banner374
Günlerdir eğitim camiası yeni yasa tasarısını tartışıyor. Dershaneler ile ilgili bölüme dershane çalışanları, aday öğretmenler ile ilgili bölüme atama bekleyen öğretmenler, denetmenler ile ilgili bölüme eğitim denetmenleri, yöneticiler ile ilgili bölüme yönetici ve öğretmenler yorum yapıyor. Genel olarak tartışmalara baktığımızda hangi bölüm hangimize dokunduysa feryat figan ediyoruz.
Gelen tepkilerin ortak noktası “torpil”. Yani TDK’ya göre “bir kimseyi kayırma işi”. Kayırma ve kayırmacılık, toplumumuzda var mı yok mu tartışmasına gerek görmüyorum. Var olduğunu biliyoruz. “Var olma” olgusunu ortaya çıkaran kitlenin de bugün yasa tasarısını yorumlayan herkes olduğunu söylemek mümkün. Öğretmeni, yöneticisi, bürokratı, siyasisi, vb. hepimiz bu hastalığa sebep olan virüsün birer parçasıyız.
Bizler bu hastalığı yok etmeye çalışmadıkça, bizler mücadele etmedikçe, bizler bu hastalığa direnmedikçe bu hastalığın bağışıklık sistemi karşısında yok edilmesi mümkün değil. Kayırmacılığı yapan biz, kayırmacılık talep eden biz, kayırmacılıktan mağdur olan gene biz…
Toplumda temel değerleri inşa etmedikçe, bu değerlere inanmadıkça ve bu değerleri sosyal yaşamımızın en önemli öğeleri olarak ele almadıkça seçme sınavlarının yazılı veya sözlü olmasının bir önemi olmayacak elbette. Ancak toplumda yerleşik hale gelen bir hastalık var diye de toplum için gerekli olan değişimlere zemin hazırlayacak gerekli bir düzenlemeye de bu hastalık yüzünden karşı çıkmanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum.
Her eğitim çalışanı; eğitim kurumlarımızda yönetim kademesinde onlarca yıldır hiçbir şey yapmadan koltuk dolduran, yeniliğe ve değişime kapalı vizyonu olmayan yönetim kadrolarından şikâyetçi. Her eğitim çalışanı; öğrencilerin ve ailelerin okulu ikinci plana atıp dershanelerin güdümüne girilmesinden şikâyetçi. Her eğitim çalışanı; çalışma ortamlarında mutlu olmadıklarından şikâyetçi. Özetle her eğitim çalışanı; mevcut eğitim yönetimi kadrolarından ve sistemden şikâyetçi.
Bakanlık ise tüm bu şikâyetlere karşın bir yasa taslağı sundu. Bu yasa taslağı bakanlığın mevcut sorunlara çözüm önerisi olarak ele alınmalı. Biz bu çözüm önerisinin nerelerine karşıyız, neden karşıyız ve nasıl olmalı ekseninde eleştiri sayısı çok az. Çoğunluk siyasi kaygı ve önyargı ile eleştiriyor. İyi ama hepimizin şikâyetçi olduğu konularda biz ne öneriyoruz? Bizim çözüm önerimiz ne? Bunu anlatan buna değinen arkadaşlarımızın sayısı çok az.
Aslen mesleği öğretmen olan insanların, yönetim kadrolarına geçtikten sonra öğretmeni ve öğretmenliği hor görmelerinden herkes rahatsızken, 4 yıl süre ile görev süresi belirlenmesi doğru bir uygulama değil mi? Kurumlarında yöneticilik değil liderlik yapmaları beklenen insanların kendi çalışma arkadaşlarını seçme özgürlüğü doğru bir uygulama değil mi? Sınav ve test odaklı bir eğitim sisteminin çöküşünün kaçınılmaz olduğunu gören herkes için dershane düzenlemesi gerekli değil mi?
“Evet, gerekli; Evet, olmalı; ama kayırmacılık varken bunlar olmaz” diyecek arkadaşlar da oldukça fazladır. Bakanlığa inancını yitirmiş, liste savaşlarını yaşamış, mülakatlarda kayırmacılığa şahit olmuş insanların düzenlemelere en başında karşı çıkmaları durumuna da kimse şaşırmamalı elbette. X veya Y görüşü yahut A veya B sendikası fark etmiyor, her güç sahibi kendi döneminde bu hastalığa sebebiyet veriyor. Dönemler değişiyor, iktidarlar değişiyor, insanlar değişiyor hastalık baki kalıyorsa o zaman sorun topluma en küçük hücresine kadar işlemiş bir hastalıktır. Bunun tedavisi her bir ferdimizde gizli, her birimiz ne zamanki birbirimize güvenmeye başlarız, ne zamanki kayırmacılıktan medet ummayız o zaman bu hastalığın tedavisi mümkün olur.
Son sözüm, bir temenni olacak. Taslak yasalaştıktan sonra, yönetmelikleri yayınlanacak. Sayın Bakanımız ve Müsteşarımız çıksalar; biz bu yasayı kayırmacılığa kurban gitsin diye istemedik bu andan itibaren hiçbir siyasi veya sendikal liste, torpil, vb. dikkate alınmadan çalışmaları yürütün, arkanızda bizler varız diye bir talimat verseler; Sayın Başbakan ve diğer siyasiler grup toplantılarında bu durumu gündeme getirip bundan sonra herhangi bir vekilimizin veya bürokratın bu tür bir istek veya eylem içerisinde olmasına müsaade etmeyeceğiz deseler; hastalığın tedavisinde yol alır mıyız almaz mıyız? Bugün kurumlara karşı inançlarını ve güvenlerini yitirmiş olan eğitim camiasının içi bir nebze de olsa rahatlar mı rahatlamaz mı?

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
SÖZLE OLMAZ 3 yıl önce

söz uçar yazi kalir...

Avatar
Ali Bal 3 yıl önce

sen şimdi bu yazdığın son paragrafa inanıyormusun...........klasik bir cümle ama yıl 2014 ama "burası türki̇ye"

Avatar
DURMUS KAN 3 yıl önce

bu yasa tasarisinin temel amaci keşke eği̇ti̇m kurumlarinin ni̇teli̇ği̇ni̇ ve yöneti̇m kali̇tesi̇ni̇ arttirmak olsaydi ...

Avatar
Mert 3 yıl önce

bu söylediklerine inanmadığın, toz pempe bakış açından belli oluyor. müdür yard, müdür ve şb.müdürlüğü mülakatlarında neler sorulduğunu dile getirip bir yazı yazmaya başla istersen, bak yazının sonu nereye gidiyor o zaman. hangi sendikaya üyesin bu arada serdar?

Avatar
ferhat korkutata 3 yıl önce

sayın yazarın içtenliğine inanmıyorum..

Avatar
felaket 3 yıl önce

yazı da ne istediğini yada ne düşündüğünü net anlat bence.. korkma diycem korkarsın onun için foto ya devam..

Avatar
Dil 3 yıl önce

Yazar sıfatıyla kalem tutan arkadaşların öncelikle fikirlerini düzenlemesi ve dil kurallarına dikkat etmesi elzemdir. Aksi halde anlattıklarını okuyucuya ulaşamıyor. Yazının tutarlılık ve dil açısından tekrar değerlendirilmesi gerekiyor. En basiti "TDK'na" değil, "TDK'ye" olacak.