banner374
06 Şubat 2014 Perşembe 09:39
TEFTİŞTE PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİ OLMADAN ASLA!
 Teftişin birleştirilmesi konusu günlerdir eğitim kamuoyunu meşgul etmektedir. Denetmen ve denetçilerin bu husustaki görüşlerini biliyoruz. Salt taraflar açısından konuya baktığımızda yanılgıya düşebiliriz. Yine tezimizi haklı çıkarmak adına spekülasyona sebep olacak unsurları da tartışmaya çekmek gibi bir görüntü sergilemeyi de doğru bulmuyorum.
 

Eğitimcilerin nerdeyse tamamı, teftiş sisteminin değişmesinin gerektiğini ifade ediyor. Meseleyi denetmen ve denetçilerin birleştirilmesi ya da isimlerinin şu ya da bu olmasına kadar indirgemek, değişmesi gereken teftiş sistemine bir fayda sağlamayacaktır. İl eğitim denetmenleri, il müdürlüklerine bağlı olmayacaklar mış? İlde yapılan eğitimin en üst sorumlusuna bağlı olmamak, sisteme ne kazandıracaktır? Soruşturma/inceleme olurlarının, Bakanlıktan alınmasının ne faydası var? Soruşturmalar, incelemeler daha mı iyi yapılacak? Bu söylemlerin arkasındaki düşünceyi herkes tahmin edebiliyor. Bence denetmenin nerden yetkilendirildiği, çok da önemli değildir. Önemli olan kendisine tevdi edilen işi iyi yapıp, yapmadığıdır. Disiplin amirlerin vereceği kararlara yapacağı katkı önemlidir. Yoksa görevi hangi makamın kendisine tevdi ettiği önemli değildir. Sonuçta son kararı disiplin amirleri vermektedir.

 

Şu soruların cevabı daha önemlidir; yılda bir ya da iki defa kurumların denetim ve rehberliğe tabi tutulmasının sisteme ne gibi katkısı olmaktadır? Öncelikle bunun sorgulanması gerekir. Var/yok listesine göre yapılan denetim, sonuca dayalı teftiş sistemini beraberinde getirmiştir. Süreçten çok sonuçlar denetlenmektedir. Bu durum teftiş sistemimizin en büyük yanlışıdır. Her ne kadar rehberlik yapıyoruz dense de bu sözde kalmıştır. Soruşturmaya, eksik bulmaya dayalı bir denetim sistemimiz olduğunu söylesem abartmış olmam! Bir yılda, 10 dakikalık denetmen/denetlenen görüşmesini rehberlik olarak adlandırmaktayız. Verimliliğe katkı sağlayacak isek, sürecin değerlendirilmesi lazımdır. Sonuç değerlendirmesi yapmak, sorun çözmemektedir. Önemli olan sorunun ortaya çıkmamasıdır. Tebliğler dergisindeki var/yok listesini doldurarak denetim yapmış olmuyoruz. Bu tür sorgulamaları yapmadan teftişi bir çatı altında birleştirmek şuan ki sisteme bir şey kazandırmayacaktır.

 

Aslında Bakanlığımız yapmak istediği bu değişimi paydaşların görüşlerine açması gerekir diye düşünüyorum. Özellikle öğretmenler, okul müdürleri, taşra yöneticileri bu hususta ne düşünüyor? Denetmen ve denetçilerin görüşünü hepimiz biliyoruz. Denetlenenler, denetleyenler hakkında acaba ne düşünüyor? Denetleme geçiren kurumların personel ve yöneticilerine anketler uygulanmalıdır. Anketler uygulansa rahatsızlıklar ortaya çıkacaktır. Yapılan denetleme/rehberlik sonunda kuruma nasıl bir katkı sağlanmıştır? Kurumda bıraktığı iz nedir? Bunu yapılan soruşturmalar içinde uygulayabiliriz. Meseleye buradan bakmadığımız sürece denetmen ve denetçilerin bir çatı altında birleştirmek, teftişte tabela değiştirmekten öteye gitmeyecektir. Denetmen ve denetçiler farklı bir eğitim mi aldı? Rehberlik biçimi mi değişiyor? Soruşturmalarda denetmenlerin üslubu mu değişti? Ben denetliyorsam, denetleme yetkisi bende ise ben üst’üm mantığı ile hareket edenler, teftiş sistemini değiştirebilir mi? Tüm bu soruların cevabının verilmesi lazım…

 

Kısaca teftişte paradigma değişikliğinin olması gerekir. Yoksa tabelaları değiştirerek bir yere varamayız. İşi yalnızca bu unvanlara sağlanacak kazanımlar açısından değerlendirmeyi de doğru bulmuyorum. Ancak çalışma barışının da bozulmamasına dikkat etmek gerekir. Bunun yanında özlük hakları açısından hak kayıbına neden olacak adımlar atmak, Anayasanın hukuk devleti ilkesine aykırıdır diye düşünüyorum.

 

Mustafa EDİPOĞLU
 

Eğitim Yöneticisi
banner182
Son Güncelleme: 06.02.2014 09:40
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol