Artık okullarımızda yoga yapmaya başlamalıyız.

Tüm dertlerimizi, kaygılarımızı, ortalaması düşük netlerimizi, okuldan soğumlarımızı sadece yoga yaparak aşabiliriz.

Yoga yapmak sadece içsel srounlarımızı değil; ülkemizin iç ve dış sorunların da üstesinden gelecektir.

Ruhanî bir mutluluk için MEB, "Haydi Herkes OKulda Yogaya" kampanyası başlatmalıdır.

Bu etkinliğe,

18 milyon öğrenci,

1 milyon öğretmen,

80 bin idareci,

Yüz binlerce kantinci, servis sürücüsü, okul görevlisi ve eğitimle ilgili diğer tüm kişiler sabah renkli renkli taytlarını giyip yogaya başlamalıyız.

Tek çıkar yolumuz bu!

Bunu yaparak; çakralarımızı en üst düzeyde güzelliğe kavuşturacak, matematik netlerimizi yükseltecek, sosyal derslerini neden sonuç bağlamına oturtup plastik kullanımı azaltıp Papua Yeni Gine'deki deniz kaplumbağalarına daha az zarar verecek, dünyadaki su stresini aşağıya çekcecek, dil dersleri ile nitelikli bir okur yazar olup çıkacağız.

Yoga önemlidir. Ve tabi taytların rengi de!

...

Okullarımızdaki eğitim ile geleceğe dönük (şimdiyi geçtim çünkü zaten yok edildi) dönük kaliteli bir toplum yapısı (kasıt her şeydir) oluşturacağımız beklentisi ne kadar temelsiz (yani boş ise!) ise yoga yöntemi de o kadardır.

Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla karşımıza fazlasıyla çıkmaya başlayan ve ilk ve en önemli amacı para kazanmak olan kişisel gelişim tacirlerinin mutsuz kitlelere sunduğu:

"Yoga ile huzur bulun, kuantum eğitim ile başarınızı katlayın, yaşam koçluğu ile yaşamınıza yön verin, A kişisiyle yaşayacağınız eğitim seansları ile tüm dertlerinizden kurtulun!" gibi sloganların fazlasıyla müşteri bulduğu ortada. Ancak ortaya çıkan sonucun hala kadınların ya da erkeklerce veya erkeklerin kadınlarca doğrandığı bir yapının içindeyiz.

Biz iyi bir toplumduk, ne zaman bu hale geldik? sorusuna sanırım hep böyleydik yanıtı verebilirim. Biz şu anki kuşak ya da birlikte yaşayan insan yığını (toplum değil) önceki kuşakların sonuyuz. Onların sorunlu ruhsallığını şu an kucağımızda bulduk.

Buna benzer bir müşteri toplama, müşteri bulma ve hayale kapılmak eğitimde de var.

Eğitim sonuç ve nedendir. Girdi ile çıktı bir sonraki zaman diliminin yine girdi ve çıktısıdır.

Bugün bıçaklayan ya da bıçaklanan kişi bir öğretmen de olabilir ve buna tanık olan da öğrenci.

Çoğu şey kötü iken eğitim nasıl iyi olur'una ikna olmamız için sanırım ciddi istatistiklere tanık olmamız gerek ama istatistikler de yalana açık hale gelebilir.

Üstelik matematiği düşük bir toplumsak matematik ile algımızın çarpıtılması kolay olur.

Sizin gözde liselerimiz olarak tanımladığınız fen liselerine alacağınız üç beş öğrenci iken neden her sene 1.200.000 öğrenciye olmayacak vaatler veriyorsunuz?

Üniversite sonrası gençlerin çoğunun eğitim alacağı alanda iş bulamayacağı "istatistik"i olarak kesinken gençleri neden dershane ve şehiriçi araçlarında çürütüyorsunuz?

"Bizim yayınlarımız, bizim etüt merkezimiz, bizim öğretmenlerimiz" ile başlayan ticari davranışlar evet bu yapıların sahiplerine ciddi paralar kazandırırken öğrencilerin neredeyse %90'ının kaderi hasbelkadere teslim edilmektedir.

Burada neden boşluk var, boşluğun neden bu şekilde doldurulduğu kurumların geniş bir plan ile irdelemesi gereken bir sorundur.

Veliler bir sınavın varlığını, bu sınavın belirleyici olduğunu ve bunun için çocuğunu en iyi şekilde buna hazırlama kaygısıyla hareket eder ve bu yönde "para" harcar.

İş paraya kalınca da imkan ve fırsat eşitliği ortadan kalkar ve eğitim gibi naif bir alan ranta açılmış olur.

Bu rant gözde/paralı mesleklerin paralı kişilerce doldurulmasına neden olur.

Bir ülkenin amacı, yer zaman fark etmeden tüm bireylerine eşit ve adaletli olanak yaratmaktır.

Siz olanak sağlayamadığınız bir dağ köyünde yaşayan çocuğun aslında yeteneklerinin geliştirilirse üst düzeyde bir uzay/doğa bilimci olacağını göz önünde bulundurmanız gerekir.

Bugün İstanbul Beşiktaş’ta yaşayan bir çocuğa devlet ya da ailesince sağlanan imkanların yoksul 1000 tane çocuğa harcanan paradan daha fazla olduğunu “istatistik”lerden çıkarabilir.

Burada ailenin zengin olması eğitimle ilgili değil diyebilirsiniz. Evet değil. Para ile ilgili.

Peki para ne ile ilgili.

Devlet ile.

Devlet ne ile ilgili?

Eğitim ile ilgili!

Burada aileye zengin etme değil, çocuğa şartlar sağlamak olduğunun altını çizelim ama.

Siz ülkedeki 18.000.000 öğrencinin tamamına yeteneği ve ilgisine göre değişen içeriklerdeki ölçme, değerlendirme ve yerleştirme yapmadığınız sürece bizim iyi bir sınav sistemimiz var diyemezsiniz!

O sistemin hakkı çöptür.

20 Türkçe, 20 matematik vs sorusu çözerek kimseyi bir şeye en uygundur’u seçemezsiniz.

Seçseniz bile o seçme değil eleme olur.

Kaşın gözünü beğenmedim’den bir farkı yoktur.

Yapmanız gereken çocuklara umut yalanı dağıtmak değil, nitelikli eğitim süreçleri sağladıktan sonra (ki bu süreçler insani, evrensel, esnek, katılımcı ve doğaya dönük olmalı. Sahilde yazlık site alıp kaplumbağalar’ın yaşam alanına saygı eylemine gitmek ya da şu kebap çok güzel ama Amazon ormanları yanmasın demekle olmuyor.) sadece ve sadece ilgi yetenek testlerine (çok boyutlu testler. Test dediğimiz birkaç şıktan oluşan kağıtlar değildir.) sokarak onu kendisine en uygun alana yönlendirmemiz gerek.

Bunun için de sizin eğitim kurumlarınızı çeşitlendirmeniz gerekir. Bu durumda belki de sizin Şırnak’a onlarca olimpik havuzlu okul, Antalya’ya meşe palumudu yetiştiriciliği bölümü açmanız gerekir.

Çünkü Şırnaklı dünyaca ünlü yüzücü çıkaran bir yer olamaz diye bir madde yok.

Zaten Antalya’dan çok da yüzü çıkmamış!

Bugün İsviçre onlarca üst düzeyde dağçı çıkarıp Hakkari çıkaramıyorsa bana bu ülkede eğitimden bahsetmeyin!

(Ferit Edgü’ye selam ve emek ile…)

Hikayeyi kitaptan okurum ben…

Aydın MERAL

Türkçe Öğretmeni

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.