banner374
08 Mart 2013 Cuma 08:25
“Nabi Hoca” da Öğretmenleri Kurtaramaz!
 “Bana hocam” deyin; “Nabi hoca” deyin dediği haberlere konu olan üniversite kökenli Nabi Avcı, Milli Eğitim Bakanı olarak atanmadan günler öncesi internet sitelerinde dönüp duran anketlere verilen oylar sonucunda, öğretmenlerin nasıl bir bakan istediği netleşmişti. Anket sorularına verilen oylara göre, büyük bir çoğunluk tercihini yapmıştı: Öğretmenlik yapmış, öğretmen kökenli, bir bakan. 
 
Anket soruları arasında tercihte bulunurken, oy veren öğretmenlerin büyük bir bölümü, öğretmen kökenli bir bakanının kendilerini daha iyi anlayabileceğini, içerisinde bulundukları açmazlardan onları kurtarabileceğini, dahası yaşadıkları sorunlara yabancı olmadığı için gerçekliğe uygun çözümler üretebileceğini düşünmüş olmalılar. (Ne büyük bir yanılsama! Kendi gücünün farkında olmayan ve kurtarıcı arayanların aczinin dışavurumu!) Oysa her öğretmen bilmeli ki; kurtarılanlar, en iyi ihtimalle, her daim kurtarıcıların ayaklarının dibine yaraşır.
 
Oy verenlerin çoğunluğu ne düşünmüş, hangi saiklerle tercihini öğretmen kökenli bir bakandan yana yapmış, olursa olsunlar, bu tercihte unutulan bir hakikat var: Düşünülen ile gerçeklik, birbirine uymaz; çünkü ne düşünce gerçekliğin aynıdır, ne de gerçeklik düşünülenin. 
 
Keza “öğretmen kökenli bakan”la sorunların kolayca çözüleceği beklentisi ya da algısı da sorunlu. Ancak bu sorunlu algının ardında, söz konusu beklentiden de beter, yanılsamalı bir anlayış ve kavrayış yatmakta: Kendi örgütlü gücü ve mücadelesiyle kazanılmış haklar temelinde sorunların çözümü bilinci değil, aksine bakanın öğretmen kökenli olmasına istinaden bir lütuf, bir ayrıcalık arzusu.
 
Bu ise, büyük bir yanlıştır. Hele hele, öğretmen camiasında sağcısından solcusuna, sendikalısından sendikasızına neredeyse herkesin diline, “itibarsızlaşma / itibarsızlaştırılma” sözü pelesenk olmuşken… Böylesi bir ayrıcalık ya da lütuf beklentisi, arzusu öğretmene yakışmaz. Çünkü her öğretmen bilmeli ki, lütufla, ayrıcalıkla sağlandığı sanılan itibar, bir bakmışsınız ki bir sabah elinden uçup gidivermiş; verilen ayrıcalıklar verenlerce ansızın alınıvermiş. Tıpkı; yıllar önce Cumhuriyet’in ilk kuruluş yıllarında verilenlerin, o dönemde bahşedilen ‘itibar’ın, yine değişen koşullara bağlı olarak, sonraki yıllarda adım adım ortadan kaldırılıvermesi gibi…
 
Bundan dolayıdır ki, “şu” diye gösterilen öğretmen(ler)e yakışan, haklarının bilincinde olan, örgütlü bir biçimde onları kullanan ve koruyan, içerisinde yaşadığı değişen koşulların gerekleri doğrultusunda yeni haklar kazanan bireyler olmaktır. Toplum içerisindeki saygınlığını, birilerince verilen ayrıcalıklar ya da lütuflarla değil, örgütlü gücü temelinde mücadele ederek elde ettiği haklar, ilkeli tavrı ve kararlı duruşuyla kazanmaktır.
 
Öğretmenlerin sorunlarını çözecek, onları yaşadıkları açmazlardan kurtaracak olan bir bakanın kökeninin ne olup olmadığı değildir. Aksine sorunlarını ve taleplerini, güçlü ve örgütlü bir biçimde, dayanışma içinde ortaya koyma iradesine sahip öğretmenlerdir. (Elbette bunun için, üye aidatlarını işvereninin elinden alan sandukalaşan kuruluşlara değil, kelimenin gerçek anlamında sendikalara sahip olmak gerekir.)  
 
Kendi aralarındaki dayanışma bilinci aşınmaktan da öte kaybolmaya başlamış, hatta birbirlerinin ardından, tabiri caizse “kuyularını kazan”; sistem için gerçek işlevlerinin farkına varamadıkları, bunu bir türlü kavrayamadıkları için, gereksiz bir hüsnü kuruntuyla, eski itibarlarının olmadığından / itibarsızlaştırıldıklarından yakınan öğretmenler topluluğunun var olduğu koşullarda, hiç kimse, bakanın mesleki kökenine bakarak sorunlarının çözümünü beklemesin. Hatta geçmiş kazanımlarının, özlük haklarının bile aynı kalmasını da… 
 
Çünkü öğretmenler, mevcut hallerini sürdürdükleri ve bu koşulları değiştirme iradesi ve kararlılığını göstermedikleri sürece, yakın bir gelecekte “itibarsızlaştırılma”dan söz ettikleri bugünleri bile mumla arayacaklardır. Hele hele, üye aidatını, üyesinin gözünün içine bakarak üyesinin elinden almayıp da işverenin elinden alan sendikaları ve yöneticilerini değiştirmeyi ya da bir kenara koymayı başaramadıkları sürece, o günler çok daha hızla belirecektir ufukta. Galiba kaçınılmaz mukadderat da budur. 
Çünkü, öğretmenin sırra kadem bastığı, memurlaşan/memurlaştırılan öğretmenin ise hükmünün meri olduğu günümüzde, bunun aksini düşünmek ve umut etmek için fazlaca bir neden yok ortada… Umarım yanılırım ve memurluk cenderesini yarıp, sistemin memurlaştırma politikalarını bir kenara iterek, silkinir ve geri döner öğretmen.
 
ATALAY GİRGİN
banner182
Son Güncelleme: 08.03.2013 08:25
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
eş özrü istiyoruz 4 yıl önce

bu bir mecburiyet uvamızın dağılmaması ıcın cırpınan annelerın babaların cocukların ortada kalmaması için olması gereken bır mecburiyettir. 30 eylül eş özründe baz alınsın yuvalarımız ayrılmasın dağılmasın

Avatar
nabi abimiz bebekleri sever 4 yıl önce

ne olur bızım de bebeğimiz var eş özrü haktır 30 eylülü baz alın eylülde başlatıldık bebeğime kavuşmak ıstıyorummmmmmmmmmmmmmm