çok inanıyoruz: Hakikaten bir eğitim sisteminde niteliğini geliştireceksek, o niteliğin geliştirilmesinin yegane aktörü öğretmenlerdir. Siz istediğiniz kadar derslik yapınız, istediğiniz kadar daha büyük mali kaynaklar ayırınız, istediğiniz kadar teknolojik donanım sağlayınız, eğer öğretmeniniz yeterli değil, gönüllü değil ve öğretmeniniz mesleğini sevmiyorsa, motive olmamışsa başarılı olamazsınız.

SUNUCU- Ne yapacaksınız? Yani verilmiş kararlarınız da vardır herhalde.

MİLLİ EGITIM BAKANI ÖMER DINÇER- Biz hepsini bir bütünlük içerisinde çalıştayın sonuçları netleştiğinde kamuoyuyla paylaşacağız.

SUNUCU- Burada mesela o tür şeyler de geliyor, bu süreçte bazı branşlarda çok geriledi ihtiyaç. Bu yeni sistemde mesela hangi öğretmenlere daha çok ihtiyaç olacak?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi tabi onu daha çok mesela seçimlik dersler, o öğrencilerin o seçimlik derslere olan teveccühü filan daha belirleyici olur.

SUNUCU- Zaman içerisinde...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Tabi, daha çok belirleyici olacak ama, temel derslerde zaten bizim şu anda norm kadro esansı göre yaptığımız çalışmalarda öğretmen ihtiyacımızın ne kadar olduğunu biliyoruz biz veya derslik ihtiyacımızın ne kadar olduğunu biliyoruz.

SUNUCU- Bu şeye tam cevap alamadım, KPSS tamamen devre dışı mı kalıyor artık?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Yok, KPSS tamamen devre dışı kalmıyor, hayır. Orada zannediyorum bir yanlış anlaşılma var. Yine şimdi ÖSYM'yle bir ön mutabakatımız var bizim, sınavları ÖSYM yapacak ve biz sınavımızı 3 bölüm halinde yapacağız. Bir, genel kültür olacak, yani KPSS'nin genel kültür bölümü olacak, iki, şu anda var olan eğitim bilimleriyle ilgili bölümü olacak, üç, herkesin alanıyla alakalı olacak. Dolayısıyla biz daha geniş kapsamlı bir sınav yapacağız ve 3 alanda da öğretmenimize soru soracağız; alanıyla ilgili bilgi soracağız, eğitim bilimleriyle alakalı sorular soracağız ve genel kültür soracağız. Çünkü öğretmenin bu 3 alanda da toplumun önünde duracak bir seviyesinin olması gerektiğine inanıyoruz.

SUNUCU- Bir de mesela şöyle bir soru vardı: 4+4+4, tekrar ona döndüm belki ama, 4. sınıftan sonra diploma verilemeyecek o zaman, karne verilmeyecek çocuklara?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, karne verilecek, Karne her zaman verilecek, ama diploma verilmeyecek.

SUNUCU- Evet, doğru, her yıl veriliyor, diploma verilemeyecek. Bu, 12 yıldan sonra...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- 12 yıldan sonra lise diploması vereceğiz.

SUNUCU- Bu yönde birtakım endişeler de vardı. Hani devamında yine zorunlu olsa bile öğrenci gelmeyebilir okula şeklinde.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi mesela şöyle endişeler ben yahut da sorular zaman zaman denk geliyor: Bu sene 4. sınıfta olan çocuk şimdi ne olacak diye soruyorlar. Bu tip sorulara veya endişelere hiç gerek yok, çocuğumuz 4. sınıftaysa önümüzdeki yıl 5. sınıftan başlayacak ve eğitimine devam edecek.

SUNUCU- Bu şeyle ilgili, seçmeli ders, Kürtçe seçmeli ders. Biraz önce siz de hani Kürt vatandaşların talebi. Bununla sınırlı mı bu Kürtçe seçmeli ders, yoksa daha kalıcı, köklü ve geniş kitlelerin ihtiyaçlarına hitap eden bir hedefiniz de olacak mı devamında?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben olabileceğini ifade ediyorum veya düşünüyorum. Çünkü eğer dikkat edecek olursanız, Kürtçe dersleriyle ilgili konuları da ben ülkenin demokratikleşmesiyle ve milli eğitim sisteminin demokratikleşmesiyle paralel bir çerçeve içerisinde söyledim. Eğer siz ilkesel bazda böyle bir zemin içinde söylüyorsunuz, evet, diğer alanlar için de aynı demokratikleşmeyi öngörmelisiniz.

Ama burada şunu söylemem lazım: Tabi bazı düzenlemeleri yapmak için anayasal değişiklik gerekiyor, bazıları için kanun çıkartmak gerekiyor. Öyleyse bunu ülkenin demokratikleşmesiyle ve hükümetin genel stratejileriyle irtibatlandırarak da konuşmak lazım.

SUNUCU- Ama devamında seçmeli dersin daha da ötesine giden...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben öyle olması gerektiğine inanıyorum.

SUNUCU- Peki başka şeyler olursa, başka dillerde eğitim talepleri olursa, çünkü itiraz edenler en çok burasına itiraz ediyorlar, işte Çerkezce, Gürcü...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bir sınıfı oluşturacak bir öğrenci grubu belirli bir şeyi talep ediyorsa, onlara o fırsat verilebilir. Niye verilmesin diye düşünüyorum ben.

SUNUCU- Dolayısıyla önümüzdeki süreçte bu çeşitlilik en azında teorik olarak önümüzde, karşımızda duruyor.

Müfredat peki, orayı biraz geçtik üzerinden ama, yani bu seçmeli derslerde neler olacak? Şey aşağı yukarı belli, hani imam hatip liselerinde ilave konulacak dersler ama, onun dışında mesela ortaöğrenimde yeni. Talim Terbiye Kurulu siz buna karar verecek dediniz geçtiniz ama, belli olan yok mu, mesela hangi yeni dersler, hangi alternatifli dersler olacağı?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi bakınız, bugün zaten biz seçimlik ders uygulaması yapıyoruz. 5. sınıftan sonra, 5 ila 9. sınıf arasında çocuklarımız için seçimlik ders uygulaması var bizde, yani yabancısı olduğumuz bir uygulamayı ifade etmiyorum ben. Bunu daha sistematik hale getireceğiz ve az önce ifade ettiğim gibi, ortaöğretime zemin hazırlayacak şekilde tanzim edeceğiz. O seçimlik dersler bence o kadar çok önemli değil. Üzerinde tartışılması gereken konu, zorunlu eğitimde alınacak dersler ve bunların içeriği, müfredatının ne olacağının belirlenmesidir. Onun dışında seçimlik derslerle alakalı olarak biz zamana göre, ihtiyaca göre her zaman çeşitlendirme yapabiliriz.

Önemli olan şu: Çocuklarımızı ortaokula geldiklerinde sınıflarında oturacaklar, matematik dersi alacaklar, tarih dersi, Türkçe dersi, fen bilgisi dersi, sosyal bilgiler gibi dersleri alacaklar, yani dünyadaki çocuklar neyi alıyorlarsa onu alacaklar ve o miktarda alacaklar. Ondan sonrası için çocuk, ben müzik eğitimi almak istiyorum derse, o müzik eğitimini alabilecek. Onun için biz dersler koyacağız. Eğer müzik eğitimi almak isteyen çocuğun sayısı bir sınıfı dolduracak kadarsa, o zaman o müzik hocasının bulunduğu sınıfa gidip dersini alabilir, değilse o çocuk için mümkünse özel bir hoca verebiliyorsak vereceğiz, veremiyorsak toplum içerisinde bu eğitimi verebilecek insanların yaptığı eğitimleri biz meşrulaştıracağız. Bu açıdan bakıldığında, hayat boyu öğrenme programlarıyla irtibatlı konuşmakta bence yarar var bütün bunları.

SUNUCU- Evet, şimdi tekrar bir ara vereceğim izninizle, dönüşte, izleyicilerimizden de o yönde sorular geldi, yani bu bir sınavlar, mesela ortaokul bitiyor sınav, üniversite sınavları, aralardaki sınavlar. Bir de şu tür şeyler hep duyuyoruz: Sürekli değişiyor, her sene çocukların kafası karışıyor gibi birtakım şeyler var, bunları size soracağım dönüşte.

Tekrar bir reklam arası veriyoruz, az sonra yeniden karşınızdayız.

SUNUCU- Evet, tekrar birlikteyiz.

İzleyicilerimiz tabi çok değişik konularda çok fazla soru aldık, bir kısmına ben yetişemedim, yetişebildiklerimin bir kısmı da biraz daha özel, belli alanlarla ilgili olduğu için ben genel eğitim camiasının sorunlarını, öğretmenlerle ilgili özellikle sormaya çalıştım burada, eksik kalanlar bizi bağışlasınlar.

Şimdi reklama giderken de anons ettim, velilerin baktığı yerden, ne zaman eğitim söz konusu olsa, yeni bir şeyler yapıldığı zaman, biz gazeteciler olarak şöyle bir etrafımıza kulak kabarttığımızda en çok şunu duyuyoruz: Hep bir yap-boz tahtasına döndü eğitim, her sene bir şey değişiyor, çocuklarımızın kafası karıştı, şimdi yine öyle olacak. Siz bu şeyleri yatıştırmak için Milli Eğitim Bakanı olarak neler söylerseniz velilere veya onların çocuklarına aynı kaygıyı duyanlar varsa?

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi çok sık değişiklik yapmak hakikaten sistem için bir güvensizlik oluşturur, yani bunu kabul ediyorum ben. Milli eğitim sistemi üzerinde zaman zaman bazı değişiklik yapılıyor, yeni arayışlar ortaya konuluyor ama, bütünüyle bunu ortadan kaldırmak da çok doğru olmaz. Dünya bu kadar çok hızlı değişiyorken, sizin hiç değişmeyen bir yapı kurgulamanız yetersiz bir sonuç doğuracaktır.

Mesela bundan 15 sene önce mesleki eğitim için daha ilkokul 4'ten, 5'ten sonra mesleki tercihlerin esas olduğu bir anlayış hakimken, bugün teknolojinin geldiği nokta itibarıyla mesleklerde artık daha ileri yaşlarda tercihler yapmayı öngören bir sistem oluşmaya başladı. O zaman siz de bunu uydurmak zorundasınız.

Yine mesela daha önceden çocuklarımıza bir tek bir mesleği öğretmeye çalışıyorken mesleki eğitimde, şimdi artık çok kalıplaşmış bir tek mesleği öğretmeye yönelik bir yapı yok, onun yerine iç içe geçmiş pek çok konuyu içeren, birden fazla mesleğin bazı bilgilerini ve ünitelerini içeren düzenlemeler yapmanız gerekiyor.

Öyleyse bizim bu değişikliğin nereden, ne zaman, nasıl yapılacağını seçerek yapmış olmamız gerekir diye vurgulamak lazım. Bugün bu yapılanları da belki bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

SUNUCU- Değişim mutlaka gerekiyor.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Değişim kaçınılmaz...

SUNUCU- Ama işte bu kafa karışıklığı noktasına da gitmemesi gerekiyor.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Size bir şey söyleyeyim; bizim insanlarımız genellikle sisteminin tümünü ilgilendirmeyen bir değişikliği yapsanız da yine bunu eğitim sisteminin değiştiği gibi algılayabiliyor. Bizde tekil hadiselerden hareketle genelleştirme eğilimi çok yüksek. Ve bu açıdan bakıldığında, yapılan her değişikliği sistemin bütününü değiştiren bir yaklaşım olarak ele almak doğru değil.

SUNUCU- Peki, sınavlar konusu. Sürekli bir dershane, çocuk işte başladıktan sonra hemen öyle bir süreç başlıyor. Halbuki, hep hani dünya, rekabet, Avrupa dediniz, ama Avrupa ülkelerinde sınavlar artık yok herhalde değil mi? Üniversite sınavları falan...

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Hayır, dünyanın her yerinde sınav var.

SUNUCU- Var da, bu bizdeki gibi değil.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Evet, şimdi belki onun ayrımını yapmakta bence yarar var.

SUNUCU- Demek istediğim şu: Öğrenci ortaokuldan başlayarak hemen bir sınav sürecine gömülüyor, bütün şeyi öyle geçiyor; biraz onu kastettim.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİnÇeR- Şimdi normal şartlarda bugün bizim SBS sınavlarımız, her ne kadar ismi seviye belirleme olsa da seviye belirleyen bir sınav değil daha çok öğrenci seçmeye dayanan bir sınav. Çünkü biz ülkenin her tarafına yeteri kadar derslik götüremediğimiz, yeteri kadar öğretmen koyamadığımız, yeteri kadar teknolojik donanım yerleştiremediğimiz müddetçe, bazı okullarımız bazı okullarımızdan daha nitelikli eğitim verir oluyor. O zaman da daha nitelikli eğitim veren kurumlara öğrenciyi seçmek üzere sınav yapmak zorunda kalıyorsunuz. Bu kez de öğrenci kendisine rekabet avantajı sağlamak için dershanelere yöneliyor.

Şimdi bizim bir kere eğitimi 12 yıl zorunlu hale getirmemiş olmamız, bütün çocuklara bulunduğu yerde eşit bir fırsat sunmamız gerektiğini belirliyor. Biz artık bundan sonra ülkenin herhangi bir köşesinde yer alan çocuklar ülkenin en merkezindeki öğrencimiz, çocuğumuz arasında benzer ve eşit fırsatları vermek zorundayız. Bu kanun bir tarafıyla da bizi buna zorlayacak. Zaten biz özellikle Fatih Projesiyle fırsat eşitliğini arttıracak bir uygulama gözüyle de bakarak önem veriyoruz.

SUNUCU- Hakkari'deki de öğrenciye de gidecek o tablet değil mi, buradaki Ankara'daki şeye de.

MİLLİ EGITIM BAKANI ÖMER DINÇER- Evet. Fatih Projesi, Türkiye'de A ünitesini en iyi anlatan öğretmen kimse, onun sesiyle, görüntüsüyle ve anlatım tarzıyla ülkenin en ücra köşesindeki çocuğumuzun görebileceği bir yapı kuruyoruz ve bu hakikaten önemli bir fırsat verecek.

SUNUCU- Fırsat eşitliği anlamında önemli bir adım.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi bunu yaptığımız zaman, SBS sınavlarının öğrenci seçme esasına dayalı olmasına gerek kalmayacak. Biz bu vesileyle belki liseyi hiç sizinle konuşamadık.

SUNUCU- Konuşamadık, evet.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Mesela biz başka hazırlık yürütüyoruz şu anda, bizde çok çeşitli liseler var, şu anda neredeyse 15'e yakın ortaöğretim kurumu var, bunları sayısını azaltmayı düşünüyoruz. Ve böylece çocuğumuzu illa fen lisesine gitmesi için, illa sosyal bilgiler lisesine gitmesi için ayrı bir yapıyla zorlamaya gerek kalmayacak. Her öğrencimiz bu esnek yapı içerisinde bulunduğu okulda şayet kabiliyeti varsa, notları uygunsa, velisi ve rehber öğretmenleri onu o yöne yönlendirmişlerse, diyelim ki fen lisesi derslerini, diyelim ki sosyal bilgiler derslerini, diyelim ki güzel sanatlarla alakalı dersleri bulunduğu lisede tercih edip alabilecek, böylece fen liselerine bu kadar eğilime gerek kalmayacak. Bu da bizim SBS sınavlarını seçmeye dayalı olmaktan çıkartmamıza yaracak. Biz belki 8. yılda sonra ve 12. yıldan sonra milli eğitim sisteminin eğitimin niteliğini ölçmek üzere, yani biz ne derecede etkili ve verimli bir eğitim yapıyoruz, çocuklarımıza arzu ettiğimiz bilgi ve yetenekleri kazandırabiliyor muyuz diye sınav yapmak zorunda kalacağız. Ve bu bir tarafıyla milli eğitim sistemini ölçen, öğretmenlerimizin yeterliliklerini değerlendiren bir sınava dönüşecek.

SUNUCU- Son soru efendim, izleyicimizden, lütfen Bakanımıza sorar mısınız, öğretmenlerin eş durumu atamalarda il emri kalkıyor mu? İl emri kalkarsa eşimle bir araya gelmemiz imkanız demiş bir izleyeceğimiz. Son soru, yine çok şey geldi çünkü böyle kişisel biraz problemleri olan öğretmenlerden.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Şimdi bakınız, buradaki imkansızın almanı ben size söyleyeyim. İmkansız denilen şeyin en uzun vadesi 1 yıldır. Şimdi ben soruyorum bu ülkenin bütün insanlarına ve vatandaşlarına; bir öğretmen atadınız ve o öğretmeniniz tam eğitimin ortasında hangi gerekçeyle olursa olsun bir başka yere gönderildi, orada en az 30 tane çocuğunuz sınıfta öğretmensiz kalacak. İstiyor musunuz böyle bir uygulamayı? Bu eş durumundan atamayı talep eden ve bugün olması için çaba sarf eden öğretmenimizin eşine soruyorum bunu ben. O öğretmenimizin eşiyle kavuşması için en geç 1 yıl beklemesi gerekiyor, en geç. Ama mesela bugün soran bir kişi için Ağustos ayında arzu yerine gelecek. Ama bugün eğitim başlamışken sizin çocuğun öğretmenini bir başka yere alıp vermemi isterler miydi?

SUNUCU- Burada öğrencileri kollayan bir yaklaşım içersindesiniz.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Bir kere çok açık, net buradan bütün öğretmenlerimize, bütün öğretmenlerimizin eşlerine şunu söylemek istiyorum; evet, biz bütün gücümüzle öğretmenlerimizi aileleriyle bütünleştirme konusunda çaba sarf ediyoruz. Ama bizim tek değerlendirme faktörümüz öğretmenimizin eşiyle bir araya gelmesi değil eğitim sistemimizin niteliğinin geliştirilmesi, çocuklarımızın dünyadaki çocuklarla rekabet etmesidir. O yüzden biz bunu temel politikalar olarak yılda 1 kere yapacağız ve o yıl yaptığımızda onu hak etmiş öğretmenlerimiz de aileleriyle birleşecekler.

SUNUCU- Çok teşekkür ediyorum Sayın Bakanım bize vakit ayırdığınız için, sağ olun.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER- Ben teşekkür ediyorum.

SUNUCU- Evet, Başkent Kulisi'nde bu hafta eğitim konulu bir program yaptık, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer konuğumuzdu. Bizi izlediğiniz için sizlere de teşekkür ediyorum. Haftaya tekrar görüşmek dileğiyle hoşça kalın.

www.mebpersonel.com

banner182
Son Güncelleme: 19.03.2012 10:04
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol