banner374
11 Kasım 2014 Salı 01:05
Çok Saygıdeğer Öğretmenim, “Ağlamayan Bebeğe Emzik Verilmez”
Diğer kamu personellerine yapılan zamlar ve öğretmenlerin durumları... 

Şimdide akademik personelin zammı yasalaştı. İstersen bu habere bir göz atalım..

"Akademik personelin maaşlarına zam yapılmasına yönelik kanun tasarısı, Meclis Genel Kurulu'nda kabul edildi.

Yasaya göre; profesör, doçent, yardımcı doçent, araştırma görevlisi, öğretim görevlisi ve okutman kadrosunda bulunanlarla uzman, çevirici, eğitim ve öğretim planlamacılarına yükseköğretim tazminatı ödenecek.

Ayrıca, "akademik teşvik ödeneği" adı altında yeni bir ödeme söz konusu olacak.

Akademik personelin yurt içinde veya yurt dışında sonuçlandırdıkları projeler, araştırmalar, yayınlar ve ödüller esas alınarak yıllık akademik teşvik puanı hesaplanacak.

Puanlarla orantılı olarak "akademik teşvik ödeneği" verilecek.

Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında bulunan öğretim elemanları da akademik teşvik ödeneğinden yararlanabilecek."

Birazda ayrıntılarına bakalım isterseniz…

"EN DÜŞÜK MAAŞ 3 BİN 20 LİRA

Akademisyen maaşlarında yüzde 35'e varan artış sağlandı. Profesör maaşı 5 bin 7 ile 5 bin 656, doçent maaşı 3 bin 657 ile 4 bin 265, yardımcı doçent maaşı 3 bin 551 ile 3 bin 571 liraya çıkacak.

Araştırma görevlisi maaşı 3 bin 20 ile 3 bin 256 liraya yükselecek. Öğretim görevlisi ve okutman maaşı da 3 bin 20 ile 3 bin 425 lira olacak.

Yasaya göre; profesörlere 726, doçentlere 653, yardımcı doçentlere 581, araştırma görevlilerine 508, öğretim görevlilerine de 436 liraya varan teşvik verilecek." (Kaynak: Kamudanhaber)

Evet manzara bundan ibaret… Peki sen ne kadar maaş alıyorsun?

Birkaç yıl önce yapılan intibak yasası çalışmasında öğretmenler bu çalışmanın dışında tutulunca senin maaşın eridi gitti. Bunu fark edebiliyor musun? Hiç zannetmiyorum.

Maaşlarına zam yapılan akademik personele ve Yargı mensuplarına diyecek bir sözüm yok. İnanın hak ettiklerinden çok daha az aldıklarını düşünüyorum. Ama öğretmenler, “sefalete mahkum edilmeye başlandı” desem 12 den vurmuş olurum.

Çok saygıdeğer öğretmenim, hiç mi Dünya’dan haberin yok hayret ediyorum. En yakınına bir baksan derim, hemen yanı başında çalışan memur, yardımcı personel senden fazla ücret alacak, ama sen küçücük çıkarlar uğruna içinde yer aldığın yandaş sendikanın sana kaybettirdikleri karşısında sessizliğini koruyacaksın.

Bu yıl seyyanen 123 TL, önümüzdeki yılda % 3+3 şeklinde imzalanan sözleşme gereği sefalete mahkum edildiğini göremeyecek kadar körsün, daha ne diyeyim…

Neden her türlü zam ve iyileştirme çalışmalarında öğretmenler bu çalışmaların dışında tutuluyor biliyor musun? Biraz beynini zorlasan aslında cevabını bulursun… Bu konuda Türk Tarih Profesörü İlber Ortaylı’nın çok anlamlı bir sözü var. "Beyin, bedenden çıkmış" diyor.

Her neyse çok saygıdeğer öğretmenim, sen hiç kaale alınmazsın çünkü sen zaten “el altındasın”

Yani hakim olan görüş şu; “Öğretmenler zaten elimizin altında, bizim en büyük destekçimiz” 

Bu zihniyet işte senin mevcut durumunu yaratıyor. Çünkü küçücük çıkarlar uğruna hiçbir hakkını koruyup geliştiremiyorsun.

Yandaş sendika aracılığıyla ne dense kabul ediyorsun…

Cumhuriyet tarihi boyunca en kötü zammı alıyorsun, enflasyon altında verilen zam bir ayda elinden avucundan uçup gidiyor. Bırakın maaşlara adam akıllı zam yapmayı, Vergi dilimine girmen için oran düşürülüyor ve yılın henüz ortası dahi olmadan vergi oranın artıyor, belki bundan dahi haberin yok…

Çok saygıdeğer öğretmenim, ne güzel demiş şair değil mi?  Hala sefalet ücretine mahkum bırakılıyorsan… “Kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama /

Kabahatin çoğu senin canım kardeşim.”

Çok saygıdeğer öğretmenim, Atatürk ne güzel demiş; "Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır."

Evet, eserini görüyorsun değil mi? Kendi hakkını koruyamayan/ sahip çıkamayan kitlenin yetiştireceği yeni nesilde işte böyle olur…

Öğretmen, sözüm ona ‘toplumun en aydın kesimi arasında yer alacak zümre’ olması gerekirken, daha fazla açarak seni incitmek istemiyorum, çok saygıdeğer öğretmenim…

İstersen şöyle bir çevrene bak ve sen karar ver, ne dersin?

Ama sakın ola ki şunu unutma; “Ağlamayan Bebeğe Emzik Verilmez”

Bugünlerde, 24 Kasım münasebetiyle basında sıkça karşılaşacağın “Öğretmene şu kadar zam” vb. safsatalarla avunmaya devam et… “THY’den şu kadar indirim”(!)… Haydi kolay gelsin, UÇUŞA DEVAMMM..

ALLAH KİMSENİN ARKASINA “KURMA KOLU” TAKTIRMASIN

Öğretmenlik mesleğinin; toplumda hak, adalet, eşitlik, dürüstlük kavramlarıyla anılması gereken bir meslek olduğunu düşünüyorum.

Çünkü ne diyoruz, “eğitim ve öğretim” şeklinde dilimize pelesenk olmuş bir kavram var.

Bu iki kelime çok şey anlatıyor ama anlayabilene…Öğretim yapamasak da eğitim kaçınılmazdır. Belki bir çocuk, matematik, fizik, kimya öğrenemiyordur ama okullarımızda mutlaka, dürüst olması gerektiği, haksızlık yapmaması, iftira atmaması, doğruyu söylemesi, açıkçası toplumda iyi bir insan olarak yetişmesi için ne gerekiyorsa yapılması icap etmektedir.

Peki bu nasıl olacak… Mevcut bu kadrolarla mı?

Her gün gazetelerde öğrenciler okuyor.

Müdürlük mülakat sınavlarında büyük haksızlık yapıldığı, sorulan soruları bilenlerin 70 puan altında bırakıldığı, soruları bilemeyenlerin 90 üzerinde puanlarla ödüllendirildiği yazılıp çizilirken öğrencilerimize nasıl anlatacağız, iyi insan olmanın gereklerini.

Her türlü adam kayırmacılığının yapıldığını, liyakata zerre kadar önem verilmediğini, öğretmenlik yapmasının bile eğitim öğretim sürecinde tehlikeli olduğu düşünülen bir çok kişinin bu kurumlara bir kimlik uğruna müdür yapıldığını gören yeni nesle ne diyeceğiz…

Eleştiren çok oluyor… Herkes konuşuyor… Yapılanlar yanlış deniyor.. Ama yanlış yapanlara karşı kimse sesini çıkaramıyor..

Öğretmen her şeyden önce örnek olmalıdır. Küçücük çıkarlar uğruna geleceğimiz yeni neslimize kötü örnek olmamalıdır. Hakkını aramalı nerde haksızlık varsa bunun karşısında sessiz olmamalıdır. Yandaş olsun olmasın öğretmene yakışan budur. Dürüstlüktür, adilliktir, hakkaniyettir.

Öğretmenler, eleştiriyi fazlasıyla hak ediyorlar ama en çok acıdığım kişilere gelince her ne kadar onlar da öğretmen olsalar da müdürlük mülakat komisyonlarında görev alan yetkililerin durumu çok daha acıdır.

Neden derseniz, hani bazı oyuncaklar vardır. Mekanik bir sistem ile çalışmaktadırlar.

Herhangi bir elektrik enerjisine de ihtiyaç duymazlar. Arkasında "kurma kolu" vardır. Kurarsınız ve buradan elde edilen enerji ile bir süre çalışır ve durur; sonra yeniden kurarsınız…

İşte durum bundan ibaret ne yazık ki…

Şanlıurfa’da ki durumu Muğla’da ki durumu düşünürseniz, resmen komisyon üyelerinin önüne müdür adaylarına kaç puan vermeleri gerektiği konulmuş ve bunun gereği yapılmış…

İnsanın arkasında "kurma kolu" olmaya görsün, işte en acısı budur demek istiyorum…

Bence sizde dikkat edin biriyle konuşurken, gidip de bir sorununuzu ilettiğinizde, sorununuzun çözülmesini beklemeden önce çaktırmadan bir arkasına bakın… “kurma kolu” var mı diye..

Bu konuda aşağıdaki karikatürü de sizinle paylaşacağım ama inanın 81 ilde yaşanan müdürlük mülakat sınavları bu karikatürde anlatılandan daha vahimdi..

Eeee bu farkı görmeyi de size bırakalım….

Umut Çetiner / Belirtiyorum.com

banner182
Son Güncelleme: 11.11.2014 01:05
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol