Türk Eğitim Sistemi dediğimiz sistemin Türk Eğitim Sistemi mi olduğuna dair bir parantez açalım öncelikle. Bu sistemin bir özgünlüğü yok ve 150 yıllık Prusya Eğitim Sisteminin bir yansımasını 2019’da hala kullanıyoruz. Bu sistemi biz doğrudan dönemin savaş müttefikimiz olan Almanlardan mı aldık yoksa Almanlardan alıp iyice azılı hale getiren Amerikalılardan mı aldık bilmiyorum. Hem bu önemli de değil. Sonuca bakacağız. Sonucun neler doğurduğuna.

Yaşanan yuhalama olayının hangi ilde ve hangi okulun hangi ilinde olduğu önemli değil çünkü ülkenin her karışı böyle bir olayın yaşanması potansiyelini barındırıyor.

Velilerin haksız diyenlerimiz tabi ki haklı. Orası bir okul… Ve böyle bir olayın orada olması vicdan tutulmasıdır. Tabi biz bu olayın bu boyutuyla da ilgilenmeyeceğiz. İşimiz bu olayı yaratan şartlar.

Bu ülkenin eğitim sistemi derin bir rekabetçi ortama sahiptir. Ve bu öğretmenlere de kimi kez bulaşmıştır. İdarecilere de keza. Velilere daha çok bulaşmıştır. Öğrenciler ise aşırı dozda bu ortama bulaşmışlardır. Okul, insani değerleri ön plana çıkarmayı ana hedef olarak almamaktadır. Müfredatta buna atıf yapan noktalar olsa bile işin özünde/uygulamada bu yoktur. Çocuklar ve aileler için okul bir yarış pistidir. Velinin elinde kırbaç yoktur ama “doktor, avukat, mühendis…” çocuklara sahip olmak için gerekiyorsa halk otobüsünde çocuğunu oturtur ve iki büklüm yaşlıyı, iki canlı hamile kadını ayakta bekletir. İklim, yol, savaş durumu ne olursa olsun çocuğuna zeval gelmesini istemez ve çocuğun önüne test ile tostu yığmaya devam eder. Çünkü bu ülkenin bireylerinin neredeyse tamamında “su akarken testini doldur yoksa yarın su kesilecek ve öleceksin” kodu işlenmiştir. Bireyler sürekli tetiktedir. Yedi düveline bile yetecek maddi birikimi olsa da bu korku kodu, onu rahat bırakmaz ve sürekli ona “daha da”yı istetir. Bir noktaya kadar haklılar çünkü iç ve dış şartlar ülkenin kırılgan olmasına neden olmaktadır ve bu insanın genlerinde fikirsel değişimler yapar.

Peki sorun ne?

Sorun eğitimin amacı ve aracı…

Bu ülkede eğitimin amacı nedir?

Nitelikli, üretken, sağduyulu, insancıl, problem çözme becerisine sahip, barışçıl ve doğaya duyarlı birey mi yetiştirmek? (Gayet iddialı bir cümle ama sanırım eğitimin amacı nedir diye sorarsak alacağımız yanıt bundan farklı bir bağlama sahip olmaz.)

Peki amaca hangi araç ile ulaşılmaya çalışılıyor?

Toplum içine yeni yeni çıkmaya başlayan ve davranış eylemlerini insanlarla olan iletişim ve etkileşimler ile şekillendirecek çocuğun önüne akademik dersler ve testler koyarak. Hatta ilk okuma yazma yetileri olsaydı daha 1. sınıftan başlatacak olan kişiler var. Çocuk, insani değerleri kendi iç dünyasında öğrenemez. Bebeklere hep masumiyet yükleriz. Bu doğrudur da ama bebekler, yetişkin kontrolünde olmadığı zaman birbirlerini öldürecek derecede saldırganlardır da çünkü “daha insan değildir” ve ne yapıp yapmaması gerektiğini bilemez. Bu bilememezlik şayet uygun koşullarda bertaraf edilemezse çocuğun ileride bir katil, bir hırsız, bir “yuhalayıcı” olmasını engelleyemezsiniz. Ben burada şu ülke çok iyi sıradanlığına girmeyeceğim. Dünyanın geldiği fikirsel aşama ve teknolojik ilerleme neredeyse her ülkenin kendi bağlamında nitelikli bir eğitim modeli yaratabilecek bir düzeydedir. Başka ülkenin eğitim sistemi o ülkenin kendi bağlamıdır ve başka bir ülkeye uyarlanması o sistemin özünü bozabilir.

Okullarımıza dönelim.

Okullarımızdaki temel amaç “Sınavlarda puan yükseltmektir.” Daha çok ezber yapıp daha çok kişiyi geçmek, okulları bitirmek ve maaşa ulaşmak. Burada kendimizi Pavlov’un deneylerinde hayvanlara benzetmekte bir sakınca görmüyorum. Konulan bir ödül ve ona ulaşmak için yaptığımız ilkel mücadele.

Şu ana kadar yazdıklarıma katılmayanlar olacaktır. Onlara sorulsa ortada pek de bir sorun yoktur: Okul binaları neredeyse eksiksiz, yeterli öğretmen ataması yapılmış, altı ayda bir eğitimcilerin maaşı arttılmış gibi fiziki şeyler söylerler. Oysa burada ıskalanan şey eğitimin özüdür. Ve özü çürüktür.

Matematiği, feni, Türkçeyi sınavlarda tam puanla geçmek insani yöne bir katı sunmaz. Sunmaz çünkü bunlar dış dünya ile ilgili bir yöndür. Bina dikmeye, uzaya çıkmaya yarayabilir ama gebe bir kediyi yırtıcı köpeklere atmaya ya da kendisi kamyonla para kazanırken işçilerinin sigortasını bile yatırmayan patronun oluşmasına engel olmaz. “İnsan olma”, insan evladı olarak doğmaktan çok daha bütüncül bir yöndür. Hassastır ve bilinçli süreçlerle sağlanabilecek bir olgudur.

Siz baştan sona kadar –üstelik artık pek de gerekmeyen- akademik içerikler sunarak insan yetiştiremezsiniz. Sanatı kırparak, estetiği yontarak, vicdanı büzerek, sesi kısarak kurulan okulların bir insan cenderesi olacağını kestirmek zor olmasa gerek.

Gelelim yuhalayan velilere…

Yaşadığım yerde kullanılan bir söz vardır: “Kıyamet koptuğunda anne çocuğuna bile sahip çıkmayacak!” Sanırım okullarda olan bu. Veli, doğurup büyüttüğü öğrencisi için “steril” okul şartlarının olmasını ister, onu pamuğa sarmalar, kem gözler oyar ki çocuk testlerde iyi net çıkarsın ve başarılı olsun. Amaç bu olduğunda önüne çıkan tüm engelleri yok etmeye çalışır. Bu süreçte çocuk insani değerleri almadan hormonal olan olarak büyürken veli çocuğun insani değerlerce erozyona uğradığının farkında değildir ve bunun ileride toplumsal çürümelere gebe bir durum yaratabileceğini düşünmemektedir çünkü o da çocuğunun geçtiği eğitimin benzerinden geçmiştir. Tabi ben bu süreçte veliyi zerre suçlamam çünkü okulun öğrenciden talebi bu: Başar! Başar! Başar! Neyi? Testleri!!!

Hal böyle olunca velinin otistik çocukları yuhalaması daha anlaşılır oluyor mu?

Hımm?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.