banner374
10 Temmuz 2012 Salı 07:14
Milli (?) Eğitimdeki Sistem Sorunu

Ödenek Sorunları:

Anayasamızda “ilköğretim zorunludur ve devlet okullarında parasızdır” ibaresine karşın, devlete ait ilköğretim kurumlarında ödenek sıkıntısı söz konusu olup, devletimizin okullara ayırdığı ödenek yok seviyesindedir. Eğitim hizmeti sunmak için yalnız öğretmen maaşlarını ödemek veya öğrencilere ücretsiz kitap vermek yeterli değildir. Okullar birer yaşam alanlarıdır. Her yaşam alanında yaşamsal aktivitelerin kalıcı olarak devam edebilmesi için paraya ihtiyaç vardır. Yakıt, tamirat, kırtasiye, demirbaş, ulaşım, temizlik vb. sorunlar, okul yönetimlerini zora sokmaktadır. Bütün bunlara kaynak oluşturmak isteyen okul idarecileri ise bir çok farklı yola başvurmaktadır. Bu çalışmalar için kaynak yaratma teknikleri artık okul idarecilerin hayal dünyasının genişliğine ve girişimciliğine bağlı olarak değişim göstermektedir. Kaynak arayış yollarından başlıcaları ise;

-Yasal dayanağı olmasına rağmen, bizce etik olmayan “eğitime katkı payı” adı altında velilerden toplanan paralar,

-Kayıt paraları(kimi yerlerde zoraki bağışlar),

-Kantin, otopark vb. kira gelirleri

-Okul forması satışlarından elde edilen paralar ve bu esnada forma temin edilen yerlerle kurulan maddi çıkar ilişkileri,

-Değişik dernek, vakıf vb. kuruluşlarla ya da kurumsal olarak düzenlenen kermes, pilav- aşure günleri ve burs sağlama çalışmaları vs.

Okul yönetimi bu konularda ne kadar kabiliyetli ise, okulun kalitesi de o kadar artmakta ve bu okullar da rağbet edilen okulların başında gelmektedir. Böylece bir fırsat eşitsizliği daha okullarımızda ortaya çıkmaktadır. 

            Devlet okulunda körpecik yavrulardan, paralar istenmekte, aile ile öğretmeni arasında kalan çocukların durumu, içler açısıdır. Öğrencisinden para isteyen öğretmenin düştüğü duruma mı, “öğretmene götüreceğim parayı babam vermezse notum kırılır, arkadaşlarım arasında mahcup olurum” diye sıkıntı çeken öğrenciye mi yanarsın?

            Devletimizin zorunlu ve parasız saydığı bir kuruma öğrencilerin kaydında okul idaresi tarafından istenen, Bakanlık tarafından yasaklanan kayıt ücretleri de cabası. Bunların her biri, ayrı bir sorundur ve okul yönetimine, öğretmene güveni sarsmaktadır. Güvenin olmadığı veya eksik olduğu ya da yara aldığı yerde etkili öğretim yapabilmek de güçtür.

            Paradan puldan söz etmişken asli görevlerinden ziyade okula para kazandırmayı kendilerine görev edinen okul aile birliklerinden de söz etmeden geçemiyorum. Kağıt üzerindeki işlevselliğinin bir çoğunu gerçekleştiremeyen bu birlikler, sadece para toplayan, hatta bu para toplama işini çoğu zaman okul yöneticilerine ve öğretmenlerine bırakıp, imza günlerinde bu işleri kayıt altına alan topluluklar haline gelmiştir. Alınacak karar ve yaptırımlarla en kısa zamanda okul aile birliklerinin, ismini oluşturan iki kavram (okul -aile) arasındaki köprüyü kurup daha yararlı ve işlevsel bir hale dönüştürülmesi gerekmektedir.

 

Taşımalı okullar sorunu:

Taşımalı eğitim uygulaması günümüzde oldukça yaygın hale gelmiştir. Bu durumun yaygın hale gelmesi ise yıllar önce her köye açılmış olan ve bir anlamda medeniyeti, devleti temsil eden birçok köy okulunun kapatılmasına sebep oldu. Okulların kapatılması köylülerin okul kültüründen uzak kalmasına, minicik yavruların karda kışta bin bir türlü olumsuzluklar içerisinde güvenliği tartışılır araçlarla, çoğu zaman aç susuz okul yollarına düşmelerine neden oldu. Bu olumsuzlukların yanında ikili eğitim yapan taşıma merkezi okullara baktığımızda, sabah namazına müteakip yollara düşen ve yatsı namazına müteakip eve dönen çocuklarımızı da görebiliriz. Bu olumsuzluklarla yorgun uykusuz şekilde okula gelen öğrencilerden ise eğitim adına bir başarı beklemek bir başka haksızlık olacaktır sanırım.

            Zorunlu olarak taşımalı ilköğretimin yapılacağı durumlar yok değildir. Çünkü nüfus yoğunluğu az olan yerleşim birimleri vardır ve buralarda okul açmak ekonomik olmayabilir, öğrenciler hak ettikleri eğitimi alamayabilirler. Bu yerleşim yerlerindeki öğrenciler, riskler minimuma indirgenerek taşıma merkezi okullarla taşınabilirler. Ancak bu uygulama son çare olarak düşünülmelidir. Taşımalı eğitimi yaygınlaştırmak sorunu çözmekten öte sorun yaratmaktan ileriye gitmemektedir.

 

Öğretim ortamı sorunları:

Günümüzde pek çok sayıda okul yapılmakta, özellikle hayırseverlerin bu yöndeki girişimleri mutluluk verici olmaktadır. Fakat hızla artan nüfusumuz düşünüldüğünde bu konuda daha hızlı ve daha çok yol almamız gerekir. Mevcut okullarımız, okullarımızın donanımları, bahçeleri, oyun alanları vs. düşünüldüğünde ne kadar zor şartlarda eğitim vermeye çalıştığımız görülebilmektedir. Çoğu okulumuz şehirlerin içinde kalmış gürültü ve hava kirliliği içerisinde güvenlik anlamında çok zaafı bulunan yapılar halinde ayakta durmaya çalışan eski binalardan oluşmaktadır. Bu durum da çocukların pedagojik gelişimleri açısından oldukça zararlıdır.

 

Öğretmenlik meslek gelişimi ile ilgili sorunlar:

            Kutsal olan öğretmenlik mesleği maddi imkansızlıklar veya tanınmayan imkanlar nedeniyle bireysel olarak çağın gerisinde kalmaktadır. Bu durum öğretmeni, öğrencisi ve en önemlisi meslektaşları arasında bir adım geride bırakmaktadır. Her ne kadar mesleki gelişim açısından mahalli veya merkezi kurs, seminer vs. açılsa da amaca hizmet etmediğini ve bu kurslara katılmanın da ayrı bir başarı hikayesine dönüştüğünü görmekteyiz.Bir an önce bu kurs ve seminerlerin amaca hizmet eden ve tüm eğitimcilerin faydalanabileceği birer etkinlik haline dönüştürülmesi elzemdir.Bu eğitimleri veren kişilerin de alanında uzman kişilerden seçilmesi ayrı bir önem taşımaktadır.

               

Program sorunları:

Milli Eğitim Bakanlığımızdaki düzensizlik, günü kurtarmak adına yapılan değişiklikler ve ideolojik kararlar sürekli olarak eğitim sistemimiz üzerinde bir kara bulut gibi dolanmaktadır. Sürekli olarak gelişmiş ülkeleri örnek gösterip, onların eğitimde uyguladıkları programları bire bir alıp ülkemizde uygulamaya çalışmak ne derece doğru olabilir ki? Yukarıda saydığım sorunlarla boğuşurken Talim Terbiye Kurulu tarafından merkezde hazırlanan programların içeriğini, felsefesini, amaçlarını ve bize uygunluğunu ne öğretmenlerimiz, ne öğrencilerimiz ne de velilerimiz anlayabilmektedir. En kısa zamanda ülkemizin bütünü düşünülerek en ücra okulumuzla en donanımlı okulumuz arasındaki farkı kapatacak şekilde ülkemizin toplumsal, siyasal ve ekonomik yapısına uygun MİLLİ bir eğitim programı düzenlenmelidir.

 

Sınav sistemi ile ilgili sorunları:

Hemen hemen her yıl değişen sınav sistemimiz kafaları allak bullak etmiş durumdadır. Öyle ki artık ne öğrenciler ne öğretmenler ne veliler önünü görememekte

yarın ne ile karşılaşılacağını kestirememektedir. Hal böyle iken de elde edilen başarılarımız günü kurtarmış olmaktan öte geçememektedir. Bakanlığımızın MİLLİ eğitim programımızı belirleyip buna göre mevcut sınav yapımızı düzenlemesi gerekmektedir. Böylelikle her öğrenci eğitim siteminin içerisine girdiği andan itibaren başarısına göre hangi alanda ilerleyeceğini ve o alanda kendisini hangi sınavların beklediğini görerek yoluna devam edecektir.

 

Öğretmen maaş ve özlük hakları sorunu:

Eşit işe eşit ücret uygulamasından sonra eşitsiz kalan bir grup olarak öğretmenlerin durumu gerçekten traji komik bir hal almış durumda. Yıllarca başarılı bir eğitim sürecinin ardından tüm gençliğinin sıkıntılı geçirmesine sebep olan üniversite sınavını kazanıp, sonrasında 4 yıl üniversite okuyup birde üstüne yetmezmiş gibi KPSS sınavını da aşıp öğretmen olarak( pek çoğu ücra köylerde) işe başlayan bireylerin sonrasında etraflarına baktıklarında kendilerinden daha az okuyup daha az emek sarf edenlerden daha az maaş almaları kabullenilebilecek bir durum değil. Kutsal sayılan mesleğin bu adaletsiz maaş uygulamasından bir an önce kurtulup, hak ettiği ücretlere ulaştırılması gerekmektedir.

            Bunun yanı sıra her gün biraz daha gasp edilen özlük hakları öğretmenlik mesleğinin itibarını giderek düşürmektedir. Oysa öğretmen demek ”medeniyet demektir, gelişmişlik demektir, kalkınma demektir”. Öğretmenin sınıfında yetiştireceği her bir fidan bu ülkeye yol su elektrik olarak geri dönecektir. Belki, eğitim uzun vadeli bir yatırımdır ama bir ülke için VAR OLMA nın teminatıdır.

            Siyasi partilerin pek çoğunun bu teminatın farkında olduklarına eminim ama uzun vadeli yatırım işlerine gelmiyor. Kendi saltanatları adına günü kurtaran yatırımlara yöneliyorlar. Umarım en kısa zamanda öğretmenlik mesleği ülke geleceği adına hem özlük hakları hem maaş olarak hak ettiği noktalara ulaşır.

 

4+4+4 eğitim sistemi ile ilgili sorunlar:

Süreç o kadar hızlı ilerledi ki daha ne olduğunu bakanlık bile anlayamadan, herkes kendini bir curcuna bir karmaşa içinde buluverdi. Temmuz ayının başlarındayız ve son duruma baktığınızda bu SÖZDE yeni sistem ile olumlu anlamda değişen pek bir şey yok. Yapılan değişikliklerle özetle; birinci sınıfa başlama yaşı düşürüldü ( ki büyük hata bence ).Yine birinci sınıfların ders sayısı azaltıldı. İkinci sınıftan itibaren İngilizce dersi getirildi ancak, henüz derse kimlerin gireceği belli değil. En önemlisi imam hatip okullarının orta kısmı açılması ve seçimlik derslerin getirilmesi oldu. Okulların ayrılması vs. hepsi komedi filmi tadında…

            Madem sadece imam hatip orta okullarını açmayı hedefliyordunuz bu kadar karmaşaya bu kadar mağduriyete bu kadar ekonomik kayba ne gerek vardı. Siyasi iktidar olarak böyle bir tercihiniz olabilir. İnsanlarımızda çocuklarını imam hatip orta okullarına göndermek isteyebilirler. Öyleyse yapılacak tek şey gerekli düzenlemeleri yaparak yasada sadece şuna benzer bir değişiklik yapılabilirdi. İsteyen veliler ilköğretim 5. sınıfı bitiren öğrencisini açılacak olan imam hatip orta okullarına gönderebilirlerdi. Bu kadar basit bir madde ile kopan bunca fırtına önlenmiş olabilir, iktidar ise emellerine ulaşmış olurdu. Yine birinci sınıfların ders saati ya da müfredat yükü azaltılabilir,  gerekli düzenlemeler sistemi değiştirmeden yapılabilirdi. Umarım bu değişikliklerle kobay olarak bir nesil daha yok olmaz…

 

Son söz:

Eğitimdeki sorunlarımız daha o kadar çok ki hepsine burada yer vermem mümkün değil. Karamsar ya da kabullenici bir insan olmamakla birlikte oldukça pozitif bir insanım. Sorunları doğru olarak ortaya koyarsak çözüme giden yolları da doğru tespit edebiliriz diye düşünüyorum. Umarım yıllar sonra bu yazının anti tezi olabilecek bir yazı daha kaleme alabilirim. Başlık bile hazır… “Eğitim ile dünya lideri olan TÜRKİYE”

 

 

        Murat GÜLER

Anadolu Eğitim Sendikası

Manisa İl Temsilcisi


banner182
Son Güncelleme: 10.07.2012 07:14
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
ferhat 4 yıl önce

guzel tespıtler.