banner374
Osmanlı devleti kuruluş ve yükselme dönemleri içerisinde eğitim ve tarih konusunda çok ciddi dersler çıkarmış ve kazanımlarını hayata cesaretle geçirerek başarıya ulaşmıştır. Daha kuruluş döneminde bile Anadolu da kurulan diğer beyliklerin aksine başarıyı batıya doğru ilerlemekle elde edeceğinin farkında olmuştur. İstanbul' un fethi ile de Yükseliş dönemine geçilmiştir. Peki tüm bunlar olurken Osmanlı padişahları nasıl bir eğitim gördü? 
 
Fatih Sultan Mehmet Han çocukken çok yaramaz bir öğrencidir. Hocası Akşemseddin ders işlerken son derece zorluk çekmektedir. Şehzade Fatih hem ders dinlemek istememekte hem de derslerini ihmal etmektedir. Akşemseddin ne zaman bu kıymetli öğrencisine kızacak olsa şehzadenin tehdidiyle karşılaşır. Ben padişahın oğluyum bana kızamazsın der şehzade. Önceleri padişaha bu durumu anlatmanın bir yolunu bulamayan Akşemseddin, şehzadenin yaramazlıklarına dayanmaya çalışır. Ancak şehzadenin yaramazlıkları çekilmez bir hal alınca destur dileyip II.Murat ' ın huzuruna çıkar.  
 
Günümüzde çocuğunun canı azıcık dahi olsa yandı diye okul basıp öğretmen döven velileri görünce bir padişahın bu noktada nasıl davranmış olabileceğini hayal dahi edemiyorum. Oysa II.Murat akil davranır. Oğluna öğretmeninin ne kadar önemli biri olduğunu fark etmesini sağlayacak bir plan yapar ve öğretmeni Akşemseddin ile uygular. Şehzade Ertesi gün ders sırasında yine yaramazlıklar yaparken kapıyı açıp II.Murat ansızın içeri girer. Bu durum karşısında Akşemseddin önceki gün padişah ile yaptığı plana sadık kalarak sinirlenir ve padişah II.Murat'a bağırarak bir tokat atar, bu şekilde sınıfa giremeyeceğini, izin alması gerektiğini söyler ve derhal sınıftan çıkmasını ister. Padişah mahcup bir şekilde boynunu büker ve özür dileyerek sınıftan çıkar. Olaylar karşısında Fatih Sultan Mehmet ' in nutku tutulur, şaşırır, ne yapacağını bilemez. Güvendiği dağlara kar yağmış, babası tokat yemiştir. Az sonra padişah kapıyı çalar, özür dileyerek içeri girer. Plan mükemmel bir şekilde işlemiştir, o günden sonra şehzade derslerine gereken önemi verir, hocasına hürmette asla kusur etmez. Öyle ki Padişah olduğunda da, İstanbul' un fethi sırasında da öğretmenini yanından eksik etmez. Öğretmeni Akşemseddin'e olan sevgisini "zamanımda Akşemseddin gibi bir zatın bulunmasından duyduğum sevinç, İstanbul' un alınmasından duyduğum sevinçten az değildir " sözleri ile ifade eder. 
 
Kültürümüzü derinlemesine incelediğimizde görürüz; bilgiye, bilgi sahibi kişiye, büyüklere, öğretmenlere hep saygı vardır. Öğretmenler eğitim ortamlarına bu saygıya sahip olarak girerler ve öğrencileri ile kurdukları sevgi bağlarıyla da eğitim hizmetlerini sağlıklı bir şekilde sürdürürler. Bilgiye ve bilgeye olan saygı disiplinli olmayı kolaylaştırır. Disiplin eğitim hizmetlerinin olmazsa olmazıdır. Eğer ki öğretmenin saygınlığını zedelerseniz, sınıfta öğretmenin disiplini sağlaması zorlaşır. Yukarıdaki anı da Padişah II.Murat oğlunun eğitimini en iyi şekilde tamamlaması ve öğretmeninin disiplini sağlamasına yardımcı olması için Akşemseddin' den tokat yemekte bir sakınca görmez. Bu çok eski olayı geride bırakıp biraz daha yakın bir tarihe gelecek olursak yine benzer bir örnekle karşılaşabilir miyiz acaba? 
 
Yıl 1928, Mustafa Kemal Atatürk harf devrimini daha yeni yapmış, koca bir kurtuluş savaşını geride bırakmıştır. Kara tahta başındaki fotoğrafı görülünce, kendisine başöğretmen denilmeye başlanmıştır. Ancak kendisi bu sıfatı çok daha önce hak etmiştir zaten. Kurtuluş savaşının hemen sonrasında kendisine bir İstanbul gazetecisinin sorduğu "Yurdu kurtardınız, şimdi ne yapmak istersiniz?" sorusuna hiç düşünmeden Milli Eğitim Bakanı olarak Türk Kültürünü yükseltmeye çalışmak en büyük amacımdır cevabını verir. 

 
Mustafa Kemal Atatürk' ün yolu bir gün tek öğretmenli bir köy okuluna düşer. Atatürk sınıfa girince genç öğretmen hemen kürsüsünü terk eder. Ancak Atatürk şöyle der:  
 
"Hayır, yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz. Eğer izin verirseniz, bizde sizden faydalanmak isteriz. Sınıfa girdiği zaman, Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir." 
 
Şimdi de biraz da daha yakın bir tarihten bahsedelim. 26 Mart 2015 günü bir Vali şehrindeki başarılı bir liseyi ziyaret eder. Okulda matematik öğretmeni Halil Serkan Öz öğrencileri ile ders işlemektedir. Sınıfa giren vali öğrencilerinin yanında öğretmen Halil Serkan Öz'e "Bu saç sakal ne? Sen ne biçim öğretmensin? Öğrencilerine böyle mi örnek oluyorsun? Çık dışarı o sakalını kes. İnsanlar dışarıda görseler dilenci zannedip para verirler" diye hakaretler eder ve sınıfından kovar. Yetinmez okul yöneticilerine döner ve "Siz e... başı mısınız burada? Yönetemiyorsanız istifa edin" der. Sonrasında ise öğretmenler odasında toplantı yapar ve uyulması gereken kuralları ve yönetmeliği öğretmenlere hatırlatır. Öğretmenlerden "biz yönetmeliği biliyoruz zaten, bunun değişmesi için de eylemdeyiz." yanıtını alır. Bunun üzerine de yönetmeliği bildiğiniz halde eylem yapıyorsanız anarşistsiniz der.  
 
04 Nisan Cumartesi günü o öğretmen Halil Serkan Öz' ün TUBİTAK ödüllü bir öğretmen olduğunu, öğrencileri tarafından çok sevilen bir öğretmen olduğunu, mesleğini çok seven onurlu bir öğretmen olduğunu ve ne yazık ki bir haftadır üzüntüden kahrolduğunu, en sonunda da kalp krizi geçirerek öldüğünü öğreniyoruz. Babası Kemal Öz: "Oğluma doyamadım, söyleyin valiye anarşist oğlum öldü, rahat etsin" diyor, kahroluyoruz... 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol