banner374
08 Aralık 2014 Pazartesi 18:57
Nabi Avcı, Kanal 24’te 19. Millî Eğitim Şûrası’nı değerlendirdi.
 ğitim Şûrası

Birkaç gündür Millî Eğitim Şûrasının bazı başlıklarıyla ilgili büyük bir tartışma sürüyor. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan açıklama yaptı. Muhalefetten hem Sayın Kılıçdaroğlu, hem de diğer üyelerden açıklamalar var. Bakıyorum 179 tavsiye kararı var, yani sadece sayfa olarak 12-13 sayfa tutuyor. Ama bunun içinde 4-5 tanesi çok da aslında daha önceden tanık olmadığımız şeyler değildi ama çok tartışmalı oldu. Sanki Türkiye’de bir şeriat özlemi, bir Osmanlıcılık özlemine dair bir algı oluştu ve bunun tartışmasını yapıyoruz şu anda. Önce isterseniz şûra kararlarının geneli üzerine bir değerlendirmenizi alayım, sonra bu tartışmalı başlıklarla ilgili son durum nedir, çünkü şûra kararlarını aldı, ama şimdi ne olacak? sorusuna teşekkür ederek başlayan Bakan Avcı; “Gerçekten önce şûra neydi, ne yaptı, nasıl toplantı, kimler vardı, hangi konuları görüştü, hangi tavsiye kararları alındı; bunları derli toplu bir biçimde bilip meseleyi biraz sakin bir şekilde konuşmakta, tartışmakta fayda var. 19. Milli Eğitim Şûrası 4 temel konu başlığı gündemiyle toplandı. Şûra Yönetmeliğine göre her  şûrada birkaç konu başlığı belirleniyor gündem olarak, önceden bu duyuruluyor ve onun dışındaki konular şûrada konuşulmuyor, tartışılmıyor, sadece şûra gündeminde olan konular görüşülüp tartışılıyor. Bizim de 4 temel gündem maddemiz vardı.

Bunlardan bir tanesi; öğretmen niteliğinin artırılması. Yani öğretmenlerimizin mesleklerini daha iyi icra edebilmeleri için ne yapmamız gerekir, bu sorunun cevaplarını aramak üzere oluşturduğumuz bir gündem maddesi, öğretmen niteliğinin artırılması.

İkinci gündem maddemiz; yönetici niteliğinin artırılması. Yani eğitim yöneticilerimizin, il müdürlerimizin, ilçe müdürlerimizin, şube müdürlerimizin, okul müdürlerimizin, müdür yardımcılarımızın niteliklerinin artırılması. Yani görevlerini, mesleklerini, işlerini daha iyi yapabilmeleri için yönetici olarak ne yapmamız lazım, hangi tedbirleri almamız lazım, bununla ilgili bir gündem maddemiz vardı.

Üçüncü gündem maddemiz; ders çizelgeleri. Hangi dersler ne kadar okutuluyor, hangi aşamada, yani eğitimin hangi kademesinde düzenleme yapılabilir mi, bunlara ilişkin gündem maddemiz vardı.

Bir de, okul güvenliği başlıklı bir gündem maddemiz vardı. Okul güvenliği derken de sadece okullarımızın fiziki güvenliği değil o da dahil olmak üzere okul çevresi ve okul çevresine yönelik özellikle uyuşturucu gibi çocuklarımıza yönelik tehditlerin nasıl önlenebileceği, bertaraf edilebileceği, daha sağlıklı eğitim ortamlarının her anlamda daha sağlıklı ve güvenli eğitim ortamlarının nasıl oluşturulabileceği, bunları konuşmak üzere biz bu şûrayı topladık ve bunları konuştuk.

179, aslında çok daha fazla tavsiye kararı teklifi gelmiş olmakla birlikte bir kısmı gündem konusu olmadığı için görüşülmedi bunların. Bir kısmı görüşüldü, ama tavsiye kararı oluşturulması kabul edilmedi ya komisyonda, ya Genel Kurul’da. Ama teklif edilen tavsiye kararlarından da 179 tanesi de karara bağlanmış, tavsiye kararı olarak duyuruldu, Genel Kurul’da kararlaştırılmış oldu.

Şimdi tabii bu 179 kararı tek tek burada okumam mümkün, ama bir fikir vermesi için; mesela okul öncesi öğretim programları ve haftalık ders çizelgeleri. Bunu da, okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liseler bazında tartışıldı. Birkaç tane böyle rastgele seçerek, yani şûrada ne kadar değişik konuların da tartışıldığını, son günlerde polemik konusu yapılan konuların dışında şûrada aslında pek çok önemli konunun da görüşüldüğünü, ama bu polemikler nedeniyle asıl görüştüğümüz diğer konuların da gölgede kalma ihtimalini gördüğümüz için bunları kısaca rastgele birkaç örnekle vereyim. Okul öncesinde mesela, okul öncesi eğitimde uygun enstrümanlarla Türk müziği çalışmalarına yer verilmesi. Hakikaten rastgele seçerek, siz bana söyleyin, beşinciyi okuyayım mesela; okul öncesi eğitimde öğretim programlarının çocukların özgüven becerilerini ve birey olma bilincini geliştirmeye yönelik olması, tavsiye kararı.

İlkokullardan bir-iki örnek vereyim mesela; görsel sanatlar ve müzik derslerinin haftada en az iki saat olması, tavsiye kararlarından bir tanesi. İlkokulda okuma kültürünün kazandırılmasına yönelik etkinliklerin artırılması. İlkokullarda serbest etkinlikler için bir uygulama kılavuzu hazırlanması, serbest etkinlikler bölümünde her öğretmenimizin kendi bireysel tercihlerine göre değil ama onları da içerecek bir biçimde bir yönetmelikle bu serbest etkinlikler saatlerinde neler yapılabilir, nasıl yapılabilir.

Ortaokullarda birinci maddeden başlayayım, tekli öğretime geçilmesi. Aslında okul öncesinde de ayın karar var, okul öncesinde de tekli olması, ilkokulda da… Tekli-çiftli ne demek? Sabahçı-öğlenci olmasın, çocuklarımız bir günde sabahtan diyelim öğleden sonra belli bir saate kadar tek eğitim almalı. Bu özellikle önemli: Çünkü pek çocuğumuz sabahçı-öğlenci eğitim aldıkları için, çiftli eğitim olduğu için çok erken saatlerde okullara başlıyorlar sabahçılar, öğlenciler de çok geç saatlerde bitirebiliyorlar. Özellikle kış günlerinde bu çok zor oluyor.” dedi.

 

Kışın çok sorun oluyor, karanlıkta gidiyorlar, öbürleri de karanlıkta çıkıyor. Fiziki imkanlarla ilgili değil mi, var mı o kadar okulumuzun nasıl yapılacağına dair sorulan soruya ise Bakan Avcı; “Yok, onun için bu tavsiye kararı. Ben de zaten şûradan sonra yaptığım bir açıklamada da bunu özellikle orada da söyledim, yani Genel Kurul kapanış konuşmasında da. Tavsiye kararlarının pek çoğu evet bizim de canı gönülden benimsediğimiz, uygulamak isteyeceğimiz kararlar olmakla birlikte, bunlar maddi imkanlarla, yasal altyapıyla, yani yapılabilecekler var, belli bir vadede yapılabilecekler var, biraz daha uzun bir vadede yapılabilecekler. Şimdi tavsiye kararı alındı, evet önümüzdeki yıldan itibaren bütün okullarımızda teklif eğitime geçiyoruz diyemeyiz. Çünkü derslik yapımımız hızla sürüyor, biz Cumhuriyet tarihinin en çok derslik yapan iktidarıyız. Ama buna rağmen hala çok sayıda yeni dersliğe ihtiyacımız var. Bununla ilgili planlarımız, programlarımız da yürüyor, pek çok inşaatımız sürüyor. Ama biraz daha bunun için tekli eğitime, bütün okullarımızda tekli eğitime geçebilmek için biraz daha zamana ihtiyacımız var doğrusu. Ortaokullarda dediğim gibi tekli eğitime geçilmesi. Yine aynı şekilde görsel sanatlar, müzik derslerinin birleştirilerek haftada iki saat olarak verilmesi. İlkokulda verilen oyun ve fiziki etkinlikler dersiyle ortaokulda verilen beden eğitimi ve spor derslerinin isminin beden eğitimi ve oyun olarak değiştirilmesi. Şimdi burada oyun deyince ortaokul öğrencilerimiz alınganlık göstermesinler. Evet, birçoğu zaten oyun da isterler, ama basketbol da bir oyundur, hentbol de bir oyundur. Ben kamuoyunda tartışılmayan veya hiç gündeme gelmeyen, hiç değinilmeyen başlıklara böyle bakarak biraz da öyle söylüyorum.

Lise, öğrencinin bir haftada aldığı toplam ders sayısının çeşit olarak azaltılması amacıyla derslerin bir kısmının dönemlik olarak uygulanmasına imkan veriliyor.  Mesela bu çok önemli. Bir dönemde o dersi bitirip ikinci dönem başka bir derse. Çünkü şûrada alınan başka kararlarda, onlara tek tek giremiyorum ama, yeni ders konulması teklifleri de var, onlara yer açmak gerekir, dolayısıyla bazı dersleri, iki dönemli olan bazı dersleri daha derleyip toparlayıp bir dönemde verilir hale getirdikten sonra ikinci dönemde ondan boşalan saati bir başka derse tahsis edebilmek amacıyla. Ortaöğretimin bütün sınıflarında seçmeli fizik, kimya ve biyoloji dersleriyle ilgili uygulamalara haftalık ders çizelgelerinde yer verilmesi. Yani teorik olarak görülen özellikle fizikte, kimyada, biyolojide teorik görülen konuların aynı zamanda hafta içerisinde belli saatlerde uygulamalı olarak da yapılması, deneylerin yapılabilmesi. Bununla ilgili bir FEN-LAB Projemiz de var, onu daha sonra yine tartışırız, konuşuruz. Yani hafta sonlarında da bizim bilim sanat merkezlerimiz var illerimizde açtığımız. Oralarda çocuklarımıza bu uygulamaları, deneyleri oralarda da yapabilir hale geliyoruz yavaş yavaş, yavaş yavaş değil bayağı hızlı gidiyor o.

Efendim, Kutlu Doğum Haftası, Muharrem Ayı ve Aşure Gününün belirli gün ve haftalar kapsamına alınması. Yani özellikle o günün, o haftanın öneminin, anlamının programlanması.” dedi.

 

Öğretmen Strateji Belgesi

Bakan Avcı: “Aktarılmasıyla ilgili çok sayıda tavsiye kararı var. Mesela öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarına öğrenci seçim sürecinde öğretmen yeterlilikleri konusunda öğretmen ilgi ve yeteneklerini temel alan çoklu değerlendirme ilkelerinin hayata geçirilmesi. Eğitim fakültesi dışında öğretmenlik atamasına teşkil eden lisans programlarından mezun olanlara uygulanacak öğretmen yetiştirme programları uygulama ağırlıklı en az 2 yıllık olacak şekilde yeniden düzenlenmeli gibi böyle rastgele seçerek söylüyorum.” dedi.

 

Sayın Bakanım, biraz önce tekli öğretimden bahsettiniz, orada bu ister istemez öğretmen açığı da doğurmuyor mu? Dolayısıyla öğretmen sayısı da artacak herhalde, çünkü tekli öğretime geçince blok olarak, şu anda sabahçı ve öğlenci olunca aynı öğretmenler çalışabiliyor bildiğim kadarıyla. Ama tekli öğretime geçilmesi için öğretmen sayısının da artması, çünkü çok sayıda öğretmen adayından da tabii bu konuda soruların gelmesine ise Bakan Avcı; “Zaten bizim yaptığımız öğretmen istihdamı projeksiyonu çalışması var biliyorsunuz veya yeterince kamuoyunca bilinmeyebilir. Ben göreve başladığımda ilk açıkladığım projelerden bir tanesi oydu. Daha doğrusu, başlayan bir proje olarak değil bitmiş, çalışması bitirilmiş bir projenin sunumunu ben yapmıştım göreve başlarken. Nimet Hanım zamanında başlamış bir çalışmaydı. Beş üniversitenin; Orta Doğu, Hacettepe, Anadolu, Ankara, Gazi üniversitelerinin ortaklaşmasıyla gerçekleştirilen bir öğretmen projeksiyonu, öğretmen istihdamı projeksiyonu. Yani önümüzdeki 10 yıl içinde, 15 yıl içinde hangi branştan ne kadar öğretmene ihtiyacımız olacağını öngörmek üzere hazırlanmış bir modelleme çalışmasıydı o, o bitmişti, bitti elimizde o proje. Şimdi tabii oradaki bütün projeksiyonlarımız bizim zaman içerisinde dersliklerimizin tamamlanmasıyla her sınıfın en fazla 30 öğrenci olması ve tekli eğitime geçmesi halinde bizim diyelim 10 yıllık vadede, 15 yıllık vadede hangi branşta ne kadar öğretmene ihtiyacımız olacak, bunu öngörmeyi hedefleyen bir proje. Dolayısıyla bizim öğretmen istihdamına ilişkin önümüzdeki 10 yılda, 15 yılda ne kadar yeni öğretmene hangi branşta ihtiyacımız var, bunların ihtiyacını hep tekli öğretime geçilmesi ve 30 kişilik sınıflardan oluşması halinde, yani en iyimser tabloda bizim ne kadar öğretmene ihtiyacımız olacak.” diyerek cevap verdi.

 

Tavsiye Kararlarındaki Tartışmalar

Dört, beş tavsiye kararı üzerine Türkiye’de büyük bir tartışmanın sürmesine ilişkin Bakan Avcı; “Müsaade ederseniz diğer başlıklardan da iki-üçer tane okuyayım, yani şûranın gerçek mahiyetinin anlaşılması bakımından bu çerçeveyi göstermek için söylüyorum.

Öğretmen niteliğinin artırılmasıyla ilgili bir-iki örnek verdik.

Eğitim yöneticilerinin niteliğinin artırılmasına ilişkin mesela, okul kurum yöneticiliği görev olarak görülmeli ve belli bir süreyle sınırlandırılmalı. Bu mesela bizim zaten yaptığımız bir çalışma, bu da epeyi tartışıldı kamuoyunda. Yani 4 yılı doldurmuş olan okul yöneticilerinin, müdürlerimizin yeniden değerlendirilmeye alınmasını kastediyor. Şûranın aldığı tavsiye kararını biz zaten geçen yıldan itibaren uyguladık. Yöneticilikte kariyer basamakları düzenlenmeli ve uygulanmalıdır. Yönetici görevlendirmeleri eğitim-öğretim yılı başlamadan önce tamamlanmalıdır. Yani çok anlaşılabilir teklifler bunlar. Okul ve kurum türlerinden kaynaklanan kadın yönetici lehine pozitif ayrımcılık uygulanması bütün okullara genişleterek uygulanmalıdır. İşte bu çok önemli bir madde mesela, hiç tartışılmadı. Ben bekliyordum ki özellikle kadın dernekleri, sendikalar bu tavsiye kararını uygulamamız için biraz daha bize ısrarlı olsunlar, baskı yapsınlar. Halbuki bugünlerde konuşulmuyor. Çok önemli, kadın yönetici sayımız gerçekten çok az. Bizim genel müdürlerimiz arasında bir tane kadın Genel Müdürümüz var. 81 ilde il milli müdürlerimiz var, 1 tane İl Milli Eğitim Müdürümüz kadın.

İki; bizim öğretmen kitlemizin içinde kadın oranı çok yüksek. Ama o oran öğretmenler olarak tamam, kadınlarımız öğretmenlik mesleğinde kendilerine hak ettikleri yerleri almışlar, alıyorlar. Ama aynı kurumun içinde Milli Eğitim Bakanlığı’nda yöneticilik düzeyinde, okul müdürlüğünden başlayarak yukarıya doğru, dediğim gibi il milli eğitim müdürü 1 tanecik kadın Milli Eğitim Müdürümüz var, bunu artırmamız lazım, şûra da bunu tavsiye ediyor.

Efendim, mesela hizmet içi eğitimle ilgili çok ciddi kararlar alındı yani mevcut öğretmenlerimizin ve eğitimcilerimizin, yöneticilerimizin de hizmet içi eğitimlerle pekiştirilmesi, arttırılmasın ilişkin. Hizmet içi eğitim programları akredite edilerek eğitim yöneticilerinin belli bir zaman diliminde belirli kredide eğitim almaları sağlanmalı yani ben müdür oldum tamam artık önüm değil. Belli bir süre içerisinde o tekrar görevlendirmeye de esas teşkil edecek bir kredilendirme öngörüyor. Giderleri kurumca karşılanmalı bu eğitimlerin ve alınan eğitim yöneticilerin değerlendirilmesinde kullanılmalıdır gayet tabi çok makul da bir öneri. Döner sermayesi olan okullarda müdür yardımcılarından birinin işletme muhasebe alanında formasyona sahip öğretmenler arasından seçilmesine öncelik verilmesi. Bu da mesela uyguladığımız bir şey ama Şûra daha bunu geliştirmiş oluyor. Okul güvenliğiyle ilgili iki tanecik hiç olmazsa rastgele şöyle parmağımı koyayım. Okul güvenliği konusunda uzmanlar yetiştirilmeli ve bu uzmanlar il ve ilçe düzeyinde istihdam edilmelidir yani güvenlik uzmanı. Zaten şimdi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının hazırladığı yasa teklifinde de bütün iş yerleri için zaten biliyorsunuz iş güvenliği uzmanı yetiştirilmesi. Bunların birde ayrıcı okullar için uzmanlaşmış, eğitim kurumları için uzmanlaşmış güvenlik uzmanlarının yetiştirilmesi tavsiye kararı bunu öngörüyor. Okul giriş, çıkış saatlerinde okul çevresinde trafik polisi ve gönülle trafik denetmenleri görevlendirilmelidir. Okul çevresindeki yaya geçitlerinde öğrencilerin görevlendirilmesinden vazgeçilmelidir. Şimdi bu başlangıçta çok iyi niyetli hani çocuklardaki trafik bilincini geliştirmek için falan öngörülmüş bir uygulama ama, riskli çocuklarımız açısından. Şûra’daki tavsiye kararlarından bir tanesinde de bundan vazgeçin daha profesyonel bir çevre güvenliği sağlayın demiş oluyor Şûra bize.” dedi.

 

Osmanlıca Dersi

Özellikle Osmanlıcayla ilgili başlayan bir tartışma var. Bugün örneğin, Sayın Murat Bardakçı’nın yazısında da vardı madde madde yazmış. Şöyle bir algı oluşuyor: Bir kere alfabeyle değil galiba karışıyor ağırlıkla sanki başka bir dille konuşmaya başlayacakmışız gibi, o yüzden böyle konuşacağız da bunun alfabeye, kağıda geçirme kullanılacak harflerle ilgili bir tartışma temelde. İki, yani şu çok hayal edilebilir bir şey değil, yani herkes öğrense ve herkes çok istese bile artık bu saatten sonra bu alfabenin değişeceğini, başka bir alfabe kullanacağınızı düşünüyor musunuz, yoksa buradaki Osmanlıcayla ilgili tavsiye kararı yahut da bu tartışmaların temel amacı daha çok buna ilgi gösteren, bu konuda uzmanlaşacak ya da eğer mümkünse de hani nasıl insanlar iyi kötü İngilizce, Almanca çeşitli yabancı dilleri biliyorlar bunlar gibi Osmanlıca da aşina olmaya yönelik bir tartışmanın içinde miyiz? sorusuna Bakan Avcı; “Şimdi önce sizde işaret ettiniz bende Sayın Murat Bardakçı’ya bugünkü yazısından ötürü özellikle çok teşekkür ederim, gerçekten meseleyi çok açık ve net bir biçimde ortaya koymuş. Yani bütün bu tartışmaları aslında nasıl bir enformatik cehaletten kaynaklandığını da doğrusu çok güzel özetleyen bir yazı onun için teşekkür ediyorum. Bir defa Osmanlıca diye sanki hiç bilmediğimiz bir yabancı dil öğretilecekmiş gibi bir algı oluşturuluyor veya o düzlemde tartışılıyor böyle bir şey yok.

Yani eski Türkçe dediğimiz zaman işte bugün maalesef kullanımda olmayan pek çok eski kelimemizin tekrar hayatiyet bulması, çocuklarımızın 150-200-500 neyse ama çok sınırlı bir dil, sözcük dağarcığıyla, vokabülerle konuşmalarını, düşünmelerini değil daha geniş bir sözlükle, daha çok kelime bilerek, daha çok karmaşık veya incelikli ifadelerde kullanabilecekleri, dil yetilerini geliştirebilecekleri bir onlara imkan sağlamak bunun derdi bu. Şimdi Osmanlıca diye böyle hani çok bize yabancı bir dilden falanda söz etmiyoruz. Bunu söyleyenler genellikle zannediyorum yani böyle çok ileri düzeyde efendim, işte siyakat mesela siyakat nedir? Eski Osmanlı bürokrasisinde çok özel bir yazım yani steno gibi. Onları falan değil çocuklarımız normal Başbakanımızın da konuşmasında zikrettiği isimler üzerinden söyleyecek olursak işte Namık Kemal’i ben hatta yani Namık Kemal’den vazgeçtik anlamında söylemiyorum da, yani daha yakın zamanlara gelinceye kadar ben geçenlerde Fahim Bey ve Biz Abdülhak Şinasi Hisar´ın Fahim Bey ve Biz romanına tekrar öyle bir denk geldi. Karıştırırken dedim ki, mutlaka çocuklarımıza okutmamız lazım mutlaka okutmamız lazım. Yani reklam olmaz Yapı Kredi Yayınlarından Latin harfleriyle çıktı Abdülhak Şinasi Hisar külliyatı. Latin harfleriyle de var yani bugün kullandığımız alfabeyle de var. Ama dilini çocuklarımızın hatta üzülerek söylüyorum, bazı öğretmenlerimizin de anlamakta zorlanabileceği bir hale geldiğimizi görerek çok üzüldüm. Niye çocuklarımızı bu imkanlardan mahrum edelim? Burada öğretilmek istenen harf devriminden önce yazılmış olan eserlerin gündelik, yani gazetede olabilir, bu işte hep mezar taşı üzerinden konuşuluyor, ama yani edebiyatımızın güzel örneklerinin de çocuklarımızla tanıştırılması, tanınması. Çünkü, mesele sadece bir yazı mesele olmaktan çıkıyor, dediğim gibi kelime dağarcığının genişlemesi. O çocuklarımızın pek çok yazarımı tekrar keşfetmelerine,  şairimizi keşfetmelerine, tekrar bulmalarına yarayacak. Şimdi ben şunu anlamıyorum açıkçası: Mesela, bir dersi veya bir konuyu niye okutmuyorsunuz eleştirisini anlarım, yani şu konu okutulmalı ve siz bunu okutmuyorsunuz, bunu müfredatınıza almıyorsunuz, niye almıyorsunuz? Böyle bir eleştiriyi anlarım, ama niye böyle bir konuyu okutmak istiyorsunuz, yani niye bize yeni bir ders konusu getiriyorsunuz eleştirisini öğrenciler söylemiyorlar bunu, yani ben genellikle muhalefetten gelen böyle bir dersin ne kadar gereksiz olduğuna dair eleştirileri gözeterek bunu söylüyorum. Şimdi bir de işin bilinmeyen veya bilinse de yeterince gündeme getirilmeyen bir tarafı da şu: Zaten okutuluyor yani bugüne kadar kim zarar gördü? Sosyal bilimler liselerimizde biz senelerdir Osmanlıca dersi, sosyal bilimler liselerinin 10-11-12. sınıflarında yani lise 2, lise 3, lise 4 bu sınıflarda zaten Osmanlıca dersi zorunlu olarak sosyal bilimler liselerinde zaten senelerdir okutuluyor.

Çok başarılı liseler. Ve oradaki çocuklarımızda okudukları kitaplara baktığım zaman ben en son Adapazarı Sakarya’da Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesine gittim yani bir gün yolunuz düşerse uğramanızı tavsiye ederim. Duvarlara astıkları, davet ettikleri yazarlar, çizerler, şairler, çocukların çıkardığı dergiler, hatta kitaplar, kitap hikaye kitabı, antoloji hikayeleri çocukların yazdığı, öğrencilerimizin hikayelerinden oluşan kitap var. Şimdi bundan kim ne zarar ve hakikaten orada diyelim antolojide bana da hediye ettiler. Bu çocukların o Osmanlıca dediğimiz dersten, yani Türkçeden, yani eski Türkçeden ne kadar yararlandıklarını, kelime haznelerinin nasıl genişlediğini, bazı karmaşık duygu durumlarını ne kadar güzel anlatabildiklerini görüp çok mutlu oldum.

Şu eleştiriyi anlarım mesela, İlber Ortaylı zannediyorum bu eleştiriyi yaptı bu makul bir eleştiri. Tamam zorunlu yapacaksınız da o kadar okulda bu dersi hakkıyla öğretebilecek öğretmeniniz var mı? Tamam bunu anlarım. Bu ne demektir? Öğretmenlerinizi yetiştirin bu dersi bir hakkım verebilecek yeteri kadar öğretmeninizi yetiştirin o zaman onlara bu okullarda görev verin. Bizde yapmaya çalıştığımızda zaten bu. Şimdi sosyal bilimler liselerinde edindiğimiz tecrübenin ışığında kademe kademe şimdi Anadolu imam hatip liselerini de onların zaten ders konuların bazılarında bu kelime dağarcığı kendiliğinden genişlediği için oralarda daha rahat bu geçişi yapabileceğimiz düşüncesiyle bu tavsiye kararın da dendi ki Şûra’da Anadolu imam hatip liselerinde de zorunlu olsun. Diğerlerinde şu anda seçmeli, bir süre daha belki seçmeli olarak devam eder. Sonra İlber Ortaylı’nın dediği gibi inşallah yeterince bu dersleri okutabilecek, yetişmiş, iyi yetişmiş öğretmenlerimizi de yetiştirerek bu dersi diğer okullarımızda da belki o zaman şeye böyle zorunlu mu, seçmeli mi olsun demeye bile gerek kalmaz.

Bakın bizim okullarımızdaki durumu aynı zamanda hafta sonlarında bizim Hayrat Vakfı’yla imzaladığımız bir protokol gereğince açılan Osmanlıca kurslarımız zaten var ve yüz binlerce insan, genç, yaşlı, yetişkin, ev hanımı, serbest meslek sahibi ve öğrenci. İnsanlar bu kurslara gidiyorlar ücretsizde bu kurslar, bu kurslarda eski Türkçeye yazılmış metinleri okuyabilecek beceriyi kazanıyorlar. Hatta ben 6 ay önce sertifika programı vardı oraya gittim Somalili bir üniversite öğrencisi Türkiye’de eğitim görüyor Somali’den gelmiş, Türkçe de öğrenmiş birde buna merak sarmış, orada ferman okudu bize yani ödül sırasında bir padişah fermanını orijinalinden güzel güzel okudu çocuk bunda ne zarar var, kime ne zararı var” dedi.

 

Ama bir Orta Çağ eleştirisi var çünkü şöyle bir şey oldu: Bu başlıklardan bir tek Osmanlıca değil, işte birinci, ikinci, üçüncü sınıflara zorunlu din dersi, içki servislerinin o turizm öğrencileri için kaldırılması böyle bunun 3’ü, 4’ü yan yana geldiği zaman birden bire böyle birçok geri bir şey mi yapılıyor algısıyla bir tartışmalarının başlaması üzerine Bakan Avcı; “O zaman şunu düşünmemiz lazım: 179 öneri varsa bur Şûra’da, 179 tavsiye kararı alınmışsa, ama ısrarla belli bir mühendislikle diyelim bunların üç tanesi bir araya getirilerek böyle bir polemik ortamı oluşturuluyorsa bu sağlıklı bir şey değildir açıkçası. Dolayısıyla, diğerlerine de baksınlar. Birde bu Orta Çağ meselesi gerçi Başbakanımız onu çok güzel açıkladı ama anlamayanlar için bir kere daha benimde tekrar etmemde yarar var. Şimdi kimin Orta Çağ’ından bahsediyorsunuz, hangi Orta Çağ’dan?

Rahmetli Attila İlhan’ın böyle kitapları vardı Hangi Sol, Hangi Atatürk filan onun gibi hangi Orta Çağ? Şimdi bir tane Orta Çağ yok Doğu’nun Orta Çağ’ıyla, Batı’nın Orta Çağ’ı, Avrupa’nın Orta Çağ’ıyla, Çin’in Orta Çağ’ı, Çin’in Orta Çağ’ıyla Mezopotamya veya bizim bölgemizin aynı Orta Çağ mı, aynı zamanlar mı ve aynı kültürel ortamları mı kast ediyoruz? Muhalefetten bazı siyasetçi arkadaşların işte Orta Çağ karanlığı falan dedikleri şey başka coğrafyaların karanlığı demektir bir tane Orta Çağ yok.

Yani canımız istediği zaman kendi Orta Çağ’ımızın yüksek verimlerine, Yunus Emre’mize, efendime söyleyeyim Mevlana’mıza atıfta bulunacağız, ama aynı zamanda da Orta Çağ kararının da bu olmaz. Buranın Orta Çağ’ı başka bir zamandı, onların Orta Çağ’ı başka bir zamandı. Bunu zaten Batılılarda bunu ayırt ederlerdi. Bizde bu klişe söylem vardır, birde hani eller Ay’a, biz yaya falan şeyi de bulaştı bu tartışmalara. Çünkü, ben bir-iki televizyon kanalında gördüm tamda o günlerde NASA Mars’a gönderilecek bir.

Şimdi önce onu verip, sonra bakın Amerikalılar bunları konuşuyor ama biz hala neleri tartışıyoruz tadında böyle bir güya karşıtlama üzerinden ne kadar yanlış bir şey yaptığımız vurgulanmak isteniyor. Bunlar yanlış o ayrı, bu ayrı bizde de ben şimdi FATİH Projesinin örneklerini konuşmaya başlarsak NASA’yla işte o kadar uzak olmadığımız, yani bizde NASA gibi çalışıyoruz anlamında söylemiyorum. Bu konulara, bu gündeme, günümüzün bu taleplerine de yönelik neler yaptığımızı müsaade ederseniz iki tane de onu söyleyeyim. Yani bizim bu sabah Başbakan Yardımcım Sayın Ali Babacan’ın Başkanlığında bu FATİH Projesiyle ilgili son durumu gözden geçiren bir toplantımız vardı oradaki sunum dosyası da işte tesadüfen yanında. Şimdi bizim FATİH Projesi diye bir projemiz var, genellikle kamuoyunda çocuklarda öyle algılıyorlar, yani en çok o tarafı hoşlarına gittiği için belki de. Tablet dağıtım projesi gibi algılanıyor o da var tabi tabletler dağıtıyoruz evet. Geçen yıl 675 bin tablet bilgisayar dağıttık öğrencilerimize bu yılda inşallah uygun sayıda dağıtacağız. Ama sadece bir donanım, yani cihaz dağıtım vesaire projesi değil, onlarda var, ama asıl içerik. Peki, içerikte ne yapıyoruz? Bakın biz son 1 senedeki içerikle ilgili şeyimizi söyleyeyim, şu anda 1355 dergi dijital ortama aktarılarak bizim EBA  diye bir portalımız var, eğitim bilişim ağı. Buraya bütün eğitim materyallerini dijital olarak buraya yüklüyoruz. Yüklediğimiz bu materyallerden dergi 1355 dergi var, 85046 görse malzeme var. 7400 video var bu görseller fotografik olanlar, birde videolar var 7400 videomuz var. E-kitaplarımız başladık şimdi 1674 e-kitabımızı yükledik, öğretmenlere yönelik portalımız 26 taneydi ben göreve başladığımda 47’ye çıkardık. 11’di kamuya açık olan portalımız 30 oldu yani kamu şeyleri. Ses dosyası özellikle görme engelli çocuklarımız için ses dosyalarımız var. Yani okuyamıyor çocuk görme engelli nedeniyle normal kitabı ona MP3 playerler dağıtacağımızı da söyledik. Bunun üzerinden ses dosyasıyla kitaplar, ayrıca hikayeler veya ders materyalleri 4241 ses dosyasını şu anda yüklemiş vaziyetteyiz. 681 dokumanı var gene yüklenmiş. Birde özellikle bu orta öğretimden ilk temel öğretimden, ortaöğretime geçiş sınavlarında çocuklarımıza kolaylık sağlamak üzere 8. sınıflara yönelik materyallere ağırlık veriyoruz. 294 yeni ortak kazanım videosunu yükledik 8. sınıflara yönelik olarak. Ve şu anda ortalama kullanıcı sayımız 1 milyon 229 bin 815.

Yani matematik eğitiminde, Türkçe eğitiminde. Hani şöyle şeylerde var: İşte önce Türkçeyi doğru düzgün öğrensin, bunlar birbirinin alternatif şeyleri değil. Yani matematik öğretmekle bir başka dersi alternatif gibi koymanın manası yok.

OECD ülkeleri arasında durumunu en hızlı düzelten ülkeler arasında birinciyiz, yani PISA’da yukarı doğru çıkış hızımız OECD ülkeleri arasında bir numaradayız yukarı çıkış hızımızda, yani yerimizi değiştirme performansımız iyi, inşallah daha da hızlanacak.

Daha da vurucu olan bir tarafını söyleyeyim, bu yukarı çıkış hızımızda özellikle dar gelirli çocuklarımızın durumunu iyileştirmede en ilerideyiz. Yani topluca durumumuzu yukarıya taşıma hızımız iyi, taşıma hızımızdan söz ediyorum, yerimiz değil, yani zaman içerisinde bu hızla giderseniz yukarıya doğru daha kısa zamanda çıkacaksınız demiş oluyor o göstergeler bize. Üstelik yukarıya taşıdığımız çocuklarımızın da, 15 yaş grubunda yapılan araştırma PISA araştırmaları, o kümenin içerisinde de dar gelirli çocuklarımızın imkanlarının en hızla değişen ülke olduğumuzu görüyoruz; bu da sosyal adalet bakımından da önemli bir gösterge. En hızlı toparlanan ülkeyiz.

Onları da görelim, olumsuz taraflarımız da görelim, onları inkar etmiyoruz. Evet, durumumuz iyi değil... Ama iyi doğru gidişimiz de fena değil.” dedi.

 

Karma Eğitim, Alkol Servisleri, Din Eğitimi

Karma eğitim, alkol servisleriyle ilgili son durum, 1, 2, 3’üncü sınıflardaki din eğitiminin zorunlu olması. Bu 3 başlıkla da ilgili, bu Şûra tavsiye kararlarına yönelik muhtemel uygulamanızın ne olacağına ilişkin düşüncelerini de paylaşan Bakan Avcı; “Önce karma eğitimle ilgili olanını söyleyeyim. Bir defa, dediğim gibi Şûra 4 başlıkla toplandı, bu gündem maddeleri arasında karam eğitim konusu yoktu. Eğitim-Bir-Sen Sendikası bunu komisyonda gündeme getirdi, sonra oradaki tartışmalarda bu Şûranın gündeminde olmadığı, ayrıca tartışılabileceği, ama bu Şûranın gündeminde olmadığı söylendi, onlar da zaten bu nedenle genel kurula getirmediler bu öneriyi, ama tartışmaya devam edeceklerini de söylediler, tamam.

Ama orada da, yani bunu açıklamak bana düşmez, sendika kendi ne demek istediğini gerçekten onlar anlatsınlar ama, benim anladığım kadarıyla söylüyorum, karma eğitim büsbütün kaldırılsın, kızlar ve erkekler bütün eğitim kurumlarında ayrı olsunlar gibi bir teklif anlamadım ben, öyle değil. Ama öyle bile olsa bunu söylemeye hakkı yok mu insanların? Olabilir, tamam. Ama bizim gerçek durumumuzu da bilmekte yarar var, yani Milli Eğitim Bakanlığı olarak biz şu anda hangi uygulamanın içindeyiz?

Şimdi ilgili kanun diyor ki, karma eğitim esastır, nokta deyip bırakmıyor, karma eğitim esastır, ama eğitimin öğretimin gerektirdiği hallerinde ve talebe bağlı olarak demektir o, kız ve erkekler için ayrı okullar da açılabilir. Nitekim, yasanın bu cevazı, verdiği bu imkan nedeniyle bugüne kadar pek çok kız meslek lisesi açılmıştır, pek çok kız Anadolu imam hatip lisesi açılmıştır, pek çok kız Anadolu lisesi açılmıştır ve erkek, erkek Anadolu lisesi, erkek meslek lisesi, erkek imam hatip lisesi, bunlar var zaten, uygulamada var, bugün de var. Son dönemde, benim Bakanlığım dönemimde açılan Anadolu imam hatip liselerinin çok büyük bir bölümü kız Anadolu imam hatip lisesidir. Özellikle Doğu’da, Güneydoğu’da çocuklarını imam hatibe göndermek isteyen aileler daha çok kızlardan oluşan okullara, kız mekteplerine göndermek istiyorlar, o talepleri de biz göz önüne aldığımız için, biliyorum, kız imam hatip okullarımızın sayısında ciddi bir artış var oransal olarak, kız Anadolu liselerimizde var.

Bir de şu soruluyor mesela: Efendim, siz Milli Eğitim Bakanlığı olarak bir hayırsever okul yaptırmak için size gelse ve dese ki, ben bir lise yaptırmak istiyorum, bir fen lisesi açacağım, ama sadece kızlar için veya sadece erkekler için açmak istiyorum, müsaade eder misiniz? Memnuniyetle. Hani okul türünden açmak istiyorlarsa, ister fen lisesi, ister sosyal bilimler lisesi, ister Anadolu imam hatip lisesi, ister Anadolu lisesi, hangi okul türünden hayırseverlerimiz, girişimcilerimiz özel okul veya vakıf okulu açmak istiyorlarsa buyursunlar, bizim arsalarımızdan, Milli Eğitim Bakanlığı’na tahsil edilmiş olan arsalardan kendilerine memnuniyetle yer verelim ve kız okulu istiyorlarsa kız okulu, erkek okulu istiyorlarsa erkek okulu, karma okul istiyorlarsa karma okul.

Şimdi alkollü içki servisi dersi, kokteyl hazırlama dersi turizm otelcilik okutulan ders. Şimdi bu tavsiye teklifini getiren arkadaşlarımız diyorlar ki, bakın yasa diyor ki, 18 yaşındaki çocuklar içki üretiminde, taşımacılığında, pazarlamasında, sunumunda görevlendirilemezler, yani böyle bir yasa var. Oysa diyorlar, siz Milli Eğitim Bakanlığı olarak otelcilik ve turizm meslek liselerinde 18 yaşın altındaki çocuklarımıza kokteyl hazırlama dersi öğretiyorsunuz, o da hadi neyse, ama bir de bu çocuklarımızı otellere staja gönderdiğiniz zaman bunlar içki servisi yapılan barlarda vesaire staj yapıyorlar, bu da çocukların alkole alışmasının önünü açan, kolaylaştıran bir şey gibi görünüyor. Dolayısıyla, yasada böyle dediği için siz bunu yapmamalısınız, tavsiye kararı bu.

Şimdi ben bu tavsiye kararı vesilesiyle okullara tekrar, yani biz hakikaten nasıl öğretiyoruz bu dersin şeyi? Dendi ki, ders hazırlama aşamasında bir sorun yok, çünkü gerçek içki malzemesi kullanılmıyor, renkli sularla filan yapılıyor…

Bir de ortaklıkta olduğu için, öğretmen gözetiminde olduğu için ders orada hani çocuk dersin kaçağından içkiye bulaşmak gibi bir şey orada pek mümkün olmuyor.  Ama işletmelerde staj esnasında o ortamlarda 18 yaşın altıdaki çocukların staj yapması doğru mudur meselesi işte oradan çıkıyor o tartışma, şimdi onu arkadaşlarımızla çalışıyoruz.

Ha şu yapılacak ama, Şûra yönetmeliği şöyle: Şûra toplanır, belli gündemlerle toplanır, önce komisyonlarda görüşülür, komisyonlarda alınan kararlar genel kurula gelir, genel kurulda alınan kararlar daha sonra Bakanlığa bildirilir. Milli Eğitim Bakanlığı Bakan onayıyla bunu Tebliğler Dergisi’nde yayınlar, Tebliğler Dergisi’nde yayınlandıktan sonra Bakanlık kendi imkanları ölçüsünde makul buluyorsa eğer hemen yapılabilecekleri hemen hayata geçirir, yine makul buluyorsa, ama imkanları el vermediği için hemen uygulama geçirmediklerinin planlamasını yapar belli bir vade içerisinde.

Tebliğler Dergisi’nde bu 179 öneri yayınlanır, onda bir sorun yok, ama uygulama konusuna geldiğimiz zaman, bunların dediğim gibi bir kısmı hemen uygulanabilir, bir kısmı belki hiç uygulanamaz. Şimdi öyle şeyler var ki, ya öğretmen maaşları, burada o kadar değil ama, diyelim ki bize deseydi ki 5000 gösterge olsun bütün öğretmenlerin. İster misiniz? Tabi isteriz, ama nasıl yapacağız? Maddi imkanlar, mali kaynaklar, bütçe dengeleri vesaire.

Her sınıf 30 kişi değil de en fazla 12 kişi olsun. Ne güzel, ben istemez miyim Milli Eğitim Bakanı olarak bütün sınıflarımda 12 öğrenci olsun, çocuklar sabah 9’da derse gelsinler öğleden sonra 3’te gitsinler, ama spora filan daha çok vakit… Tabi isteriz, ama imkanlar da ortada.

Dolayısıyla, belli bir vade içinde bunların yapılmasını düşünmek, planlamak ayrı bir şey, yapmadığımız için de eleştirilmemeliyiz, yani niye yapmadığımızı açıklarız tabi.

Ama ben kamuoyundan ve bu tartışmalara taraf olan herkesten, önce Şûra kararlarını, yani Şûrada alınan tavsiye kararlarını bir bütün halinde görmelerini, okumalarını, sonra bunların içinden 2-3 tanesini cımbızla seçip siyasi polemik konusu haline getirmekten gerçekten bize katkıda bulunacak şekilde, eğitime katkıda bulunacak şekilde, yol gösterecek şekilde varsa önerileri, eleştirileri ondan sonra yapmalarını tavsiye ederim.” dedi.

banner182
Son Güncelleme: 08.12.2014 19:05
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
sanat tarihi 2 yıl önce

saygı değer mebpersonel yöneticileri biz sanat tarihçiler artık ne yapacaz hangi kapıyı çalacaz bilemiyoruz sizden sanat tarihçilerinin durumunu kamuya yansıtacak bir haber bekliyoruz

Avatar
öğretmen 2 yıl önce

"emaneti ehline veriniz" tüm uygulamalarda başarının olmazsa,olmaz kuralıdır,meb.de okul idarecilerine kadar,hakkıyla görevlendirme şart,maddi sorunların çözümü şart,değilse gerisi fazla iyimserlik olur.