banner374
09 Ekim 2013 Çarşamba 23:00
Bu bir Türk eğitim sistemi klasiğidir

 Mili Eğitim Bakanı Nabi Avcı, TBMM genel kurulunda "Bütün dersliklerin tamamlandığı ve her derslikte en fazla 30 öğrencinin eğitim gördüğü, bütün okullarda tekli eğitime geçildiği durumda bile, bakanlığın istihdam edebileceği öğretmen sayısı 125 bin. Ancak bu okullardan mezun olan gençlerimizin sayısı 250 bin civarında" demiş.

Bu atanmayı bekleyen öğretmen adaylarına incelikten kırılacak bir mesajdır. Hepiniz atansanız dahi mevcudunuzu eritemiyoruz onun için niye böyle bir külfet altına girelim ki varsın siz on yıllardır atanamadığınızdan, hala ebeveynlerinizden harçlık, ondan bundan borç alın, evinizin kirasıydı çocuk beziydi derken intiharın eşiğine gelin, "vatan sağ olsun" (!) ne diyelim. 

Eğitim gibi önemli olan daha doğrusu önemli olması gereken bir sistem, militarist bir mantığı kuşanan dünya da savunmadan, hatta tüm kurumlardan sonra gelmektedir. Hele bizim gibi geliştiğini sanan ve gelişmiş devletler için ucuz tatil, ihracat artığı GDO lu, kimyasal katkılı ürünleri "israf haramdır" düstürü ile halkına yediren, yediklerinin gazını çıkaramayınca "çivi çiviyi söker" diye düşünerekten olsa gerek gazlayan ne oldum delisi bir iktidarın at meydanına dönmüş bir ülke için sadece ve sadece mevcut sistemin devamını sağlayacak ve kendi anlayışlarından da bir tutam serpilerek tornadan çıkmışçasına birbirinin aynısı "vatandaş" yetiştirme amacına hizmet eder.

Avcı'ya şunu sormak isterdim öğretmen atanması demek sadece öğretmen adaylarının mevcutlarının eritilmesi ile mi ilgidir?

Bunun diğer ucunda eğitimin en önemli unsuru olan çocuklarımız yani öğrenci vardır. Balık istifi sınıflarda ilk yirmi dakikadan sonra nefes alınmaz o kalabalığa oksijen dayanmaz. Beyinlerine kan gitmeyen çocuklar ne öğrenecek.

Bu topraklar beyinlerine kan gitmeyen yöneticilerden çoook çekti! Onlardan daha fazlasını bünyemiz kaldıramaz.

Sınıf mevcutlarının yetmişlere dayandığı akıllara ziyan kalabalıktaki sınıflarda ders veren öğretmenlerin çilesi de ayrıca bir sempozyum konusudur.

Hem yıllarca maddi manevi olarak insandan bir şeyler eksilten en basitinden yıllarını çalan üniversitelerde bari mezun olununca bir "baltaya sap olmanın" heyecanını bile kursaklarda bırakıyorsunuz sayın Avcı.

Yıllarını çalıyor çünkü bizde üniversite okumak öyle insana pek bir şey katmıyor. 90 yıllık köhne, militarist ve ırkçı mantığın şekil verdiği eğitim-öğretim çarkından geçerek geliyorsun adına üniversite denen yere.

Üniversitelerin yönetiminde ve diğer kadrolarında bulunanlar, niteliklilerine yani iktidara yakınlıklarına göre zamanla ayıklanır. Her iktidar başa geçip serpildikçe ortaya ilk öğretim kademesindeki mantığa ve birikime sahip proflar, doçentler falan kalır. Adlarının başındaki sıfatları nasıl aldıklarını merak ederek geçer üniversite yıllarınız. Öğrenciyken aç kaldığınız günlerden bahsetmeyeceğim bile. 

Üniversiteye varmadan öncesi de çiledir zaten. Yoksulluk ve yoksunluğa birde başka dilde rüya görmen eklenince trajedin katlanır.

Gelişim döneminin gerektirdiği öğrenmelerin yapılması gerekirken sen önce yeni bir dili öğrenmek için didiniyorsun ki sana, karşında sabır taşına dönen örtmenin de eline tutuşturulan ve hayatın boyunca peşini bırakmayacak fosilleşmiş bir mantığın tezahürü olan "müfredat"taki dersleri öğretsin.

Bizde eğitim-öğretim de hayat boyudur. Öyle ilim irfan aşığı olduğumuzdan değil tabii ki. 

Basit bir hesaplama ile bunu göstereyim:

5 yıl ilk + 3 yıl orta+ 3 yıl lise+ 3 yıl dershane+ 4 ve 10 yıl arasında değişiklik gösteren üniversite +10 yıl KPSS + fen edebiyat Fakültesi mağdurları için formasyon çilesiydi, depresyon tedavisi idi derken en az 5 yıl de, toplayın bakalım benim matematiğim iyi değil.-Fen edebiyat mağdurlarının yaşadığı formasyon çilesi de başlı başına bir keşmekeş. Hangi birinden bahsetsem bilemedim-

Bu elinizdeki sayıya sınıf tekrarı, okul öncesi eğitim ve üniversiteye, KPSS ye hazırlanma sürecine eklenen yılları vs. katmıyorum bile.

Neresinden tutarsanız elinizde kalan eğitim sistemine küçük dokunuşlar işlemiyor. Günü birlik o günü, o seçim dönemini kurtarmaya hizmet eden çalışmalarla düzelmiyor.

Nabi Avcı'ya dönersek "bunları bunları yaparsak bile hepinizi istihdam edemeyiz" diyor.

Eğitimde gerçek bir reform beklemiyoruz elbette. O kadar uçarı düşünecek hayal gücümüz yok. Vakti zamanında vurduğunuz postal darbeleriyle zaten hayal gücümüze gününü gösterdiniz.

En azından sınıf mevcutlarını azaltın. Bir kere kalabalık sınıflardan oluşan okullar saatli bomba gibidir. En somut örneğini 20 Eylülde Küçükçekmece Kanarya İlk Öğretim okulunda teneffüs esnasında merdivenlerde çıkan bir kavga sonucu yaşanan izdihamda ezilen 13 yaşındaki Ahmet Şahin'in ölümüne tanık olduk.

Fabrikasyon mantığında birbiri ardına dizli makinelerden geçip tornadan çıkmışçasına muntazam, itaatkar, birbirini aynısı "vatandaş" yetiştiren Türk Eğitim sisteminden geçip yıllarca hayatımızın her alanında etkisini hissettiğimiz "yüce ideoloji"' her iktidarın kendinden bir şeyler eklediği ucube bir şeye dönüştü iyice.

Her sene yeni bir Anştaynvari çalışma yapar akıldanelerimiz. Biz nasıl kobay olduysak bu gün de çocuklarımız kobay. Bizde her şey saltanatla babadan, anadan oğla ve kıza geçiyor. Kobaylık da öyle.

Bir zamanlar kredili sistem vardı. Benim nesil üzerinde denendi. Tutmadı. Hooop çöpe. Sonra başka yıllarda başka denekler üzerinde başka şeyler denendi. En son 66 aylıkların okula başlamaları olayını ortaya attılar sonuç yine fiyasko. Birinci sınıfa başlayacak yeterliliklerine bakılmadan sadece doğdukları ay baz alınarak okula yollanan binlerce minik çocuğumuz ya anasınıfına döndü ya da evlerine.

Okul öncesi eğitim alacak şansı olmayan, çalışmadan ekmek yiyemeyen sağlıksız ortamlarda büyüyen minik bedenler ile şanslı doğan akranlarıyla aynı yarışa sokuldular. Bu da 66 aylık çilesinin ve aslından tüm eğitim tarihimizin önemli bir handikapıdır.

Bu aslında kapitalizmin de önemli bir çıktısıdır. Okul saatine kadar sakız satan kışın üzerinde sıcak tutacak giysisi olmayan çocuk ile sıcacık evinden çıkıp özel arabalarla okullara bırakılan çocuklar tan aynı performansı beklemek.

Gelir dağılımındaki uçurumdan kapitalizmi aşağı atasım geliyor.

Nerden giriyorum nerden çıkıyorum. Malumunuz üzere bu eğitim konusu bizde yapboz tahtasıdır biraz da. Onun için giriş gelişme sonuç beklemeyin. Her yerinden dalabiliyorsunuz gelişme kısmında boğulmamak için hemen kıyıya kulaç ve hop sonuç:

SONUÇ:

Ezberci, tek tipçi, yaratıcılıktan azade vatandaş yetiştirme içerikli müfredatınızı bu kalabalık adeta balık istifi derslikler de iyi aşılayamıyorsunuz haberiniz ola!
banner182
Son Güncelleme: 09.10.2013 23:01
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol