banner374
14 Haziran 2015 Pazar 16:08
Dezavantajlı Çocukların Eğitim Hakları Seminer Çalışması 2015
Dezavantajlı Çocukların Eğitim Hakları seminer çalışması bulmak isteyen siz değerli okuyucularımız için bu haber sayfasını derledik. Bu kapsada Dezavantajlı Çocukların Eğitim Hakları ile ilgili anlık detay ve gelişmeleri bire bir olarak bulmak isteyen okuyucularımıza Dezavantajlı Çocukların Eğitim Hakları örnekleri sunacağız. Bu kasamda Dezavantajlı Çocukların Eğitim Hakları semineri ile ilgilide siz değerli okuyucularımız çalışmalarınızı aktarabilrisiniz. Şimdiden tüm öğretmenlerimize iyi çalışmalar dilerken Dezavantajlı Çocukların Eğitim Hakları seminer çalışması için haber sayfamızın sonuna doğru ilerleyiniz.

Siz değerli okuyucularımızda seminer çalışmalarıyla ilgili tüm soru görüş ve önerilerinizi yorumlar kısımından aktarabilirsiniz.  Aşağıdak i bilgileri word dosyasına kopyalayıp dosya haline getirebilirsiniz.


DEZAVANTAJLI ÇOCUKLAR

DEZAVANTAJLI ÇOCUK KİMDİR?

Özellikle son yıllar içerisinde gelişmekte olan ülkelerde daha yoğun olmak üzere güç koşullar altındaki çocuklar ya da risk altındaki çocuklar tanımlamasına uyan çocukların sayısı artmaktadır.

Bu çocukların risk altında olarak değerlendirilmelerinde birinci etken, çocukluk dönemlerinde yaşlarına uygun olmayan, tehlike ve riskleri içeren bir yaşam içerisinde olmalarıdır. Gelişimin temel kurallarından olan her çocuk yaşının gerektirdiği yaşamı yaşamalıdır ilkesinin bu kategoride yer alan çocuklarda gerçekleşmediği görülmektedir. Oyun çağındaki çocuğun oyun oynaması, okul çağındaki çocuğun okula gitmesi gerekirken bu çocukların yaşamlarını başka şekilde tehlikeli ve gelişimlerini engelleyen boyutlarda sürdürdükleri görülmektedir.

Risk altındaki çocuklar dediğimizde de en sık karşımıza çıkan 4 grup olduğu görülmektedir. Bunlar: çalışan çocuklar, sokak çocukları, suça itilen çocuklar, istismara maruz kalan çocuklar.

Bu grupları değerlendirdiğimizde ilk dikkati çeken olgu grupların birbirinden bağımsız olmadığı tam tersine iç içe geçmiş olmalarıdır. Gerçektende sokak çocuklarının önemli bir kısmının suça itilen çocuklar grubuna da girdiği izlenmektedir. Sokakta yaşamanın doğal uzantısında suç işleme ve sürekli çetelerde yer alarak suçlu olma kavramı yaşanmaktadır. Yani bu çocukları ayıran bir sınır yoktur. Çocuk dayak yemiş ve şiddet görmüşse, istismara maruz kalmışsa sokağa kaçıyor. Sokakta suçla tanışıyor. Daha doğrusu çeteler halinde yaşayan çocukların arasına karışmak zorunda kalıyor. Tek başına yaşaması mümkün değil. Bu durumda suça karışması kaçınılmaz.

 

Çalışan Çocuklar

Bu grubun en yoğun istihdam edildikleri ekonomik faaliyet kolu ise tarımdır. Bu sektörü sırasıyla imalat, hazır giyim, metal, çimento, tekstil, ağaç işleri, ticaret, hizmet sektörleri izlemektedir.

Ayrıca ülkemizde çocuklar ayakkabı boyacılığı, otoparkçılık, oto cam siliciliği, kağıt, pet şişe, kutu toplama işleri gibi kayıt dışı işlerde de yoğun olarak çalışmaktadırlar.

Sonuç olarak, tıpkı geleneksel kültürlerde olduğu gibi Türkiye’ de çocukların önemli bir bölümü çocukluklarını yaşamamaktadır.

 

Şiddete Maruz Kalan Çocuklar

Çeşitli araştırmalar “bütün yaş gruplarında fiziksel ceza alan çocukların fiziksel ceza almayan çocuklara göre çoğunlukta olduğunu” ortaya koymaktadır.

Fiziksel darp ve ceza çocuklara yapılan istenmeyen uygulamaların başında gelmektedir. Bu konu yalnızca anne babaların çocukları üzerindeki fiziksel taciz ile sınırlı değildir. Ailenin dışında okul, sokak, medya ve hatta bütün bir toplum şiddeti yaratan, körükleyen ve ateşleyen kurumlara ve ortamlara dönüşebilmektedir.

Toplumdaki bu geniş sorumluluk ağı kendine düşenleri gereği gibi yerine getirmediği zamanlarda aile kaçınılmaz bir şiddet ortamına dönüşmektedir. Aile içi şiddetin doğrudan kurbanları olan çocukların olası tepkileri ve kişilik özellikleri ise şiddeti uygulayanlara derin bir nefret yoğunlaşmasıyla belirginleşmektedir.

Aile Araştırma Kurumu’nun bulguları bu önermeyi doğrulamaktadır:

         Şiddet uygulanan hanelerin %74.5’ inde çocuklar şiddete şahit olmaktadırlar.

         Şiddeti gözlemleyen çocukların gösterdikleri tepkilerin içinde en sık rastlananı %54’ lük bir oranla ‘korku’ olmuştur

         Örneklemin %8.4’ ü çocukların yaşının henüz bir şey anlayamayacak kadar küçük olduğunu belirtmiştir.

         Çocukların %16.4’ü tepkilerini ‘babayı sevmemek’ şeklinde göstermektedirler.

         Şiddete tanıklık eden çocukların %6.9’u ‘hiç ses çıkartmamaktadır.’

 

Çocuklarda görülen davranış bozuklukları ise şöyledir:

         Çocukların % 4.9’u içlerine kapanmaktadır,

         % 4.9’u ise saldırgan davranışlara yönelmektedir

 

Sokak Çocukları

Ülkemizde büyük kentlerde aile içi baskıdan, şiddet ve tacizden kaçarak kurtuluşu sokakta arayan binlerce çocuk bulunduğu tahmin edilmektedir.

Bu durum daha çok sokak çocuklarının karşılaştıkları tehlike ve risklerin bir sonucudur. Buna bağlı olarak tiner ve bali koklama, hırsızlık, fuhuş, yankesicilik, kapkaç vb. suçlar sokak çocuklarının olası davranış sapmaları olmaktadır.

         Çocukların çoğu alt toplumsal ekonomik düzeydeki ailelerin çocuklarıdır. Ailelerin eğitim düzeyleri düşüktür. Hane halkı büyüklüğü açısından çok nüfuslu kalabalık ailelerdir.

         Sigara kullanımı çocuklar açısından yaygın olmakla birlikte alkol ve kumar alışkanlığı yerleşik bir davranış değildir.

         Çocukların zaman zaman polis ve özellikle zabıta ile ilişkileri olabilmektedir. Sokak çocuklarının tamamına yakınını erkek çocuklar meydana getirmektedir.

         Sürekli olarak fiziksel ve zihinsel açılardan sağlıksız ortamlarda bulunmakta bunun doğal sonucu olarak fiziksel, duygusal ve cinsel istismara uğramaktadırlar.

         Sokaklarda yaşayan çocuklar tüm zararlı alışkanlıkları edinme riski altındadırlar. Bu durumda sadece kendileri için değil toplumun tüm kesimleri için bir risk oluşturmaktadırlar.

 

NEDENLERİ:

Çocuklar sadece  bazı toplumsal durumlarda (eğitimsiz/yoksul aile gibi) değil, toplumun genelinde risklere açık olarak yaşamaktadır.

I.  Devletin çocuğa bakış açısı ve çocuklara yönelik yükümlülüklerini yerine getirirken izlediği politikaların aşağıda sıralanan sonuçları çocuklara yönelik riskin ana zemini oluşturmaktadır:

·        Devletin, çocuğu yurttaş olarak hak sahibi bir birey konumunda  görmeyip onunla sadece korunmaya muhtaç olduğu noktadan ilişki kuran bir sistemi benimsemiş olması; riskleri önceden gören ve önlemeye yönelik çalışan bir sistemin olmaması,

·        Çocuğun gereksinimi olan ortamların   desteklenmemesi, risklere karşı olumluyu özendiren ya da ortaya koyan ortamların ve mekanizmaların olmaması,

·        Hizmetlerin ve kaynakların planlanmasında bütün çocukların gelişim ve topluma katılımlarına yönelik gereksinimlerinin öncelikli olarak dikkate alınmaması ve bu ortamların yeterince olmaması,

·        Tüm çocukların gelişim ve topluma katılım sürecindeki gereksinimleri dikkate alan bir çocuk politikası olmaması,

·        Sosyal  yardım sisteminin hak temelli örgütlenmemiş olması,

·        Çocuğun korunma ihtiyacını gidermeye yönelik olarak kurum bakımının yaygın olarak kullanılması, aile ve aile tipi bakımı güçlendirecek hizmetlerin yeterince var olmaması,

·        Çocukların bir arada yaşadıkları kurumlarda, birlikte bulundukları okul gibi ortamların çocuklara yönelik riskleri fark edecek ve önleyecek biçimde tasarlanmamış olması,

II. Toplumsal sorunlar en çok çocukları olumsuz etkilerken, bazı toplumsal değerler  ya da kurumlar da çocuklar için riskli olabilmektedir:

·        Sosyo ekonomik güçlüklerin yarattığı riskler ve risk ortamları: işsizlik, savaş, göç/mültecilik, azınlık gruplarına mensup olmak gibi yapısal eşitsizlikler,

·        Toplumsal değerleri çarpıtan, cinsellik ve şiddet görüntüleri içeren, çocukları tüketimin hedef kitlesi haline getiren ve cinsel yönden objeleştiren, bunun yanında topluma yönelik tehdit gibi gösterip önyargılar oluşturan yazılı ve görsel yayınlar.

 III. Çocuğu bakıp, gözetmek, hayata hazırlamak yükümlülüğünü temelde aile taşırken bu yükümlülüğü desteklemesi ve kolaylaştırması gereken devletin bunu değerlendirmekte ve yerine getirmekte yetersiz kalması (çocuklara ve ailelerine yönelik sosyal destek sisteminin yetersiz olması) aşağıdaki durumları çocuklara yönelik risk faktörleri haline getirmektedir:

·        Aile içi şiddet ve geçimsizlik, iletişimsizlik, yetersiz ebeveyn tutumları, ebeveyn-çocuk arasındaki bağlanma bozuklukları,

·        Anne ya da baba ölümleri, terkleri, boşanmalar, üveylik ve evlatlık durumları,

·        Ergenlik çağında (20 yaş altı) anne – babalık

·        Ailede ruhsal ya da bedensel süreğen hastalıklı veya engelli bireylerin  olması,

·        Ailede alkol ve madde bağımlısı bireylerin olması,

·        Çocuklarda görülen gelişimsel, ruhsal bozukluklar ve engellilik durumları.

 

 

            ANNE VE BABALARA YÖNELİK YAPILMASI GEREKENLER:

            Çocuklara yönelik riskleri fark etme ve önlemeye yönelik olarak, ailenin çocuğa koruyucu bir ortam sunabilmesi için yapılması gerekenler:

1.      Aileye, içinde bulunduğu sosyo – ekonomik güçlükleri gidermeye yönelik hak temelli ve düzenli hizmetlerin sunulması,

2.      Aile içerisinde çocuğun ayrı bir birey olduğu bilincini oluşturacak çalışmaların düzenli olarak yürütülmesi,

3.      Çocuk korunmaya muhtaç hale gelmeden, çocuğa yönelik riski önceden fark edebilmek amacıyla aileyi düzenli izleyen birimleri barındıran ve aileye yönelik destekleyici hizmetleri organize eden işlevsel merkezlerin kurulması,

4.      Evlilik öncesi eşler arası iletişimi ve problem çözme becerilerini destekleyici ve anne baba olma, çocuk yetiştirme ile ilgili bilgilendirici çalışmaların yapılmasını sağlayacak danışmanlık hizmetlerinin organize edilmesi

5.      Aile üyelerine yönelik ihmal ve istismar konusunda farkındalık kazanmaları sağlayıcı eğitimler yapılması,

6.      Sözlü ve yazılı basının anne – baba olma, çocuk yetiştirme gibi konularda aileye yönelik mesajlar içeren çalışmalar yapmaya teşvik edilmesi,

7.      Gerek devlet tarafından desteklenen, gerekse STK’lar tarafından düzenlenen aileye dönük çalışmaların güçlendirilmesi ve bu konuda daha organize bir yaklaşım izleyerek bu çalışmaları tanıtıcı faaliyetlere kaynak ayrılması, hizmet içi eğitimlerin düzenli olarak verilmesi,

8.      Sosyal ve duygusal yönden problem yaşayan çocukların takip edilmesini, ortaya çıkabilecek risk durumlarını önceden fark edebilmeyi ve aileleri ile iletişime geçerek önlemeye yönelik tedbir almayı hedefleyen bir sistem kurulması,

9.      Aile planlamasının önemsemesi ve bu konuda daha işlevsel bir sistem kurulması,

 

EĞİTİM HİZMETLERİNDE YAPILMASI GEREKENLER:

1.      Mevcut olanakların daha etkili kullanılmasını sağlamak için yapılması gerekenler

Eğitim sisteminin çocuğa yönelik riskleri erken fark eden ve önleyebilen niteliğe sahip olabilmesi için sunulan hizmete bu boyutun eklenmesi gerekmektedir. Aşağıda bu amaçla yapılması gerekenler yer almaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı:

a. Bakanlık sadece eğitim/öğretimden sorumlu değil, çocukları ihmal ve istismardan korumak ile de yükümlüdür.

b. Müfredatta ve eğitim materyallerinde değişiklikler yapılmalı; cinsel ve benzeri ayrımcılık içeren içerikler değiştirilmeli, barış eğitimi, etik gibi konular yaşlara uygun şekilde müfredata alınmalıdır.

c. Sisteme dair geliştirilecek ve uygulanacak reformlar öğretmenleri destekleyecek şekilde düşünülmelidir.

 Okul İdareleri:

a. Öncelikle çocukları ihmal ve istismardan korumayı ilke edinmiş bir idari yapı gelişmelidir. Bu konuda gerekli eğitimlere tüm çalışanların katılması sağlamalıdır.

b. Bir risk durumu ortaya çıktığında bunu fark eden öğretmen/PDR uzmanı ya da personelin ivedi olarak “önerilen yapıya”  başvurması kolaylaştırmalı, bürokratik engeller ya da okulun itibarına yönelik kaygılar ortadan kaldırılmalıdır.

c. Okulun her türlü uygulamasında var olan ayrımcılıklar ortadan kaldırılmalıdır.

d. Okulun kendi içinde var olabilecek ihmal ve istismar durumlarına fark etmeye ve bunları bertaraf etmeye yönelik olarak etkili bir tutum sergilenmelidir.

 

 

Öğretmenler:

a. Öğretmenlere, öğrenci ve ailelerinden envanter ya da aile görüşmeleri çerçevesinde aldıkları bilgilere risk durumlarını araştıran tarzda yaklaşmalarını sağlayıcı bir donanım verilmelidir. Çocukları ihmal ve istismardan korumaya yönelik eğitimlerle desteklenmeliler.

b. Öğretmen-PDR uzmanı işbirliği daha da güçlendirilmeli ve etkinliği arttırılmalıdır.

c. Risk durumları ortaya çıktığında öğretmenlerin ne yapabilecekleri, aile ve öğrenciyi kimlere yönlendirebilecekleri önceden açık ve net olarak bilinmelidir.

 PDR:

a. Sayıları arttırılmalıdır.

b. Çocukları ihmal ve istismardan korumak üzere daha etkin bir durumda çalışabilmeleri için özellikle bu konuda idare ve öğretmenlerle işbirlikleri arttırılarak çalışmaları desteklenmelidir.

c. Çocukları ihmal ve istismardan korumak için gerekli yetkinlik sağlayan eğitimlerle desteklenmelidirler.

d. Aileleri yönlendirebilecekleri kurumlarla işbirlikleri arttırılmalıdır.

            Okul – RAM işbirliği:

a. Çocukların RAM’a yönlendirilmesi okul müdür tarafından değil, aile – çocuk – rehber öğretmen işbirliği ile gerçekleştirilmelidir.

b. RAM’a yönlendirilen çocuğun okulun sorunu gibi gösterilmemesini sağlayacak bir sistem oluşturulmalıdır.

Okul aile birlikleri:

a. Okul aile birlikleri, okullarında özellikle ihmal ve istismara yönelik durumları takip eden, bu açıdan denetleyici bir rol alabilirler. Okul içinde yaşanan ihmal ve istismarları izleyebilecek ek bir yapı görevi görebilirler.

 

 SAĞLIK HİZMETLERİNDE YAPILMASI GEREKENLER:

            Sağlık hizmetinin yaygınlığının düzeyine rağmen risk analizi sonucu doğru yönetilen olgu sayısı yok denecek kadar az olması, sağlık sektörünün riskleri erken fark eden ve önleyen bir sistemin parçası olması için yapılması gereken pek çok şey bulunduğunu ortaya koymaktadır.

·        Sağlık personelinin risk belirleme sürecinde yer alması sağlanmalıdır.

·        Toplumda sağlık sisteminden yararlanamayan önemli bir nüfusun var olduğu ve bu grubun risk altında olduğu dikkate alınarak, bazı kişilerin sistem dışında kalmasına neden olan faktörler tespit edilmeli, bu faktörleri ortadan kaldırarak sağlık hizmetleri herkesin kolaylıkla yararlanabileceği biçimde yapılandırılmalıdır.

·        Sağlık hizmeti sunan birimlerin, toplum hizmetleri ile bağlantısı güçlendirilmelidir.

·        Ana – Çocuk sağlığı merkezleri ve sağlık ocaklarının riskleri erken fark etme ve önleme mekanizmasındaki rolleri açıkça tarif edilmeli ve bu birimlerin personeli bu konuda eğitilmelidir.

·        Bulaşıcı hastalıklardan korumaya yönelik hizmetlerin risk altındaki bütün çocuklara da ulaşacak biçimde sunulması sağlanmalıdır.

·        Şiddetle ilgili düzenli bir veri toplama ve takip sistemi oluşturulmalıdır.

·        İstismar vakalarında başvurulabilecek, bu alanda uzmanların çalıştığı merkezler oluşturulmalı.

 

banner182
Son Güncelleme: 14.06.2015 16:09
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol