banner374
24 Mart 2014 Pazartesi 08:06
TEFTİŞ Mİ, TAHKİK Mİ, MAARİF Mİ?
Bilindiği üzere Türk Kamu Yönetiminin örgütlenme şekli merkezi modele göre şekillenmiştir. Geleneksel olarak nitelenen kamu yönetiminin temeli Weberyan bürokrasidir. Bu yapıdaki sistemler, katı sınır ve kurala dayalı, merkezi yapılanma ve dar bir görüş açısına sahip örgütlenme türüne işaret etmektedir. Çağın geldiği noktada, katı bürokratik yönetim modellerinin fonksiyon icra etmediği görüldüğünden yeni yönetim modelleri tartışılmaya başlanmıştır. Sivilleşme, demokrasi, yerinden yönetim, özerk yönetim, katılımcılık, yönetişim, vb. kavramların pratik  bulabildiği farklı yönetim modelleri özellikle kıta Avrupası ve Anglosakson ülkelerinde uygulanmaktadır.
AB süreciyle birlikte ülkemizde, özellikle 2004 yılından itibaren yürürlükte olan kamu yönetim modeli tartışılmaya açıldı ve AB’ ye entegrasyon sürecinde müşterek kararlaruygulamaya konuldu. Kamu reform çalışmaları genel olarak ifade edilecek olursa, toplumun taleplerine karşı daha duyarlı, katılımcılığa önem veren, hedef ve önceliklerini netleştirmiş, hesap veren, şeffaf, daha küçük ancak daha etkin bir kamu talebi olarak özetlenebilir. Kamu kurum ve kuruluşlarının üretimden çekilmesi, düzenleyici işlevinin güçlendirilmesi, özel sektör ve toplum ile paydaşlık ilişkisi geliştirmesi öngörülmüştür.Özellikle 2004 ten sonra bu süreç ivme kazanmış, ancak yönetimdeki yapısal değişimlerinin “ağır vasıta” manevrasına benzemesi nedeniyle istenilen noktaya gelinememiştir.
Yapısal değişimlerin seyir yönü, bahsedilen gerçeklere doğru, pozitif bir  seyir izler . En azından hedef ve uygulamaların bu yönde gerçekleşmesi istenir. Eski sistemler, “yeni” nin; yeni gerçeklerin  ihtiyaçlarına  cevap veremediği, problemlere çözüm üretemediği için yenilenme  ihtiyacı duyarlar. Eskinin çözüm üretemediği örgütsel model ile dönüşülmek istenilen örgütsel model çok iyi analiz edilmesi gerekir ki doğru kararlar ve yapısal dönüşümler olabilsin. İsabetsiz tespit ve öneriler,  zaman  kaybına neden olmasını yanında, “gelen gideni aratır” deyimine mazhar olmak gibi bir gerçeklikle karşılaşmak kaçınılmaz olur. Yeniden yapılandırılmak istenen kurum, kar amaçlı bir işletme ya da insanı kısmen ilgilendiren bir kamusal örgütlenme olması durumunda öngörülemeyen sorunlar ve yapılan hatalar tolere edilebilir. Ancak, dönüştürülecek örgüt eğitim sistemi ise, bu noktada çok uzun düşünüp, zor karar vermek gerekir. Ve bu düşünme süreci, tüm ön yargı, duygusal takıntılardan ve anlık reaksiyonlar üzerine olmayıp, sadece ve sadece sistemin gereği(doğru örgütlenme, çalışma barışı ve motivasyon) ve eğitimin doğruları üzerine olmalı. Aksi durum zaten “değer” kaybına uğrayan nesillerin sadece çöküşüne katkı sağlar.
Yapısal dönüşümün “denetim” ayağı bağlamındaki gelişmeleri analiz edersek:
1- Milli Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısını 28/02/2014 günü genel kurulda onaylandı. Genel kurulda onaylanan 6528 Nolu yasa 14/03/2014 günü resmi gazetede onaylanarak yürürlüğe girdi. Bu duruma göre daha önceden 652 Sayılı yasa ile yapılan düzenlemede, danışma ve denetim birimi olan Teftiş Kurulu, hizmet birimine dönüşerek rehberlik ve denetim başkanlığına dönüştürüldü. 6528 Nolu KHK ile illerdeki Eğitim denetmenleri ile Bakanlık birimine bağlı Eğitim denetçileri birleştirilerek, Maarif Müfettişliğine dönüştürüldü. Yani bakanlığımızın denetim alt sistemi nihayet “yerelde” birleştirildi.
2-Halen yürürlükte olan ve genel sistemin(merkezi örgütlenme) çatısını oluşturan 3046 nolu Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanunun 12. Maddesine göre; “Bakanlıkların Bakanlık merkez teşkilatında  ihtiyaca  göre aşağıdaki danışma ve denetim birimleri kurulabilir.” Hükmünün altıda teftiş kurullarından bahsedilmiş. 23. Maddesinde Tetiş Kurulu başkanlığı’ nın görevleri ve örgütsel pozisyonu belirtilmiş. 16/g maddesinde “Danışma, denetim ve yardımcı birimler, özellik gösteren bakanlıklarca personel birimi hariç, genel müdürlük şeklinde teşkilatlandırılamazlar.” Hükmü getirilmiş. 33. Maddesinde: “Bakanlık bağlı ve ilgili kuruluşlarındaki danışma, denetim ve yardımcı birimlerinin görevleri bakanlık merkez teşkilatındaki benzer birimlerin görevleri esas alınarak kanunla düzenlenir” şeklinde düzenlenmiştir.
14/03/2014 günü resmi gazetede yürürlüğe yayınlanıp yasalaşan 6528 Nolu KHK, denetim ve bazı hususları Yönetmelikle düzenleneceğini ifade etmiş; Maarif Müfettişlerinin bu haliyle hem merkeze hem de taşra birimlerine bağlı olacağı belirtilmiştir. Soru şu:
-Sistemin genel omurgasını düzenleyen yasal metinlere göre teftiş birimleri merkezi olması bir gereklilik olarak halen dururken; teftiş birimini yerelde birleştirmek sistem açısından bir çelişki olmaz mı?
-Çağdaş anlamda “Adem’i Merkeziyetçi” bir yapı oluşmadan(özel/özerk) teftişi yerelde birleştirmek sistem açısından sıkıntılar doğurmaz mı?
3-Genel Kamu Yönetimi içerisinde Eğitim Yönetiminin faklı yanları vardır. Eğitim zor bir süreçtir. Belki dünyanın en zoru işi, amaçlanan biçimiyle eğitimli insanı inşa edebilmektir. Bundan dolayıdır ki eğitim işini üstlenen paydaşların, başta öğretmenlerin, yöneticilerin ve müfettişlerin hata yapmadaki referans aralığı düşük olmalıdır. Bu alanla ilgili olarak yapılan tüm düzenlemeler, informal (moral motivasyon, liderlik, iletişim, heyecan, tükenmişlik vs.) yönü de düşünülerek yapılması gerekir. Teftiş ile ilgili yeni yönetmelik düzenlemesinde öğretmenin dersine girilmemesi gerektiği ile ilgili bir düzenlemenin olduğu bilinmektedir. Bu haliyle öğretmenin dersine girilmesinin ve uygulanan öğretmen değerlendirme yöntem ve kullanılan ölçeğin bir anlam ifade etmediğini yıllardır söyleyen biri olarak diyorum ki:
Yönetmelik düzenlemesinde ders teftişinin “tümüyle” kaldırılması işi isabetli bir karar değildir. Hangi bilimsel gerekçeye dayanılarak yapıldığını bilemiyorum. Kaldırılması gereken kısım, rutinleşen ve kısmi  zamana mahkûm edilen ve daha çok biçimselliğe dayanan teftiş uygulamalarıdır. Bu işin, teknik bir konu olması nedeniyle, görevli kişinin de teknik donanımda olması gerekir. Bu konuda atanan müdürlerin “personel değerlendirme” alanlarında formasyon sahibi olmaları gerekir.
Bunun dışında denetim birimleri esasında, yönetim süreçlerinin değerlendirme ayağını oluşturur. Değerlendirme(denetim) süreci işlemeyen bir sistem, ne yaptığı, nasıl yaptığı, yaptığı şeyin ne olduğu ve vardığı yerin neresi olduğuna karar veremez. Denetim süreci iyi işleyemeyen sistemler yollarına devam edemezler.
Personel(öğretmen, yönetici, müfettiş) yeterliklerindeki zayıf alanlar ile kurumsal yapı ve misyon birbiriyle karıştırılmamalı.
4-Asıl tartışılması gereken hususların başında ise, müfettişlerin ne iş yapacağı, nasıl yapacağı; kısaca müfettişlerin temel misyonunun ne olacağı meselesidir.
Eğitim sistemi içerisinde görev yapan müfettişlerin görev alanları: rehberlik, iş başında yetiştirme, teftiş, değerlendirme, inceleme, araştırma ve soruşturmadır. Bu görevler içerisinde inceleme, soruşturma(tahkikat) alanları ile diğer alanlar arasında nitelik olarak paralellik arz etmeyen, yapılan işin psikolojisine uymayan yönleri mevcuttur. Modern eğitim bilimlerinde eğitim müfettişine lider/öncü roller yüklenmiştir. Müfettişin öncü rolü, rehberlik ve iş başında yetiştirme ve araştırma ağırlıklı alanları kapsar. Göreve yeni başlayan öğretmenlere ve eğitimle ilgili yeni uygulamalar ve hizmetiçi faaliyetlerde müfettişin rehberlik rolü devreye girmelidir. Eğitim liderliği rolü ile, memurun suçu üzerinde tahkikatı yürüten sorgu hakimi(savcı) rolü arasında çelişkiler bulunmaktadır. Hatta İllerde valiler yasanın onlara tanıdığı yetki gereğince müfettişlere her türlü soruşturma işinde görevlendirmektedirler. Maarif, eğitim, rehberlik, gibi insana dönük alanlarla, soruşturma, inceleme gibi suç ve cezaya dönük alanlar birbiriyle çelişen alanlardır. Adli ve idari suçlarla ve bu suçların tahkikatı ile ilgili farklı birimlerin ve uzmanların kadrolanması bir çözüm olarak gündeme gelebilir. Soruşturma işini yürüten maarif müfettişi, eğitim alanıyla ilgili yeterliğini(eğitim/öğretim, duyarlık, adalet, vicdan vs.) göz ardı ederek asıl görevini tam yapamama gibi bir psikolojiyle da karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum, eğitimcinin doğası ve misyonu ile çelişen bir gerçekliktir. 
Asıl paradoks, Sayın Bakanımızın yüksek entelektüel birikimiyle bilinçli olarak gündeme getirip, müfettişlerin ismini “Maarif Müfettişi” yapması ile Müfettişe yüklenmeye çalışılan rolün maarif dışındaki alanlarda (daha çok tahkikat ağırlıklı) olacağı hususudur.Kısaca: “maarif müfettişleri” yeni isimleriyle, ilimin, irfanın, kültürün kısaca, insanı hamlıktan olgunluğa eriştiren tüm güzelliklerin oluşumunda öncü roller yüklenen münevver kişilikler olarak görmek ve buna uygun görev alanları ağırlık kazanması gerekirken, bunun dışındaki alanlara yönlendirmek bilimsel açıdan da doğru bir uygulanma olmasa gerek. Ariflik misyonu yüklenen müfettişe, tahkikatın sevimsizliği rolünü yüklemek ciddi bir çelişkidir. Maarif olma hali “hiyerarşik” ilişkileri de dışlayan bir özelliktir.
Nureddin Topçu, “Milletin ruhunu yapan maariftir. Maarifin düşmesi millet ruhunu yerlere serer. Maarife değer vermeyiş millet ruhunun yıkılışını hazırlar” diyor. Bu noktada yapılması gereken: Bu ruhun inşası için görevlendirilen müfettişe bu göreve uygun misyon biçmek ve gereken saygı ve değeri vermek, “maarifin” geleceği için gereklidir. Selam ve muhabbetle.
 
Zafer ÖZER-Eğitimci

www.kamudanhaber.com

banner182
Son Güncelleme: 24.03.2014 08:07
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol