banner374
14 Haziran 2014 Cumartesi 13:53
Eğitim Sen Ankara Şubeleri MEB Önündeydi!
 MEB önünde yapılan açıklamada Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı`ya, eğitimi paralı hale getirdiği, eğitim yöneticiliğini ‘kapı kulluğuna` dönüştürdüğü, siyasal kadrolaşmayı olağan hale getirdiği, 4+4+4 ile velileri, öğretmenleri mağdur ettiği, 4-c`li taşeron, ücretli çalışmayı yaygınlaştırdığı, güvencesizliği kural haline getirmeye çalıştığı, demokratik, bilimsel, laik eğitimi tamamen ortadan kaldıracak uygulamaları hayata geçirdiği, temel insan hakkı olan anadilinde eğitimi tanımadığı, eğitim emekçilerinin mesleğini itibarsızlaştırdığı ve tüm bun uygulamalara karşı çıkan, çağdaş, bilimsel, demokratik, laik, anadilinde eğitimi savunan eğitim emekçilerini baskı, sürgün ve soruşturmalarla yıldırmaya çalıştığı için "tasdikname" verildiği açıklandı. 

 

Milli Eğitim Bakanlığı önündeki açıklamayı Ankara Şubeleri adına Ankara 2 No‘lu Şube Başkanı Özgür Bozdoğan yaptı. Bozdoğan, eğitimin ve eğitim emekçilerinin sorunlarına değindi. Bozdoğan`ın ardından konuşma yapan Genel Sekreterimiz Sakine Esen Yılmaz, bugün pek çok öğrencinin karne alamadığını dile getirdi. Binlerce Eğitim Sen üyesinin sürgün edildiğini ve bu uygulamanın hukuk dışı olduğunu belirten Yılmaz, "Zulüm ile kimse abad olmamıştır ve olmayacaktır" dedi.  Bugün 39 bin okul yöneticisinin görevine son verildiğini söyleyen Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti: "Bizler, hükümetin yaptığı bu zulmü kabul etmiyoruz, kendi yöneticimizi kendimiz seçebiliriz. Katılımcı bir model istiyoruz ve bunu işyerlerimizde yaptığımız seçimlerle göstereceğiz. Baskılar bizi yıldıramaz, mücadelemiz sonuna kadar devam edecektir."

 

Özgür Bozdoğan‘ın yaptığı açıklamanın tam metni ise aşağıdadır: 

2013-2014 Eğitim-Öğretim Yılını Acil Çözüm Bekleyen Sorunlarla Bitiriyor; 

Baskılara, Sürgünlere ve Haksızlıklara Karşı Milli Eğitim Bakanı`nı Uyarıyoruz!

Eğitim sisteminin, eğitim ve bilim emekçilerinin yıllardır birikerek artan sorunları 2013-2014 eğitim-öğretim yılında katlanarak artmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı çözüm üretmekten çok, yeni sorunlar yaratan politika ve uygulamalarıyla başta eğitim emekçileri olmak üzere, öğrenci ve velileri sürekli mağdur etmeyi sürdürmektedir.  

AKP hükümetinin, eğitim sistemini piyasacı projelerle yönetmesi, angarya çalışma uygulamaları ve eğitimde 4+4+4 dayatması sonrasında derinleşerek artan sorunlar, 2013-2014 eğitim-öğretim yılına damgasını vurmuştur. Eğitimde 4+4+4 sonrasında okul dönüşümleri ile bazı okulların imam hatip yapılması yeni mağduriyetler yaratmıştır. Okullarda giderek artan fiziki donanım ve altyapı sorunları, kalabalık sınıflar, ikili eğitim, taşımalı eğitim, zorunlu ve "zorunlu seçmeli" din dersi dayatmaları, eğitim müfredatında piyasacı ve dini içerikli söylemlerin artması vb gibi pek çok sorun artarak devam etmektedir. 

AKP hükümeti, Türkiye gibi farklı inanç gruplarının, dinlerin, mezheplerin olduğu çok dilli ve çok inançlı bir toplumda din eğitimini devlet tekeline alarak "tek din, tek mezhep" anlayışıyla tüm topluma dayatmayı sürdürmektedir. Zorunlu ve zorunlu seçmeli din derslerinin kaldırılması, farklı dil, kültür ve inançlara yaşam alanları yaratılması yönündeki talepler güncelliğini korumaktadır. 

Okullarda ve diğer eğitim kurumlarında yıllardır üvey evlat muamelesi gören ve iş tanımı hala yapılmayan yardımcı hizmetlilerin, kadro bekleyen 4-c`li çalışanlar ve taşeron işçilerin, memur ve teknik personelin sorunları, üniversitelerde yaşanan soruşturma ve görevden almalar, her geçen gün artan akademik, idari sorunlar eğitim sistemini büyük bir sorun yumağı haline gelmiştir. 

Eğitim sistemini kendi siyasal çıkarları doğrultusunda biçimlendirmek isteyen AKP iktidarı, eğitim yöneticilerini siyasi referanslar üzerinden, yine siyasal kadroları ile doldurmaya çalışmaktadır. Bunun için bir süredir yandaş sendika ile paralel planlamalar yapmaktadır. Bakanlığın eğitim yöneticilerini belirlerken doğrudan "torpil" kelimesini çağrıştıran sözlü sınav uygulamasını getirmesi, eğitim yöneticilerinin yüzde 60 üst düzey yöneticiler, yüzde 40 sınırlı sayıda eğitim bileşenin vereceği puanlar üzeriden belirlemek istemesi kabul edilemez. Eğitim yöneticileri belirlenirken bilimsel, objektif kriterler ve liyakat ilkesi temel alınmalı, hiç kimse inancı, kimliği ya da sendikal aidiyeti üzerinden ayrımcı bir uygulamaya tabi tutulmamalıdır. 

Kamusal eğitimin adım adım zayıflatılması, okullarda cinsiyet, etnik kimlik ve mezhep ayrımcılığına ilişkin uygulamalar ve şiddetin artması, ataması yapılmayan öğretmenlerin durumu, ücretli-vekil öğretmenlik uygulamaları, eğitim yöneticilerinin siyasi referanslarla belirlenmek istenmesi gibi sorunlara ek olarak, özellikle Gezi direnişi sonrasında Eğitim Sen üyelerine yönelik mobbing, soruşturma, sürgün ve görevden alma girişimleri belirgin bir şekilde artmıştır. 

Gezi direnişi sonrasında başlatılan "cadı avı"nın bir benzeri Soma`da yaşamını yitiren madencileri anmak için yaptığımız iş bırakma eylemi sonrasında devam etmiş, çok sayıda üyemize soruşturma açılarak, bazıları maaş kesim cezası almışlardır. Soma katliamı gibi tüm Türkiye`yi yasa boğan bir olayda bile okul müdürlerinin soruşturma açmak için birbiri ile yarışması utanç verici bir durumdur. 

En temel sendikal faaliyetlerin bile suç sayıldığı, örgütlenme ve ifade özgürlüğünü önemseyen, savaşlar karşısında barışı savunmanın, şiddete ve linç girişimlerine karşı çıkarak demokratik tepkilerini gösteren üye ve yöneticilerimizin son derece keyfi gerekçelerle baskı altına alınması, hangi "ileri demokrasi" anlayışına, hangi adalete, hangi hukuka sığıyor merak ediyoruz. 

 

Bir taraftan eğitim sistemi siyasi iktidarın siyasal-ideolojik ihtiyaçları ve hedefleri doğrultusunda yeniden biçimlendirilirken, diğer taraftan kamusal, demokratik, laik, bilimsel ve anadilinde eğitimi savunanların soruşturulması, sürgün ve cezalarla sindirilmeye, baskılar karşısında boyun eğmeye zorlanması bize göre tesadüf değildir. 

AKP, her konuda olduğu gibi, demokrasi ve özgürlükler konusunda da sadece kendine demokrat, kendine özgürlükçüdür. Kendisi gibi düşünmeyen, zulme ve devlet şiddetine karşı boyun eğmeyen herkes bugün hedef haline gelmiştir. Böylesine büyük bir abluka ortamında savunduğumuz ilke ve değerlerimizden vazgeçmemiz söz konusu değildir.  

2013-2014 eğitim öğretim yılı sonunda eğitimin, eğitim ve bilim emekçilerin yaşadığı sorunları ve çözüm önerilerini tartışmak yerine, sendikamıza yönelik baskı, soruşturma ve sürgünlerin tartışılıyor olmasının tek sorumlusu eğitim sistemini sorunlarıyla baş başa bırakan Milli Eğitim Bakanlığı`dır. 

Üye ve yöneticilerimize yönelik olarak başlatılan "cadı avı"na son verilmeli,  tüm soruşturma, sürgün ve cezalar iptal edilmelidir. Yıllardır ülkenin dört bir yanında fedakârca çalışan eğitim emekçilerinin ekonomik sorunları ve çalışma koşulları düzeltilmelidir. Eğitimde her türden angaryaya, esnek ve performansa dayalı çalışma uygulamalarına son verilmesini, son olarak rehber öğretmenlik alanında olduğu gibi, yeni hak gaspları anlamına gelen bütün düzenlemelerin geri çekilmesini talep ediyoruz. 

EĞİTİM-SEN

banner182
Son Güncelleme: 14.06.2014 13:54
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Eğitimci 2 yıl önce

size bu millet kırmızı kart gösterdi haberiniz yok doğuda güney doğuda eğitimi bırakacaksınız kck pkk gibi davranacaksınız sonra devlete katil cani diyeceksin devletin maaşı ile yaşayacaksın ankara yı bırakıp istifa edip diğer arenaya batıdaki eğitim senlilere yazıklar olsun

Avatar
Eğitimci 2 yıl önce

toplumsal olaylara okadar duyarlıydınızda türk bayrağının indirilişini lice de diyarbakırda niye pretosto etmediniz ama kck lılar adına gösteri yaparsınız şark kurnazları