banner374
31 Temmuz 2015 Cuma 08:30
Kurban Bayramı Ne Zaman? 2015 Diyanet Takvimi

 Kurban Bayramı Ne Zaman? 2015 Diyanet Takvimi. 2015 yılının geçtiğimiz aylarında sona eren ramazan bayramından sonra sırada kurban bayramı bulunmakta.Peki bu kurban bayramı ne zaman?. Diyanet takviminden aldığımız bilgileri ve kurban bayramının ne zaman saat kaçta kılınacak olan sabah namazıyla başlayacağı vs... tüm bilgileri "Kurban Bayramı Ne Zaman? 2015 Diyanet Takvimi" adlı haberimizin devamında bulabilirsiniz.
 

Kurban Bayramı Müslümanlar için büyük bir lütuf ve rahmettir, çünkü “Allah’a yaklaşmak” anlamına gelen Kurban ibadeti sayesinde Allah’a kulluk ve teslimiyeti öğrenmektedirler. Kurban bayramı 2015 ne zaman başlıyor? Hz.Adem’den itibaren sürüp gelen kurban ibadeti hem dînî hem de dünyevî fayda ve hikmetleri içeren bir ibadettir.

Kurban Bayramı ne zaman bu sene 24 Eylül 2015 Perşembe gününe denk geliyor. 23 Eylül Çarşamba günü yarım olmak üzere toplamda 4.5 gün tatil olacak. Kurban Bayramı tatili kaç gün son iki gün Cumartesi ve Pazara denk geliyor.

Kurban Bayramının arefe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar, yirmi üç farz namazının arkasından birer defa teşrik tekbiri getirmeyi unutmayın.

Kurban Bayramı süresince 23 farz namazının arkasından okunan tekbire teşrik tekbiri denir.

Teşrik Tekbiri, “Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi’l-hamd” diye tekbir getirilir ki, buna “teşrîk tekbiri” denir.

Anlamı şöyledir: “Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Allah’tan başka ilâh yoktur. O Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Hamd Allah’a mahsustur”. Tekbirlerin bu şekli Hz. Ali ve Abdullah b. Mes’ûd’a dayanır.



Teşrîk tekbirlerinin başlangıcı Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etme olayına kadar uzanır. İbrahim (a.s), gördüğü sahih rüya üzerine oğlunu Allah yolunda kurban etmeye karar verir. Kurban hazırlıkları sırasında Cebrail (a.s) gökten buna bedel olarak bir koç getirir. Dünya semasına ulaştığında yetişememe endişesi ile Cebrail (a.s); “Allahu ekber Allahu ekber” diyerek tekbir getirir. İbrahim (a.s) bu sesi işitince başını gökyüzüne çevirir ve onun bir koçla geldiğini görünce; “Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber” diye cevap verir. Bu tekbir ve tevhîd kelimelerini işiten ve kurban edilmeyi bekleyen İsmail (a.s) da; “Allahu ekber velillâhi’l-hamd” der. Böylece kıyamet gününe kadar sürecek büyük bir sünnet başlatılmış olur.

Tekbirlerin yirmiüç vakit okunması Ebû Yusuf ile İmam Muhammed’e göredir. Fetvâ da buna göre verilmiştir. Ebû Hanîfe’ye göre, teşrîk tekbirleri arefe günü sabah vaktinden, bayramın ilk günü ikindi vaktine kadar olan sekiz vakit farz namazlarının arkasından getirilir.

Teşrîk tekbirleri birçok fakihe göre vaciptir. Bazılarına göre ise sünnettir. Ebû Yusuf ile İmam Muhammed’e göre farz namazlarını kılmakla yükümlü olanlara bu tekbirler vaciptir. Bu konuda tek başına kılanla, imama uyan, yolcu ile mukim, köylü ile şehirli, erkekle kadın eşittir. Böyle teşrîk tekbirleri cemaatle de, yalnız başına da eda edilir. Kaza da edilebilir. Erkekler tekbiri açıktan, kadınlar ise gizlice getirir. Vitir namazı ile bayram namazları sonunda tekbir getirilmez.

Ebû Hanîfe’ye göre, teşrîk tekbirlerinin vacip olması için yükümlünün hür, mukîm ve erkek olması ve farz namazın cemaatle kılınmış bulunması şarttır. Bu yüzden yolcu, köle, kadın ve tek başına namaz kılana bu tekbirler vacip olmaz. Ancak bu sayılanlar imama uyarlarsa, cemaatle birlikte tekbir alırlar. Cuma ve bayram namazı kılınmayan küçük yerleşim merkezlerinde de teşrik tekbiri getirilmez ve cuma günü öğle namazını cemaatle kılan özürlü kimselere de vacip olmaz.

Bir yılın teşrîk günlerinde kazaya kalan bir namaz, yine o yılın teşrik günlerinden birinde kaza edilse, sonunda teşrik tekbiri alınır, fakat başka günlerde veya başka yılın teşrîk günlerinde kaza edilse, teşrîk tekbiri alınmaz.

Bir namazda sehiv secdesi, teşrîk tekbiri ve telbiye bir araya gelse, önce sehiv secdesi yapılır, sonra tekbir alınır, daha sonra da telbiyede bulunulur

Bu ne bayramdır? Kurban…

      Kurban bayramını nasıl bilirsiniz? Biryakınlaşma mı yoksa ayrılış mı vardır bu bayramda? Ramazan bayramında oruçtan, bereketli günlerden ve gecelerden ayrılış söz konusudur. Ama bu da aslında bir yakınlaşma vesilesidir. Sınavın üstesinden gelerek, bunun karşılığını almaya doğru bir ilerleyiştir. Bunun bayramıdır, Ramazan sonunda kutlanılan.

      Peki, ama ya Kurban? Kurban bayramı hangi yakınlaşmanın ifadesidir? Bu kesin bir yakınlaşma mıdır? Yoksa yakınlaşma beklentisi midir Kurban bayramını kutlamamızın sebebi?



     Kurban hem bir sınanmadır, hem de bir büyük amaç uğruna, varlık için yok oluştur. Kurbana en güzel örnek, İbrahim’in imtihanıyla başlayan hadiseler zincirinde İsmailyerine bir koçun kurban edilmesidir. Koç kurban edilerek, İsmail’in hayatı kurtarılmıştır.

      Demek ki, kurban edilen değildir esas üzerinde durulması gereken. Kurban edilenin ne için kurban edildiğidir. Bunun anlaşılmasıyla, insanın niyeti ve inancıyla ilgili farklı uygulamaların sırrı da çözülmüş olur.

      İsmail’in boğazlanmaktan kurtulmasına (Allah’ın takdiriyle) vesile olan koyun, bir kurbandır. Daha çok sevilen ve daha değerli olan adına kurban edilen ya da kurban edilmesi istenilen insanlar da olmuştur.  Örneğin Şamanizm’de, hastalanan birinin etrafında döndürülüp öldürülen (kurban edilen) birinin o hastanın derdini alıp gittiğine inanılırdı. “Dert göçürme” olarak tanımlanan, hastanın başının etrafında dolanıp onun derdini üstlenen bir kurbanı gerekli kılan bu gelenek, Türklerde bazı deyiş ve türkülere de geçmiştir: Başına men senin dolanam gel gel… Gadan men alım…Gadasını aldığım… Kurban olduğum… Bunlar, dert göçürmeyi ifade eden sözlerdir.

      Öyle ki, bazı aile büyükleri çocuklarına, çok sevdiği yakınlarına adlarıyla değil, “Gadasını aldığım” ya da “Kurban olduğum”  şeklinde bir hitapla seslenir. Hâlen tanık oluyoruz buna. Bunlar, mecazî anlamdadır. Bir sevgi ifadesi olarak yaşatılıyor bugün de.

       Bir sınav ve yakınlaşma aracıdır kurban

     İbrahimî gelenekten baktığımız zaman, kurban ın bir sınav ve yakınlaşma aracı olduğunu görürüz. En doğru olan budur. Bunun devamında, kurban olmanın da bir anlamda yakınlık oluşturma, yakınlaşma olarak kabul edildiği görülür.

      Bir anlayışta “kurban olma” yok olmayla aynı anlama gelirken,  başka bir anlayışa göre bu, yakın olmak demektir. Bu durumu en isabetli biçimde açıklayan örnek, Fuzûlî ile sevdiği kadının “kurban olma”ya getirdikleri yorumdur. Fuzûlî’yi kendisine yakıştırmayan soylu kadın, “o bana kurban olsun” der. Fuzûlî hiç durur mu! İşte Fuzûlî’ye bir söz fırsatı:

      Dün demişsin ki Fuzûlî bana kurban olsun.

      Sana kurban olayım yine ne ihsandır bu.

      Görüldüğü gibi, Kurban ve kurban olmak deyimi ile ilgili anlayış ve pratikler çeşitlidir.Kurban kesmek ile ilgili olarak da toplumda farklı kabuller/beklentiler vardır. Bizce, Kurban (bayramı), her halükârda bir yakınlaşma vesilesidir. Hem bayramda kestiği veya vekâleten kestirdiği kurban aracılığıyla insanların birbirine yaklaşması (bir iletişimin olması) söz konusudur, hem de esas sınav üzerinden Yaratıcı’ya  yöneliş ve yakınlaşma beklentisi hâkimdir.

       Yok olmak değil, yakın olmak

      Kurban, yok olma değil, yakın olma anlamında yer etmeli zihinlerimizde. Yakınlığa, yakınlaşmaya çağırmalı. Ayrılığa ve ayrışmaya değil.

     Ayrılık ölümdür. Dert göçürmeyle kurban olma durumu ölümdür. Zaten dert de göçmüyor öyle. Göçüp giden,  insandır. Kurban sayılan insan.

    Oysa insan, kurban edilmemiştir. İbrahimî gelenekte insanı kurban etmek yoktur.İnsanın birbirine yakınlaşmasını öngörür kurban hadisesi.

    Kısır siyaset ve geçici menfaatle ayrıştırılan insanın yakınlaşmasını sağlamalıdır kurban.

Şöyleki : Kurban insana Allah’a tamamen teslim olmayı öğretmektedir. Önemli peygamberlerden Hz.İbrahim’in vahiy vasıtalarından biri olan sadık rüyada oğlu İsmail’i kuban ettiğini görünce bunu ilahî bir emir telakki edip oğlunu Allah adına kurban etmeye girişmesi, oğlu İsmail’in de bunu teslimiyetle karşılaması aslında müslümanın Allah’a bütün varlığıyla teslim olması gerektiğini fiilen anlatan bir olaydır. Müşfik bir babanın oğlunu kendi eliyle boğazlamayı kabul edecek kadar ileri derecede bir teslimiyet örneğidir bu hadise.

 

Gencecik, hayat dolu bir yüreğin henüz hayatının baharında canını Allah için feda edecek kadar yüksek bir teslimiyet sembolüdür bu kurban kıssası. Yoksa Allah, kendisi için insanın boğazlanmasını hiç bir zaman kastetmemiş ve insanlara böyle bir ibadeti farz kılmamıştır. Her ne kadar Allah’ın gerçek dininden sapmak suretiyle Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı insanın kurban edilmesi gibi yanlış bir inanca bağlayan zümreler çıkmışsa da bu, hakdinin değil, tamamen insanın uydrduğu kuruntulardan ibaret batıl bir dinin ürünüdür.

 

Mısır halkının Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla her yıl Nil nehrine genç bir kızı kurban olarak atmaları böyle bir batıl inancın sonucudur. Yüca Allah böyle bir batıl inancı ve uygulamayı ortadan kaldırarak ve belli niteliklere sahip küçük veya büyükbaş hayvanların kurban edilmesini emrederek Allah rızası için dotların yanı sıra fakirlere dağıtılmasını dînî bir vecibe haline getirmiştir. Bu sayede yıl boyu ağızına et girmemiş bulunan fakir insanlar protein kaynaklarından biri olan olan et yeme imkanına kavuşmaktadır.

 

Allah Taala kurban kesmeyi emretmek suretiyle fakir olan köylülerin ekonomik imkanlar elde etmesini mümkün kılmaktadır. Her yıl üç-beş tane hayvan besleyip kurban bayramında satan insan yıllık geçimini kolaylıkla temin edebilir. Ayrıca et üretimine katkı yapmış ve fiyat artışının da gerçeklemesinin önü bu yolla sağlanmış olur. Kurban bayramı müslüman olmayan insanlar için de büyük bir lütuf ve rahmrettir.

 

Çünkü kurban bayramının idrak edilmesiyle müslüman olmayan insanlar da ekonomik yönden bu sirkülasyondan yararlanmaktadır. Bundan da önemlisi kurban bayramı sayesinde,müslüman olmayan insanlar hayatın anlamı ve yorumu konusunda düşünmek için yeni bir fırsatla karşılaşmaktadır.

 

“Ben kimim, nereden geldim, niçin varım, beni kim var etti, nereye gidiyorum,var olmamın amacı nedir ?” gibi temel soruları kendisine sormasını sağlayabilir ve bir cevap bulmaya çalışabilir.

 

Zira herkes müslüman bir ebeveynin kucağında dünyaya gelmemektedir. Dünyanın her tarafına yayılmış bulunan müslümanların kesecekleri kurbandan müslüman olmayanların haberdar olmaması hemen hemen imkansız gibidir. Bizi hicri 1432. yılı kurban bayramına kavuşturan yüce Allah’a hamd ediyor, başta dostlarımız olmak üzere bütün müslümanların bayramını tebrik ediyor hayırlara vesile olmasını yüce Rabbimden niyaz ediyoruz……
banner182
Son Güncelleme: 31.07.2015 08:36
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol