banner374

    Hoş geldin! Birazdan okuyup okumayacağına karar vereceğin bu yazının başlığıyla içeriğinin bir ilişkisi yok. Baştan söyleyeyim bunu. Evet aynen öyle. Bu yazıda “başlık içeriği yansıtmalıdır”a uymadım.  Uymam mı gerekiyordu? Bakacağız.

    Ben patates kızartırken öncelikle tavaya/tencereye 5 mm kalınlık oluşturacak şekilde yağ koyarım. Ardından patetesleri 1 cm’den az kalınlıkta dilimleyip kızaran yağa tek tek dizerim. Tek tek! Bu iş işlemlerden sonra patatesin kızarımına müdahale etmem çünkü öncesinde yapmam gerekenleri yapmışımdır. Hissi bile olmayan (yani bilim bunun olup olmadığını saptayana kadar) bu nesneyi tek tek dizme saygısını göztermek... İşlem sonunda tatlı sert bir kıvamda, hoş bir renge bürünen patatesleri çıkarırım. Tadı mı? Bunu anlatamam burada. Sen dene onu!

    Sadede mi gelelim? Hay hay!

    Eğitim-Öğretim diye yaptığımız ne kadar eğitim-öğretimdir? Öyle ya, bu yazının başlığı içeriğiyle ilintisiz yapılabildiğine göre bizim yaptığımız içerikler ve sunumlar yapılması amaçlanana ne kadar uygun? Özen, nitelik, erişim, gelişim, çağcıllık, sunum vs vs ne durumda?

    Sistem sistem diye eleştirdiğimiz ezbercilik, at yarışı formatlığı, kişilik eğitiminin önüne koyduğumuz akademik gelişim (ki bu ihtişamlı kavramı da anlamayıp içine sadece gereksizlik tıkıştırdığımızın farkına da varma zamanı geldi) ve test furyası gibi ağzımıza pelesenk ettiğimiz gerçeklikleri yerine getirilimesinde biz ne kadar üstleniciyiz?

    Yoksa biz aymaz mıyız?

    Hiçbir öğretmen ve eğitimle ilişkili olan kurum; bile bile öğrencisini düşenemeyen, bağımlı, ezberci, sorun çıkarımcı, yetenekleri körelen vb bir yapıda yatıştırmak istemez. Bunda hem filkiriz. Peki o zaman neden bu olmasını istemediklerimizin hemen hepsini sahibiz? Eğitim ve öğretim içeriğine gel(e)miyorum bile zira biçimsel sunumumuz bile sorunlu. Örneğin; bir öğrenci örgün eğitimin ilk sekiz yılında sadece okulda 2500 saate yakın Türkçe dersi görüyor. Etütlerde, kurslarda, evde, dışarıda, rüyada gördüğü ve konuştuğu  Türkçe saati hariç: 2500! OECD,  PISA takıntısını bırakalım bir kenara. Ölçütümüz TEOG olsun. TEOG’daki sınav içeriğinin hemen hepsi okuduğunu anlamaya yönelik sorular olmasına rağmen Türkçe ortalamaları 50-60 bandında!

    Hey millet! 2500 saatte ne yapılıyor diye soruyor musunuz hiç? Okuduğunu bile anlamayan öğrenciler, neyi üretecek, neyi dönüştürecek, nasıl çağ atlatacak, problemini nasıl çözecek, öykü kurgulayıp soyutlamalı sanatlara nasıl yönelecek?

2500 saatte ne mi yapılıyor?:

- Aç defteri, başlık: Filiimsi.

- 54. Sayfayı aç oku.

- Hey sen, kaldığı yerden devam et!

- Al şu testi çözün!

- Çok çalış TEOG var! (Burada hedef var ancak hedefe nasıl gidileceği yok. Saldım çayıra!)

- Şu etkinliğin yapın!

.....

    Yukarıda verilen ders içeriği dolduruş biçimlerini hangimiz sorguladık acaba? Yoksa okuma oranımızın düşüklüğü, sosyal kırılmalar, üretimsel sorunlar, eğitimdeki çok girdi az çıktı gibi temel sorunlarımızın nedeni bunlar olmasın?

    Şimdi başlarda değindiğimi tekrarlıyayım: “Hiçbir öğretmen ve eğitimle ilişkili olan kurum; bile bile öğrencisini düşenemeyen, bağımlı, ezberci, sorun çıkarımcı, yetenekleri körelen vb bir yapıda yatıştırmak istemez.” Peki ya kullandığımız yöntemler buna yol açıyor olmasın?

    Patatesler... Gereken zaman diliminde yapılması gereken gereklilikler, işin sürecini ve sonucunu olumluya evriltir. Düşünsenize, öğrenciyi tanımak, doğru zamanda doğru yöntemi ve içeriği sunmak sonucunda ortaya çıkacak öğrencinin niteliğini!

    Kör olmayalım ve köreltmeyelim zira her yeni doğan çocuk, onlarca geliştirilebilir yönle/yetenekle doğar ancak siz Fiilimsi (temsili bir konudur ve tahtaya, deftere ve salt kelime ezberlemeye dayalı İngilizce ve bangır bangır bağırılarak anlatılan sömürgecilik savaşı içerikli inkılap dersi ve diğer dersler de bundan muaf değildir!) diye tutturursanız elinizde adam akıllı cümle kurup iletişim kuracak kişi bile bulamazsınız ve iletişimsizlik kaostur!

...

    Bol okumayla kalın!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Beden Eğitimi Ölüyor 6 gün önce

Çok süper eleştirmişsiniz.Yıllarca evimden eşimden kendimden feda ederek antreman yaptırdığım belli bir yere vardırdığım sporcularım teog ve saçma bir dolaylı ölçme sisteminin kurbanı olarak aileleri tarafından el çektiriliyor spordan.çünkü teogda iyisen insansın başarılı değilsen yoksun varlığın bile bir hata.ben bu mesleği birgün yapmamaya karar verirsem tek sebebim bu ve benzeri konular olacak.herkesi aynı alanda başarılı yapmaya çalışmak en büyük yanliş bu ülkede.yeter artık bi adam gelip değiştirsin bu saçmalığı..