banner374
15 Şubat 2013 Cuma 14:52
'Nabi Avcı'yı Nerelerden Biliriz!'
 Üstadımızdır Nabi Avcı… 
Türkçe’yi zirvede bir üsluba dönüştürmenin adıdır; yabancı dil bildiği halde, Eskişehir Maarif Koleji mezunu olmasına rağmen. Yabancı dil bilenler Türkçe’yi dört başı mamur kullanamaz. Üstadımız için böyle bir handikap yoktur. Her yerden haber verir; sanki evrensel teleskopumuz, dünyaya açılan gözümüzdür bizim.

New York’ta yayınlanan gazeteyi de okur, Çete fanzinini de
En cins yazarları, şairleri, kitapları ondan duyar; işaret ettiği her yerde yepyeni dünyalar bulursunuz. Tevarüs edilmemiş aristokrat zevklerin, ilgilerin, koleksiyonların sahibi. Kelebek koleksiyonu, kitaplarda gördüğümüz genel-geçer bir merak türüydü. Kurşun kalem koleksiyonu yapar, sadece kalem demeliydim aslında… Zamanın Musaları, kalem taşımalı, asa yerine… Bizim Musa’mız Nabi Avcı, bize kuru yollar açar. Şiddetli dalgalarda üzerinden rahat gidip gelebileceğimiz…

Hint mistiğinden de haberdardır, Sabilerden de. Guenon’u da bilir, Hallac-ı Mansur’u da. Alevi deyişlerinden Ece Ayhan’a bütün kültürümüz müktesebatı içindedir. Entelektüel dergilerin müdavimidir. New York’ta yayınlanan gazeteyi de okur, Çete fanzinini de. Fatih türbedarı Ahmed Amiş Efendi’yi de bilir, Eyüp Nişanca’daki Murad-ı Buharî tekkesini de. Bu nedenle entelektüeldir, ötekini bütün üstün yönleriyle bilir ve yanında yer alır. Ötekileştirenlerin rahatsız olmadığı belki de tek ‘öteki’dir.

Müstearı Nabi Avcı’dan daha meşhurdur
Bazen Enes Harman olur, bazen Molla Kasım. Müstearı Nabi Avcı’dan daha meşhurdur. Nabi Avcı’yı müstear yerine kullanır, mecbur kalmayınca açık etmez; bütün cedellere müstearını gönderir.
Koleksiyon yapmak, insana her nabza şerbet veren kalem bulmak sıkıntısı da yaşatmaz. Yazardır, akademisyendir. Her iktidarın gizli danışmanı, muhalefetin açık sözcüsüdür. Biz yakın arkadaş çevresiyle ilişki kurmakta zorlanırken o herkesle, her görüşten insanla/grupla rahat ilişki kurar. Eğer biz İslamcılara bir sosyete gerekseydi, bir numarada Nabi Avcı olurdu. Adını aldığı şair Nabî gibi, bizim çimdiğimiz yerde o balık adamlar gibi yüzer. Sanki Lordlar Kamarası’nda bir centilmen, Tunceli’de Alevi dedesi, camide bir Mehmet Akif, tekkede Niyazi Mısrî…

Dersini dinlemek, bulmaca çözmekten daha zevkli bir uğraş
Beyefendi, dinginlik abidesi. Taşranın en ücra kasabasında da dostu vardır, İstanbul’un en kaymak kesiminde de. Yer sofrasında rahattır; saray merasimlerinde de… Protokolün gizli yazarı, açık uygulayabilenidir.

Her görüş sahibine incitmeden öz fikirlerini söylemenin, bir İngiliz centilmenini hayran bırakacak kıvraklığına sahiptir. Hâzâ yetenektir. Çarşaf ve liberal yaklaşımlar zatında bir arada bulunabilir. Her grubun içinde, deryadaki balık gibidir. Bizim gibi derya içre deryayı bilmeyen mahilerden değildir. Bulunduğu her yerin hakkını verir.

Akademisyendir; derslerine giren öğrenciler kırk beş dakika “afedersiniz konumuz neydi” şaşkınlığına düşer; son on dakikada anlattıklarının hepsi yerli yerine oturur. Bizatihi pergel metaforu; Vahdet-i vücudun gerçeğidir. Evreni dolaşır, kitaplar onun dilinde daldan dala atlar; sonunda o bir tek cümle içinde anlamını bulur. Dersini dinlemek; bulmaca çözmekten, kelime oyunu oynamaktan, hafiye romanında katili bulmaktan daha zevkli bir uğraş haline gelir.

Lümpendir ancak en disiplinli memurdur
Halil Ürün’le de ilişki kurar, Yılmaz Büyükerşen’le de. Mürteciye, yobaza tahammül ede­me­yen­ler ondan sadır olan bütün şeriat söylemini itirazsız dinlerler. Sanki konuşmuyor, şiir okuyor; insan konuşan varlık olduğunu ona bakarak iftiharla ifade edebilir. “Konuşmak ancak böyle olabilir” der; kendinizi suskunluğa mahkum etseniz bir şey kaybetmezsiniz. Dil onunla anlam bulur; üslup hayatiyet… Bütün konuşma özürlüler ondan bir ders almak için görünmez kuyruklar oluşturur.

Aydın bağımsızlığını savunur, iktidarın en gizli yanındadır. Elini taşın altına sokmaz ancak iktidarımızın bütün imkânlarını lehimize kullanmanın üstadıdır. Bulunuşu iktidarın kazanımıdır; kendisinin değil. Vitrine konabilecek aydınımızdır. Lümpendir ancak en disiplinli memurdur.

Aristokrat zevkleri vardır; Fransız filtresiz Cigane’den, ehline malum Arnavutluk sigaralarına kadar duhan; yani ehl-i keyf kültürüne vakıftır. Sigaranın sohbette yerini ve entelektüelin dumanla imtihanını en iyi anlatacak odur.

Allah kimseyi onun hasmı/rakibi olmak konumuna düşürmesin
Kimseyi kıramaz; kendisine düşman kazanamaz. En öfkelendiğinde kullandığı sadece “Aşk olsun”dur. Sıkı rakiplerini bile tanımladığı bir daireye dâhil ederek dostluk halkasına katmayı başarabilir. Her düşmanı onun potansiyel dost adayıdır.

İcazetname alan talip gibi Eskişehir birinci sıradan milletvekili adayı olmak faciasına uğradı. İsterseniz trajedi deyin. Ancak trajedi için insanın babasını öldürmek zorunda kalması gerekir. Necip Fazıl gibi. Mezuniyet öğrencilikten zordur. Seni bilmediğin bir hayat yani bir imtihan bekliyordur. Diplomanın hakkını vermek, ihtisasın çevresinde bir şeyler yapmak zorunda kalırsın. Senden beklentiler vardır. Bu beklentileri bir kenara itemezsin. Artık yuvadan uçabileceğini ispatlamak gibi bir külfetle karşı karşıyasındır.

Seçim kampanyası bile düşmanlıkları ortadan kaldıran, çatışmayı işbölümüne dönüştüren bir süreç halinde sürdü. Seçim; muhtemeli gerçekleştiren bir tasdik işlemiydi. Ekseriyet oyuyla milletvekili oldu. Profesörlüğü, on yılların iktidar tecrübesi ve konuşma üstadı olması nedeniyle Ak Parti Hükümeti ondan iyi sözcü bulamazdı. Çünkü muhalefet ve rakip partiler itiraz edecek bir cümlesini bulmakta sıkıntı çekeceklerdi. Allah kimseyi onun hasmı/rakibi olmak konumuna düşürmesin; aleyhine bir cümle bulmak sıkıntısı çeker, “Neden ben?” sorularıyla depresyona düşerdi.

Bakanlık veremedik, amorti olsun
Bir kesime aittir ama bir cepheye değil. Bir iktidar yanlısıdır ancak yandaşı değil. Savaştadır ancak muharebede değil. Karakteri çatışmanın dışındadır. Sıcak sudan soğuk suya nagehanî geçme dikotomisi karşısında ılık bir ortamın kurucusudur.

Gün gelir, Milli Eğitim Komisyon Başkanı olur. “Bakanlık veremedik, amorti olsun” diye. Kimsenin haberi yoktur; sanki böyle bir Başkanlık yoktur; başdanışmanlıktan Meclise yumuşak bir geçiş ancak böyle tezahür edebilir.

Gün gelir; Ak Parti kesintisiz eğitimi değiştirip zamana yayılan bir eğitim kanun tasarısını yasalaştırmak ister. Tasarı komisyonda görüşülecek; her partinin teklif ve önerileri dinlenecek, itirazları karşılanıp ortak bir karara varılacak. Nabi Avcı bu işin zaten piridir; ilk on gün pirin bütün hüneri kariyerinden gelen krediyi kullanmakla geçer. Ancak rakipler, din ve dindar örtüsüne saldıran bir boğaya dönüşmüştür çoktan. Muhalefet bütün kurallara boş verir; çatışmadan galip çıkmanın ve fikriyatında haklı olmanın derdiyle bir direnişe geçer. Gözler öfkeden sımsıkı kapandığı için kimsenin Nabi Avcı’yı görme lüksü kalmamıştır. “Tonton yanaklı, beyaz bıyıklı, ak saçlı, dışarıdan bakıldığında insana güven veren…” diye nitelenmesine rağmen.

Gecikmenin âlemi yoktur; kaçış ve oyalamanın da. Ne pahasına olursa olsun, süreç belirlenen zamanda bitmek zorundadır. Bu muhkem karar; Nabi Avcı’yı nihayet tarafını seçmek zorunda bırakmıştır.  Tarafını seçmek neyse de gömülü baltalar da ellerdedir. Kavgada kan eksik olmaz. Nabi Avcı’nın bu kavgadan yarasız beresiz çıkma ihtimali zordur artık. Karşı taraf bütün eylemselliğine rağmen son-uca gidildiğini görünce lojistik her çareye başvurmuştur. İzolabant tankı da lojistik silahlar arasına girmiş ve Nabi Avcı toprakları bununla top ateşine tutulmuştur. Allah’tan bütün bir parti grubu zaten teyakkuzda ve Nabi Avcı çevresinde etten duvar halindedir.

Seni öldürmeyen bütün saldırılar, seni kuvvetlendirir
“İktidarın, o cephenin adamı” tabir edilerek bütün öfkenin yöneldiği Nabi Avcı tek başınadır. Artık tercih vardır; idare etme imkânı kalmamıştır. İletişim felsefesi ve sosyolojisi işlevini kaybetmiştir. İlişkiler uzmanı Nabi Avcı bizden olmanın bedelini fiilî ve sözlü saldırılara muhatap olmakla ödemek zorunda olduğu bir kavşağa varıp dayanmıştır. Beş santimlik bir ıskalama ile Allah onu esirgemiş; milletine bağışlamıştır. Bizim dualarımız onun çevresindeki etten duvardan daha çok elverişli bir hâle örmüş ve yaralanmasını önlediği gibi öngörülmez sonuçlara vesile olmuştur.

Bu nedenle Nabi Avcı’ya geçmiş olsun deriz. Geçmiş olsun ve biz bir tarafın yaralı ve kavruk çocukları, ötekiler olarak; aramıza hoş geldin! Şerefler verdin! Üzülme; geçer bugünler. Yaralar iyileşir.

Bizim bir ömür yaşadığımız trajediye siz yeni şahit oldunuz. Hasmını yaralı bırakmayacaksın, demiş eskiler. Seni öldürmeyen bütün saldırılar, seni kuvvetlendirir. En büyük trajedimiz; insan hasmı/rakibi/düşmanı kadardır. Bizim nasibimize büyük düşmanlar; sana CHP düştü, Muharrem İnce düştü. Buna üzülsen de senin bir kusurun/suçun yoktur; kaderin bir cilvesi deyip çıkacağız işin içinden.
 
Mustafa Everdi

Dünyabizim.com



banner182
Son Güncelleme: 15.02.2013 14:52
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Glbay 4 yıl önce

nabi avcı böyle biriyse eğer,böyle bir insanın ve akademisyenin ne işi var siyasetle ve ak partiyle?