banner374
24 Kasım 2012 Cumartesi 11:30
ÖĞRETMENİN ÖNCE İTİBARI İADE EDİLSİN SONRA KUTLAMAYA GEÇİLSİN

Bilindiği üzere Atatürk'e Millet Mektepleri Başöğretmenliğinin verildiği 24 Kasım günü 1981 yılından itibaren öğretmenler günü olarak kutlanmaktadır.

Zaten 30 yılı aşkın süreden beri öğretmenler günü olarak kutlanan her 24 Kasım gününün hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı açısından eğitimin ve eğitimcilerin sorunlarına çözüm üretmekten ziyade nakarat gibi öğretmenlerin kutsandığı, adına göstermelik methiyelerin düzüldüğü, tabir caizse 23 Nisan çocuğu muamelesine tabi tutulduğu zevahiri kurtarma; öğretmenler açısından ise, sorunlarının çözümü yolunda dilek ve şikâyetlerinin dile getirildiği sonunda beklentilerinin boşa çıkarıldığı bir ağlama günü olmaktan öteye gitmediği görülmüştür.

Eşit işe eşit ücret gereği kamu çalışanları arasında aynı unvana sahip çalışanların aynı maaşı almalarını öngören 666 sayılı KHK'nin uygulanmasında muadili yok gerekçesiyle Ek Ödeme kapsam alanı dışında tutulan öğretmenlere 2012 Yılı Toplu Sözleşme masasında da EK Ödeme haklarının verilmemesi sebebiyle Eğitim-Bir- Sen tarafından Haziran 2012 de yapılan 23.Başkanlar Kurulunda ‘öğretmenlerin Ek Ödeme mağduriyeti giderilmediği, öğretmenlik mesleğinin ekonomik ve mesleki itibarını düzeltecek adımlar atılmadığı' için haklı bir gerekçeyle 24 Kasım Öğretmenler Gününün kutlanmaması kararı alınmıştır.

Bilindiği üzere cumhuriyet tarihinden itibaren eğitimin kök sorunlarının çözümünde eğitimcilerin ve eğitim yöneticilerinin görüşlerine itibar edilmemiştir. Eğitimin sorunları ile eğitimcinin sorunları ayrı ayrı ele alınmış, ‘Eğitim eğitimcilere bırakılmayacak kadar önemlidir' tezinden hareketle eğitim reformu çalışmalarında ve eğitimin sorunlarının çözümünde eğitim ve öğretimin en önemli öğelerinden biri olan eğitimciler ve eğitim yöneticileri dışlanır hale gelmiştir.

 

Eğitime ilişkin en temel konular olan müfredatın belirlenmesi ve yenilenmesinde, kitapların seçiminde, okul fonlarının kullanılmasında, öğrencilerin sınıf tekrarı yapıp yapmayacağı konularında, öğrenci devamsızlıkları ve disiplin kurallarının alınması gibi eğitimi, öğretimi ve yönetimi ilgilendiren pek çok konuda eğitimcilerin görüşleri itibar görmemiştir.

Aslında Öğretmen sorunları deyince hem öğretmenlik mesleğinin sorunları hem de bu meslek mensuplarının özlük, idari, sosyal ve ekonomik sorunları anlaşılmalıdır. Çünkü öğretmenin sorunları ile eğitimin niteliği arasında doğrudan bir ilişki vardır. Geçmişten günümüze öğretmen sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin çözüme ortak olma adına pek çok araştırma yapılmasına rağmen bu sorunlar ve çözüm önerileri yetkili merciiler tarafından sürekli ıskalanmış ve halının altına süpürülmüştür.

Bırakın farklı iktidarların Milli Eğitim bakanlarını aynı iktidara mensup her yeni bakan bir önceki bakanın uygulamalarını ortadan kaldıracak, izini silecek icraatlara kalkışmıştır. Onun için eğitimimiz ya siyasete, ya vesayete, ya devlet ideolojisine ya da ve kişisel egolara sürekli kurban edilmiştir.

Ülkenin geleceğini inşa eden eğitimin en önemli unsuru öğretmenlerin fedakârlıkları görmezlikten gelinmiştir. Yürüttükleri kutsal mesleğinin maddi karşılığının ödenmemesinin yanında manevi karşılığı olan saygı bile neredeyse kendilerinden esirgenerek sürekli azarlanma yolu seçilmiştir.

Yaz tatilleri kendilerine çok görülmüş, kiminin alıp, kiminin alamadığı ek ders ücretini sanki her öğretmen almış gibi takdim edilerek ek ödeme taleplerine karşılık ‘ek ders neyinize yetmiyor' karşılığı verilmiştir.
Okullara yeterli temizlik, araç-gereç ve donanım ihtiyaçlarını giderecek ödenek gönderilmediği, hizmetli, memur, güvenlikçi gibi personel verilmediği ve bu hizmetlerin okul aile birliği hesaplarından karşılandığı bilindiği halde halka şirin görünme adına hiçbir şikâyet olmadığı halde öğrenci kayıtları esnasında okul aile birliklerine yapılan gönüllü bağışlar sebebiyle okul yöneticilerinin tamamı potansiyel suçlu gösterilmek suretiyle cezalandırma yoluna gidilmiştir.

Yine öğrenci kayıtları ve öğrenci nakilleri konusunda gönderilen genelge akabinde okullara eğitim denetmenleri gönderilerek yöneticilerin cezalandırılması için adeta fırsat kollanırken, okul yöneticileri diğer okul yöneticileri ve öğretmenler hakkında muhakkik tayin edilmek suretiyle eğitimciler aralarında husumetin oluşmasına sebebiyet verilmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kurulan ‘Alo 147' hattıyla öğretmenlerin adeta şikâyete edilmesi teşvik edilmiştir. Bu şikâyet hattı sebebiyle sorunlu öğrenciler ve veliler öğretmen ve okul yöneticilerinden intikam alma yolunu kolayca bulabilmiştir.

Öğretmenlerin sınav sorularını ve cevap anahtarlarını evde hazırladığı, sınav kâğıtlarının değerlendirmesini ve ders hazırlıklarını evde yaptığı, proje ve performans ödevlerini ders dışında değerlendirdiği ve sınav sonuçlarını e-okula sistemine ders dışında girdiği, öğrencilerine ve velilere danışmanlık görevi sunduğu ve öğretmen işini evine taşıyan tek meslek sahibi olduğu bilindiği halde yaptığı fedakârlıklar görmezlikten gelinerek rencide edilmiş ve motivasyonları bozulmuştur.

Ek ödemeden mahrum bırakılarak kamuda en az maaş alan çalışan konumuna düşürülen eğitim emekçileri ek ödeme verilmediği ve ek ödemeleri emekliliğe yansıtılmadığı, emekli olduğunda çalışmayan eşinin aile yardımı kesildiği için emekli olmaktan çekinir hale getirilmiş, emekli öğretmenler hali ise adeta sefalete mahkûm edilmiştir.

18. Milli Eğitim şurasında alınan kararlara rağmen yıllardan beri ek ders ücretlerindeki komik durum günümüzün ekonomik şartlarına göre düzenlenmemiştir.

Okul yöneticilerinin 6 saat zorunlu derse girmelerinin eğitim ve yönetim açısından sakıncaları ortada olduğu halde eskiden olduğu gibi ‘6 saate kadar derse girebilir' şeklinde bir düzenlemeye gidilmemiştir.

İnançları doğrultusunda başlarını örtmek isteyen bayan öğretmen ve memurların başörtü sorunları çözülmemiştir.

Hala 250 binden fazla öğretmen adayı bir an önce görev almak için kadro beklerken Türkiye'de zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasıyla birlikte doğan toplam 100 bine yakın öğretmen ihtiyacının giderilmesi yönünde bir adım atılmamıştır.

Özendiğimiz ve içinde yer almak için büyük gayret gösterdiğimiz Batı ve OECD ülkelerinde öğretmenler kamuda en primli ve geliri en yüksek meslek grupları arasına dâhil olduğu halde ülkemizde öğretmenler aldığı maaş bakımından OECD ortalamasının altında riskli meslekler grubunda yer almaktadır.

Yine ülkemizde eğitim emekçileri OECD ülkeleri içinde okuttukları sınıf başına düşen öğrenci sayısı bakımından en yüksek, sınıfları okuturken çalışma saati açısından en fazla aldığı maaş bakımından ise en düşük maaş alan eğitimci konumundadır.

Eğitim emekçileri içinde bulunduğu ekonomik şartlar sebebiyle (eşi çalışmayan öğretmenler) günlük bir gazete alma, mesleği ile ilgili yayınları takip etme, evinde internet hizmetlerinden yararlanma, tatile gitme, sinema ve tiyatro seyretme gibi sosyal ve ekonomik imkânlardan mahrum bırakılmıştır. Sürekli mesleki açıdan kendisini yenilemesi gereken öğretmen ne yazık ki ek iş imkânları aramak suretiyle asli görevini aksatması için zemin hazırlanmıştır.

Bütün bu zorluklar içinde aldığı maaş ve ücreti hesaba katmadan ömrünü öğrencilerine ve öğretmenlerine adayarak, fedakârca görevini yapmaya çalışan öğretmenin bırakın takdir edilmesini son yıllarda yapılan göstermelik iltifatlar bile hasret bırakılmıştır.

Sorunlarının çözümü, ihtiyaçlarının giderilmesi yönündeki talepleri dikkate alınmadığı gibi bizzat kendi bakanları tarafından alenen aşağılanan, horlanan tavır ve hareketler sebebiyle toplum nazarında öğretmenlik mesleği cazibesini yitiren meslek gruplarından biri haline getirilmiştir. Bu yüzdendir ki ekonomik gücünü kaybeden öğretmen, ekonomik gücüyle birlikte aynı zamanda itibarını da kaybetmiştir.

 

Peygamberlik mesleğini omuzlarında taşıyan, dün kendisine bir harf öğrettiği için köle olunacak kadar kıymeti bilinen öğretmen bu gün veliler tarafından yapılan hakaretler, öğrencileri tarafından darp ve yaramalar ile dövülür, sövülür ve aşağılanır hale gelmiştir.

 

Geldiğimiz şu noktada sosyal ve ekonomik sıkıntısının varlığı herkesçe bilinen bir gerçek olmasına rağmen, öğretmen ekonomik açıdan kaybettiklerinin değil, kaybettiği itibarının iadesi için mücadele vermektedir.

 

 

 

 

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız sebeplerden dolayı 30 yıldır kutlanan 24 Kasım öğretmenler günü çalışma, sosyal ve ekonomik açıdan eğitim emekçilerinin hayatlarında hiçbir olumlu iz bırakmadığı için bu günü kutlamaya değer bir gün olarak görmüyoruz.

 

Hem kamu çalışanlarına yapılan ekonomik iyileştirmelerde unutulmaları hem de sürekli hırpalanmaları sebebiyle sosyal açıdan moralsiz, ekonomik açıdan yetersiz olan eğitim emekçilerine değer vermeyen bir hükümetin ve Milli Eğitim Bakanlığının karşısında öğretmenler gününü kutlamanın gereksiz olduğunu düşünüyoruz. Özellikle Milli Eğitim Bakanının öğretmenlerin yüzüne söyleyemediği iltifatı afişlerde yazılı olarak takdim etmesini samimi bulmuyorum.

 

Öğretmenler gününün değil öğretmenlerin ömründe geçen her günün kutlanmaya değer olmasını temenni ediyorum.

 

[email protected]


banner182
Son Güncelleme: 24.11.2012 11:30
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol