banner374

 Öğretmenlik, tarihin en derinliklerinden beri var olan, saygı ve tazimle icra edilen, beklentilere kapalı, mürşit ve mübelliğ olarak toplumsal katmanlarda dalgalanmalar oluşturan, içinde bulunduğu toplumu mükemmel bir şekilde ihata edebilmiş çok-fonksiyonel bir formasyondur. Evet formasyondur, meslek değil. Hele hele dar kalıp bir memuriyet asla değildir. Öğretmenliğe memurluk şeklinde bakmak onu küçültmek demektir.

 

Öğretmenlik, tarihte olmadığı kadar saldırı ve tehdit altındadır. Bunun çokça nedenleri bulunmaktadır. Öğretmeni yetiştiren ve ona formasyonu veren fakülteler, toplumsal duyarsızlık, maaş azlığı, öğretmenin kendini ikmal edemeyip sığ ve yetersiz kalması gibi birkaç neden üzerinde durabiliriz.

 

a)   Öğretmeni yetiştiren ve ona formasyon veren fakültelerdeki eksiklikler öğretmenin formasyonel zafiyetinde baş rol oynar. Gereksiz dersler, öğretmenliğin ilgi alanı dışındaki meşguliyetler, haftada üç saatlik dersin 40 dakikada üstün körü geçiştirilmesi, öğretim görevlisinin duyarsızlığı ve ilgisizliği, dersin hafife alınmasıyla gerekli bilgilerin sağlanamaması şeklinde maddelendirilebilir. Eğitim fakülteleri, ülkemizin ihtiyaçları düşünülmeden, konjonktürel durumlar hesaba katılmadan, ideolojinin tutsaklığında hazırlanmış hantal ders programlarıyla öğretmen adaylarını bad-ı heva etmektedir. Değişen zaman, yeni ihtiyaçlara ayak uydurma, öğrencilerin ruh dünyasının değişkenleri, toplumun talep ve ihtiyaçları, yaşam koşullarının eğitime yansıyışı vb. neden eğitim fakültelerinin müfredatlarında yer almaz. Çocuklarımıza geçmiş zamanların ideolojilerini öğretmek için öğretmenlere bunca gereksiz bilgileri neden tahmil ederiz?

b)  Toplumun uzun yıllar savaşların derin psikolojisinden uyanamayışı ile sarmalanan ruh dünyalarında oluşan “bana değmeyen yılan bin yaşasın” algısı toplumsal duyarsızlığı oluşturmuştur. Savaşların ardından gelen darbeler, muhtıralar toplumun kimyasını bozmuştur. Bu bozuk kimya ile toplumda yoğun bir adamsendecilik dönemi başlamıştır. Savaşlar, darbeler, muhtıralar, işkencelerle beraber öğretmenliğin içi de tamamen boşaltılmış, nesillere yığınla gereksiz bilgileri veren, aşılayan, ideolojileri kutsatan ve yaşatma eğitimi alan endoktrinatör olarak görevlendirilmiştir. Endoktrinatör, endoktrinasyonu uygulayan demektir. Bu saygısızlık, öğretmenliğin özgül ve özgünlüğünü zedeledi. Öğretmen, tam zamanlı preslenerek partallaştırıldı.

c)   Öğretmenliğin memurluk statüsünde değerlendirilmesi ile öğretmen-memur maaş denkliği sağlandı ve “öğretmenlik aslında memurluktur” denilmeye çalışıldı. Bu da insanları yöneten, idare eden, duyguları yöneten bir eğitim misyonu olan öğretmeni iyice memurlaştırdı. Bu, devletin öğretmene, “yerinde dur ve benim dediğimin dışına çıkma!” nosyonunu doğurdu. Ayrıca eğitim fakülteleri sorunlu bir şekilde öğretmen alımı yaparak öğretmenliğin kıymetine sağlam bir balta indirdi. Kömür çok olduğundan ucuz, elmas az olduğundan değerler üstü değerdeydi. Bir de atanamayan öğretmenler skandalları toplumun en kılcal damarlarına kadar sirayet edince öğretmen eşyalaştı. Bugün okullarda bu sıkıntılardan kaynaklanan büyük bir kompleks var, karmaşa var.

 

Aslında bu dünyanın denklemi düz denklemler oluşturularak kurulmamış. Aksine ters denklemlerden müteşekkildir. Bu ters denklemlerin düz olan her şeyi preslediğini görüyoruz. Bunun eğitim dünyasındaki karşılığı, öğrenciye sevgi göstereyim derken kontrolü bütün bütün kaybeden bir öğretmenin öğrencilerin mutlu olamayacağını algılaması ile anlatılabilir. Öğretmen, psikolojinin en kılcal damarlarında yüzerken aynı zamanda eğitsel ve ahlaki kazanımları da vermeye özen göstermelidir. Roosevelt, “Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek topluma bir bela kazandırmaktır.“ derken aslında denklemin birinci ucunun zihinsel eğitim ikinci ucununsa ahlaki olduğunu vuruklaştırır.

 

Teknolojik gelişmelerin ardından ters denklemli dünyanın doğal yansımasını görüyoruz. Yani global dünyanın iletişim olanakları geliştikçe insanlar arası iletişimin daraldığını, konforun ve kolaylığın arttığı çağımızın insanı hantallaştırdığı ve çok sayıda hastalığın pençesinde kıvranmasını getirmiştir.

 

Eğitsel dünyanın, bilginin internete dökülmesiyle öğretmeni aracılık edici pozisyona getirdiğine şahit oluyoruz. Bu da öğretmenin etkin pozisyonunun kaybolmasına ve edilgen yapıya bürünmesine sebep olmuştur. Edilgin öğretmen, tasarruf sahibi değildir ve yönetilen konumundadır. Yönetilen öğretmen ne yapacağına karar veremez ve verimli olamaz.

 

Disiplin kavramı üzerinde yeterince durulması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü disiplin, konjonktürel yapılanımı getirir. Dengesizliği frenler. Dengeli ve vakar bir öğretmenin öğrencilerine de sirayet edebilecek olan disiplinlilik toplumsal dengeyi yeniden tesis edebilecektir. Disiplin denilen mekanizmanın sınırlarını iyice tahdid ederek eğitsel sorunları çözmeye başlayabiliriz. www.mebpersonel.com

 

EĞİTİM UZMANI

BESTAMİ BOZKURT

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
vdt 4 yıl önce

kaleminize sağlık ne de açıklamışsınız.

Avatar
teşekkür ederizzzz 4 yıl önce

bızlerı anlattığınız için cok teşekkürler ağzınıza saglık itibarımız gerı gelsın okullar cok felaket acı durumda vahım durumda

Avatar
bestamibozkurt 4 yıl önce

okulların yapısal sorunlarına henüz geçemedik. itibar en başta geliyor. siz de sağolun...