banner374
10 Aralık 2014 Çarşamba 09:23
MEB Şurasının Ardından Tespit, Tenkit, Teklif
 Geçmiş yıllardan biliyoruz ki alınan kararların pek çoğunun gelecek yıllarda hayata geçme olasılığı yüksek. Bu sebeple şûrayı ciddiye almamız ve üzerinde değerlendirmelerde bulunmamız gerekiyor. Çünkü söz konusu eğitim; dolayısıyla bu ülkenin çocuklarının bir şekilde maruz kaldıkları, mecbur bırakıldıkları bir düzenekten söz ediyoruz. Bu düzenek hem onların bugününe hem de yarınlarına talip. Eğitim sisteminin bugüne kadar ortaya koyduğu performans ise bu talebini meşru kılmaktan uzak. Yapısal karakteri, yasal dayanakları, amaçlılığı ve keyfiliği bugüne kadar hep bu uzaklılığı sürekli kıldı.
  

Son yıllarda, geçmişte son derece kaba bir politikanın ürünü olan ve ülkenin demokratik azgelişmişliğine paralel bir biçimde seyreden baskılama, kısıtlama ve mahrum bırakma pratikleri eğitim sisteminden çıkarıldı. Başörtüsü yasağı son buldu, katsayı engeli ortadan kaldırıldı. Öte yandan içine kattığı insanların hassasiyetlerini gözetmeyen 30'lar esintisi bir uygulama olan andımız ve militarizmin okuldaki gövde gösterisi mahiyetindeki Milli Güvenlik dersi kaldırıldı. Kur'an öğrenimine ilişkin yasak sona erdi. Elzem düzenlemelerdi bunlar. Ancak altını çizmemiz, ısrarla vurgulamamız gereken bir nokta var: Bu düzenlemeler netice itibariyle sistemin yok saydıklarının sisteme dâhil olmalarının önündeki engellerin kaldırılmasından ibaretti. Öte yandan anadilde eğitim, Alevilerin talep ve beklentileri sistem içinde dikkate alınmayı bekliyor. Velev ki o beklentiler de karşılandı diyelim, mesele bitecek mi?
 
Hayır!
 
Çünkü çeşitli toplum kesimlerinin temel insan haklarından istifade etmeleri bir ülkedeki eğitim sorununu çözmez. Özgürlük açığını kapatır sadece. Ancak bu açık kapanmadan da eğitim meselesini ele almanın yeter şartları tamamlanmış olmaz. Dolayısıyla eğitim meselesinin iki çizgi üzerinde ilerlediği söylenebilir. İlki muhatap olduğu, içine kattığı kitleyi ‘insan' olarak görebileceği bir hak hukuk anlayışının hayat bulmasını mümkün kılan bir zemine oturması. Böyle bir zeminden mahrum olan her türden eğitim-öğretim süreci kültürel bir istilanın silahıdır ve meşruiyeti yoktur. İkincisi ise o zeminde eğitim adına yapılanları konuşabileceğimiz asgari bir vasatın oluşmasıdır.
 
O zaman sorularımız değişecek ve belki de biz eğitimin aktüel krizini de konuşmaya başlayacağız. Bu krizin fark edilmesi bile esasında gündemi meşgul eden pek çok konu başlığını gereksiz kılacak.  Mesela şöyle sorular akla gelebilecek o zaman:
 
Ne yapıyoruz? Yaptıklarımızın hâsılası nedir? Maksadımız ile ele gelen sonuçlar arasında bir kopukluk var mı? Küreselleşen dünya, akışkan modernlik, anlam yitimi, kapitalizm, yeni teknolojiler, yeni sosyalleşme biçimlerinden söz ediliyor. Tüm bunların modernliğin başlangıcında kurgulanan ve bugün bizlerin eğitim olarak kodladığımız devasa kitlesel düzeneğe ne türden etkileri var? Nesil artık okulda mı yoksa ekranda mı yetişiyor? Tüm okulları güvenli yaptığınızda, sokaklarınız da güvenli hale gelecek mi? Anne ve babanın, komşu ve akrabanın, amir ve memurun, tüccar ve işçinin, gazeteci ve televizyoncunun, arkadaş ve çevrenin hâsılı toplumun sorumluluğu, mükemmel bir müfredat ile niteliklerini arttıralım diye döne yana çözümler aranan öğretmen ile sona mı erecek?
 
Bir çözülme çağındayız. Basınç ve tazyik, infilak ve patlamalar yaşanıyor. İşleyen bir süreç var ve tedbirli olmanın emniyeti garanti etmediği belirsizlik halinde ilerliyor toplumlar.   Bu durumu Batı toplumları çok daha derinden tecrübe ediyor. Eğitim Batı'da modern dönemin başlangıcından bu yana hararetli bir tartışmanın konusu. Batı eğitimi, bilginin ve öğrenmenin dönüşümünü, güncel durumun bilhassa eğitim gibi devralınmış kurumlar ve onların pratikleri ve yöntemleri üzerindeki düzen bozucu etkilerini tartışıyor. 
 
Biz henüz o noktada değiliz maalesef. Türkiye içinden geçmekte olduğumuz süreçte bir yandan eskinin zincirlerinden kurtuluyor bir yandan da yeni ve derde deva olacak ikamelerin arayışı içinde. Bu süreçte hükümet 12 yıllık iktidarı boyunca eğitim sistemine müdahalelerde bulundu. Mevcut sistem, yokluğu halinde eksikliği fark edilecek ya da “Aman şurasına dokunmayın, çok kıymetli !” dedirtecek bir durumda değil zaten. Dolayısıyla böyle bir sisteme müdahalede bulunmak kadar lüzumlu bir şey olamaz. Lakin bu her müdahalenin yerindeliği anlamına da gelmiyor. Gönül ister ki tüm bileşenler bu cenazenin kaldırılmasına yardımcı olsun. Onun yerine arzu edileni, istenileni teklif etsin. Kamuoyu tartışsın, düşünürler, yazarlar, kanaat önderleri fikirlerini açıklasın.
 
Bizde tüm konumlanışını teklif edileni reddetmek daha kötüsü Osmanlıca dersinin müfredata alınması kararı sonrasında olduğu gibi kendince karikatürize etmek zavallılığı arasında gidip gelen bir tepkisellik var. Bu ise aradığımız cevapları bize vermiyor. Hal böyle olunca uygulamada olanı da ‘yeni' olarak sunulanı da sağlıklı bir şekilde tartışamıyoruz. En azından biz kötüyü örnek almadan tartışma gayretimizi muhafaza edelim ve tartışmamızı haftaya şûra kararları üzerinden sürdürelim.
 
Ali AYDIN
(Milat)
banner182
Son Güncelleme: 10.12.2014 09:31
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol