banner374
07 Ocak 2015 Çarşamba 13:40
Yeni Atanan Okul Müdürlerine Mektup
  2014-2015 eğitim – öğretim yılında, Türkiye çapında yaklaşık 16000 civarında okul yöneticisinin değiştiğini, yardımcılarıyla birlikte toplamda 40000’e varan bir rakamın telaffuz edildiğini duyuyorum. Öncelikle her değişimin ve dönüşümün belirli sıkıntıları taşıdığını düşünüyorum. Bu bağlamda, okul yöneticilerine, mesleki deneyimlerimi aktarmak, kuram-uygulama ilişkisi bağlamında bazı önerileri sunacağım… Okul yöneticileri ile ilgili demografik dağılımları incelediğimde, bazı okul yöneticilerinin daha önce okul yöneticiliği yaptığı anlaşılmaktadır. Yöneticilik mesleğinde tecrübenin değerine ve önemine inanırım. Bu açıdan deneyimli olanların biraz daha şanslı olduğu kanaatindeyim. Yöneticilerin, ilk odaklandıkları ve merak ettikleri kavramların başında “yönetim” gelir. Genel olarak yönetim literatürde, “örgütte bulunan madde ve insan kaynaklarını örgütsel amaçlar doğrultusunda en verimli şekilde kullanılması” olarak tanımlanır. Çok mekanik, çok soğuk ve bir o kadar da itici bir tanımdır. Bu tanımı kendine rehber edinen bir yöneticinin; okulu fabrika, öğretmenleri dişli, öğrencileri de işlenecek ham madde olarak görmesi kadar doğal hiçbir şey yoktur. Okulun insan, hava ve yapı boyutu incelendiğinde, insan öğesinin ön plana çıktığını görmek mümkündür. Bu sebeple, yönetimi, “insanlara hayatı kolaylaştırabilme sanatı” olarak tanımlamak, sanırım okulda yapılacak yönetsel eylemlerin biçimini, şeklini ve içeriğini belirlemede etkili olacaktır. Okula ilk atandığınızda yasal gücünüzle göreve başladınız. Bu yasal güç, sizi statü lideri yapar. Okuldaki öğretmenler, öğrenciler, veliler ve okulun çevresindeki baskı grupları tarafından kabul gördükçe liderlik rolünüz pekişmeye başlar. Yasal gücünüze sığınmak, zorlayıcı güç kullanmak, gerekli gereksiz ödül gücünden yararlanmak; sizi günü kurtarmaya çalışan, eğreti yönetici kimliğine iter. Bu sebeple, yasal gücü ilk bir iki haftada işe koşmanızda bir sorun olacağını sanmıyorum. Ancak, bu iki, üç haftada “uzmanlık gücünü” etkili kullanmanız, gerekir. Mesleki liyakatinizi, yeterliliğinizi hedef kitleyle paylaşmanız son derece önemlidir. Son olarak, karizmatik gücü kullanmanız, sizi kısa zamanda liderliğe doğru taşıyacaktır. Şunu hiçbir zaman unutmamaya özen gösteriniz: “Kaleleri kılıçlarla fethedebilirsiniz ama kılıçlarla yönetemezsiniz”. Bu sebeple, sürekli olarak etkiyi kullanmanız gerekir. Yetki kullanarak yöneticilik yapmaya kalkışmanız, beklenen sonun başlangıcı olabilir. Öğretmenlik mesleğinde çok başarılı olmuş, üstün başarı ödülleri almış olabilirsiniz. Onlar, orada kaldı. Artık rolleriniz, sorumluluklarınız, göreviniz ve etki alanınız değişti. Başarılı öğretmen olarak çalışmış olmanız, sizi okul yöneticiliğinde de başarılı yapmaz. Çünkü başarılı öğretmen içsel güdülenmiştir. İçsel güdüleme araçları, onun başarıdan başarıya koşmasında etkili rol oynamış olabilir. Oysa, yöneticilikte içsel güdülenmeniz kadar, başkalarına güç kullanıp harekete geçirebilmeniz, yönlendirebilmeniz ve iş yaptırabilme kapasiteniz ön plana çıkmaktadır. Aksi taktirde, okul yöneticiliği masasına oturup misafirlerinize, başarılı öğretmenlik anılarınızı anlatarak zaman geçirmek durumunda kalabilirsiniz. Eğitim örgütleri ile ilgili bazı sloganlar vardır. Bunlardan en popüler olanları “Okul yöneticisi kadardır”. “Okuldaki başarı da başarısızlık da yöneticiden sorulur”. Bu sözlerin mutlaka geçerliği vardır. Cosby “Okuldaki başarının %84’ünün okul yöneticisinden kaynaklandığını” ifade etmesi tesadüf değildir. Okuldaki günahlardan da sevaplardan da bir noktaya kadar yönetici sorumludur. Bu aşamada, okulun entelektüel sermayesini ifade eden öğretmenleri ve onların okul başarısındaki rollerini yok saymak da doğru değildir. Okulları, tek adam yönetiminin etkili olduğu kurumlar haline getirmek, okullara büyük oranda zarar verebilir. Öncelikle şunu çok iyi bilmemiz gerekir: Gölgede yaşayanın gölgesi olmaz. Okul yöneticisi tek adam olmak yerine “dağıtımcı liderlik” davranışlarını ön plana çıkarmasıyla birlikte, öğretmenin, öğrencinin, velinin ve idari personelin, liderlik yapmalarına uygun ortam sağlamış olur. Kısacası, tek adam lider yerine, okul yöneticisi “liderlerin lideri” olarak etkili rol oynayabilir. Orkestra şefi olmak, herkesi dinlemek, en optimal kararları almak ve rol model olmak, önemli liderlik davranışlarıdır. Okulunuzun yönetiminin etkisini ölçmek istediğiniz de kendinize şu soruları sorun: İyi yönetim nedir? Kötü yönetim nedir? Hep birlikte iyi ve kötü yönetimi bir örnek olayla açıklayalım. “Evinize geldiniz ve evinizin yakınlarında aracınızı park edecek yer bulamadınız. 2 sokak uzağa park ettiniz. Sokak lambaları yanmıyor. Çöpler toplanmamış. Karanlıkta muz kabuğuna bastınız ve düştünüz. Üzeriniz kir pas içinde… Eve geldiniz, apartmanın dış kapı kilidi bozuk. Zorlayarak, iterek, tekmeleyerek kapıyı açtınız. Asansör çalışmıyor ve otomatlar bozuk. Ayrıca elektrikler kesik. Evinizin bulunduğu kata kadar zorlanarak çıktınız. Karanlıkta kapıyı açtınız. Sular kesik”. Bu örnek olayda, hangi kurumları hatırladınız? Belediye, elektrik idaresi, apartman yönetimi …. Şimdi örnek olayı bir de şöyle ele alalım. “Eve geldiniz, aracınızı park ettiniz. Eve çıktınız. Elinizi yüzünüzü yıkayıp işinize koyuldunuz”. Kimi hatırladınız? Cevabı yok değil mi? O halde iyi yönetim kendini hatırlatmayan kötü yönetim ise kendisini sürekli hatırlatan yönetimdir. Kendinize daima şu soruyu sorun: Ben sürekli kendisini hatırlatan yönetim miyim? Toplum olarak, öğrencilere değer kazandıramadığımızdan şikâyet ederiz. Hatta, yetişkinlerin bile değerlerinin olmadığı yönünde şikayette bulunuruz. Bu endişelerin ve eleştirilerin mutlaka haklılık payı vardır. En bariz örneği, öğretmen yetiştiren eğitim fakültelerinde, sınavlarda 30 tane öğretmen adayının başına 2 gözetmen görevlendiriyorsak, demek ki değer kazandıracak olan öğretmenlere, güvenmediğimiz ortaya çıkar. Peki, güvenmediğimiz öğretmen, nasıl değer kazandıracak? Öğretmene neden güvenmiyoruz? Okullarınızda, öncelikle ele almanız gereken hatta bilişsel becerilerden önce değerleri sağlamlaştırmanız gerekir diye düşünüyorum.Değerleri sağlam temellere oturtmak için, öğretmenlere ve öğrencilere güvenmek gerekir. Güvenin üzerine değerleri inşa etmek tutulacak en doğru yoldur. ABD’de Stanford Üniversitesi’nin Mühendislik Fakültesi’nde öğrencilerin başına sınavlarda gözetmen gönderilmediğini yıllar önce bir kitapta okumuştum. “Bir öğrenci soruları öğretim üyesinden alıyor, arkadaşlarına dağıtıyor, sınav bitiminde en son kalan öğrenci kâğıtları toplayıp, öğretim üyesine teslim ediyormuş. Kopya çekilip çekilmediğini araştırdığımda, çeken öğrenciler oluyormuş. Ancak, diğer öğrenciler kopyaya müdahale edip, okuldan attırıyorlarmış”. Şimdi düşünüyorum, değerler tesadüf oluşmuyor. Bunların mimarı sizler olacaksınız. 12 yıl eğittiğiniz öğrencilere değer kazandıracak programlarınız, eylemleriniz, duruşunuz ve felsefeniz olmalı… Unutmayın ki, öğrenciler kulaklarıyla değil, gözleriyle değer kazanırlar… Okulların elbette vazgeçilmezleri arasında “kalite” kavramı gelir. “kaliteli okul”, “kaliteli eğitim”, “kaliteli öğretmen”… Bu kavramlar yaklaşık 20 yıldır eğitimin gündeminden hiç düşmez. Eğitim örgütlerinde, başka sektörlerden devşirilen kavram ve ilkeler kendilerine çok kolay yaşam alanı bulabilir. Eğitimde kalite kavramı çok geniş, genel ve o kadar da özel bir anlama sahiptir. Bu sebeple, hazırladığınız raporlar, etkinlikler ve çalışma planları, kalite kavramını gündemde tutabilir fakat amacına ulaştırmaz. “ 2 yıl önce Antalya’da bir otelde, bir kamu kuruluşunun yöneticilerine kalite, takım çalışması vb. eğitimler vermek üzere davet edildim. Eğitime giderken yanıma kürdan ve sakız aldım. Grubu 10’ar kişilik küçük gruplara ayırdım. 20 dakikada sakızı ve kürdanı kullanarak 5 katlı kule yapmalarını ve bu kulenin 5 dakika boyunca yıkılmadan ayakta kalmasının şart olduğunu bir yönerge ile bildirdim. Grup başla talimatıyla birlikte kule yapmaya başladı. Bazı grup üyeleri sakızı çiğniyor, diğerleri de onların ağzından çıkan sakızı ellerine alarak kürdana takıyorlardı. Masanın üzerinde siyah bir poşet ve içinde de mutfak eldiveni vardı. Grup üyelerinden hiçbiri benden; Hocam arkadaşımızın ağzından çıkan sakıza elimizi sürüyoruz ve hijyenik değil, hasta olacağız. Eğer uygun görürseniz otelin mutfağından eldiven alalım, teklifinde bulunmadı. Bu konuyu onlara hatırlatıp, şu soruyu sordum. Burada bu kaygıyı taşımayan sizler, çalıştığınız kurumda kaliteyi nasıl artıracaksınız?” Kaliteyi artırmak istiyorsanız, öncelikle siz kendi kişisel kalitenizi artırın, dedim. Okulda kaliteyi artıracak araçlar bellidir. “Öğrenen okul” olmak, “öğrenmeyi üst değer haline dönüştürmek” ve takım halinde öğrenme kültürü yaratabilmektir. Okulunuzda sizden hazetmeyen, sizin varlığınızı kabullenemeyen ve sürekli muhalif davranışlarla size meydan okuyan kişi ya da kişiler olacaktır. Kılıç ve kalkan kullanarak onlara saldırmanız, etkisiz hale getirmeniz, kolay, sıradan ve çok kötü sorun çözme yaklaşımı olarak tarihe geçecektir. Örgütlerde çatışma yaşamak kadar doğal bir şeyin olmadığını düşünüyorum. Çatışmayı etkili çözmeniz, örgütsel amaçlara hizmet edecektir. Çatışmayı sürüncemeye bırakmanız ya da kötü çözüm yaklaşımlarını kullanmanız, gelecekte mobbingin yaşanmasına uygun ortam yaratacaktır. Hep bana soruyorlar: Çatışma ile mobbing arasında ne fark var? Diye. Bu konuyu sizlere bir metaforla açıklamak isterim. Eğer müdahale topa ise çatışma, oyuncuyu sakatlamaya yönelikse mobbingtir… Size karşı olumsuz davranışları olan kişi ya da kişilerin, bu davranışlarının kaynağına, “bilgiye” ulaşın. Eğer olumsuz davranışın kaynağı olan bilgiyi değiştirebilirseniz, tutum ve davranışlarda da değişme meydana gelebilir. Sorunu anlama, farkedebilme, türevlerinden ayırt edebilme, önemli yönetici davranışıdır. Herkesin baktığı yere bakan, herkesin gördüğünü gören, liderlik rolünü etkili oynayamaz. Farklılıkları farketmek, farklılıkları tanımlayabilmek gerekir. Bu bağlamda, okul yöneticisi olarak sürekli sorun çözmek, sorunlarla boğuşmak ve krizlerden fırsatlar yaratmak önemlidir. Takım arkadaşlarınızı dinlemek, beyin fırtınası yapmak, yaratıcı fikirlerin ortaya çıkmasını sağlamak, başarı öyküleri yazmanızda etkili olabilir. Takım arkadaşlarınızı ne kadar iyi tanırsanız, o kadar sorun çözme sürecinde onların desteğini alabilirsiniz. Burada diğer önemli kavramlardan birisi de, hiç şüphesiz, iletişim becerisidir. Etkili lider yöneticiler; takım arkadaşlarıyla ilişki değil, iletişim kurarlar. Sen dili yerine ben dilini ve özsaygıyı geliştirici dili kullanırlar. Dinleme, anlama ve etkin beden dili ile pozitif iletişim becerilerini destekler. Sempati yerine empati kurabilmek, iletişim hatalarını ve engellerini ortadan kaldırabilmek, açık, net ve tutarlı olabilmek, yarınlara emin adımlarla yürümede size önemli kazanımlar sağlayabilir.
Prof. Dr. Necati CEMALOĞLU

Kamudanhaber
banner182
Son Güncelleme: 07.01.2015 13:39
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol