banner374
ÖĞRETMENLER GÜNÜ MÜ DEDİNİZ?

Ne kadar çok “özel gün” var.

Say say bitmiyor.

İşte onlardan birisi de öğretmenler günü. 12 Eylül darbesinin eğitimcilere armağanı. Sağ olsunlar bizi unutmamışlar!

Bu özel olduğu sanılan günler, nereden baksanız potansiyel bir sıkıntı kaynağı. Kapitalizmin tuzağı olduğundan hiç şüphe duymayışımdan olmalı “özel” günlere hep mesafeli yaklaşırım. Öğretmen olmama rağmen öğretmenler gününe de mesafeliyim doğal olarak. Öğrencilerin getirmesi muhtemel hediyeleri beni heyecanlandırmaz. Aksine hediye alamayan öğrencilerin mahcubiyeti içimi sızlatır.

Diğer taraftan öğretmenler günü gelince öğretmenlerden çok siyasilerin ve bürokratların konuşması ise tam bir kara mizah. Vaktiyle öğretmenler günü ile ilgili olarak çeşitli faaliyetlerde bulunurduk. Ve isterdik ki basın bu önemli gündemi sayfalarına/ekranlarına taşısın. Ancak sayın valinin, belediye başkanının, ticaret sanayi odası başkanının öğretmenler günü açıklamalarından eğitimcilere sıra gelmediğini üzüntüyle müşahede ederdik. Maalesef değerli eğitimciler ülkenin gerçekleri böyle. Yani öğretmenin kıymeti cebindeki parayla ölçülmeye başladığından beri eğitimin de öğretmenliğin de tadı kaçtı.

Neyse, yine sorunlara dolu bir öğretmenler gününe giriyoruz. Ekonomik sorunlara dair bir şeyler söylenmesini asla istemiyorum. Zira kamuoyu bizi sürekli zam alıyor zannediyor. Ayrıca bu konuda sendikaların ve siyasilerin martavallarını bolca dinleyeceğiz. Benim esas üzerinde durmak istediğim konu öğretmenlik mesleğinin itibarının kaybolması meselesi. Evet, itibarı sıfır bir meslek icra etmekteyiz. “Cani öğretmen” temalı haberler ekranlarda arz-ı endam ettiğinden bu yana, öğretmenlik mesleğinin itibarı maalesef sıfırlandı. Dayakçı öğretmenleri döndüre döndüre ekranlarında yayınlayanlar, şiddete maruz kalan eğitimcilere nedense sağır. Ekranlara yansıyanlar bile ülkemiz adına bir utanç vesikasıdır. Zira öğretmenine el kaldırma cüretini gösteren nesillere hangi kutsal değerlerden söz edebilirsiniz? Ya da hangi değerleri nasıl öğretebilirsiniz?

Öğretmeni kendi vergisiyle maaş alan memuru zanneden zavallı velilerle eğitim ne kadar da zor. Okula afra ve tafralarla gelen velilerden en sık duyulan azar bu oldu artık: “Bizim vergilerimizle siz maaş alıyorsunuz”. Yılda 50 TL vergi vermeyenlere hesap sormayı kim öğretti? Vergi kaçırma uzmanları, vermedikleri vergilerin hesabını öğretmenden sorma gibi bir garabete imza atabiliyorlar.

Eğitim sadece öğrenci, masa, sıra, okul, derslik, tablet ya da akıllı tahta değil. Eğitim önce eğitimdir. Temel öznesi de hiç şüphesiz öğretmendir. İtibarının peşinde koşan eğitim neferleri nasıl nitelikli nesiller yetiştirecek? Eğitimin sorunlarının konuşulduğu toplantılarda bile kendisine yer bulamayan öğretmenin, toplumda karşılığı doğal olarak böyle oluyor.

Evet, bu bir çığlık! Gecesini gündüzüne katan idealist öğretmenlerin beş paralık edilen itibarlarının iadesi için bir çığlıktır.

Ne buyurmuştu âlemlerin efendisi, “Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya onları seven ol, ya onları dinleyen ol beşincisi olma helak olursun".

Bu yazı bir yıl önce kaleme alınmıştı. Sanki bugün kaleme alınmış gibi değil mi? Değişen bir şey var mı? “Öğretmenlerin ek dersi iki katına çıkacak”, “Dezavantajlı bölgelerde görev yapan öğretmene bilmem ne kadar iyileştirme olacak” falan filan… Aslı var mı? Yok. Bari bunu ekranlarda söylemeyin de vatandaş bizi her gün zam alan memurlar olarak görmesin.

Onu bunu bırakın, eğitimcilere itibarını iade edecek hangi çalışmanız var? Ondan haber verin…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol