banner374
04 Haziran 2012 Pazartesi 01:05
Vedat Bilgin: Türkiye dünyanın 20 politik gücü arasında ama üniversiteleri ilk 500'de yok...
Prof. Dr. Vedat Bilgin, değişim ve dönüşüm sürecinde üniversitelerin rolüyle ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Bilgin, "Türkiye dünyanın 20 politik gücü arasında ve 16. büyük ekonomisi fakat üniversiteler ilk 500'de yok" dedi.


DARBE SÜREÇLERİNİN AKTÖRLERİ DEĞİŞİM SÜRECİNDE SESSİZ


Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vedat Bilgin, 28 Şubat sürecinde safını özgürlüklerden yana seçen ender akademisyenlerden. Editörlüğünü yaptığı "Üniversite ve Bilim" kitabı, farklı görüşlerden 27 ismin Türkiye'deki üniversite sorununa dair teşhislerine ve çözüm önerilerine yer vermiş. Bilgin ile üniversite ve bilimi konuştuk. Darbe veya müdahale süreçlerinde başat rol oynayan üniversitelerin, mesela Türkiye'nin son 10 yılda yaşadığı değişim ve dönüşümde sessiz kalması dikkat çekici. Bilgin, bu durumu, "Darbeleri ve müdahaleleri normalleştiren bir anlayış Türkiye'nin siyasal elitlerinde olduğu gibi ideolojik olarak o anlayışı paylaşan akademisyenler arasında da bir iktidar paylaşımı aracı olarak üniversitelere yansıyor. Bu iktidar içerisinde yer alanlar darbelerin üniversite içerisindeki uzantıları konumunda kaldılar. Türkiye'de demokratik değerlerin meşruiyet alanı genişledikçe onların bilim adına değil, politik bir statüyü temsil eden bir konumda kaldıkları açığa çıkıyor" sözleriyle değerlendiriyor. Ona göre bu yapının değişimi için üniversitelerin vesayetçi, bürokratik yönetim anlayışından uzaklaşması, bilimsel zihniyetin gelişmesi ve bilim adamlarının özgürlüğü hayati önem taşıyor.


* Üniversiteyi nasıl tanımlıyorsunuz?


Üniversite, yeniliği fikre, fikri teknolojiye, muhayyileyi teoriye, teoriği pratiğe dönüştürerek yeni anlayışlar ve yaklaşımlar yaratır. Bu bakımdan üniversite aslında gelişme demektir.


* Türkiye bir dönüşüm yaşıyor, bu dönüşüm üniversitelere yansıyor mu?


Türkiye dünyanın 20 politik gücü arasında ve 16. büyük ekonomisi fakat dünyanın 500 önemli üniversite sıralamasında yeri yok. Bu durum, Türkiye'deki üniversitelerin ülkenin başka alanlarındaki başarılarının gerisinde kaldığının göstergelerinden sadece birisidir. Oysa, üniversite Türkiye'nin değişimine öncülük etmeli, edemiyor.


BAŞKA YOLU YOK


* Neden?


Ülkenin her köşesinde bir üniversite olmasına rağmen, bilim zihniyetinin ve bilimsel düşüncenin, ülkemizin akademik hayatında yeterince yer bulmaması ciddi bir problem. Yeni bir üniversite anlayışına, yeni bir bilim politikasına ihtiyaç var. Üniversitelerin bilim özgürlüğünü engelleyen faktörlerden arınması gerekiyor. Üniversitelerin bilim zihniyetinin hakim olmadığı bir kurum olması demek, çağın dinamiklerinin uzağına düşmekle eş anlamlı. Türkiye bu sorunu, sanayi çağının öncesinde bir kez yaşayarak ağır bir bedel ödedi. Şimdi, bu dönüşümü gerçekleştirmek artık bir mecburiyet.


* Neden değişim ve dönüşümün temel tetikleyicisi olması gereken akademisyenler, bilim adamları statik kalmayı tercih ediyor?


Türkiye'deki bilim anlayışı büyük ölçüde 19. Yüzyıl'dan kalma pozitivist paradigmaya dayanıyor. Paradigmanın değişiminden bahsedenlerin bile, hâlâ bilimsel anlayışı pozitivizmin kalıpları içinde kavrıyor olmaları ve tartışmaları o zeminde sürdürmeleri bırakın paradigmada değişim yaşanmasını, zihni olarak bile değişimin hissedilmediğini gösteriyor.


* Değişim için önce değiştireceklerin bunu hissetmeleri gerekmiyor mu?


Haklısınız, entelektüel düzeyde bilim, sanat ve kültür dünyasının içine kapalı yapılardan uzaklaşıp, evrensel gerçekliğin içinde, kendi toplumsal gerçekliğimizi ve davranışlarımızı eleştirecek bir zihniyete sahip olmamız lazım. Entelektüel düzeyde bilimsel gelişmeyi kavrayamamış bir akademik topluluğun, bu yeni etkileşim dalgası içinde bir rolünün olamayacağı açık. Türkiye'nin üniversite eğitimi ve bilim politikasını yenileyerek bilimin üretildiği kurumları, yöntemleri ve ilişkileri yeniden ele almaktan başka bir yolu yok. Bu konuda yetersiz kalması Türkiye'nin ilerlemesini aksatacak. Üniversitelerin zaman geçirmeden kurumsal yapısı değişmeli.


ÜNİVERSİTELERDEKİ İKTİDAR BİLİMİN İKTİDARI DEĞİL


* Sizce üniversitelerde nasıl bir kurumsal yapı olmalı?


Üniversitede bilimin üstünde bir otorite olmaması gerekir, yani yönetsel bir otorite üniversitede bulunmamalı. Çünkü, bilim adamlarının hiyerarşisi, idari bir hiyerarşi değildir, bilimsel bir liyakat sistemidir. Bilim adamları özgür insanlardır ve akademisyenler arasında hiyerarşiden değil iş bölümünden, bilime yaptıkları katkıdan dolayı bir liyakattan söz edilebilir. Türkiye'deki üniversitelerin temel sorunlarından biri yönetim modelinin otoriter bir yapılanmaya sahip olması. Bu otoriter yapı üniversite içerisinde rektörleri ve yönetim kadrosunu, iktidar alanınını kullananan bir konuma taşıyor. Bu iktidar ise bilimin iktidarı değil, bütünüyle idari bir iktidar. Bilim adamları bu otoriter yapı içerisinde özgürlüklerini kaybediyor ve üniversitenin özerkliği de asla söz konusu olamıyor. Bu yapı, bilim adamlarının yaratacılığını, özgürlüklerini kısıtladıkça üniversitelere güvenlerini kaybediyorlar. Üniversite, temel fonksiyonlarını adeta zoraki yapan bir kurum haline dönüşüyor. Yeni kurumsal düzenlemelerle üniversite özgürlüğü teneffüs eden, bilimi ön plana çıkaran, liyakati ve çalışmayı niteliksel olarak değerlendiren, katılımcı bir modelde yeniden örgütlenmeli.


Rutini örgütlemeli


* Türkiye'de gerçek anlamda bilim özgürlüğü var mı?


Devlet otoritesini şu veya bu şekimde temsil eden bir organizmanın, üniversiteler üzerinde otorite kurması ciddi bir bilim özgürlüğü tehdidi olabilir. Üniversitenin dışında, özellikle devletin gücünü veya benzeri bir gücü elinde bulundurduğunu ima eden bir unsurun üniversite ile ilgili talepleri, doğrudan doğruya bilimsel gelişmenin ve özgürlüğün karşısında, o özgürlüğü engelleyen bir baskı olarak algılanabilir. İdari bir hiyerarşiyi bilim adamlarının üzerine koyduğunuz ve bunu etkili kıldığınız zaman, kaçınılmaz olarak "ünverster faaliyeti" engelleyecek sonuçlar ortaya çıkar. Üniversitede idari yapılanmanın mutlaka akademik yapılanmayı etkilemeyecek düzeyde kalması ve üniversitenin rutin işlerini örgütleyen bir faaliyete indirgenmesi gerekiyor.


İDEOLOJİK YAPILANMA BİLİM ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ORTADAN KALDIRIR


* Türkiye'de üniversiteler yıllarca bir ideolojik akım merkezi olarak görülmüş, üniversitenin ideolojisi olur mu?


Üniversiteler hiçbir ideolojik dogmanın egemen olmadığı yerlerdir ama üniversitelerde bütün ideolojiler olabilir. Üniversitenin kurumsal olarak bir ideolojisi ve üniversite örgütlenmesinin dayandığı bilimin dışında bir otorite yoktur ve olmaması gerekir. Bu bakımdan üniversiteleri belli bir ideolojiye göre örgütlemek, üniversitelerin üzerinde resmi ya da yarı resmi bir ideolojik vesayet varsaymak, öne sürmek veya buna dayanarak birtakım taleplerde bulunmak bilim özgürlüğünü ortadan kaldırır.


* Aslında, Türk tarihinde bilimsel düzeyde Batı'yı imrendirecek gelişmeler yaşanmış, sonra bugün bile telafi edilemeyen büyük bir çöküş. Bu çöküşün sebebi ne?


Bir tanesi tarihsel kaynak, imparatorluk döneminde Türk bilim hayatı büyük bir sorun yaşamış. Batı'nın skolastik çağdan çıktığı bir dönemde, skolastik zihniyet farklı kaynaklardan Türk medrese sistemine transfer edilmiş. Bir de Haçlı seferleri, Moğol istilası sırasında birden bire, akşamdan sabaha yaşanan büyük felaketler, bilim kuruluşlarının, rasathanelerin, medreselerin, kütüphanelerin yıkımı bilime büyük darbe indirmiş. 18. Yüzyıl'dan itibaren Türkiye, Batı'daki değişimi hissedip, bilim hayatında yenilikler arayışına girdiği zaman da önemli bir yanlış yapmış, üniversiteyi de Batı'daki bürokratik kuruluşlar gibi örgütlendirmeyi amaçlamış. Batı'da bilim kuruluşları, üniversiteler tıpkı dini yapılar gibi özerk yapılar üzerinden örgütlenmiştir. Devletin bilime desteği ile bilim kuruluşlarının vakıf temelli örgütlenmesi çoğunlukla birbirine karıştırılmış. İmparatorluk döneminde yapılan bu yanlışlar Dâr-ül Fünûn üniversiteye dönüştürülürken devam ettiği gibi, cumhuriyet döneminde de değiştirilmemiş.


Yeni Çağ ile Batı’da bilim zihniyeti uyandı


* Batı'da nasıl olmuş?


Batı'da bilimsel gelişmenin 2 önemli kaynağı var. Doğu ve Batı uygarlıkları devresel olarak biri yükselirken diğerinin düşüş yaşadığı tarihsel dönemlerden geçtiler. Doğu uygarlığının yükseldiği, Batı'nın gerilediği dönem, Batı için "karanlık çağ" denilen dönemdir. Bu dönemde Batı tam anlamıyla Saint Augustine'den Batlamyos'a uzanan bir bilim ve düşünce anlayışı olarak skolastik zihniyete teslim olmuştur. Doğu'nun yükselişini uzun süre içine kapanarak savuşturmaya çalışmış, Türkler Avrupa içlerine kadar ilerleyince Doğu'dan aldıkları kültürel ve metodolojik imkanları kendi zihniyetlerini değiştirmek için kullanmışlar. Unutmayalım ki Bacon, Endülüs üzerinden gelen bilgilerle öğrendiği yeni metodolojiyi, yani eşyanın bilgisine nüfuz etmeyi sağlayan yönetimi benimsediğinde kilise babaları Bacon'ı "Müslüman oldu" diye suçlamışlardır. Endülüs ve İstanbul'un fethi Batı'da değişimi başlatmış, 2 medeniyet arasındaki etkileşim "Aydınlanma dönemi" yani Yeni Çağ ile birlikte Batı'da bilim zihniyetinin uyanışına yol açmıştır.


Üniversiteler neyi temsil ettiklerin ibilmeli


* Türkiye şimdi nerede duruyor?


Bugün Türkiye toplumsal, ekonomik ve siyasal dinamikler açısından kapalı toplumdan açık topluma geçiyor. Üniversiteler bilimsel bilgi, teknoloji üreterek ve bir insan yetiştirme düzeniyle bu değişime öncülük yapmalı. Maalesef sorun da burada düğümleniyor. Türkiye'de toplumsal süreç hızla açık topluma doğru dönüşürken, ekonomi de siyaset de bu başarılırken, üniversitenin buna yeterince katkı yapamaması hatta bu dönüşümün gerisinde kalması ciddi bir sorun.


* Bilim, üniversite ve demokrasi arasında nasıl bir ilişki var?


Bilim ancak özgür ortamlarda yapılır. Türkiye'deki üniversitelerin sorunu bir anlamda Türkiye'deki demokrasinin kaderi ile kesişiyor. Bizdeki üniversite sisteminin baskıcı bir niteliğe sahip olması bütünüyle anti demokratik dönemlerin, anti demokratik uygulamaların kalıntısı. YÖK düzeni, 60'da, 71'de ve 12 Mart'ta üniversitelerde yaşanan tasfiyeler bütünüyle bilim hayatına zarar veren, üniversiteyi resmi ideolojinin baskısı altında tutan bilim zihniyetine aykırı uygulamalardı. 12 Eylül yönetimi, üniversitelerin sadece otoriter bir kurum olmasını yeterli görmemiş, yaptığı düzenlemelerle üniversiteleri emir-komuta zinciri içerisinde işleyen bir çeşit militer kuruma dönüştürmek istedi. Türkiye'de demokrasinin güçlenmesi üniversitelerin geleceği açısından bir imkândır ama üniversitelerin içinde bulunanların da neyi temsil ettiklerini bilmeleri gerekir.
 BUGÜN
banner182
Son Güncelleme: 04.06.2012 01:05
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol