banner374
10 Ağustos 2015 Pazartesi 00:36
MEB’in Telafi Mağdurlarına Terapi Yapılmalı mı?
 MEB’in Telafi Mağdurlarına Terapi Yapılmalı mı?
MEB’in başını kaşıyacak zamanı yok, desek abartmış olmayız sanırım. Zira; görmekteyiz ki, MEB’in başı mahkeme kararları ile dertte. Zırt pırt yüksek mahkemelerden gelen aleyhte kararlar, MEB’in zırt pırt mevzuatta yeni düzenlemeler yapmasını gerekli kılıyor. Şu zamana kadarki yaz dönemi boyunca MEB, yüksek mahkemelerden aleyhte gelen kararlar üzerine kafa yordu. Halbuki, kördüğüm olmuş çözüm bekleyen onlarca sorun var. Ama gel gör ki, MEB yaz mesaisinde bunlara zaman ayıramadı. MEB başını kaşıyacak zamanlarında da, iyi niyetli öngörüm şudur ki, önümüzdeki eğitim öğretim dönemi ile ilgili çalışmalara yoğunlaşmış ve planlamalarda bulunmuştur. Tabi, başını kaşıma keyfiyetini bu çalışmalara tercih etmemesi şartıyla... Şimdi, bırakalım bu baş kaşıma mevzusunu, yazın bu zamana kadarki döneminde, MEB’in gündemindeki konularla ilgili ne gibi yeni gelişmeler meydana gelmiş, dilerseniz bunlar üzerinde duralım. Şöyle ki;

Hepiminizin malumudur ki, dershanelerin anayasal özel teşebbüs olarak değerlendirilmesi gerektiğinden kapatılmasının hukuki bir zemini olmadığı bağlamında bu konu, Anayasa Mahkemesi nezdinde dava konusu olmuştu. Anayasa Mahkemesi, oy çokluğu ile yapılan bu düzenlemenin iptaline karar vermişti. Ondan sonra ilgili ve yetkili yerlere gerekli tebligat yapılmış, tebligat sonrası kamuoyu nezdinde de atılacak adımlar takip edilmeye başlanmıştı. Tebligat sonrası MEB’den gelen ilk reaksiyon her zamanki gibi ‘’değerlendirme yapıp yeni bir düzenlemeye gideceğiz, ama kanunsal olarak dershanenin bir karşılığı mevzuatımızda yok...’’ şeklinde olmuştur. Biz de hatırlarsanız ‘’acaba bu mahkeme kararı da mı yontulacak? Hemen sevinmeyiniz...’’ şeklinde beklemede idik. Ve hukuki vesikanın yorumlanması ve atılacak adımın belirlenmesi sürecinin göz önünde yaşanan seyri de, her ne kadar ‘’dershane kapatılamaz’’ diyen bir yüksek mahkeme kararı olmuş olsa da, dershanelerin artık tarihe karışacağı ile ilgili düşüncelerimizi pekiştirmişti. Nitekim öyle de oldu, eğitim öğretim ortamında faaliyet gösteren özel teşebbüsün örgütsel temsilcileri Sayın Avcı ile uzlaşı içinde olduklarını TV ekranlarında adeta beyan ediyorlardı. Bu beyanat, özel teşebbüsün MEB’ın mahkeme kararını okuduğu gibi okuduğunun da bir beyanı idi.

Ve MEB, dershanelerin faaliyetlerine artık dershane ismi ile devam etmesinin mümkün olmayacağını açıkladı. ‘’Dershane’’ ismi yerine ‘’ özel eğitim kursu’’ ismi uygun görülmüş ve paydaşlar da ikna edilerek, dershanelerin bu şekliyle faaliyetlerine devam edeceği ilan edilmiştir. Tabi, dershaneler her ne kadar isim değiştirerek, dershane ismi ile yapmış oldukları faaliyetlerine nispeten daha kısıtlanmış ‘’özel eğitim kursları’’ faaliyetlerine devam edecek olsa da; anlaşılan odur ki, bir kısım dershaneler de dönüşüm dayatmasıyla temel lise oldukları için faaliyetlerine bu şekliyle devam edeceklerdir. Tüm bu olup bitenler ve yaşananlar perspektifinde düşünecek olursak, MEB, dershaneleri hizaya getirmeyi başarmıştır. Bu süreç sonunda MEB, dershanelerin ağzını bağlamış ve ağzına bir parmak bal sürmüştür. Şöyle ki;

1-      Özel teşebbüsün örgütsel ayaklarına ‘’hakimiz’’ izlenimi verilmiş ve dershanelerin ‘’özel eğitim kursları’’ olarak eğitim öğretim ortamında, MEB’in denetim ve gözetiminde faaliyette bulunması kararına varılmıştır.

2-      MEB, okullarındaki takviye kursların takviyesi olarak değerlendirip, isim olarak da böyle bir izlenim yaratıp, en azından kurslar arasındaki rekabetin önünü açmış oldu. Böylelikle, okulda verilen eğitimin değil de, kurslarda verilen eğitim sorgulanmış olunarak, MEB okullarının eksikliğinden ötürü yıllarca dershanelere akan çocukların ve velilerin de başarısızlığın suçunu okulların üstüne yıkma huyunu da törpülemiş olacaktır.

3-      Bir çırpıda tüm düz liseler nasıl Anadolu Lisesi olmuş ve tabela dışında hiçbir şey değişmemişse; bu yeni uygulamalarla da değişen tabelalar olacaktır. ‘’ÖZEL EĞİTİM KURSLARI’’ dershanelerin takiyesi olmuş olacaktır.

Velhasıl, MEB’in en yüksek mahkemenin dershane kararına ilişkin bu hamlesi, takviyesel takiyedir.

Bakalım, bu özel eğitim kursları, MEB’in takviye kursları ile nasıl aşık atacak.

Ayrıca, dershanelerle ilgili yapılan düzenlemelerden sonra ve en yüksek mahkemenin dershane kararı ile MEB tarafından atılan birtakım hukuki adımlar, hukuki bağlamda bende şunları düşündürüyor:

1-      2577 sayılı kanun penceresinden bakıldığında, dershane düzenlemesinin telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurduğu kesindir. Hukuk, telafisi mümkün olmayan sonuçların doğmasına neden izin verir? Mesela, hukuki süreç devam ederken, dershaneler neden temel liseye dönüşmeleri için sıkıştırılır? Şu anda da, dershaneler neden kısıtlanmış özel eğitim kursları dayatması ile karşı karşıya?

2-      En yüksek mahkeme, özel teşebbüs olarak değerlendirip dershane kapatılamaz derken, MEB hangi hukuki pencereden bakıp, dershanelere göre kısıtlanmış özel eğitim kurslarını uygulamaya sokuyor? Anayasal hakkın kanunsal düzenlemelerle kısıtlanması, normlar hiyerarşisinin hangi kitabında yazılıdır?

Bakınız, elbette eğitim öğretim ortamlarında dershaneler dallansın budaklansın, palazlanarak yayılsın gibi bir arzu içinde değilim. MEB okullarının kalite olarak standart birlikteliğine kavuşarak, herkesin aynı eğitim kalitesinden yararlandırılmasını savunuyorum. Hatta ben isterim ki, MEB özel teşebbüsün örgütsel ayakları ile değil de, öğretimin kalitesi nasıl artırılır, yeni öğretim döneminde ne gibi uygulamalar yapılarak, öğretim ortamında sorunları çözüme yönelik değişiklikler ortaya konulabilir gibi sorulara, eğitim öğretimin örgütsel paydaşları ile kafa yorarak mesai ve zaman harcasın isterim. Fakat, hukuki açıdan düşünüldüğünde, ne yazık ki, MEB’in mahkeme kararlarının bu şekilde yontularak ya da normlar arasındaki yıkılmaz ilişkileri yıkarak hareket edişine; yarın bir gün aleyhindeki diğer davalarda da aynı şekilde anlayıp, yorumlayıp sonra keyfiyete dayalı bir şekilde uygulamayacağının önünü sonuna kadar açıp bu halin adeta yerleşmesine sebebiyet veriyoruz.

Bir Çift Sözüm Var:

1-      MEB, ROTASYONU İPTAL ETMİŞ, ŞİMDİ SORUYORUM...
EDECEKSİN, NİYE BAŞTA ETMEDİN? BAŞTA ETSEYDİN, ŞU YAZ DÖNEMİNDE MİLLETİN KAFASINI EN AZINDAN RAHATA ERDİRİRDİN... 
YÖNETMELİK OYUNCAK OLDU ELİNİZDE...
BİR DE, ROTASYONA MARUZ KALMAK İSTEMEYENLER İÇİN ''İL İÇİ İSTEĞE BAĞLI DÖNEMDE YER DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN BAŞVURUP, ROTASYONDAN KURTULUN!'' DİYEREK AHKAM KESMEMİŞ MİYDİNİZ? AHKAMIN BİLE HÜKMÜ KALMAMIŞ VALLA...
İPTAL EDECEKSEN YÖNETMELİĞE KOYMA KARDEŞİM KOYMA!
BASIN AÇIKLAMASI DA, BANA GÖRE MEB NEZDİNDE ANAYASA'NIN BİLE ÜSTÜNDEYMİŞ GİBİ DURUYOR VE GÖRÜLÜYOR...
BAKSANIZA, BİR BASIN AÇIKLAMASI YAPILIYOR, YÖNETMELİK HÜKMÜ İPTAL... ŞU AN YÖNETMELİK HÜKMÜ BEKLEME SALONUNDA... SANMAYIN Kİ, KARŞINIZA BİR DAHA HİÇ ÇIKMAYACAK... ANSIZIN OLABİLİR, HALİ HAZIR OLUNUZ... GEÇİCİ SÜRELİ AĞZINIZA BİR SORMA ŞEKER VERİLDİ... 
NE YAZIK Kİ, HUKUKTA NORMLAR HİYERARŞİSİNE SADAKAT, MEB KATINDA DEĞERSİZ... MEB'İN HUKUKSAL DEĞERLER EĞİTİMİNE İVEDİ İHTİYACI VAR...
ROTASYON İPTALİNE SEVİNDİM AMA HUKUKUN ALTI ÜSTÜNE GETİRİLİYOR...

2-      AŞAĞIDAKİ PAYLAŞIMI YAPAN, SARI SENDİKA MALUM SEN'İN VEKİL VE NAM-I DİĞER AKİL SAYIN AHMET GÜNDOĞDU'DAN BOŞALAN KOLTUĞU DOLDURMAYA ÇALIŞAN ÇİÇEĞİ BURNUNDA GENEL BAŞKANI ALİ YALÇIN... ALİ YALÇIN BEY, MASADA YETKİLİ SENDİKA ÜYELERİNİN DİĞER SENDİKA ÜYELERİNDEN DAHA ÇOK TOPLU SÖZLEŞME İKRAMİYESİ ALMASI İÇİN MÜCADELE ETTİĞİNİ YAZMIŞ... SENDİKALARINA ADAM DEVŞİRMEK İÇİN TÜM MADDİ YOLLARI DENER OLDULAR... ŞİMDİ DE ALENİ BİR BİÇİMDE ÜYE KAZANIMI İÇİN SAHADA SÖYLEYECEKLERİ SÖZ ŞU OLACAK: ''BİZİM SENDİKAMIZ ÜYESİ OLURSAN, MAAŞIN DAHA FAZLA OLACAK...'' 
KOLTUĞA TAV OLANLARDAN SONRA PARAYA TAV OLACAKLARI DA GÖRECEĞİZ...
BENİM DE BU TAV OLACAKLARA BİR ÖNERİM VAR...
LÜTFEN, KEFENİNİZE CEP YAPTIRIN Kİ, BU PARALARI ONUN İÇİNE KOYALIM...
KEFENİN CEBİ VARMIŞ DİYELİM...
MEZARINIZIN ÜSTÜNE DE PARA SAÇALIM...
MEZARINIZIN ÜSTÜNE DİKİLEN ÇİÇEKLERİN YAPRAKLARINA DA PARA TAKALIM...
DİKİLİ MEZAR TAŞINIZA DA ''KEFENİN CEBİ İÇİN LÜTFEN PARA TAKIN..'' DİYE YAZDIRALIM...
TABİ, BU DURUMDA ''EL FATİHA''YA YER KALMAYACAK...
TIPKI DOĞADA, İMAR AÇGÖZLÜLÜĞÜNDEN DOLAYI AĞAÇLARA YER KALMADIĞI GİBİ... AYRICA, SAYIN ALİ BEY’E BİR DE ÖNERİM OLACAK, LÜTFEN; BORDRO MAHKUMU, ÇALIP ÇIRPMAYAN ALNININ TERİ İLE PARASINI KAZANAN MEMURLARI TOPLU SÖZLEŞMENİN KLASİK ZAM ORANLARINA MAHKUM ETMEYİNİZ...


Sonuç olarak, görülüyor ki, MEB’in neredeyse her işinde, telafisi mümkün olmayan sonuçlar var...

Ve bu sonuçlar hiçbir vakit telafi edilmiyorlar...

Bu sonuçların içindeki mağdurlar ise telafisi mümkün olmayan sonuçları yaşamaya mahkum edilerek, feda ediliyorlar...

Tabi, MEB’in hukuki kararları algılama, yorumlama ve uygulama sürecinden çıkan sonuçlar da, hukuki normları da eğitim öğretim işlerini altını üstüne getiriyor... KEŞMEKEŞİN ORTASINDA KALAKALIYOR... ÇIKAR ÇIKARABİLİRSEN...

MEB’i doğru dürüst görmek için kendinizi baş aşağı tavana asın, ancak öyle doğru bir görüntü yakalarsınız...

Şu durumda, telafisi mümkün olmayan sonuçların içindeki MEB’in ne yaptığına akıl sır erdirmek mümkün görünmüyor...

NOT: MEB, ORTAOKULLAR İÇİN 35 SAAT OLAN HAFTALIK DERS SAATİNİ 30'A İNDİRMEYİ PLANLIYORMUŞ... 444, TEPEDEN İNME OLUNCA, DİKİŞ TUTMUYOR İŞTE... DİKİŞ ATIYOR, YENİDEN DİKİLİYOR, DİKİŞ ATIYOR, YENİDEN DİKİLİYOR, DİKİŞ ATIYOR, YENİDEN DİKİLİYOR... MEB, BOZDUR BOZDUR USULÜNCE GELECEK NESİLLERİ DE HARCAMIŞ OLUYOR...

Saygılarımla...

 

Yahya ASLAN
banner182
Son Güncelleme: 10.08.2015 00:37
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol