banner374
ÖĞRETMENLİĞİN ADINI DEĞİŞTİREREK İŞE BAŞYALAYABİLİRİZ
 
Öğretmenliğin değerinin azalmaya başlaması, Osmanlı’nın batılılaşma sürecine denk gelmektedir. Osmanlı’da kendini burjuvaya bila kayd u şart adapte etmiş karma yapıda bir toplum nümayan oldu. Avrupa’nın sanayileşmesiyle beraber müreffehiyet de artmaya başlamıştı. Osmanlı’nın sanayi toplumlarına karşı hayranlığı bu refah düzeyinin yükselmesiyle daha da artmıştı. Bir grup da vardı ki Osmanlı’nın değerlerinden kopmanın faydasızlığına inanıyordu.
 
Bütün bunları neden mi anlattım? Yazının devamından anlayacağız.
 
Avrupa’nın sadece sanayi ile geliştiğini ve büyümekte olduğunu düşündük. Avrupa ilerleme sürecindeyken bizim saltanat “en büyük adam” yanılgısındaydı. Aradan 200 yıl geçti, biz yerimizde saydık ve Avrupa’nın üstünlüğünü kabullendik ama iş işten geçmişti. Avrupa artık her alanda ilerideydi. Üstelik bir çok öğretinin ana kaynağı da İslam medeniyetiydi. Bizim Avrupa hayranlığımız Kur’an-ı Kerim’e karşı ilgimizin zayıflamasını, azalmasını da getirdi. Hâlbuki Avrupa Kur’an-ı Kerim’i araştırıyordu.
 
Tarihsel köklerimiz itibarıyla çok acılar yaşadık. 1980’lerde arabesk müziğin parlamasında yaşadığımız acıların keyfiyeti yatmaktadır. Normal bir insanın arabesk müzik dinleyip de müzikle acı çekmesi düşünülemez.
 
Tüm bu kırılma noktalarının yaşandığı, acıların, gözyaşının aktığı dönemlerde öğretmenlik mesleği de önemini günden güne eritti. Hâlbuki toplumun mayasını şekillendiren öğretmenlerdir. El kadar çocuğu eline alıp işleyen, ona şekil veren ve topluma kazandıran öğretmenlerdir.
 
Aklı başında hiç kimse öğretmeni başka bir meslekle kıyaslayamaz. Çünkü toplumsal yapılanmamızın oluşmasında öğretmenlik nadide bir öneme sahiptir. Hatta şöyle desek abartmış olmayız: Öğretmeleri mutsuz olan toplumun çocukları mutsuzdur, toplumun mutsuz çocuklarının geleceğe dair sağlıklı ve ahlaki yetişmesi düşünülemez. Toplumda mutsuz çocukların varlığı da tüm toplumun geleceğe ve şimdiye mutsuz, umutsuz bakması demektir.
 
Avrupa, öğretmenine bir milletvekilinden daha fazla önem verdi çünkü toplumun geleceğini şekillendirecek yegane merkez okullardı. Toplumdaki en akıllı ve ruh sağlığı bakımından en verimli kişileri öğretmenliğe yönlendirip maddi ve manevi desteğini her zaman verdi. Öğretmenlik her zaman tüm mesleklerden daha değerli görüldü. Bu değer verme öğretmeni gerçekten verimli kıldı.
 
Ülkemizde maalesef öğretmenliğe değer verilmedi. Öğretmenlere devlet değer vermedi. Bir devlet memurundan daha değersiz… Böyle yanlış bir mantalite dünyanın hangi bölgesinde var. Türkiye’de bir çok memur bir öğretmenin aldığı maaşın 2-3 bazen daha fazla mislini alabiliyor. Bakıyorsunuz lise mezunu bir memur öğretmenle dalga geçebiliyor. Çünkü aldığı maaş öğretmenden çok daha fazla. Bu sonuçlar devletin amorf bir yapıda teşekkül ettiğinin kanıtı.
 
Türkiye’nin kurulduğu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk’e sorarlar: “Paşam, milletvekili maaşlarını düzenliyoruz. Ücretleri ne kadar yapalım?” Atatürk cevap verir: “Öğretmen maaşlarını geçmesin.”
 
Bu sosyolojik gerçeklik yıllardır görmezden geliniyor.
 
ARTIK ÖĞRETMEN DEMEYELİM
 
Öğretmen, en genel tanımıyla, öğrenmeye rehberlik eden kişidir. Bu süreçte öğretmenin önemli sorumlulukları, büyük fedakarlıkları vardır. Öğretme evrensel bir uğraştır. Yaşadığımız çevrede her an ana baba çocuklarına, usta çırağına, öğretmenler öğrencilerine sürekli bir şeyler öğretirler. Yani sürekli bir öğretme ve öğrenme durumu söz konusudur. Ancak öğretme ve öğrenmenin iki değişik işlev olduğu her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü öğretme bir kişi tarafından gerçekleştirilirken öğrenme başka bir kişide oluşur. Çok açık ve basit gibi görülse de aslında üzerinde ciddî bir şekilde durulması gereken bir durumdur. Öğretme öğrenme sürecinin etkili olabilmesi için o iki kişi arasında çok özel bir ilişkinin kurulması gerekir. Başka bir deyişle öğretmen ve öğrenci arasında özel bir bağ kurulmalıdır.
 
Öğretmenliğin zorlu süreçlerde ve koşullarda yapıldığı hepimizin malumu. Öğretmen bilgi veren, bilgi dayatan bir insan asla değildir; ancak öğretmene verilen değersizlik yıllardır öğretmeni “öğreten adam” diye nitelendirdi.
 
Bana sorarsanız işe öğretmenliğin adını değiştirmekten başlamalıyız. Çünkü çok sığ ve basit bir kavram. Öğretmenlik mesleğini en çok itibarsızlaştıran olgu…
 
Eskiye dönüp muallim falan da demeyelim. Hocalık kavramı biraz daha kuşatıcı ve sıcak bir kavram. Hoca deyince insanlar camideki hocayı düşünebilir ama öyle değil. Camideki imamdır.
 
Toplumsal geçmişimiz öğretmeni ve camideki imamı en üste yerleştirmiş ve bu iki camiayı “alim” kategorisinde değerlendirmiştir. Bunun içindir ki iki farklı camia için “hoca” kullanılmıştır.
 
Hoca, geniş bilgilere vakıf olan, topluma yön veren, toplumsal uzlaşmanın garantörü olan aydınları ifade eder. Ama öğretmen, “öğret” kökü ile İngilizcedeki “men” ekinin birleşmesiyle elde edilmiş uyduruk bir isimdir. Yani “öğreten adamdır”.
 
Okullar eğitim-öğretim yuvasıdır. Sadece öğretim yapan yerler dershanelerdir.
 
Öğretmenin değeri, ideal manada, değerler üstüdür. Bir hadis-i şerifte, “şehitlerin kanıyla, âlimlerin mürekkebinin tartıldığı ancak âlimlerin mürekkebinin daha ağır geldiği” buyurulur. Dini değerlerimizde bile öğretmenlik çok yüceltilmiştir. Öğretmenlik mesleğini olması gereken noktaya getirmek için eğitimciler olarak ciddi bir çalışma içine girmemiz gerekir.
 
Bence işe Öğretmenin adını değiştirmekten başlayabiliriz.
 
 
BESTAMİ BOZKURT
 
EĞİTİM UZMANI

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Lider öğretmen 5 yıl önce

lider öğretmene değer verir, öğretmen de ülkenin geleceğine şekil verir.

Avatar
Hayırlı evlat @Lider öğretmen 5 yıl önce

hayırlı evlat ana-babasına, hayırlı politikacıda öğretmenine değer verir.

Avatar
Memur olamayan öğretmen 5 yıl önce

öğretmen ancak ve ancak öğretmendir, memur değildir.

Avatar
susun bee 5 yıl önce

az çalışıyoruz işte

Avatar
bence de değişmeli 5 yıl önce

öğretmenin ismi çok düz, bence de hoca veya daha kapsamlı bişiler olsa ii olur