13 Haziran 2019 Perşembe 19:26
VAKAR VE TEVAZU TİMSALİ BİR ÖĞRETMEN

DURMUŞ SERT HOCA

Öğretmenlik mesleğinin derinliğinin adresi hocalar var…

Sert bakışlı, vakur, kısmen mütebessim, otoriter, alanına hakim. Tüm bu özelliklerine rağmen olabildiğince mütevazi, sevgisi dışarıdan anlaşılmasa da zamanla fark edildiği üzere yumuşak bir kalbin müşfik pınarları olan çakmak gözler.

İlk derse geldiğinde sadece kısmen tebessüm eden ama net tavırlı, inanılmaz dikkatli bir öğretmen olduğunu hissetmiştim. Bütün sınıfı sırayla dinledi. Her birimize Kur’an’dan bölümler okuttu. Babamın ileri görüşlü bir kişi olması dolayısıyla ortaokul ve liseli yıllarımın tamamında hem Kur’an hem Arapça dersleri almıştım.Aldığım Kur’an eğitimlerinin aslında Tashih-i Huruf olduğunu yıllar sonra öğrenecektim. Bizde kısaca talim ya da yüzüne ders diye ifade edilirdi. Dersin sonunda ‘’ Sınıfta sadece Selahattin’in kıraati düzgün.’’ deyince dünyaları bağışlamıştı bana. Koca Üniversite hocası takdir etmişti ya; az şey miydi. Kıraat dersi aldığımı böylece tahmin etmişti.

Teneffüste hemen yanına koştum ve ben ders almaya devam etmek istiyorum dedim. Gurbette bir öğrenci olunca doğal olarak kaldığım yeri sordu ve yakın bir hoca efendiyi tavsiye etti. Konya mübarek belde ya orada ki mübarek zatlardan biri olan Sadrettin Konevi Camii imam hatibi Mehmet Kaya hoca. Bir yıl boyunca akşam namazlarını müteakip Tashihi Huruf dersi aldığım hocam dünyanın en güzel insanı ve inanılmaz güzel bir okuyuşa sahip. İnanılmaz bir huzur içerisindeyim. Zorlandığım zamanlar oldu ama hepsi kıymetsiz kalıyordu. Yemeğin ardından yurttan çıkıyor nefes nefese derse yetişiyordum.

Eğitimin ilki taklittir. Hocamın bal gibi billur akışa sahip okuyuşunu birebir taklit ediyordum. Yatakhanede bir Fatiha okumuştum da tanıyanlar Mehmet Kaya hoca geldi sanarak odaya koşmuşlardı. Hazırlık sınıfında okulda hocam Türkiye çapına maruf Durmuş Sert hoca kurra, dışarıda hocam Mehmet Kaya hoca dünya derecesi olan bir kurra. O yıl hayatımın en iyi yılı sanıyordum. Ama aldığım derslerin beni ne kadar geliştirdiğini benim kendi kendime anlamam mümkün değildi doğal olarak. Durmuş hocam okulda beni sevdiğini çaktırmadan azıcık belli ediveriyor. Bunun tarifi ise neredeyse imkansız.

Ertesi yıl okula yakın bir yere taşınınca çarşıda ki camiye devam şansım kalmamıştı. Durmuş hocam yine dersimize geliyor sanıyorum. Ders almak için rica etmeye çekiniyordum. Önce ki yıl zamanı olmadığını söylemişti. Eskilerden bir ağabeye derdimi açtığım zaman sabah namazları dışında boş vakti olmaz ama sen istersen sabah namazında ders vermeyi kabul eder hoca demişti. İlk fırsatı değerlendirip hocamın yanına çekinerek te olsa gittim. Bir teneffüs arasında ayak üstü kendisine durumu arz ettim.

      -Gelebilir misin sabah namazlarında? dedi. Büyük bir heyecanla ve sesim titreyerek;

      -Elbette hocam diyebildim. Ertesi gün derse gelmemi söyledi. Okula yakın bir camide fahri görev yapıyordu; bana camiyi tarif etti. Ayrılırken iki sebepten dolayı ayaklarım yere değmiyordu. Birinci sebep derse kabul edilmiş olmam. İkincisi ise acaba başarabilecek miydim. Çünkü hem her sabah namazı vaktinde derse gitmeyi başarabilecek miydim endişesi hem de karşısında ders okumak bayağı heyecan vericiydi. Alanında en iyi olduğunu bildiğim bir hocanın rahleyi tedrisine oturacaktım.

Ertesi gün bir sayfa yüzünden ders okudum. Hafızlığa başlamamı tavsiye etti ve zor bir sayfa olduğunu daha sonra öğrendiğim bir ödev verdi hocam. Ertesi gün dersi verince bismillah dedik. Buraya kadar kronolojik bir takım gelişmeleri paylaştım. Aslında hem eğitimin hem de hoca talebe ilişkisinin ne olduğunu bu süreçte öğreniyordum. Ve tam da beni ben yapan amansız sevdanın tekrar harlanması imiş bu dersler. Bir gün olsun gerçekten öfkelendiğine şahit olmadığım, elinin dokunduğuna şifa veren bir manevi ruh hali ile baş başa kaldığımı zamanla fark ediyordum. Öyle güçlü ve büyük bir şemsiyenin altına girmişim ki ruhumu irşad eden bir müşfik ele tutunmuşum meğer.

Sabah karanlığında yola çıkışım, zaman zaman köpeklerin salıdırılarından dolayı yaşadığım sıkıntılar, ama çoğunlukla dönüşte güneşin doğuşunu seyirle beraber yaşadığım dinginlik. Her derse oturuşta yaşadığım manevi terbiye safahatı. Kendimi her an himaye altında görmenin verdiği huzur. Hocamın elini tutma anından itibaren sürekli Kur’an merkezine oturan anlayışım. Her bir okumada sadece harflerimi değil davranışlarımı da düzelten bir alimin feyzi. Gönül alemimde yaşadığım her türlü zoruluğu bana küçücük gösteren bir yüksek nazar hali.

Dizinin dibinden hiç ayrılmak istemediğim bir manevi mutluluk hali neticesinde kendisine olan sevgim ve saygımın tam bir teslimiyetle her dersi ganimet bildiğim günlerim. Dünya da tek isteyeceğim şeye sahip olmuşum gib yüce bir huzur hali. Tüm bunların kalbinden akan sevgi ile karışan bir Kur’an rahmeti olduğunu her an bilmenin verdiği coşkun bir hal üzere günler geçiyordu. Eğitim asla elle tutulur bir şey değildir. Öğretmek asla artırmak / çoğaltmak değildir. Her ikisinin de var olanın ikramından öte bir anlamı olmadığını fark ediyordum. Durmuş hocam benim elimden tutuyordu. Hem de sıkı sıkıya.

Beraber yürüyorduk. Nazarıyla nasihat ederdi. Kavil olmadan, ses, söz olmadan anlatırdı. Ben anlamaya çalışır hatta anlamak zorunda kalırdım. Her gün her dersin ardından vazifemi yapamasam bile hocamı görceğim için inanılmaz derecede iç huzuru ile dolup taşıyordum. Eğtim hayatım boyunca bir çok kıymetli öğretmenlerim oldu. Kendilerinden çokça istifade ettiğim değerli insanlar. Ama Durmuş Hocamın hali başkaydı. Sanki her anımı gözetirmiş gibi bir hissiyat üzere her tür davranışıma azami dikkat etmeye başlamıştım. Ya hocamın haberi olur da bana olan sevgisine halel gelirse diye her adım atışımda daha bir özenli hale gelmiştim.

Maddi olarak sıkıntı çektiğim zaman yanımda onu buluverdim yine. Aileme olan hasretimde yanıbaşımda o vardı. Sevgisiyle ve celadetiyle bir baba şefkatini hep yanımda hazır bulduğum hocamın iliminin enginliği ile amelinde ki güzelliği muhatabına değer verişi her bir hali ile hallenmeye çalışıyordum. Evet Konya güzeldi ama Durmuş hoca olduğu içindi bu güzellik. O yıllarda elime geçen; çok sonraları bizzat tanışacağım milletimizin değerlerini, ilim ve maneviyat önderlerini tanıtan kitaplar kaleme alan çok kıymetli Mustafa Özdamar ağabeyin Hacı Veyiszade hakkında yazdığı kitap yayınlanmıştı.

Hoca efendinin ahlakı, maneviyatı, müslümana olan şefkati, kafire olan celadeti, ilme verdiği değer vb. bir çok hususu ben kendi hocamda yaşıyordum. Her haliyle kendisini onu istikametinde bir eren olarak görüyor içten içe bağlanıyordum. Hocamın seciyesi inanılmaz derecede ruh dünyama tesir etmişti. Kendisinin her tutumunu izliyor istifde etmek için aklıma, kalbime nakşetmeye çalışıyordum. Aradan geçen bunca yıla rağmen hatırımdan hiç çıkaramadığım bir değer olarak en güzide yerde muhafaza ediyorum ona olan muhabbetimi, hürmetimi.

Bu yıl Ramazan Bayramının ilk günü elini öptüğümde aklıma gelen bir olayı paylaşmak isterim. (İstanbul ziyareti dolayısıyla aynı camide kıldık bayram namazını.) Bir bayram günü evde kaldığım bütün arkadaşlarım memleketlerine gitmişti. Ben sanıyorum kısa süreli bir tatil olduğu için gitmemiştim. Ancak bayramın ilk günü o kadar içerlemişim ki kendi kendime şimdi kim bana gel evladım diyecek, ben kimin elini öpeceğim diye içerlemişim. Geçlik işte hem de gurbet. Çıktım evden avare dolaşırken kendimi okulun kapısında buluverdim. Tatil günü kimsecikler yok. Nasıl olsa kilitlidir desem de elimi attım tak açıldı. Gayri ihtiyari içeri girdim. Seslendim ;

      -Selamun Aleyküm Huu! Kimse yok mu? Ses yok eser yok. Merdivenleri çıktım. Sağa sola bakıyorum kimse yok. Nasıl olur kapıyı açık mı unuttular derken kendimi Durmuş Hoca’mın kapısının önünde buluverdim. Yine aynı hissiyat üzerle nasıl olsa kapalıdır desem de elimi attım. Kapı açılıverdi. Hoca içeride. Dondum kaldım. Durmuş hocam hemen başını kaldırdı.

      -Gel evladım dedi. Şaşkın halde selam verdim; çünkü her zaman ismimle hitap ederdi hocam. Bayramlaşmak için hocama yöneldim. Durmuş hoca hiç kimseye el öptürmez normalde. Bana da tabii ki. Eline doğru eğildim ve ilk defa o gün elini öptürdü. Gönülden gönüle bir yol varsa işte budur. Gönülde yaşadığınız hissiyatı ancak böyle karşılayacak kemale aittir bu. Elhamdülillah Durmuş hocamı tanıdım, rahleyi tedrisinde bulunup talebesi oldum. Meslek hayatım boyunca örnek almaya çalıştım. Bir öğretmen olarak hususiyetle Kur’an eğitimi vermenin hazzını başka hiç bir şeyde bulamadığımı itiraf etmeliyim. Öğretmenlik mesleğinin ne kadar değerli bir iş olduğunu anlatmak için sanıyorum bu örnek tek başına kafi gelecektir…

Eğer bu hususta bir ecir varsa ki var Elhamdülillah; ortaklarımdan biri hakiki Babam diğeri Manevi olarak babalık yapmış olan çok kıymetli hocamdır. Allah sıhhat afiyet versin. Kur’anın şefaati ile cennette buluştursun inşaallah.

      Vesselam

      Selhattin DUMAN

      13.06.2019 02.00

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.