banner374
24 Haziran 2012 Pazar 15:53
Tam Gün Eğitim Talebinde Velilere Kızmayın!
İstedikleri tek şey çocuklarını daha iyi okullarda, daha uygun koşullarda ve gün boyu eğitim alabilecekleri bir ortamda okutmak. Bundan daha ulvi nasıl bir amaç olabilir ki. Devleti yönetenlerin hedefi de zaten bu değil mi?
Peki, o halde İstanbul’da neden tam gün eğitim yapan çok sayıda okul yok?

Daha da önemlisi, 2 bin 500’e yakın ilköğretim okulundan sadece 19’u bu özelliğe sahipken ve sayıları artırılacağına, olanlar da neden kapatıldı?..

Birileri, 4+4+4’ü sabote etmek için elinden geleni yapıyor. İşte alın size çok önemli bir neden daha.

Şimdi on binlerce veli daha sırf bu yüzden 4+4+4’e karşı çıkmaya başladı. Çünkü, çocuklarının ortada kalmalarının gerekçesi olarak 4+4+4 gösteriliyor...

Buna da hiç kimsenin hakkı olmamalı.


Bakan Dinçer ve özellikle de iktidar, zorunlu temel eğitimi 12 yıla çıkarttığı için alkışlanması gerekirken, neden sürekli olarak eleştiriliyor?

MEB, bu konuda çuvaldızı öncelikle kendine batırmalıdır!..


Böyle mantık olur mu?
Bakan Dinçer, artık ne yapsa öğretmenlere yaranamıyor. Kendisinden kaynaklanmayan sorunların muhatabı olarak da hep kendisi gösteriliyor. Niye mi? İsterseniz gelin önce şu maile bir göz atalım:
“Ömer Dinçer, aile bütünlüğümüze, göz dikti!!!

1 Haziran’da öğretmen olarak atanmamıza rağmen, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 5 Eylül’de göreve başlatıldık.


Şimdi, aynı bakanlık, kendi hatasını bilmezmiş gibi, eş tayini başvuruları için 31 Ağustos tarihini baz almak istemekte ve il emrine atanma hakkımızı elimizden almaktadır! Bu haksızlığa dur demek için 30 Haziran da saat 12’ de Ankara’da Sıhhiye Abdi İpekçi Parkı’nda eylem yapacağız. Vicdanı olan herkesten eylemimize destek bekliyoruz!!!”


Tıpkı velileri olduğu gibi öğretmenleri sokağa döken bu oluşumlar, üzerinde yeterince düşünülmeden alınan kararlardan kaynaklanıyor.


Öğretmenlerin özlük haklarında, ille bir tarih esas alınacaksa, bu atandıkları tarih olmalıydı. On binlerce öğretmen geçen yıl haziranda atandı ama Maliye daha az maaş vermek için göreve başlamalarını sarkıttı. Yani hem geçen yıl mağdur ettiler hem de bu yıl eş durumu tayini konusunda mağduriyet yaşatıyorlar.

Oysa ortada, parçalanmış ailelerin birleştirilmesi gibi anayasal bir zorunluluğun ötesinde insani bir durum söz konusu.

Eğer bir şey yapmak istemezseniz, bin tane gerekçe bulursunuz. Ama keşke, kafamızı olmazlar üzerine değil de, olurlar üzerine  çalıştırmaya başlasak, işte o zaman bu sorunların pek çoğu, veliler, öğrenciler, öğretmenler sokağa dökülmeden de çözülebilir...


Özetin özeti: Bakan Dinçer, bir daha, hiçbir şekilde delinmeyecek kesin kurallar oluşturmaya çalışıyor. Bu çabasını, sonuna kadar destekliyoruz. Ama dış etkenler o kadar fazla ki, umarız sonunda üzülen o olmaz...



Halide Edip Hiç Böyle Yorumlanmadı


Hani su gibi okunan kitaplar vardır. Halide Edib’le ilgili yazılanlar da işte tam öyle. Başladı mı bitiriyorsunuz. Sanıyorum önceki yıldı İpek Çalışlar’ın Halide Edib’ini bir solukta okumuştum. Bu kez yine tatil modunda Muzaffer Öztekin’in Halide Edib’ini okuyorum. Ama bu kez, çok farklı bir bakış açısıyla ele alınmış.
Çalışlar’ınki hayranlık uyandırıyordu, Öztekin’inki ise tam anlamıyla kafa karıştırıyor.

Halide Edib’i yerden yere vuruyor diyen de çıkabilir bel altından vuruyor diyen de.

Üzerinde uzun süre çalışılmış. Belgelere ve tespitlere dayalı. Daha çok da Halide Edib’e yine Halide Edib’le vurulmuş.

Farklı dönemlerde kaleme aldığı yazılar arasındaki çelişkiler, yorum farklılıkları, anekdotlar ve en önemlisi de yaşamı, biraz da ağıra kaçan bir şekilde didiklenmiş.


Peki böylesi bir kitap yazılmamalı mıydı? Kesinlik hayır. Ama eminim ki şimdi bu kitaba karşı, yeni bir Halide Edib kitabı daha yayımlanacaktır...


Kitabı okudukça, bizim gibi hemen her gün yazı yazanların tutarlılığının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görebiliyorsunuz.


Günün birinde, birisi ortaya çıkıp, tüm yazılarınızı didikleyip, 30 yıl önce bunu bunu demiştin, bak şimdi ne diyorsun diyerek aradaki çelişkileri ortaya koyabiliyor.


Halide Edib’in hayatı bir çelişkiler yumağı mıydı yoksa günün koşullarına göre söylenen beyaz “yalanlar”, fazla mı abartılıyor?


Gerçekten de enteresan tespitler ve herkesin kendi adına çıkarabileceği dersler var. Üstelik kolay da okunuyor. Ama öncesinde eğer hâlâ okumadıysanız Çalışlar’ın kitabını da okumakta yarar var...


Abbas Güçlü
Milliyet


banner182
Son Güncelleme: 24.06.2012 15:53
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol