banner374
18 Mart 2013 Pazartesi 07:55
Uygulanmayan Kıyafet Yönetmeliği ve Sivil İtaatsizlik
 Bilindiği üzere memurların kılık kıyafetlerinin kamuda serbest olması için Memur-Sen Konfederasyonu tarafından ülke genelinde “Özgürlük için 10 milyon imza” kampanyası başlatılmış ve 12 milyon 300 bin imza toplanarak Bakanlar Kurulu adına Çalışma Bakanına sunulmuştur. Bununla da yetinmeyerek yönetmeliğin değiştirilmesi yönünde Bakanlar Kurulundan bir ses çıkmayınca bu defa adı geçen Konfederasyon sivil itaatsizlik kararı alarak 18 Mart 2013 tarihinden itibaren bu kararı uygulamaya koyacağını kamuoyuna duyurmuştur.

 

         Bu kararın gerekçesini anlamak için adeta bu konunun sacayağı nitelinde olan şu üç konunun anlaşılması gerekmektedir: Birincisi bu konu öncelikle insanın kimlik ve kişiliğinin bir parçası olduğu için insanın “dokunulmazlık alanı” olduğu, ikincisi bu konuyu düzenleyen yönetmeliğin büyük ölçüde zaten uygulanamadığı, üçüncüsü ise bu sorunun çözümünün çok basit olduğu ve doğru yerde aranması gerektiğidir. 

 

     1-İnsanın dokunulmazlık alanı ifadesini genişleterek “Temel Özgürlük ve İnsan Hakları” kapsamında ele almak mümkündür.  Zira bu haklar özetle insanı insan yapan, insanca yaşaması için vazgeçilmez olan, tüm dünyada tartışmasız kabul edilmiş olan ve nihayet ülkemizin de bu hakların altına imza atarak yasal norm hiyerarşisinde Anayasadan hemen sonra kanunlardan bile üstün sayarak yasal bağlayıcı bir norm olarak kabul ettiği haklardır. Ve inanç özgürlüğü de bu haklardan birisidir. Başörtüsü de inancın gereği olduğuna göre inanç özgürlüğü kapsamındadır. Dolayısıyla kanundan daha üstün bir norm olan “İnsan Hakları Sözleşmesi”nin içinde yer alan bir hakkın basit bir yönetmelikle ortadan kaldırılması insan haklarına aykırı olduğu gibi her şeyden önce hukuk tekniğine de aykırıdır.  

 

          Ayrıca kıyafet konusu insanın kimliğinin kişilinin bir parçası ve kendini ifade biçimi olduğu için buna yapılan zorlamanın aslında insanın doğrudan kimliğine ve kişiliğine yapılmış bir zorbalık olduğu gerçeği de insanın dokunulmazlık alanı olan temel hak ve özgürlüğüne yapılmış müdahale demektir. Zira kılık kıyafetin insanın kimliğinin ve kişiliğinin parçası ve kendini ifade etme biçimi olduğu gerçeğini herkes kendisinden pay biçerek empati yoluyla başkalarını da pekala anlayabilir. Kaldı ki bunun somut örneklerini günlük hayattan vermek de mümkündür: Söz gelimi ülkemizde eğer şöyle olursa “bıyığımı keserim” ifadesiyle adeta bıyık üzerine yemin edilmesi ya da iddia edilmesi bile aslında bıyığın kişiliğin parçası ve ifade biçimi olması nedeniyle bu yeminin ya da iddianın kişilik ve kimlik üzerine yapılmış olduğunu, dolayısıyla bıyığı kesmenin kişiliği değiştirmek ya da kişiliğinden taviz vermek kadar zor bir durum olduğunun somut örneğidir. Aynı şekilde kırsal kesimden şehirlere göç eden insanların kendi alıştıkları ve kişiliklerinin parçası olarak gördükleri kılık kıyafetlerinden vazgeçememeleri yine somut örneklerdir.

 

          Daha da önemlisi zorla inanın kimliğine ve kişiliğine yapılan müdahalelerin o insanın ruh dünyasında ne tür travmalara yol açabileceğini anlamak hiç de zor olmasa gerek. Söz gelimi kendi özgür iradesiyle açık giyinmeyi tercih etmiş olan, bu tarzı da kendi kimliği ve kişiliği ile bütünleştirmiş olan bir bayanın kapalı giyinmeye ya da çarşaf giyinmeye zorlandığını düşünelim bir an için. Bu bayanın kimliğinin ve kişiliğinin nasıl bir müdahaleye uğramış olacağını ve ruh dünyasında fırtınalar yaşayacağını hatta belki de ruh sağlının bozulabileceğini söylemek hiç de abartılı olmasa gerek. İşte başörtülü bir bayanı açık giyinmeye zorlamak da bu örneğin tıpatıp aynısıdır.  Bunu anlamak için küçük bir empati kurmak yeterli olacağı gibi bu sayede özgülüğü sadece kendisi için isteyenlerin içine düştüğü çıkmaz da böylece daha net anlaşılmış olacaktır.

 

     2- Sivil itaatsizlik kararının gerekçesini oluşturan ikinci sacayağı olan yönetmeliğin zaten büyük ölçüde uygulanamadığı gerçeğine gelince, öncelikle bu yönetmeliği kapsamlı olarak tanıyarak, sonra da bu yönetmeliğin uygulanamayan hükümlerini detaylı olarak görerek açıklamak bu iddiamızı doğrulayacaktır. Zira “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik”  adını taşıyan bu yönetmelik Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılarak 25.10.1982 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmeliğin dayanak maddesi bile yok, buradan da anlaşılmaktadır ki başörtüsü yasağının Anayasa, Kanun, KHK, Tüzük gibi kendisinden daha üst hiyerarşide yer alan yasal düzenlemelerde dayandığı herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bakanlar Kurulu tarafından çıkarıldığı ve bu yönetmeliğin hükümlerinin de Bakanlar Kurulu tarafından yürütüldüğü için bugün bu yönetmeliği değiştirme yetkisi de yine Bakanlar Kurulundadır.

 

               Seksen darbesinin gölgesinde hazırlanmış olan 82 model bu yönetmelikle düzenlenmiş olan kılık kıyafetin, modanın değişim hızı da dikkate alındığında aslında uygulama imkanının kalmadığını anlamak için “ Seksenler” adlı dizide giyilen kıyafetlere bakmak bile yeterlidir. Bereket ki 1991, 2001 ve 2002 yıllarında revize edilerek azda olsa kıyafetlerin şaftı düzeltilmiştir; ancak değişmeyen tek şey var ki o da başörtüsü yasağıdır. Bu yönetmeliğin yürürlükte olduğu halde uygulanmayan hükümlerine gelince önce erkeklerden başlayıp ilgili maddeyi virgülüne noktasına dokunmadan birlikte okuyarak görelim: Madde 5/ b) Erkerler; “Elbiseler temiz, düzgün, ütülü ve sade; ayakkabılar kapalı, temiz ve boyalı giyilir. Sandalet veya atkılı ayakkabı giyilmez. Bina içinde ve görev mahallinde baş daima açık bulundurulur. Kulak ortasından aşağıda favori bırakılmaz. Saçlar, kulağı kapatmayacak biçimde ve normal duruşta enseden gömlek yakasını aşmayacak şekilde uzatılabilir, temiz bakımlı ve taranmış olur. Hergün sakal tıraşı olunur ve sakal bırakılmaz. Bıyık tabiî olarak bırakılır, uzunluğu üst dudak boyunu geçemez, üstten alınmaz, yanlar üst dudak hizasında olur, alt uçları dudak hizasından kesilir. Kravat takılır, kravatı örtecek şekilde balıkçı yaka veya benzeri sü­veterler giyilmez. Hizmet gereğine uygun olarak verilmişse tek tip elbise giyilir.”

 

        Bu madde içinde uyulması zorunlu olduğu halde “Kulak ortasından aşağıda favori bırakılmaz. Saçlar, kulağı kapatmayacak biçimde ve normal duruşta enseden gömlek yakasını aşmayacak şekilde uzatılabilir, her gün sakal tıraşı olunur. Bıyık tabiî olarak bırakılır, uzunluğu üst dudak boyunu geçemez, üstten alınmaz, yanlar üst dudak hizasında olur, alt uçları dudak hizasından kesilir” şeklindeki hükümlerin çoğu zaman uygulanmadığı, daha doğrusu uygulanamadığı hatta bana göre çok da gerekli olmadığı bilinmektedir.

 

        Bayanlarla ilgili hükümlere gelince: “Madde 5 /a) (Değişik: 3.1.2002/24629 RG)Kadınlar; Elbise, pantolan etek temiz, düzgün, ütülü ve sade, ayakkabılar ve/veya çizmeler sade ve normal topuklu, boyalı, görev mahallinde baş daima açık, saçlar düzgün taranmış veya toplanmış, tırnaklar normal kesilmiş olur. Ancak bazı hizmetler için özel iş kıyafeti varsa görev sırasında kurum amirinin izni ile bu kıyafet kullanılır. Kolsuz ve çok açık yakalı gömlek, bluz veya elbise ile strech, kot ve benzeri pantolonlar giyilmez. Etek boyu dizden yukarı ve yırtmaçlı olamaz. Terlik tipi (sandalet) ayakkabı giyilmez.” Şeklindedir.

 

          Bu hükümlerden “…ayakkabılar ve/veya çizmeler sade ve normal topuklu, saçlar toplanmış, tırnaklar normal kesilmiş olur. Kolsuz ve çok açık yakalı gömlek, bluz veya elbise ile strech, benzeri pantolonlar giyilmez. Etek boyu dizden yukarı ve yırtmaçlı olamaz. Terlik tipi (sandalet) ayakkabı giyilmez.” Hükümlerinin çoğu zaman uygulanmadığı yine bilinmektedir. Hatta etek mevzusunun idari amir tarafından uyarılması nazik bir konu olup belki de “sözlü taciz” olarak algılanıp dava konusu bile edilebilir ki sırf bu örnek bile bu yönetmeliğin uygulanabilme imkanının olmadığını göstermesi bakımından çarpıcı bir örnektir.  Kaldı ki yaşını başını almış bir bayanın giyimine karışmak hadsizlik olacağı gibi bayana da hakaret içerir bence. Gereği de yok zaten…

 

          Hal böyleyken yani 80 model yönetmelik bu günün ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak ve hatta bazı hükümleri komik duruma bile düşmüş iken kısacası bir şekilde uygulanmazken sadece başörtüsü yasağını harfiyen uygulama konusundaki inat Memur-Sen'in almış olduğu sivil itaatsizlik kararına haklı bir gerekçe oluşturmakta değil midir? Sağduyu, adalet ve eşitliğin sesine kulak vererek cevap vermek gerekirse bence evet, sırf bu bile yeterli bir haklı gerekçedir.

 

     3- Bu sorunun çözümüne gelince Memur-Sen'in 12 bin 300 imza toplayıp hükümete sunması hiç şüphesiz büyük bir adımdır. Bununla da yetinmeyip hâlihazırda zaten uygulanmayan ve adeta sadece başörtüsü yasağı için uygulanmakta olan yönetmeliğe karşı sivil itaatsizlik kararı almış olması ve bunu uygulamaya koymuş olması da kararlılığını göstermektedir. Gerçi “sivil itaatsizlik”  ifadesi bizim devlet kültürümüz açısından biraz sevimsiz olsa da sendikaların yasal olarak karar alma hakları vardır, aldıkları kararlar da üyeleri için yasal bir dayanak oluşturduğu için suç kapsamında da değerlendirilmemektedir. Dolayısıyla ceza almamak için de yeterli bir yasal dayanaktır. Kaldı ki kılık kıyafeti uygun olmayan memura verilecek ceza 657/25/A/g maddesi gereği yalnızca “Uyarı Cezası” dır. Bir başka ifadeyle terlik giyen bayana da uyarı cezası verilmekte, başörtüsü takan bayana da. Öyle zannedildiği gibi ciddi bir ceza gerektiren suç değildir, yargı konusu hiç değildir.  Nitekim Danıştay memurların üyesi bulunduğu sendikanın almış olduğu karara istinaden alınan cezalara defalarca iptal kararı vermiş ve sendikanın kararını mazeret teşkil eden bir yasal dayanak olarak değerlendirmiştir. Dolayısıyla bu konuda memurlara ceza verilemeyeceğini zaten Memur-Sen de üyelerine mesajla bildirmiştir. Bu yasal duruma rağmen hala soruşturma açan amirler olursa kendilerine bildirilmesini isteyerek hem üyelerine gerekli hukuki desteği vereceğini beyan etmekte, hem bu konudaki kararlılığını bir kez daha ortaya koymakta hem de ideolojik saikle yıldırma amaçlı hukuksuz hareket eden amirlere mesaj vermektedir!

 

       Ancak sorunun asıl çözüm merkezine inmek gerekirse, öncelikle belirtmek gerekir ki Türkiye artık gereksiz kısır tartışmaları çok geride bırakmış, safralarından kurtulmuş, terör hariç birçok kronik sorununu çözmüş, demokrasi ve insan hakları çıtasını bir hayli yükseltmiş bir ülkedir. Dolayısıyla böylesine suni bir konuyu kısır tartışma konusu yapmayacak kadar ve daha da önemlisi birbirinin temel insan hakkına saygı duyacak kadar olgunlaşmış bir ülkedir. Dahası bu sorunun artık Türkiye'nin gündeminden tamamen çıkması gerektiğini düşünenlerin oranı en az % 80'dir. Kamu sendikaları açısından bakacak olursak genelde Memur-Sen ve Türkiye Kamu-Sen (Başkanının sosyal medyadan kamuoyuna yansıyan açıklamasına göre) MEB'de ise Eğitim Bir-Sen, Türk Eğitim-Sen ve Aktif Eğitim-Sen başörtüsü yasağının kamuda kalkmasından yanadır. Bu üç sendikanın üye sayısı bile diğer tüm eğitim sendikalarının üye sayısından kat kat fazladır. Dolayısıyla ezici çoğunluk bu yasağın kalkmasından yanadır. Bu verilere dayanarak hem ülke genelinde hem de kamu çalışanlarında bu yasağın kalması yönünde yadsınamayacak çoğunlukta bir istek ve beklentinin olduğunu söylemek mümkündür. Özetle şartlar olgunlaşmış ve ülkede bu yasağın kalkması için her şey hazırdır denilebilir.

 

        Bu gerçekten hareketle sendikaları, bürokratları, idari amirleri, çalışanları ve nihayet bu yasaktan çok çekmiş olan başörtülü mağdurları bu tür eylemlerle uğraştırmadan, yormadan, rahatsız etmeden Bakanlar Kurulunun küçük bir yönetmelik değişikliği ile artık bu sorunu çözmesi en doğru yöntemdir. Yapılacak şey çok ama çok basittir, Sayın Başbakan'ın bir işaretiyle bir günde yönetmelik hazırlanır, ikinci günde Bakanlar Kurulu üyelerinin imzasıyla Resmi Gazete'de yayınlanır ve bu sorun kökten çözülür. Ve öyle zannediyorum ki bu konuda büyük bir beklenti oluşmuştur ve de tam da zamanıdır.

 

18.03.2013

Cafer GÜZEL

kamuajans.com

banner182
Son Güncelleme: 18.03.2013 07:55
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol