banner374
04 Şubat 2014 Salı 08:29
Eğitim, Siyaset, Kumpas Ve Diğer…
 Kumpas sözcüğünü ilk duyduğumda itiraf etmeliyim hemen googleden yardım istedim. Anlamını öğrenince de hiç şaşırmadım. Çünkü cümle içerisinde kullanan şahsın bir bildiği vardır demiştim!
Son yıllarda hayatımıza giren kavramlardan yalnızca bir tanesi bu. O denli farklı tümceler kurulmaya başlandı ki televizyon kanallarını ziyaret edemez hale geldim. Hakaretler, aşağılamalar, tehditler hava da uçuşmaya başladı. Çoğunluğumuz da irdelemek yerine haklı haksız arama yarışı içerisine girdik. Kimi severseniz sevin kimi desteklerseniz destekleyin haksızlığa karşı durmak eğer erdem değilse hayatınızda, değer sahibi olamamışsınız demektir. Haksızlığa karşı durmak da şiddetle olmaz hiçbir zaman. (Zorunlu savaşları dışında tutalım mümkünse...) Kaba kuvveti itibarını kaybetmiş mahluklar yapar. Yanlışım varsa düzeltiniz lütfen.

Davranış kalıplarını yazmaya kalksam eminim çoğunuz okumaktan sıkılırsınız. Ben de yazmaktan. Ama bir iki örnekle bu konuyu bağlamak istiyorum. Bizleri temsil ettiklerine gerçekten inanıyorum artık "vekillerin." Milletvekili derdim öncesinde. Sokakta tekme tokat bir halk var. Konuşarak anlaşamayan varlıklar, şiddete eğilirler doğal olarak. Ekranlarda da havalarda uçuşan tekmeler. Tekmenin kaynağı, milleti temsil ettiğini söyleyen birisi. (Eminim buna da haklı bir gerekçe bulurlar!) Sokakta ağzına geleni konuşan bir millet, meclis de aynısı. Teşekkür ediyorum buradan bizleri en güzel şekliyle temsil ettikleri için! Umarım bizlerin yetiştirdiği bireyler aynı "kumpas"ın içine düşmezler.

Siyaseti sevmiyorum. Siyaset nazarımda çıkarlardan ibaret. Halk arasında yaygın bir kaç söylem de vardır." Az siyasetçi değil." "İşi gücü siyaset!" Oysa insanların ideolojisi vardır. Her ikisi birbirinden farklı kavramlar. Dünya görüşümü siyasetin çirkin ahlakına teslim edecek kadar değersiz duruma dönüştüremem. Değerler, önemlidir. Kolay yerleşmezler insan ömründe. Sürece yayılırlar. Kolay elde edilmedikleri için de elinizin tersiyle itemezsiniz. İdeoloji de değerler bütünüdür. Felsefidir, bilimseldir, erdemler örüntüsüdür kısaca. Eğitim gibi.

Sahi eğitim ne demekti? "Davranışçı psikolojiye göre eğitim, kişide öğrenme yaşantıları yoluyla istendik davranış değişikleri oluşturma sürecidir. Yapılandırmacı yaklaşıma göre ise, eğitim, yaşantılar yoluyla, deneyimleyerek, gözlemleyerek, deneme-yanılma yoluyla, kendi bilişsel şemalarını yapılandırma sürecidir." Eğitim temel amacı, kültürün nesillerden nesillere aktarımını sağlamak olduğunu da unutmayalım. Eğitim bir süreçtir. Eğitim sürecinde, kişinin davranışlarının yöntemlerle değiştirilmesi amaçlanmaktadır. Eğitim süreci yaşam boyu süren bir öğrenim sürecidir. Kısa vadede kazanım elde etmenin olanaksız olduğunu tüm eğitimciler bilmektedir.

Sanırım son yıllarda yapılan hızlı değişimlerle bu süreç raylı sisteme oturtuldu ki çocuklarımız da dahil olmak üzere yaşantı denilen kavramın neresinden tutunacağımızı şaşırdık kaldık. Farklı kültürlerden ibaret olan coğrafyamın şaklabanı haline dönüştürüldük. Bildiklerimizi bile unuttuk. Eski kafalılığı sevmem. Değişimin sürekliliğine de inanırım. Ama değişim bilimsel temellerden ayrıştırılmışsa, sesimizi çıkarmamız kanaatindeyim. Size bu konudaki deneyimlerimle 1. sınıfta eski yöntemin daha başarılı bir yöntem olduğunu kanıtlayabilirim. Deneyim esastır çünkü. Eğitim ile öğretim bir bütün içerisinde değerlendirilecekse ve de "süreç" kısa vadeye indirgenemeyen bir durum ise elbette deneyimler önemlidir.

Bir örnek vermek istiyorum; bilindiği gibi eskiden fiş cümleleriyle okur-yazar yapıyorduk. (Fakülte yıllarında Türkçe Öğretimi Dersinde fiş cümlesiyle okuma yazma öğretmenin mantığını işlerken en doğrusunun olduğunu söyleyen hocalarımız şu an konunun neresinden tutarlar orası da ayrı mevzu.) Öğrenci önce cümleyi öğreniyordu. "Ali ata bak." cümlesini inceleyelim. Öğrenci baş harfin büyük yazılması gerektiğini öğreniyor bu bir. Cümle sonuna noktalama işaretlerinden birisinin gelmesi gerektiğini öğreniyor iki. Cümlenin sözcüklerden oluştuğunu ve her sözcüğün arasında boşluk bırakılması gerektiğini öğreniyor bu da üç. Ardından fiş cümlesini kestiğimizde Ali, ata, bak sözcüklerinin ayrı ayrı anlamlara gelen ayrı sözcüklerin cümle oluşturduğunun farkına varıyor. Buna aynı tanımlamayı yapamıyor belki ama cümle kurmayı öğreniyor. Hece döneminde ise hecelerin konuştuğumuz gibi ağzımızdan çıkan seslerin birleşimi olduğunu seziyor. Yani "tabak" sözcüğüne "ta-bak" diyebiliyor.

Şu andaki sistemin en büyük açmazı olan "Ela" ismini "El-a" olarak okumuyordu kısaca. Hal böyle olunca anlama ve anlatma da bir bütün oluyordu. Sesten öğretimdeki ısrarı halen anlayabilmiş değilim işte bu anlamda. Eğitimin tanımında "kişinin davranışlarının istendik yönde değiştirilmesi" diyor. Kimin isteği? İnanın canla başla çalışan çoğu meslektaşım, nasıl başarılı olurum derdinde. Hem davranış kazandırmada hem de öğretim aşamasında. Ne yazık ki nasıl başarısız yaparız mantığıyla sunulan bir eğitim sistemi dayatıldıkça ne yapacağımızı biz de bilemiyoruz.

Eğitim süreç ise lütfen beklemeyi bilelim. Bir günlük kararlarla, üç beş uygulanmış okullarla tüm milleti buna ortak etmeyin derim. Pilot okullar artırılabilir örneğin. Ben yaptım oldu anlayışından sıyrılmadıkça her yıl batağa emin adımlarla gidilir bilin istedim. Bir öğretmen olarak, eğitimin kalitesinin sistemli bir şekilde düşürüldüğüne inanmaya başladım. Az önce de belirttiğim gibi "nasıl başarısız yaparız" mantığında bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Senede bir yapılan sınavların bile hatalarla dolu olması dağın sadece görünen yüzü. Geleceğin teminatı çocuklar kime güvenecek?

İnandığım ve güvendiğim meslektaşlarım da olmasa bu işin çekilmez olduğuna kanaat getireceğim. Sanırım en güzel yanıtı Mustafa Kemal Atatürk vermiş:"Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile olan bağlarımızı kopartamayız. Aksine yükselmiş, ilerlemiş, çağdaş bir millet olarak medeniyet düzeyinin de üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ulus ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur." Vicdan muhasebesiyle başlayan mesleğimiz, sevgi seliyle sürer.

Meclise gönderen de biziz, sokağa salan da. Cinayeti işleten de diyorum hatta. Ama sistemin çarkı sağlam dönmediği sürece, tertemiz beyinlerden canavarlar yaratmak işten bile değildir. Verilen süreci en iyi biçimde değerlendirelim. Ufku geniş, güzel ahlaklı bireyler yetiştirelim. Yoksa uçan bir kafa ile karşılaştığımızda eşekten düşmüşe dönmemiz an meselesi…

Özlem RÜSTEM

AES Tokat Erbaa Temsilcisi
banner182
Son Güncelleme: 04.02.2014 08:30
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol