banner374
20 Kasım 2012 Salı 22:40
Yılın Öğretmeni dediğin

      Bilindiği üzere bugünlerde sıkça konuşulan konulardan biri de “Yılın Öğretmenleri” olayıdır.Hemen belirtmeliyim ki kendi illerinden seçilip Ankara'ya giden tüm meslektaşlarımın başarılı çalışmalarından dolayı gittiğine tüm kalbimle inanıyor ve kutluyorum.Ancak burada irdelememiz gereken şey, seçilme kriterleridir.Bana göre tek şart olmalı ,o da her türlü zorlu koşullarda tüm bu zorlukların üstesinden gelip yetiştirdiği öğrenciler için “umut” olabilmiş mi? Buna bakılmalı.Buradan ülkenin en zor koşullarında bin bir zorlukla mücadele edip,yetiştirip şekillendirdiği öğrencilerine “umut” olabilmeyi başarmış tüm meslektaşlarımı ,saygıyla ve hürmetle selamlıyorum.

        İşte bunu başarmış binlerce meslektaşlarımızdan biri de Adıyaman İli Kahta İlçesi Vali Özbilgin İlkokulu'nda sınıf öğretmeni olarak görev yapan Zeki ÖZDAMAR öğretmenimizidir.Adeta bir "Deniz Yıldızı"hikayesini andıran mektubunu kendisinin de iznini alarak siz değerli meslektaşlarımla paylaşmak istedim.Mektubu okuduktan sonra insanın “yılın öğretmeni dediğin böyle olmalı” diyesi geliyor doğrusu…

İşte O Mektup

     Selamlar sevgili dostum. Hatırlar mısın bilmem? Anadolu'nun uzak diyarlarından kalkıp okumak için Bursa'ya geldiğimizde yıl 1996'ydı. Görükle'deki o pembe binanın koridorlarında, Arabayatağı'nda kredi yurtlarda, belediye otobüslerinde (44, 43/d, 29), devam eden muhabbetlerimiz hep insan ve eğitim üzerineydi. Bizler farklı kültürlerden gelen insanlar o pembe binanın çatısı altında harmanlandık. 2000 yılında 2000'li yılların öğretmenleri olarak mesleğe adım attık. Deniz fenerleri olarak hazırlıklı mıydık? Bence hayır. Bizleri neyin beklediğinden haberimiz yoktu.

   Yolsuz, susuz köyler, toprak damlar, öğretmensiz okullar, elektriksiz geceler.Fırat'ın bir yakasında, Karacadağ'ın eteklerinde sen ve Mustafa, Nemrut'un eteklerinde ben ve Murat. Sonrasında köy buluşmaları… Fırat'ı geçip Siverek'e doğru ilerlerken dolmuşun camından bakarken ufka doğru uçsuz bucaksız, taş dolu, ağaçsız bozkırlar. Ve senin köyün, Hatundere… Allah'ım dedim ne kadar kötü bir yer. Hele bir de suyun olmadığını duyunca… Elektriğin günlerce gelmediğini… Kışın o soğuk gecelerinde tezek sobasını yakıp mum ışığında sazının tellerini tıngırdattığın günler… Gençliğinin baharını yaşayan 5-6 öğretmen o rezil lojmanda belki de en mutlu günlerimizi yaşadık. Yeni bir yaşamın yabancısı olan bizler dil bilmediğimiz bir coğrafyada konuşmaya başladık birleştirilmiş sınıflı okullarımızdaki eğitim sorunlarını. Ne o TV kanallarında koca koca kravatlı adamların konuştukları gibiydi ne de bize öğretilenler gibi. Gerçi onlardan pek haberimizde olmadı elektrik olmadığından. Ama en iyi çözümleri biz ürettik dağ başlarında. Okul yıllardır vardı. Bizlerden önce de onlarca öğretmen gelmişti buralara. Bu taş odaların duvarları onların yalnızlıklarına şahitlik yapmıştı. Öncekiler neden çalışmamıştı, neden evlerde tuvalet, banyo yoktu, çocuklar neden okuyamıyor, konuşamıyordu, imece neredeydi? Karmaşıklaşıyordu her şey ve kayboluyorduk düşündükçe. Sonra anlamaya başladık onları. Kolay mıydı yalnız yaşamak o lojmanlarda? Şairin dediği gibi ‘'sigara külü kadar yalnızlık'' ağır geliyordu. Ne yapmalı sorusunun cevabı burada başlıyordu. El ele verip üstesinden gelmek lazımdı sorunların. Çalıştığım köyleri şöyle bir düşünüyorum çatı yoktu, su yoktu, yol yoktu, tuvalet yoktu ,ama artık var. Hatta ağaçlarımız bile var. Bizden sonra gelenler sahip çıktılarsa tabii.

     İşte o köylerden birinde askerlik dönüşü, Aralık 2002 ve Ekim 2006 tarihleri arasında görev yaptım. Göreve başladığım tarih 17 Aralık'tı. 2 öğretmenli okulda göreve yeni başlamış bir arkadaş vardı. "O" 4 ve 5.sınıfları okutuyordu. Öğrenciler nerede diye sorunca 1.2.3'lerin evde olduğunu, 60 öğrenci olduğundan oturacak yer olmadığını söyledi. Ertesi gün okula gittim. Öğrenciler çoktan gelmiş, meraklı gözlerle bakıyorlardı. En çok güldüğüm dev gibi bir öğretmen gelmiş diye kendi aralarında konuşmaları olmuştu. Neyse derse başladık. Ne yapılır sizce? Tabiî ki okuma ve sonrasında yazma. Sonuç; 1.sınıflar 2 fiş biliyor. "Ali bak.", "Resim Yap." 2 .ve 3.sınıflar da çat pat. Bir de 5'e gidip okuması olmayıp bana gelenler. Harika bir ortam yani… 15 gün sonra müfettişler geldi. Durum berbat. Son 4 yılın sınıf geçme defterleri bile yok. İyi ne yapalım? "Hocam sen deneyimlisin ,idari konuları bilirsin. Yardımlaşarak yapın."  Düşünsenize kısa dönem askerlik yapıyorsunuz, geliyorsunuz yerinizde bir asker öğretmen. Sonra norm fazlası başka köye geçici görev ile. Ne güzel orada da 1.2.3 bekliyor hazır. Yani daha ev taşımalarını saymıyorum. Lojmanın elektrik borcu, bakımsız okul berbat bir tuvalet, birikmiş idari işler bize atalarımızdan değil, meslektaşlarımızdan kalan armağan. Aynı eğitimi ve aynı maaşı aldığımız meslektaşlarımız! Öğretmenlik ne güzel!

     Mesleğin en kötü tarafı birleştirilmiş sınıflarda okuyan öğrencilerin hayata,şehirde yaşayan akranlarına göre yenik başlaması. Ayrıca bu kız çocukları için daha vahim.5'e kadar okursa yeter. Diğerleri ise taşıma merkezlerine… Bence özellikle taşıma merkezlerindeki ve YİBO'larda okuyan öğrencilerin başarı durumları ve meslek seçimleri ile ilgili özel bir çalışma yapılmalı. Düşünsenize emek veriyorsunuz, bir fidan gibi yetiştiriyorsunuz ama meyvesi yok. Aslında karşınızda duran geleceğin öğretmenleri, doktorları falan değil, kız , 16- 17 yaşında anne olacak, erkek ise 14'ünde İstanbul'a çalışmaya gidecek küçük yürekler var. Bunları düşündükçe tadı tuzu kalmıyor mesleğin…

    17 Ekim'de vedalaşıp onları 5. sınıfta öğretmensiz bırakıp (tayin durdurma dilekçem reddedilmişti çünkü) ilçeye gittikten sonra yerime ücretli öğretmenler verilmiş ve öğrenciler bu yıl taşıma ile 6. sınıfa gitmişlerdi. İşte onlardan biri sahilden denize attığımız yıldızlardan Sevilay Öğrencimiz PYBS sınavında hem parasız yatılılığı  ve hem de bursluluğu kazanmıştı. Ailesine haber verdiğimde babasının ve Sevilay'ın yüz ifadesini görmek isterdim doğrusu. SBS' ye  5 öğrencim girmiş 350 ve üzeri puan almışlardı. Buradan öğrencilerime teşekkür ediyorum. Aynı zamanda köyden lise okuyan ilk kız olan Seda'ya ve köyden göç edip İstanbul'da başarısını sürdüren Mazlum'a, bu sıcakta okulun ağaçlarını sulayan Ruhat'a… Hepsine teşekkürler… Emeğinize, yüreğinize sağlık.

Zeki ÖZDAMAR

Vali Özbilgin İ.Okulu/Kahta-Adıyaman


banner182
Son Güncelleme: 20.11.2012 22:40
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol