banner374
12 Şubat 2016 Cuma 21:03
İnsan Olmak ve İnsana Dokunmak; Nabi AVCI
Plan Bütçe Komisyonunda bir milletvekili “Öğrenciler ve atanamayan öğretmenler sınav stresinden ve atanamamaktan dolayı olumsuz etkileniyor.” Diğer bir milletvekilinin “Hatta intihar eden bir arkadaşımın çocuğu var.” demesi üzerine Milli Eğitim Bakanı Nabi AVCI bu konuşmaya müdahale ederek konunun çok hassas bir durum olduğunu, iyice araştırılmadan, işin aslı öğrenilmeden, kamuya açık bir alanda, böyle bir toplantıda bu olayın gündeme getirilmesinin doğru olmayacağını, durumdan diğer öğrencilerin de olumsuz etkilenebileceğini ifade etmiştir. Bunun üzerine konuyu gündeme getiren milletvekilleri başka bir şey dememiştir.

Bütçenin kapanış kısmındaki soru-cevap faslında Bakan AVCI konu ile ilgili açıklama yaparken; söz konusu olayın sınav stresinden kaynaklanmadığını, öğrencinin anne ve babası ile bizzat telefonda görüştüğünü, öğrencinin intihardan önce bir not yazdığını, notu kamuya açık bu toplantıda ifade etmesinin doğru olmayacağını söylemiş ve konu ile ilgili herkesi duyarlı olmaya çağırmıştır.

Olayın aslı yukarıda ifade ettiğim şekilde olmasına rağmen sosyal medya aracılığı ile veya diğer bazı kitle iletişim araçları vasıtasıyla öğrenciler ve atanamayan öğretmenler üzerinden durum yanlış aktarılmıştır. Toplum nezdinde yanlış yönlendirme ve doğru olmayan anlaşılmalarla gündeme getirilmesi son derece çirkin ve yakışıksız bir yansıtılmadır.


Bu olaydan hareketle kamuoyu tarafından çok sevilen, kendisine saygı duyulan, nezaketi ile örnek gösterilen bir Bakanın yıpratılmasına gönlüm elvermemiştir. Vicdanım gerçekleri dile getirmem için bir asker vazifesi görerek kalemimi harekete geçirmiştir. Bu yazıyı yazmamdaki gaye gerçekleri ifade etmek, Bakan AVCI’nın herkes tarafından takdir edilen profilini hakkıyla dile getirmektir. Yaşadığı dönemde “Enformatik Cehalet”in hüküm sürdüğü şartlarda, mensup olduğu cemiyetin hafızasında “Bilge İnsan” tabirine layık görülen, taraflı tarafsız herkesin takdirine mazhar olmuş bir şahsiyeti, siz değerli fikir erbabı ile istişare etmek istiyorum. Kalemin kudreti müsaade ederse gönülden gelen bazı samimi hissiyatımı sizlerle paylaşmak, karınca kararınca gördüğüm bir takım gerçekleri dile getirmek gayesindeyim.


Tarih eğitimi alan bireylere öğretilen en temel ilkelerden biri de şudur: “Geçmişi, günümüz şartları ile değerlendirmek; tarihi bulguların yanlış hesaplanmasına neden olur.” Günümüzün rahatlığı ile yıllar öncesine bakıp böyle yapmak doğru değildi demek, bu şekilde yapılmasaydı böyle olmazdı kehanetinde bulunmak çok da insaflı bir tespit olmasa gerek… Bu yüzden Milli Eğitim Bakanı Nabi AVCI’nın önce göreve geldiği döneme bir göz atalım isterseniz…


Milli Eğitim Bakanı olarak göreve başladığı Ocak 2013 tarihinden bugüne üç yılı aşkın bir süre geçti. O dönemde eğitim camiamızdaki duruma bakacak olursak; öğretmenler küskün, okul müdürleri meslekten soğumuş, taşra teşkilatı ile bakanlık merkez teşkilatı arasında soğuk rüzgârlar esiyordu. İpler kopma noktasına gelmişti… Kısaca küskün, yorgun, bıkkın ve usanmış bir eğitim ordusu…

Şairin ifadesiyle değinecek olursak durumu şu birkaç mısra ile özetlemek yerinde olur sanırım:


Bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular Kalbinizde kaldı. … (Behçet NECATİGİL)


Personel sayısı bakımından dünyanın en büyük resmi kurumlarından biri olan Milli Eğitim Bakanlığını sağlıklı bir biçimde sevk ve idare etmek, sorunların üstesinden gelmek çok da kolay değildi. Gecesini gündüzüne katan, durup dinlenmeden çalışma azmini sergileyen bilge bir şahsiyete, mütevazı bir bedene ihtiyaç vardı. Bu ulvi vazifeyi üstlenmek; kaderin cilvesine bakın ki Nabi AVCI’ya nasip oldu…


Bu dönemde; Milli Eğitim Bakanlığının en üst kademesinden tutun da en alt kademesindeki bireye kadar herkes, kapılarını sonuna kadar açtı. Siz hiç Bakan Nabi AVCI’yı Bakanlıktaki makamına girerken veya makamından çıkarken gördünüz mü? Ben gördüm; adeta nezaketin dersini verir. Gördüğü herkesi ast, üst, makam ayrımı gözetmeksizin selamlar, elini sıkar, kısacası bir iletişim dehası olarak herkese yürekten bir samimiyetle dokunur. Yaptığı bir il dışı ziyaretinde halkın kendisini nasıl kucakladığını, koşar adımlarla yanına varıp kendisine nasıl sarıldıklarını gördüğümde gözlerim nemlenmişti.

Bir Bakan olarak değil, eğitimci kimliğini üstlenmiş bir öğretmen edası ile selam verir insanlara, kucak açar öğrencilerine. Giyimiyle, yürüyüşüyle, hitabetiyle, davranışlarıyla gerçekten özlenen, hayal edilen örnek bir öğretmendir o… Nezaketin bin türlü inceliğini ruhunda barındıran bu kıymetli şahsiyetin döneminde öğrenci olmak, öğretmenliğin hazzını tatmak kimilerimiz için ne büyük bir saadet…


Bakanlığa bağlı herhangi bir kurumda görev yapan bir öğretmen iseniz, ya da memleketin en ücra köşesindeki bir öğrencinin anne veya babası iseniz, ya da eğitimin farklı bir kademesinde hizmet veriyor iseniz ve çözüm bekleyen bir sorununuz var ise, artık dayanak noktanız kalmadıysa lütfen müsterih olunuz… Az sonra cep telefonunuz çalacak, siz buyurun dediğinizde; karşınızdaki ses: “Ben, Milli Eğitim Bakanı Nabi AVCI” diyebilir, buna hazırlıklı olun…


Bu dönemde öne çıkan birkaç örnek verecek olursak; öncelikle öğretmenlerin sağlık mazeretine bağlı sorunları giderildi, aile birliğinin sağlanması amaçlanarak eş durumu tayinleri yapıldı. Şehit ve gazi yakınlarımızın istekleri doğrultusunda adımlar atılarak problemleri çözüldü. Eğitim ordusunun aslî unsuru olan öğretmenlere bakanlığın sevgi dolu kapıları sonuna kadar açıldı…


Atama bekleyen öğretmenlere Milli Eğitim Bakanlığı kapıları ilk kez Nabi Avcı döneminde açılmıştır. İl milli eğitim müdürleri geçmişte müsteşar ve genel müdürler ile görüşemezken atama bekleyen öğretmenler çok rahat bir şekilde, aile sıcaklığı içerisinde müsteşara ve genel müdürlerlere ulaşabilmektedirler.


Cumhuriyet döneminin en fazla öğretmen ataması Nabi AVCI döneminde yapılmıştır. Eğitimin asli unsuru olarak öğretmeni gören “Öğretmen Dostu” bir zihniyetin icraatıdır bu netice. Kişileri boş ve aslı olmayan hayallerin peşinde sürüklemek, umut tacirliği yapmak ve atanamayan öğretmenlerin duyguları ile oynayıp onları umutsuzluğa sürüklemek insanî değildir. Verilen beyanatlar, yapılan mesnetsiz açıklamalar maalesef yürek burkmuştur.


Nabi AVCI Millî Eğitim Bakanı olmadan önceki dönemlerde öğretmenler üzerinde yapılan bir araştırmada; öğretmenlerimizin mesleklerine olan bağlılık ve sevgisinin %17'lerde olduğu, AVCI ile birlikte bu oranın %55’lere çıktığı; yine öğretmenlerin kendilerini mutlu hissetme oranlarının 1 yıl olmadan %16'dan %54'e çıktığına ilişkin araştırma sonuçları bulunmaktadır. Yine öğrencilere yöneltilen sorularda eğitim bakanlarına karşı bakış açılarının olumlu anlamda %29 oranında artması öğrenciler tarafından da şimdiki Bakanın kabullenildiğini göstermektedir (İkram Bağcı, Nabi Avcı Dönemi, 13.09.2013)


Hâlihazırda birlik ve beraberlik çizgisini daha da sağlamlaştıran, öğrencisi, öğretmeni, velisi ve Bakanı ile bütünleşen bir Milli Eğitim Bakanlığının oluşmasında Nabi AVCI’nın izi vardır. Eğitime yapılan her yatırımın geleceğimize yatırım olduğu bilinci ile hareket edilerek altyapı sorunları kapsamlı bir biçimde ele alınmış ve köklü çözümler getirilmiştir. Dokunduğu yüreği samimiyet hamuru ile yoğuran bu bilge şahsiyetin hakkını teslim etmek, layık olduğu şekliyle dile getirmek gerekir. Yiğidin hakkını yiğide vermek vicdanlı insanların asaletidir…

Araştırmacı Yazar Muhammed YILMAZ/Kamudanhaber 
banner182
Son Güncelleme: 13.02.2016 14:50