banner374
06 Ekim 2016 Perşembe 10:15
MEB'deki Operasyonlar Manimüpüle mi ediliyor ?

Milli Eğitim Bakanlığı, 9 Eylül 2016 tarihinde, çoğunluğu Eğitim Sen üyesi olan 11 285 öğretmeni, 657 sayılı DMK’nin 137.maddesine göre görevden uzaklaştırdı. 

Bu işlem, öğretmenlerin görevden uzaklaştırılma gerekçeleri ortaya çıkmaya başlayınca, kamuoyundaki kimi yaftalamaların dışında, şaşkınlıkla karşılandı. Çünkü öğretmenlere tebliğ edilen yazılarda yer alan görevden  uzaklaştırma gerekçesinde, ülkenin kimi illerinde uygulanan iç güvenlik operasyonlarını akamete uğratmak ve eğitim-öğretim hakkını engelleyici nitelikte eylemlere katılmak gibi soyut suçlamaların dışında hiçbir somut iddia yer almazken; bu öğretmenlerin hemen hemen tümünün 29 Aralık 2015 tarihinde KESK tarafından karar alınan ve uygulanan 1 günlük greve katılma gerekçesiyle görevden uzaklaştırıldığı anlaşılmaktadır. 

Öncelikle olağanüstü hal hükümlerinin yürürlükte olduğu günlerden geçtiğimizi ve Anayasanın 2.maddesinde de yer aldığı gibi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti  olduğunu akıldan çıkarmadan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın, Anayasa Mahkemesi üyeliklerine seçilen iki üyenin ant içme töreninde yaptığı konuşmada, “olağanüstü hal hukuksuzluk hali değildir, nitekim olağanüstü hal hukuku Anayasa'da detaylı bir şekilde düzenlenmiş, olağanüstü durumlarda temel hak ve hürriyetlere yönelik müdahalenin şartları ve sınırları açıkça belirlenmiştir”i tespitini de unutmadan, Eğitim Sen üyesi öğretmenlerin görevden uzaklaştırılması ile ilgili uygulanan işlemin, ulusal ve uluslararası hukuk açısından ne anlama geldiğini irdelemek gerekiyor.ii Şöyle ki; 

87 Nolu ILO Sözleşmesi’nin 3. maddesinde kamu çalışanlarının örgütlenme ve etkinlikte bulunma özgürlüğü ile kamu makamlarının bu hakkı sınırlayacak veya kullanılmasına engel olacak nitelikte her türlü müdahaleden sakınmaları gerektiği düzenlemiştir. Sözleşmenin 8/2. maddesinde de, sözleşme ile öngörülen güvencelere zarar verecek nitelikte iç hukukta yasal düzenleme yapılamayacağı, uygulamada da bu hakların kısıtlanamayacağı kurala bağlanmıştır. 

7–8 Aralık 2000 tarihinde, Fransa’da, Türkiye’nin de katıldığı Nice Zirvesi’nde kararlaştırılan Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın ‘Toplu pazarlık yapma ve eylem hakkı’ başlıklı 28. maddesine göre; “Çalışanlar ve işverenler veya bunların ilgili kuruluşları, Topluluk mevzuatı ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre uygun düzeylerde toplu sözleşmeler  müzakere etme ve imzalama ve menfaat ihtilafı olması halinde grev eylemi dâhil olmak üzere kendi çıkarlarını korumak için ortak (toplu) eylem yapma hakkına sahiptir.” 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi kapsamında, sendikal eylem ve etkinlikler nedeniyle verilen cezaları Sözleşmeye aykırı bulmuştur. 

Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan sendikal faaliyet hakkı Türk Ceza Yasasıyla da korumaya alınmış, 118. maddede sendikal faaliyetin engellenmesi yasaklanmıştır. 

Milli Eğitim Bakanlığı Hukuk Müşavirliği’nin 27 Şubat 2012 gün ve 02-17848 sayılı yazısında da Anayasanın 90. maddesi kapsamında, sendikal kararlar doğrultusunda gerçekleştirilen iş bırakma eylemlerine katılımın sendikal faaliyet olarak kabul edilmesi gerektiği, bu konuda ilgili kanunlarda yasal düzenlemeler yapılmasına ihtiyaç olduğu belirtilmiştir. 

Anayasa Mahkemesi, sendikanın aldığı karara uyarak iş bırakma eylemine katılan kamu görevlilerinin disiplin cezasıyla cezalandırılmasını sendikal hakların ihlali olarak görmektedir. EĞİTİM SEN üyesi bir kamu görevlisinin başvurusu üzerine yine Mersin 1. İdare Mahkemesince verilen ret ve Adana Bölge İdare Mahkemesinin onama kararılar sonrasında Anayasa Mahkemesi Başkanlığı İkinci Bölümünün 18.09.2014 gün ve 2013/8463 Başvuru nolu kararı bu yöndedir. 

Sendika üyesi kamu görevlilerinin, sendikaların aldığı karar doğrultusunda “görevlerine gitmeme” şeklinde gerçekleştirdikleri etkinlikler Danıştay’ın yerleşik hale gelen kararlarıyla disiplin suçu olarak görülmemektedir.  

İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, 29 Aralık grevine katılan kamu emekçileri hakkında ilçelerdeki Cumhuriyet Savcılıklarına, "Cebir ve tehdit yolu ile eğitim hakkını engellemek" suçunu işledikleri iddiası ile suç  duyurusunda bulunmuş, Karşıyaka Cumhuriyet Savcılığı verdiği kararda, basın açıklamasına katılma eyleminin sendikal faaliyetin bir gereği olduğunu, eğitim ve öğretim hakkını engelleme suçunun kasten işlenebilecek suçlardan olduğunu, şüpheli öğretmenlerin bu suçun oluşmasında kasıtlarının varlığına ilişkin yeterli delil bulunmadığını belirterek, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.iii 

Adıyaman'da, 29 Aralık 2015'te, Eğitim Sen'in aldığı karar doğrultusunda ülke genelinde gerçekleştirilen greve ve basın açıklamasına katılarak, slogan attıkları gerekçesiyle ifadeleri alınan öğretmenler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.iv 

Özetle sendika üyelerinin, sendikanın yetkili kurullarında aldığı kararlar doğrultusunda gerçekleştirilen etkinliğe katılması suç olmayıp sendikal ve demokratik bir hakkın kullanılması niteliğindedir. Dolayısıyla sendika üyelerinin disiplin cezasıyla cezalandırılmayacağı bir eylem gerekçesiyle görevden uzaklaştırılması açıkça haksız ve hukuka aykırıdır. 

Anayasa mahkemesi de; idarenin ve yargının bir bütün olarak yeknesak hareket etmesini sağlayacak  mevzuat düzenlemeleri bulunmadığının altını çizmiş bu nedenle sendikanın kararı doğrultusunda gerçekleştirilen iş bırakma eylemine katılan sendika üyelerinin disiplin cezasıyla cezalandırılmasının “demokratik toplumda gerekli olmadığı”na, bu sebeple başvurucunun Anayasa’nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. 

Sendikaların yetkili organlarının kararı gereği gerçekleşen eylemler sendikal eylemlerdir. Sendika üyelerinin/yöneticilerinin bu eylemlere katılımı suç olarak değerlendirilemez. Sendikal eylemlerin bireysel eylemler gibi algılanıp, bir araya getirilmesi disiplin soruşturmasına konu edilip, disiplin ve idari yönden ağır yaptırımlara maruz bırakılması aynı zamanda kolektif sendika özgürlüğünün ihlali anlamına gelir. Sendika kararının nasıl olacağı hangi amaca erişmek için hangi yöntemlere başvurulacağı, ne kadar süreceği, kolektif sendika özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir.  

Bu kadar uluslararası, ulusal belge ve mahkeme  kararları ortada dururken; ülkenin hukuk devleti olmasının ve yasaların anayasaya uygunluğunun denetlendiği, hukuki kararların son inceleme mercii, bireysel özgürlüklerin korunmasının ülke içindeki son durağı ve adeta belkemiği niteliğindeki Anayasa Mahkemesinin Başkanı Zühtü Arslan’ın daha dün ‘olağanüstü hal hukuksuzluk hali değildir’ tespitini de göz önüne alırsak, soyut iddialarla Eğitim Sen’li öğretmenler hakkında alınan görevden uzaklaştırma işlemini ne hukuksal, ne idari, ne de eğitimsel açıdan anlamak mümkün değildir. 

Gelinen aşamada, Türkiye Cumhuriyetinin 93 yıllık, pozitif hukuk kurallarının hayata geçmeye başladığı son 200 yıllık modernleşme sürecinin, bu kadar hukuksal belge, mahkeme kararları ve içtihat ortada dururken, MEB’in karar altına aldığı bir idari işlemle yerle bir edilmesi, anlaşılır bir durum değildir. 

İster istemez akıllara, MEB’in uyguladığı bu hukuk dışı görevden uzaklaştırma işleminin gerekçesi olarak, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, darbenin sorumlularının açığa çıkarılarak, bağımsız mahkemeler huzurunda hesap vermesini önlemek için FETÖ üyeleri ve sempatizanları tarafından davanın sulandırılması, hedef saptırılması ve dikkatlerin başka yöne çekilerek, hukuka ve demokrasiye kast edenlerin ortaya çıkarılmasının önlenmeye çalışılması, gelmektedir. 

Başta Rehberlik ve Denetim Başkanlığı olmak üzere, FETÖ örgütlenmesinin en önemli ayağı olan ‘Eğitim’ alanındaki en büyük örgüt olan MEB teşkilatında, FETÖ’ye yönelik herhangi bir operasyon ve görevden almanın olmaması, soruşturmalarda yer alan maarif müfettişlerinin ve Eğitim Sen’li öğretmenlerin  listelerinin hazırlanmasında yetkili kimi kaymakam ve vali yardımcılarının FETÖ üyesi oldukları iddiasıyla görevden alınmış olmaları gibi iddia ve gerçekler de FETÖ’nün, MEB merkez teşkilatında kendi örgütlenmesine yönelik operasyonları önlemek ve manipüle etmek amacıyla, Eğitim Sen operasyonunu gündeme getirdiğini, düşündürmektedir. 

Bilmem haksız mıyız? 

Abdullah Damar
Eğitimci-Yazar
 


www.kamudanhaber.net

banner182
Anahtar Kelimeler:
MebOperasyon
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
hakan hoca 2 ay önce

Ne ihrac edildim ne aciga alindim ama içim açıyor kiymetli meslektaslarimizin sirf grev sebebiyle aciga alinmalarina.

Avatar
öğretmen 2 ay önce

Yazıyı yazandan Allah razı olsun.

Avatar
Öğretmen 2 ay önce

sonuna kadar haklısın sayın hocam...

Avatar
mazlum 2 ay önce

gerçeklerin her zaman ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. inşAllah bu haksızliktan dönülür kısa zamanda.

Avatar
Memed 2 ay önce

Kesinlikle haklısınız çünkü bu islerden sorumlu Diyarbakır ve Batman vali yardımcıları fetö'den görevden alındı

Avatar
öğretmen 2 ay önce

fetö ile ilgisiz olduğu halde atılan öğretmenlere destek çıksanız ne kaybedersiniz.

Avatar
TEMMUZ GAZİSİ 2 ay önce

teröri̇st öğretmen i̇stemi̇yoruz.

Avatar
öğretmen 2 ay önce

çok iyi açıklama ..