banner374
23 Ağustos 2015 Pazar 09:22
MEB MÜSTEŞARI DOÇ.DR. YUSUF TEKİN: DERSHANE DEVRİ SONA ERDİ

Anarşist bir edayla süreci sabote eden/etmeye çalışan paralel yapının dershaneleri dışında, yasal durumu aşan ya da aşmaya yeltenen başka bir kurum bulunmamaktadır.  Doç. Dr. YUSUF TEKİN / MEB Müsteşarı
 


Anayasa Mahkemesi’nin, dershanelerin özel okula dönüşüm sürecini de içeren yasal düzenlemeye ilişkin olarak geçtiğimiz ay içerisinde verdiği kararla birlikte, eğitim sistemimiz açısından yeni bir dönem başlamış oldu. 1960’lı yıllardan beri tartışılagelen ve esas itibarıyla eğitim alanıyla ilişkili olmasına rağmen, siyasal, ekonomik ve toplumsal boyutları da olan çok yönlü bir sorunsalın çözümü açısından büyük bir önem taşıyan bu karar, dershanelerin ülkemizin ve eğitim sistemimizin gündeminden çıkmasına imkân hazırladı. Daha açık ifadesiyle, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla birlikte, bu kurumların yasal dayanaklarını kaybettikleri ve artık tarihe karıştıkları tescillenmiş oldu. MEB AYM’nin ilgili kararını takiben ve yine bu kararın bir gereği olarak Ağustos içinde yayınladığı yönetmelikde, bu duruma resmiyet kazandırdı.

Bugün itibarıyla, dershanelerin hukuksal ve pedagojik açıdan hiçbir karşılığının kalmadığı rahatlıkla söylenebilir. Ancak bu açık gerçekliğe rağmen, dershaneleri bir takım siyasal ve ideolojik gerekçelerle tartışma gündeminde tutmaya ve yeni süreci manipüle etmeye yönelik yoğun bir gayretkeşliğin yaşandığı da bir gerçekliktir. Dershanelerin ilga edildiğini ve bunun Anayasa Mahkemesi tarafından da tescillendiğini kabul edemeyen paralel yapıya ait medya organları ile bunların açık/gizli yönlendirmeleriyle hareket ettiği izlenimini uyandıran çeşitli yazılı ve sözlü basın organlarında örneğine sıklıkla rastlayabileceğimiz bu gayretkeşliğin asılsız iddialarına yanıt olması bakımından, yeni sürecin ne getirip ne götürdüğünün açıklanması büyük bir önem taşımaktadır.

Aslında ne oldu?

Öncelikle belirtmek gerekir ki, kapsamlı bir eğitim reformu paketinin parçası olarak yürürlüğe giren yeni düzenlemenin temel hedeflerinden biri, malum yapının yayın organlarının iddia ettiğinin tam aksine, eğitim alanındaki özel sektör payını artırmak, bu alandaki kamu yükünü hafifletecek şekilde özel sektörü güçlendirmektir. Yeni düzenleme tam da bu hedefe uygun olarak biçimlendirilmiş ve bu sayede müteşebbislerin eğitim sektörüne yaptığı yatırımların rasyonel bir biçimde kullanılmasına dönük destekleyici tedbirler hayata geçirilmiştir.

Böylece yaklaşık olarak resmi rakamlara göre 50 bin, gayri resmi rakamlara göre ise 120 bin öğretmenin hizmet verdiği, yine gayri resmi rakamlara göre yaklaşık 4 milyon öğrencinin devam ettiği dershane sektörünün insan kaynağı, emek, zaman ve parasal maliyetler açısından bloke ettiği geniş ve verimli bir kaynak kamunun, yani bütün toplumun vergilerinden aktarılarak finanse edilen eğitim sistemimizin yükünün hafifletilmesinde kullanılmış olacaktır. Kaba bir hesapla, 20 milyona yaklaşan öğrenci sayımızın yaklaşık yüzde yirmisine tekraren hizmet sunan ve bir anlamda öğrenci sayısını 24 milyona çıkararak ülke kaynaklarının verimsiz şekilde kullanılmasına neden olan bir israf sonlandırılmış olacaktır.

Peki bu nasıl gerçekleştirilecektir? Yeni düzenlemeyle birlikte, eğitim alanındaki özel sektör payının artırılmasını sağlamak amacıyla verilen teşvikler kapsamında açılan özel okullar sayesinde,  neredeyse her beş öğrenciden birinin okullardan sonra ya da okullarla birlikte devam ettiği dershane düzenine son verileceği için, öğrenci sayımız gerçek değerinde kalacak ve kamunun üzerindeki yük ciddi anlamda hafifletilmiş olacaktır.

Esasında bu durum Türkiye için devasa nitelikli bir kaynağın yaratılması anlamına gelmektedir. Bu sayede velilerimiz ve öğrencilerimiz açısından da önemli bir tasarruf alanı ve imkânı sağlanmış olacaktır. Böylece devletin anayasal bir görev olarak sunması gereken “ücretsiz ve zorunlu eğitim hizmetini” ilave kaynak harcayarak alan vatandaşlarımızın dershaneler için ödemiş oldukları ücret ceplerinde kalacaktır.

28 Şubat’ın eğitim ihalesi

Oluşan bu yeni durumdan, başta 28 Şubat olmak üzere, birçok darbe ve muhtıraya meşruiyet zemini hazırlayan ve bunun karşılığında da darbecilerin eğitim sektöründeki ihalesini alarak büyüyen legal görünümlü illegal kanun tanımazlık anlamında “anarşist” grup dışında herkesin memnun olduğunu söylemek mümkündür. Hatırlatmakta yarar var. Bu paralel yapının eğitim alanıyla iştigal eden kesimleri,daha yasa çıkmamış ve yasal düzenleme henüz nihayete ermemişken, özel öğretim kurumları yasasında yapılan değişikliği kabul etmeyeceklerini ve buna uymayacaklarını deklare etmişlerdi. Yasal düzenlemenin hazırlık evresinde sektör temsilcileri ile yapılan toplantıları aleni şekilde sabote etmiş ve kendileri dışındaki paydaşları sürece katkı vermemeleri için tehdit, şantaj ve benzeri yöntemlerle baskı altına almışlardı. Sayesinde ülkenin en değerli insan kaynağını kendi amaçları doğrultusunda devşirdikleri, milyarlarca liralık bir rant alanı oluşturdukları dershane düzeninin devamlılığını sağlamak adına, mümkün olan her yöntemi denemiş ve özel okula dönüşme sürecini engelleme çabası içine girmişlerdi. Nihayetinde süreç tamamlanıp, dershanelerin yasal karşılıktan yoksun kurumlar haline geldiği AYM tarafından tescillenince, bu “anarşist” kesimi yönlendirenlerin talimatıyla, oluşan yeni durumu kendi işlerine geldiği gibi yorumlayıp Bakanlığı kanun tanımazlıkla suçladılar. Yani kendisini yasama, yürütme ve yargı organlarının üstünde gören, vesayetçi bir mantıkla ve buyurgan bir üslupladevlet erkini-aklını yönlendirmeye çalışan bu yapı, kendi arzu ve çıkarlarının hilafına oluşan her uygulama ve düzenlemeye karşı geliştirdiği “hukuk ve ahlak dışı tavrı” birkez daha sergilemiş oldu.

Literatürde bunun karşılığı açıkça anarşizm, yani kural tanımazlıktır. Oysa yasal düzenleme öncesinde dershane olarak hizmet veren sektördeki diğer müteşebbis ve eğitimcilerin, sürece ilişkin büyük bir memnuniyet taşıdığı bilinmektedir. Çünkü toplam 3500 civarındaki dershaneden “anarşist” gruba mensup olanlar dışındakilerin neredeyse tamamı dönüşüm programına başvurmuş, hatta Anayasa Mahkemesi’nin kısmi iptal kararlarının ardından oluşan, daha doğrusu paralel yapı tarafından oluşturulan “dershane yasası iptal edildi” algısına rağmen, geri adım atılmaması ve dönüşüm sürecinin sekteye uğramaması için Bakanlık nezdinde girişimlerde bulunmuşlardır.

Kanunun yayımlandığı 14 Mart 2014 tarihi itibariyle faal olan 3530 dershanenin 2290 tanesi dönüşüm programına başvurmuştur. Ağustos 2015 tarihi itibariyle bu kurumlardan 1233 tanesinin özel okula dönüşüm işlemleri tamamlanmıştır. Diğerlerinin ise değerlendirme süreci halen devam etmektedir. Ayrıca özel okula dönüşmek isteyen dershanelere sunulan kamu imkânlarından yararlanmak isteyenler için başvuru süreci de sürmektedir. Bu kapsamda, atıl durumdaki eğitim kurumlarının etkin hale getirilmesi amacıyla kullanım hakkı tahsis edilmesi, kamuya ait taşınmazlar üzerinde kullanım hakkı verilmesi ve öğrenci başına yardım gibi oldukça cazip teşvikler söz konusudur. Nitekim geçen yıl toplam 167.000 öğrenci için özel okullara teşvik verilmiştir. Sadece geçtiğimiz yıl için özel öğretim kurumlarına verilen teşvikin toplamı 532 milyon TL’dir. Ayrıca bu öğrencilerimizin ilgili eğitim kademesinin sonuna değin bu burstan yararlanmaya devam edeceğini de hatırlatmak gerekir. Tıpkı geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da 230.000 yeni öğrencimiz bu imkândan yararlanma hakkı kazanacaktır. An itibarıyla devam eden başvuru süreci, oldukça yoğun bir talep ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Burada bir hususun daha altını çizmekte fayda var. Burs miktarları, eğitim kademelerine göre bir öğrencinin kamuya maliyeti esas alınarak belirlenmektedir. Bu yılki rakamlar açısından baktığımızda, okul öncesi öğrencileri için 2680 TL, ilkokul öğrencileri için 3220 TL, ortaokul ve lise öğrencileri için 3750 TL ve temel liselerde okuyan öğrenciler için 3220 TL tutarında bir burs verilecektir.

Öğrenci ve öğretmene teşvik

Öğrenci ve velilerden gelen geri dönüşler büyük bir memnuniyetin hâsıl olduğunu göstermektedir. Zira yeni düzenlemeyle birlikte, yalnızca yukarıda bahsedilen türden teşvikler değil, öğrenci ve velilerimizin arzularını karşılayacak nitelikte başka tedbirler de uygulamaya sokulmuştur. Örneğin okullarda verilen eğitimin kendisi açısından yetersiz kaldığını düşünen ve takviyeye ihtiyaç duyan öğrenciler için ücretsiz takviye kursu imkânı tanınmıştır. Bakanlığa bağlı okullardaki 10 kişilik bir öğrenci grubunun bir araya gelmesi durumunda, istenilen her ders için takviye kursu açılabilmektedir. Bu kursların öğretmenlerimiz açısından cazip hale gelmesi için de gerekli tedbirler alınmıştır. Mesela kurslara destek veren öğretmenlerin ek ders ücretleri iki katına çıkarılmış, hizmet puanlarının hesaplanmasında ayrıcalıklar içeren yönetmelik değişikliği yapılmıştır. Geçtiğimiz yıl pilot uygulaması gerçekleştirilen takviye kurslarına 112.284 öğretmen katılmış, 18.290 okulumuzda toplam 2.687.946 öğrencinin yararlandığı 179.306 takviye kursu açılmıştır. Pilot uygulama kapsamında tespit edilen eksikliklerin-aksaklıkların giderilmesine dönük tedbirlerle birlikte, yukarıdaki göstergelerin bu yıl daha da artacağı söylenebilir. Çünkü kursların kapsamı bu yıl daha da genişletilecek ve kurslar hem örgün öğretim çağındaki öğrencilerimiz için hem de mezun durumundaki gençlerimiz için açılacaktır. Örgün öğretim çağındaki öğrencilere yönelik kurslar okullarda, mezun durumundaki gençlere yönelik kurslar ise halk eğitim merkezlerinin koordinesinde gerçekleştirilecektir. Böylece geçtiğimiz yıllarda çocuğunu dershaneye göndermek zorunda kalan veliler için ortalama 3000 TL civarında bir eğitim öğretim desteği sunulmuş olacaktır.

Yapılan düzenlemenin sunduğu ayrıcalıkları ve teşvik imkânlarını bu şekilde özetledikten sonra, Anayasa Mahkemesi’nin kısmi iptal kararına uygun olarak getirilen yeni bir düzenlemeden daha bahsetmek gerekmektedir. Yukarıda da ifade edildiği gibi, TBMM’nin 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda yaptığı değişiklikle birlikte, dershaneler özel öğretim kurumu olmaktan çıkarılmış ve bu husus AYM kararıyla da tescillenmiştir. Ancak Yüksek Mahkeme, özel teşebbüs hürriyetinin kısıtlanmaması ve eğitim hakkının sağlıklı şekilde kullanılabilmesi için daha fazla alternatif üretilmesi gerektiğinden hareketle, kısmi iptal kararı vermiştir. Milli Eğitim Bakanlığı da, AYM’nin gerekçeli kararında uyarılarda bulunduğu bu hususları göz önünde bulundurarak yeni bir yönetmelik yayımlamış ve Bakanlığın kontrol ve denetiminde olmak üzere, okullarda ve takviye kurslarında verilen eğitimi yetersiz bulan öğrencilerin destek alabilecekleri bir kurum olarak özel öğretim kurslarını oluşturmuştur. Bu kurslar; statü, rol ve işlevleri itibariyle dershanelerle kıyaslanamayacak ve asla onların devamı olarak nitelendirilemeyecek şekilde tasarlanmıştır. Bunlar Talim Terbiye Kurulu’nun sınırlarını çizdiği çerçevede eğitim veren, okullara alternatif olma özelliği bulunmayan, bir özel hukuk sözleşmesinin bütün unsurlarını bünyesinde barındırıp hangi desteği, hangi sürelerle ve hangi bağlamda vereceği açıkça tanımlanan, çocuklarımızın kişisel gelişimleri için kullanabilecekleri boş zaman ihtiyacını da gözeterek yapılandırılan kurumlardır.

Dershaneler kanun dışıdır

Bu kurumlar sayesinde hem özel teşebbüsün alanı genişletilmekte hem de isteyen öğrencilerimiz ve velilerimiz için yeni bir alternatif üretilmiş olmaktadır. Buna göre, Milli Eğitim Bakanlığı, okul derslerinde eksiklik hisseden aktif ya da mezun bütün öğrenciler için takviye kursları açacaktır. Okullardaki eğitime ve takviye kurslarına rağmen, herhangi bir bilim grubundan desteğe ihtiyacı olduğunu düşünen öğrencilerimiz iseözel müteşebbisler tarafından kurulmuş özel öğretim kurslarından yararlanabilecektir.

Halen faaliyetine devam eden dershanelere gelince, AYM’nin gerekçeli kararında görüldüğü üzere, dönüşüm programı konusunda herhangi bir iptal söz konusu değildir. Dolayısıyla bu kurumlardan kanunda belirtilen çerçevede eğitim öğretim faaliyetlerine devam etmek isteyenler 1 Eylül 2015 tarihine kadar başvuruda bulunabileceklerdir. Bu tarihe kadar başvuruda bulunmayan dershaneler ise illegal hale gelmiş olacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı, valiliklere gönderdiği genelgeyle bir kez daha bu hususa dikkat çekmiş ve dershanelere yasal durumu hatırlatmıştır. Zaten anarşist bir edayla süreci sabote eden/etmeye çalışan paralel yapının dershaneleri dışında, yasal durumu aşan ya da aşmaya yeltenen bir kurum da bulunmamaktadır. Kanun tanımazcı tavrını sürdüren ve “yargı kararlarını benim istediğim şekilde yorumlamazsan hukuku çiğnemiş olursun” diye idareye meydan okuyan “anarşist” grup ise, tüm bu sürece rağmen, olmayan bir kuruma hukuka aykırı koşullarda kayıt alıp sahtekarlık yapmakta ve vatandaşları soymaya devam etmektedir. Ancak kaos üretmeyi ve çıkarlarına uygun düşecek her türlü eylemi meşru görmeyi kendisine şiar edinmiş paralel çeteye şunu hatırlatmakta yarar var; yaptıkları sözleşmenin, verdikleri hizmetin hiçbir yasal dayanağı kalmamıştır. Tabii oldukları anarşist başının mistik hezeyanlarına uygun bir paralel evren içinde yaşamanın verdiği alışkanlıkla, “yok’a var ya da var’a yok” muamelesi yapmanın onlar açısından bir değeri olsa da,  somut gerçekliğin ve meşru otoritenin çizdiği çerçeve bakımından dershaneler yalnızca mazinin bir konusu, eğitim tarihimizin çok da hayırla yâd edilmeyecek hazin bir hatırasıdır.

yusuftekin@yahoo.com


banner182
Son Güncelleme: 23.08.2015 09:30
Anahtar Kelimeler:
Yusuf Tekin