banner374
19 Haziran 2012 Salı 11:18
Baş belası öğretmenler
Tüm soruların oluşması ve cevabı; öğretmen olamamış fakat öğretmen unvanı almışlarla, yanlış bilgilendiren öğretmeni düşman gibi gören bürokratlardadır.

İçimizden biri, Rahmetli Avni AKYOL bakan olduğunda öğretmenler için bir şeyler yapmak için çok çalıştı. Kadir kıymet bilmezler ve öğretmen olamamış unvan sahiplerinin çirkin yaklaşımları ile bu çabalar boşa gitti.

Rahmetli Avni Akyol bakan olduğu dönemde kredili eğitim sistemini projesini hayata geçirmeye çalışmıştı. Öğretmen kurullarına iki görüş sunuldu. YÖK’ den gelen sistem son derece mantıklı, sorumlu öğrenci yetiştirmeye yönelik bir taslaktı. Okul müdürleri büyük baskı yaptılar, tüm itirazlara rağmen bakanlıktan gelen hatalı görüş sanki öğretmen kurulunca onaylanmış gibi yazı çıkarmayı başardılar. Okul müdürleri, öğretmenlere istediklerini yaptırmış (!) olmanın şişkinliği ile Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü toplantısına gittiler. Ertesi gün mecburen yapılan öğretmenler kurulunda müdürün ekşimiş, asılmış suratı bizi son derece mutlu ettiği kadar, son derecede üzmüştü. Biz öğretmeniz, öğretmen olduğunu koltuğunu koruma pahasına unutmuş olsa da fırça yemiş olması bizi rahatsız etmişti. O zaman ki il milli eğitim müdürlüğü gelen neticeleri değerlendirince olayın farkına varıyor ve müdürlere yaptıkları yanlışı anlayacakları lisanda gayet güzel anlatıyor. Bakanlığın desteği ile yok dense de bu baskılar yıllarca devam etti. Kredili sistem öğrenciyi bağımsız hareket ettiren, iyi öğrencilere yarım dönem kazandıran, öğrenciye istediği dersi seçtiren iyi bir sistemdi. Derslik bulamayız endişesi taşıyan dar görüşlülerin ve ne acı ki öğretmen olamamışların menfi çalışmaları sonucunda çalışmalar sekteye uğramıştı.



Biraz daha yakın geçmişe bakalım. Sayın Erkan Mumcu bakan olduğu zaman CNN tv de sayın Taha Akyol ile eğitim yılı başında program yapmıştı. Öğretmenleri haftada 2,5 gün okula gidip gelen memur şeklinde tanımlamıştı. Erkan Mumcu ya canlı yayına katılan bir öğretmen lafı dolaştırarak maaşların az olduğunu söylemeye çalışmıştı. İzleyenlerin sıkıldığı gibi Erkan Mumcu da “lafı neden dolaştırıyorsun, maaşım az neden demiyorsun?” demişti. Maaşlarımız yetersiz. Bu yetersizliği meşru zeminlerde hukuk kuralları içerisinde dile getirmek, hakkımızı aramak mücadelesini sürdürmek gayet normal bir olay. Burada dikkat edilecek husus, bürokrasinin sürekli ve sistemli uyguladığı-teşbihte hata aranmaz-sindirme taktikleri öğretmeni hakkını arayamaz hale getirmiştir.


Seslerini çıkarmasalar ne olur. Aslında seslerini çıkardıkları da yok. Eğitimle ilgili bir mesele oldu mu onlardan başka herkes fikrini açıklar. Verilen görevi yaparlar. Çocuklarının okuma çağlarında biraz seslerini çıkarmaya çalışırlar. Eğitimin önemini bildiklerinden çocukları için bir şeyler yapmak isterler. Çok rahat anlaşacakları konularda bile birbirleriyle anlaşamazlar. Çünkü sözü geçen, ağzı laf yapanlar; öğretmen unvanı almış lakin öğretmen olamamışlar bir olup işi hemen siyasete çekerler.24 Kasımlar yaklaştıkça “paramız az, geçinemiyoruz” gibi cılız birkaç cümle duyulur. Sonra 24 Kasımda “öğretmenler yüzde yüz zam yapılıyor, yılda bir maaş ikramiye gibi” şişirme haberlerle (işin tuhafı bu kısım 2011 de pek olmadı)“siz bizim canımız, baş tacımızsınız” gibi birkaç hamasi sözlerle unutulur giderler. Her yılbaşında temcit pilavı gibi maaşları dile getirilir.Nasıl bir maaşsa eş parası, çocuk parası şişirilir. Çocuğun yoksa. Olur ya Allah vermemiştir. Bekâr öğretmenler? Evlensin. Evlenmek istemiyorsa öldürelim mi? Nedense sürekli öğretmen maaşı kıyaslanır. Geçmişte eşdeğer maaş aldığı kaymakam, albay vb lerinin maaşı artık katlamıştır. Geride olan 9.derecede ki polis memuru bile 1.derecede ki öğretmeni geçmiştir. Sürekli öğretmen kadrosu çok fazla denir. Öğretmenler kadar kalabalık bir kadrosu olan diyanetin kadrosu hiç dile gelmez, elemanı bir vaiz öğretmeni maaş olarak 300 tl ye yakın geçmiş haldedir. bu hiç dile getirilmez. Ne yapıyor öğretmen? Uhdesine verilen her bir sınıfta ki 30 genci topluma kazandırmaya, yarına hazırlamaya çalışıyor. Ne yapıyor vaiz? Bizden fazla maaş alsa da paralarının az olduğundan yakınıyorlar. Şunu da belirtmekte fayda var. Gerçekten doğru fakirlik sınırının 2500 lirayı geçtiği ülke şartlarında, taban maaşı bu değerin altında olan herkes haklıdır. Küçükesat eski vaizi sayın Abdülkadir hoca ve onun gibileri tenzih ederim, onlar kibar lisanla konuşan, insana dini sevdiren kişiler. Diğerleri ha bi gayret insanı “şunu yapmazsan cehennemde yanarsın, bunu yapmazsan yanarsın” diye güya uyaran;(beni yakacak da Allah, af edecek olan da Allah) bunları söyleyince sorumluluğu biten kişiler. Bunların maaşı hiç dile gelmez. Kaç saat çalışmış söylenmez. Ezan okumayı bile otomatiğe bağladılar, aman yorulmasınlar. Özelleştirme ile satılan birçok kurumun fazla çalışanları mili eğitim, sağlık bakanlığı ve birçok kuruma satış tarihlerinde dağıtılmış, kambur haline getirilmişti. Çalışmadan aydan aya toplu imza atanlar hiç dile getirilmez, Son altı aydır yapılan yeniden yapılandırma ile bir kısmı emekli olmayı tercih etmekteler. Öğretmenin her halini söyle çünküsabırlıdır, gönül adamıdır.


Haberlere bakınız,”öğretmenler aynılaşıyor”.Niye aynılaşsın ki? Demek ki sistem öyle istiyor. Nasıl mı?

Şöyle bir geriye dönüp bakalım. Okul renklerimiz nedense hep griydi.”Sen sus, düşünme ben ne dersem onu yap” rengi. Olumlu yönde bu renk okullardan öğretmenlerin gayretiyle kaldırıldı. Sonra öğretmenlerin hayat standardı yavaş yavaş düşmeye devam etti.Tv’ler de komedi olarak “öğretmende mi olamadın” parasızı aşağılamak için (kendini sanatçı sanan,parasızı aşağılayarak sanat yaptığını sanan zavallılar topluluğu) öğretmen konulu skeçler,kız isteme parodilerinde ki maaşı az diye horlanan öğretmen tiplemeleri her akşam yıllarca boy gösterdi.


Ondan sonra da eğitim kalitesinde düşüş başladı.1995 li yıllarda Avrupa birliği uğruna dışarıdan bitirme sınavları sulandırıldıkça sulandırıldı.35- 40 dersi olan evet hayır oylaması ile diploma aldı. Yapılan itirazlara cevap çok netti.”Bakanlık böyle istiyor”.İşin içine başka çirkinlik sokanlarda mahkemelerde yargılandı.(merak edenler, okul kurullarında kaç kişiye parmak kalkmış, yapılan çirkin hatalar sebebiyle açılan mahkemelerle ilgili haberleri arşivlerden o günkü basında yazdıklarımdan daha fazlasını bulabilirler) parmak kaldırmayla haziran ve ağustos sınavlarında mobilya bölümünden diploma alıp, takip eden ikinci yılda A.Ü.açık öğretime kayıt yaptırmışla da karşılaştım. Bu benim gördüğüm tamamını artık tahmin ediniz. İki ayda parmak kaldırmayla, birilerini diploma sahibi yapanlar bu kötü yaptırımlarıyla normal öğrencilere yaptıkları kötülüğün acaba farkına varabildiler mi? kafaları çalışıyorsa, vicdanları varsa elbette varmış olmaları gerekir demeyi çok isterdim.



1995 sanki bir dönüm noktası oldu. Sınıf geçme sistemi iyice laçkalaştı. Disiplin iyice gevşetildi. Başarısız olana ödül olarak zorla bir üst sınıfa geçmesi için ve sonunda mezun olması için yönetmelikler değiştirildi.Bunun terside çalışan öğrenci enayi diye algılandı.Ailesi çocuğa “ders çalışsana” dediğinde “niye çalışayım,sınıfta kalma yok” cevabını alır oldu . Ders yapmak sıkıntı dolu zamanlara dönüştü.İlköğretimde sınıfta kalma olmadığı için, ilkokul üç seviyesinde bilgi sahibi öğrenciler liselere gelmeye başlamıştı.Hele 2000 ler tam film oldu. 2004 de iyi niyetli birkaç bürokrat tedbir alıp,yönetmeliklerde öğrenciyi çalışmaya teşvik edecek bir iki değişiklik yaptıklarında Ankara İskitler EML müdürünün sevinci şu an gibi aklımda. Sevinci fazla sürmedi tam on gün sonra sınıf geçme yönetmeliği tekrar değiştirildi eskisinden daha beter hale getirildi.


Gençler okumayan, akşam seyrettiği dizide ki gibi yaşamaya çalışan kitleler haline dönüştürüldü.Okumayan gençler için zoraki bir saat okuma saati icat edildi.Bunu da allayıp pullayıp basında öyle sundular ki.sanki okuyan gençlik var.Özünde okumayı sevmeyene siz bir saatle okumayı sevdiremezsiniz.Bu alışkanlık ilköğretim birde başlamalı.Sınıfta bir saat kitap okuma çok güzel,amasorumluluk verilen çocuğun bunu yapması daha güzel. Siz ne derseniz deyin boş.Sonrası uyduruk her şeyin fos çıkması gibi içinin boş olduğu ortaya çıktı.Yapılan her hata süslenip basınla sunuldu.Sonuç,cahil bir gençlik.kişi başı yılda kaç kitap okuyor.gerçek istatistiklerle bakalım.neredeyse dibe vurmuş halde.


Gelen her bakana öğretmenin 2,5 gün,15 saat çalıştığı sürekli servis yapıldı.Beraber çalıştığınız insanlara elbette güvenmek zorundasınız.Sayın bakanlar şöyle bir çevrelerine baktılar.Evraklara baktılar. Kültür öğretmenleri 15,meslek öğretmenleri (bunlarda nereden çıktı,kim bunlar….bunlar ağır ve tehlikeli işlere meslek elemanı yetiştiren,eml lerin lokomotifi olan öğretmenler) 20 saat derse giriyordu.Sayın Başbakana bile 15 saati söylettiler.

Doğru yalan değil, kültür öğretmenleri 15 saat,meslek öğretmenleri 20 saat derse giriyor.Öncelikle iki konuyu anlamakta fayda var.Öğretmen milli eğitim bakanlığının hasmı değildir.onlar bakanlığın emrinde bu milletin evlatlarını yetiştirmek için çaba sarf eden,tüm sıkıntılara ve horlanmalara rağmenyarının Türkiye’si için çalışan fedakar insanlardır.İkinci bir nokta öğrenci hedefimiz.Tv’lerde bizlere sürekli servis edilen aylak,zibidi,öğretmenle dalga geçen Avrupai ve Amerikan öğrenci tipi.bir şey sorduğunda bilmeyen cahilliğini karşısındakini dalgaya alarak aşağılamaya çalışan esrarkeş tip mi?Hedefiniz,…hedefimiz bu tip mi?Yoksa iş güzar tv lerin göstermediği ki;Amerika ve Avrupa ülkelerini güçlü kılan okuyan ve kendini yetiştiren ülkesi için çalışan,ülkesinin gurur duyduğu her biri bir bayrak olan gençler mi?



Bakanlığımızın ve öğretmenlerimizin hedefinin bir bayrak gibi ülkesini hedeften hedefe götüren gençlik olduğuna yürekten inanıyorum.


Yalnız bu 15 veya 20 saat öğretmenin sınıfta öğrencilerle birebir ders işlediği saatlerdir.Adam gibi bir ders işleyebilmek için:


a- Derse hazırlıklı girmelidir, öğretmen ders öncesi mutlaka hazırlık yapması gerekir ve yapar. bunu 15 veya 20 saat saatin dışında yapmaktadır.
b- Yaptığınız yazılıların soru ve cevaplarını hazırlar.Her sınıfa 30 öğrenci,en az beş sınıfa derse girse,her dönem her dersten iki yazılı yapsa.siz hesap ediniz.bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
c- Herkesin çorbasında her zaman aş kaynamaz. Bazen de dert kaynar. Siz öğretmensiniz.Takip etmeli,öğrencinize yardımcı olmalısınız. bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
d- Ders araç gereci hazırlamalıdır. bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
e- Meslekçi ise bozulan tezgahlarla ilgilenmeli tamir etmelidir. bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
f- Bir zamanlar okullarımızda “teknisyenler” vardı. bazı okullarda nesilleri tükense de hâlâ var.atelyelerde kadroları var,var da teknisyenlik yapmıyorlar.bir çok bakanlıkta memurlar üst üste yığılı oturacak masa bulamazken,işe de zaten düzenli gelmezler-lütfen yok demeyin bu acı bir gerçek,iy ki yeni yapılanma var-Milli Eğitimde eleman sıkıntısı vardır.Milli Eğitime geçtiklerinde çalışmaları gerekeceği için,mecbur olmadıkça okulların önünden bile geçmezler.eleman olmadığı için dal şefi,alan şefi istese de istemese de,mecburen karşılıklı rıza (!?.) ile atelye teknisyenleri idari bölümlerde okul personelinin işlerini yaparlar.
g- Kültür öğretmeni ise sınıfında ki ders araç gereci ve bilgisayarlarını hazır bulundurmalıdırlar. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
h- Öğrenci kulüpleri vardır. Öğretmen buradaki görevini iki saatte bitiremediği için çalışmanızı 15 veya 20 saat dışında devam ettirmektedir.
ı- Öğrencilerin 25 saatlik bir sosyal çalışması vardır. gerçek anlamda yapan üç beş öğrenci vardır. Avrupa uyum mecburiyeti için yapılamayan çalışma yapıldı gösterilecek, yüzlerce kâğıt, daha sonra imha edilmek için doldurulacaktır. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
i- Sene başı, ortası ve sonu; okul kuruları toplanır. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
j- Sene başı,ortası ve sonu;zümreler toplanır. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
k- Veli toplantıları yapılır. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
l- Öğrencinin durumunu görüşmeye gelen velilerle görüşür. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
m- Kolluk gücü gibi nöbet tutar. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
n- Eğitim için teknolojiyi yakından takip etmek zorundadır. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
Bu listeye daha yüzlerce angarya yazılabilir. Anayasada angarya suç. Yeter ki gençler yetişsin, öğretmen verilen görevi de, gençlerin yetişmesi için angaryayı da yapar.


Yazımızın başında,” Tüm soruların cevabı ve çözümü; öğretmen olamamış fakat öğretmen unvanı almışlarla, yanlış bilgilendiren öğretmeni düşman gibi gören bürokratlardadır” dedik. Hayatta en kötü şey yanlış anlaşılmadır. Örneklersek; dilimiz Türkçe deriz. Kurullarda “güzel Türkçemiz..”diye gündem maddesi bile açarız. Buyurun MEB internet sayfasına bakın.”vizyonumuz, misyonumuz, performans, kriter” hepsi de Fransızca. soru basit dilimiz Türkçe ise,Fransızcaları kim yazdırıyor? Dilin zenginleşmesi başka şey, dilin yozlaşması başka şey. Özbeöz Türkçe kelime olan “yoğunluk” cahilce kullanım yüzünden otuza yakın kelimenin kullanımdan kalkmasını sağladı. Nasıl mı? Çok işi olduğunu söylemek isteyen bir kişinin kurduğu cümle,”çok yoğunum” kimyasal mısın be mübarek. Alakasız bir örnek daha. Ankara Ulus EML mülkiyet olarak Milli Eğitimin değildir. Her göreve gelen bakana özelleştirilmesi yönünde bilgiler verildi. Büyük kazançlı yatırım gibi gösterildi.okulun eğitim öğretim yapılması şartıyla kullanıma verildiği nedense gizlendi.Her bakan iyi niyetle tv lerde yapılabilecek proje anlattı, sonra istemese de aldatıldığını fark edince sustu.Ta ki makine bölümü kapatılana kadar, bu oyun sürdü. Okul müdürü unvanı almış bir küçük kişinin şahsi kininde bakanlıktaki bürokrat arkadaşlarını kulandı. herkesi ve her şeyi bu işe alet etti.


2000 yılında dönemin Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürü Naim Durmaz’ ın yanına bölümü konum, öğretmen ve öğrenci itibari ile anlatan dosyayla gittik. Dosyayı inceledikten sonra “bölümün kapatılması için gelen dosya çok farklı, aldatıldım” dedi. Yapılan yazışmalarda (ki komisyon üyesinin bir tanesinin tüm uyarı ve ikazlarına rağmen) tesviyenin olduğu kısımların eğitim için müsait olmadığı gerekçe gösterilerek kapattırıldı.Bölüm kapatıldıktan sonra bizim kullanmadığımız izbe,karanlık ve rutubetli yerlere dahi binlerce lira harcanarak ağaç ve metal bölümleri yerleştiriliyor.atılmıyorsa yazışmalar bakanlık ve okul arşivinde vardır.Bölüm olarak mezunlarımızdan ege üniversitesi mezunu doktorumuz,Selçuk mezunu avukatlarımız, Marmara mezunu çevre mühendislerimiz, Kırıkkale makine mühendisimiz, sayısı onlarca teknik öğretmenimiz, Ankara’nın muhtelif sanayilerinde babasında iş yeri devir alan, kendi çabaları ile iş yeri kuran,muhtelif işletmelerde amir olarak çalışan yüzlerce mezunumuz var. Kapatıldığımız sene bile ODTÜ fizik bölümüne öğrencimiz yerleşti. Küçük bir kişinin şahsi kini, birçok bölümün ilk uygulandığı 1.Sanat Enstitüsünün Tesviye bölümü kapatıldı. ne kazandılar kocaman bir hiç…..bölüm kapatılınca bizler “yanlış bilgilendirenler” sayesinde iki yıl da bankamatik memur olduk. Daha sonra bakanlığın diğer okullarında görev yaptık, yapmaya devam ediyoruz. onlar sayesinde tesviye bölümünden, metal bölümüne devir edilen 40 Tos torna ve 20 ton malzeme çürümekte ve çürümeye devam edecek. Çünkü metal bölümünün bir işine yaramaz, isteseniz liste verebilirim. Sanırım bazı bürokratların hareketlerini neden tasvip etmediğim anlaşılmıştır. İstişare ve doğru bilgi yanlış yaptırmaz.

Hiç hoşlanmadığım tabir “depo öğretmen”,”norm fazlası öğretmen”.Bir öğretmenin başına 40 öğrenci yığarsanız, diğer öğretmen norm fazlası olur. Gayet doğru. Dilimizden hiç düşürmediğimiz gelişmiş Avrupa ülkelerinde bir öğretmen kaç öğrenci ile ilgilenmekte?



Sonuç olarak;15 veya 20 saat öğrenci ile geçirilen saatlerdir. Bu saatlerin ve eğitimin kalitesi için hazırlık zamanlarına ihtiyaç vardır. Bu dikkate alınmalıdır. Öğrenci yaşayan ve her günü yeni yaklaşımlarla dolu varlıktır. Sadece ders saatlerinde değil; ders dışı zamanlarda da öğretmen, öğrencisi ile ilgilenmek zorundadır. Öğretmen maaşları azdır. Lafla değil gerçek anlamda taban maaş yükseltilmeli ve emekli olduğunda çalışan haldeki maaşı ile emekli olduğu zamanki maaşı kıyaslaması Konya ovası ile Ağrı dağına benzemekten kurtarılmalıdır. Kızdığınız birini paylarken öğretmen üzerinden kıyaslamadan vazgeçilmeli; özetle öğretmenin saygınlığı korunmalıdır.


TEKNİK EĞİTİM VAKFITüm soruların oluşması ve cevabı; öğretmen olamamış fakat öğretmen unvanı almışlarla, yanlış bilgilendiren öğretmeni düşman gibi gören bürokratlardadır.


İçimizden biri, Rahmetli Avni AKYOL bakan olduğunda öğretmenler için bir şeyler yapmak için çok çalıştı. Kadir kıymet bilmezler ve öğretmen olamamış unvan sahiplerinin çirkin yaklaşımları ile bu çabalar boşa gitti.


Rahmetli Avni Akyol bakan olduğu dönemde kredili eğitim sistemini projesini hayata geçirmeye çalışmıştı. Öğretmen kurullarına iki görüş sunuldu. YÖK’ den gelen sistem son derece mantıklı, sorumlu öğrenci yetiştirmeye yönelik bir taslaktı. Okul müdürleri büyük baskı yaptılar, tüm itirazlara rağmen bakanlıktan gelen hatalı görüş sanki öğretmen kurulunca onaylanmış gibi yazı çıkarmayı başardılar. Okul müdürleri, öğretmenlere istediklerini yaptırmış (!) olmanın şişkinliği ile Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü toplantısına gittiler. Ertesi gün mecburen yapılan öğretmenler kurulunda müdürün ekşimiş, asılmış suratı bizi son derece mutlu ettiği kadar, son derecede üzmüştü. Biz öğretmeniz, öğretmen olduğunu koltuğunu koruma pahasına unutmuş olsa da fırça yemiş olması bizi rahatsız etmişti. O zaman ki il milli eğitim müdürlüğü gelen neticeleri değerlendirince olayın farkına varıyor ve müdürlere yaptıkları yanlışı anlayacakları lisanda gayet güzel anlatıyor. Bakanlığın desteği ile yok dense de bu baskılar yıllarca devam etti. Kredili sistem öğrenciyi bağımsız hareket ettiren, iyi öğrencilere yarım dönem kazandıran, öğrenciye istediği dersi seçtiren iyi bir sistemdi. Derslik bulamayız endişesi taşıyan dar görüşlülerin ve ne acı ki öğretmen olamamışların menfi çalışmaları sonucunda çalışmalar sekteye uğramıştı.


Biraz daha yakın geçmişe bakalım. Sayın Erkan Mumcu bakan olduğu zaman CNN tv de sayın Taha Akyol ile eğitim yılı başında program yapmıştı. Öğretmenleri haftada 2,5 gün okula gidip gelen memur şeklinde tanımlamıştı. Erkan Mumcu ya canlı yayına katılan bir öğretmen lafı dolaştırarak maaşların az olduğunu söylemeye çalışmıştı. İzleyenlerin sıkıldığı gibi Erkan Mumcu da “lafı neden dolaştırıyorsun, maaşım az neden demiyorsun?” demişti. Maaşlarımız yetersiz. Bu yetersizliği meşru zeminlerde hukuk kuralları içerisinde dile getirmek, hakkımızı aramak mücadelesini sürdürmek gayet normal bir olay. Burada dikkat edilecek husus, bürokrasinin sürekli ve sistemli uyguladığı-teşbihte hata aranmaz-sindirme taktikleri öğretmeni hakkını arayamaz hale getirmiştir.


Seslerini çıkarmasalar ne olur. Aslında seslerini çıkardıkları da yok. Eğitimle ilgili bir mesele oldu mu onlardan başka herkes fikrini açıklar. Verilen görevi yaparlar. Çocuklarının okuma çağlarında biraz seslerini çıkarmaya çalışırlar. Eğitimin önemini bildiklerinden çocukları için bir şeyler yapmak isterler. Çok rahat anlaşacakları konularda bile birbirleriyle anlaşamazlar. Çünkü sözü geçen, ağzı laf yapanlar; öğretmen unvanı almış lakin öğretmen olamamışlar bir olup işi hemen siyasete çekerler.24 Kasımlar yaklaştıkça “paramız az, geçinemiyoruz” gibi cılız birkaç cümle duyulur. Sonra 24 Kasımda “öğretmenler yüzde yüz zam yapılıyor, yılda bir maaş ikramiye gibi” şişirme haberlerle (işin tuhafı bu kısım 2011 de pek olmadı)“siz bizim canımız, baş tacımızsınız” gibi birkaç hamasi sözlerle unutulur giderler. Her yılbaşında temcit pilavı gibi maaşları dile getirilir.Nasıl bir maaşsa eş parası, çocuk parası şişirilir. Çocuğun yoksa. Olur ya Allah vermemiştir. Bekâr öğretmenler? Evlensin. Evlenmek istemiyorsa öldürelim mi? Nedense sürekli öğretmen maaşı kıyaslanır. Geçmişte eşdeğer maaş aldığı kaymakam, albay vb lerinin maaşı artık katlamıştır. Geride olan 9.derecede ki polis memuru bile 1.derecede ki öğretmeni geçmiştir. Sürekli öğretmen kadrosu çok fazla denir. Öğretmenler kadar kalabalık bir kadrosu olan diyanetin kadrosu hiç dile gelmez, elemanı bir vaiz öğretmeni maaş olarak 300 tl ye yakın geçmiş haldedir. bu hiç dile getirilmez. Ne yapıyor öğretmen? Uhdesine verilen her bir sınıfta ki 30 genci topluma kazandırmaya, yarına hazırlamaya çalışıyor. Ne yapıyor vaiz? Bizden fazla maaş alsa da paralarının az olduğundan yakınıyorlar. Şunu da belirtmekte fayda var. Gerçekten doğru fakirlik sınırının 2500 lirayı geçtiği ülke şartlarında, taban maaşı bu değerin altında olan herkes haklıdır. Küçükesat eski vaizi sayın Abdülkadir hoca ve onun gibileri tenzih ederim, onlar kibar lisanla konuşan, insana dini sevdiren kişiler. Diğerleri ha bi gayret insanı “şunu yapmazsan cehennemde yanarsın, bunu yapmazsan yanarsın” diye güya uyaran;(beni yakacak da Allah, af edecek olan da Allah) bunları söyleyince sorumluluğu biten kişiler. Bunların maaşı hiç dile gelmez. Kaç saat çalışmış söylenmez. Ezan okumayı bile otomatiğe bağladılar, aman yorulmasınlar. Özelleştirme ile satılan birçok kurumun fazla çalışanları mili eğitim, sağlık bakanlığı ve birçok kuruma satış tarihlerinde dağıtılmış, kambur haline getirilmişti. Çalışmadan aydan aya toplu imza atanlar hiç dile getirilmez, Son altı aydır yapılan yeniden yapılandırma ile bir kısmı emekli olmayı tercih etmekteler. 
Öğretmenin her halini söyle çünküsabırlıdır, gönül adamıdır.


Haberlere bakınız,”öğretmenler aynılaşıyor”.Niye aynılaşsın ki? Demek ki sistem öyle istiyor. Nasıl mı?

Şöyle bir geriye dönüp bakalım. Okul renklerimiz nedense hep griydi.”Sen sus, düşünme ben ne dersem onu yap” rengi. Olumlu yönde bu renk okullardan öğretmenlerin gayretiyle kaldırıldı. Sonra öğretmenlerin hayat standardı yavaş yavaş düşmeye devam etti.Tv’ler de komedi olarak “öğretmende mi olamadın” parasızı aşağılamak için (kendini sanatçı sanan,parasızı aşağılayarak sanat yaptığını sanan zavallılar topluluğu) öğretmen konulu skeçler,kız isteme parodilerinde ki maaşı az diye horlanan öğretmen tiplemeleri her akşam yıllarca boy gösterdi.


Ondan sonra da eğitim kalitesinde düşüş başladı.1995 li yıllarda Avrupa birliği uğruna dışarıdan bitirme sınavları sulandırıldıkça sulandırıldı.35- 40 dersi olan evet hayır oylaması ile diploma aldı. Yapılan itirazlara cevap çok netti.”Bakanlık böyle istiyor”.İşin içine başka çirkinlik sokanlarda mahkemelerde yargılandı.(merak edenler, okul kurullarında kaç kişiye parmak kalkmış, yapılan çirkin hatalar sebebiyle açılan mahkemelerle ilgili haberleri arşivlerden o günkü basında yazdıklarımdan daha fazlasını bulabilirler) parmak kaldırmayla haziran ve ağustos sınavlarında mobilya bölümünden diploma alıp, takip eden ikinci yılda A.Ü.açık öğretime kayıt yaptırmışla da karşılaştım. Bu benim gördüğüm tamamını artık tahmin ediniz. İki ayda parmak kaldırmayla, birilerini diploma sahibi yapanlar bu kötü yaptırımlarıyla normal öğrencilere yaptıkları kötülüğün acaba farkına varabildiler mi? kafaları çalışıyorsa, vicdanları varsa elbette varmış olmaları gerekir demeyi çok isterdim.



1995 sanki bir dönüm noktası oldu. Sınıf geçme sistemi iyice laçkalaştı. Disiplin iyice gevşetildi. Başarısız olana ödül olarak zorla bir üst sınıfa geçmesi için ve sonunda mezun olması için yönetmelikler değiştirildi.Bunun terside çalışan öğrenci enayi diye algılandı.Ailesi çocuğa “ders çalışsana” dediğinde “niye çalışayım,sınıfta kalma yok” cevabını alır oldu . Ders yapmak sıkıntı dolu zamanlara dönüştü.İlköğretimde sınıfta kalma olmadığı için, ilkokul üç seviyesinde bilgi sahibi öğrenciler liselere gelmeye başlamıştı.Hele 2000 ler tam film oldu. 2004 de iyi niyetli birkaç bürokrat tedbir alıp,yönetmeliklerde öğrenciyi çalışmaya teşvik edecek bir iki değişiklik yaptıklarında Ankara İskitler EML müdürünün sevinci şu an gibi aklımda. Sevinci fazla sürmedi tam on gün sonra sınıf geçme yönetmeliği tekrar değiştirildi eskisinden daha beter hale getirildi.


Gençler okumayan, akşam seyrettiği dizide ki gibi yaşamaya çalışan kitleler haline dönüştürüldü.Okumayan gençler için zoraki bir saat okuma saati icat edildi.Bunu da allayıp pullayıp basında öyle sundular ki.sanki okuyan gençlik var.Özünde okumayı sevmeyene siz bir saatle okumayı sevdiremezsiniz.Bu alışkanlık ilköğretim birde başlamalı.Sınıfta bir saat kitap okuma çok güzel,amasorumluluk verilen çocuğun bunu yapması daha güzel. Siz ne derseniz deyin boş.Sonrası uyduruk her şeyin fos çıkması gibi içinin boş olduğu ortaya çıktı.Yapılan her hata süslenip basınla sunuldu.Sonuç,cahil bir gençlik.kişi başı yılda kaç kitap okuyor.gerçek istatistiklerle bakalım.neredeyse dibe vurmuş halde.


Gelen her bakana öğretmenin 2,5 gün,15 saat çalıştığı sürekli servis yapıldı.Beraber çalıştığınız insanlara elbette güvenmek zorundasınız.Sayın bakanlar şöyle bir çevrelerine baktılar.Evraklara baktılar. Kültür öğretmenleri 15,meslek öğretmenleri (bunlarda nereden çıktı,kim bunlar….bunlar ağır ve tehlikeli işlere meslek elemanı yetiştiren,eml lerin lokomotifi olan öğretmenler) 20 saat derse giriyordu.Sayın Başbakana bile 15 saati söylettiler.


Doğru yalan değil, kültür öğretmenleri 15 saat,meslek öğretmenleri 20 saat derse giriyor.Öncelikle iki konuyu anlamakta fayda var.Öğretmen milli eğitim bakanlığının hasmı değildir.onlar bakanlığın emrinde bu milletin evlatlarını yetiştirmek için çaba sarf eden,tüm sıkıntılara ve horlanmalara rağmenyarının Türkiye’si için çalışan fedakar insanlardır.İkinci bir nokta öğrenci hedefimiz.Tv’lerde bizlere sürekli servis edilen aylak,zibidi,öğretmenle dalga geçen Avrupai ve Amerikan öğrenci tipi.bir şey sorduğunda bilmeyen cahilliğini karşısındakini dalgaya alarak aşağılamaya çalışan esrarkeş tip mi?Hedefiniz,…hedefimiz bu tip mi?Yoksa iş güzar tv lerin göstermediği ki;Amerika ve Avrupa ülkelerini güçlü kılan okuyan ve kendini yetiştiren ülkesi için çalışan,ülkesinin gurur duyduğu her biri bir bayrak olan gençler mi?


Bakanlığımızın ve öğretmenlerimizin hedefinin bir bayrak gibi ülkesini hedeften hedefe götüren gençlik olduğuna yürekten inanıyorum.


Yalnız bu 15 veya 20 saat öğretmenin sınıfta öğrencilerle birebir ders işlediği saatlerdir.Adam gibi bir ders işleyebilmek için:


a- Derse hazırlıklı girmelidir, öğretmen ders öncesi mutlaka hazırlık yapması gerekir ve yapar. bunu 15 veya 20 saat saatin dışında yapmaktadır.
b- Yaptığınız yazılıların soru ve cevaplarını hazırlar.Her sınıfa 30 öğrenci,en az beş sınıfa derse girse,her dönem her dersten iki yazılı yapsa.siz hesap ediniz.bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
c- Herkesin çorbasında her zaman aş kaynamaz. Bazen de dert kaynar. Siz öğretmensiniz.Takip etmeli,öğrencinize yardımcı olmalısınız. bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
d- Ders araç gereci hazırlamalıdır. bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
e- Meslekçi ise bozulan tezgahlarla ilgilenmeli tamir etmelidir. bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
f- Bir zamanlar okullarımızda “teknisyenler” vardı. bazı okullarda nesilleri tükense de hâlâ var.atelyelerde kadroları var,var da teknisyenlik yapmıyorlar.bir çok bakanlıkta memurlar üst üste yığılı oturacak masa bulamazken,işe de zaten düzenli gelmezler-lütfen yok demeyin bu acı bir gerçek,iy ki yeni yapılanma var-Milli Eğitimde eleman sıkıntısı vardır.Milli Eğitime geçtiklerinde çalışmaları gerekeceği için,mecbur olmadıkça okulların önünden bile geçmezler.eleman olmadığı için dal şefi,alan şefi istese de istemese de,mecburen karşılıklı rıza (!?.) ile atelye teknisyenleri idari bölümlerde okul personelinin işlerini yaparlar.
g- Kültür öğretmeni ise sınıfında ki ders araç gereci ve bilgisayarlarını hazır bulundurmalıdırlar. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
h- Öğrenci kulüpleri vardır. Öğretmen buradaki görevini iki saatte bitiremediği için çalışmanızı 15 veya 20 saat dışında devam ettirmektedir.
ı- Öğrencilerin 25 saatlik bir sosyal çalışması vardır. gerçek anlamda yapan üç beş öğrenci vardır. Avrupa uyum mecburiyeti için yapılamayan çalışma yapıldı gösterilecek, yüzlerce kâğıt, daha sonra imha edilmek için doldurulacaktır. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
i- Sene başı, ortası ve sonu; okul kuruları toplanır. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
j- Sene başı,ortası ve sonu;zümreler toplanır. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
k- Veli toplantıları yapılır. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
l- Öğrencinin durumunu görüşmeye gelen velilerle görüşür. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
m- Kolluk gücü gibi nöbet tutar. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.
n- Eğitim için teknolojiyi yakından takip etmek zorundadır. Bunu 15 veya 20 saat dışında yapmaktadır.


Bu listeye daha yüzlerce angarya yazılabilir. Anayasada angarya suç. Yeter ki gençler yetişsin, öğretmen verilen görevi de, gençlerin yetişmesi için angaryayı da yapar.


Yazımızın başında,” Tüm soruların cevabı ve çözümü; öğretmen olamamış fakat öğretmen unvanı almışlarla, yanlış bilgilendiren öğretmeni düşman gibi gören bürokratlardadır” dedik. Hayatta en kötü şey yanlış anlaşılmadır. Örneklersek; dilimiz Türkçe deriz. Kurullarda “güzel Türkçemiz..”diye gündem maddesi bile açarız. Buyurun MEB internet sayfasına bakın.”vizyonumuz, misyonumuz, performans, kriter” hepsi de Fransızca. soru basit dilimiz Türkçe ise,Fransızcaları kim yazdırıyor? Dilin zenginleşmesi başka şey, dilin yozlaşması başka şey. Özbeöz Türkçe kelime olan “yoğunluk” cahilce kullanım yüzünden otuza yakın kelimenin kullanımdan kalkmasını sağladı. Nasıl mı? Çok işi olduğunu söylemek isteyen bir kişinin kurduğu cümle,”çok yoğunum” kimyasal mısın be mübarek. Alakasız bir örnek daha. Ankara Ulus EML mülkiyet olarak Milli Eğitimin değildir. Her göreve gelen bakana özelleştirilmesi yönünde bilgiler verildi. Büyük kazançlı yatırım gibi gösterildi.okulun eğitim öğretim yapılması şartıyla kullanıma verildiği nedense gizlendi.Her bakan iyi niyetle tv lerde yapılabilecek proje anlattı, sonra istemese de aldatıldığını fark edince sustu.Ta ki makine bölümü kapatılana kadar, bu oyun sürdü. Okul müdürü unvanı almış bir küçük kişinin şahsi kininde bakanlıktaki bürokrat arkadaşlarını kulandı. herkesi ve her şeyi bu işe alet etti.


2000 yılında dönemin Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürü Naim Durmaz’ ın yanına bölümü konum, öğretmen ve öğrenci itibari ile anlatan dosyayla gittik. Dosyayı inceledikten sonra “bölümün kapatılması için gelen dosya çok farklı, aldatıldım” dedi. Yapılan yazışmalarda (ki komisyon üyesinin bir tanesinin tüm uyarı ve ikazlarına rağmen) tesviyenin olduğu kısımların eğitim için müsait olmadığı gerekçe gösterilerek kapattırıldı.Bölüm kapatıldıktan sonra bizim kullanmadığımız izbe,karanlık ve rutubetli yerlere dahi binlerce lira harcanarak ağaç ve metal bölümleri yerleştiriliyor.atılmıyorsa yazışmalar bakanlık ve okul arşivinde vardır.Bölüm olarak mezunlarımızdan ege üniversitesi mezunu doktorumuz,Selçuk mezunu avukatlarımız, Marmara mezunu çevre mühendislerimiz, Kırıkkale makine mühendisimiz, sayısı onlarca teknik öğretmenimiz, Ankara’nın muhtelif sanayilerinde babasında iş yeri devir alan, kendi çabaları ile iş yeri kuran,muhtelif işletmelerde amir olarak çalışan yüzlerce mezunumuz var. Kapatıldığımız sene bile ODTÜ fizik bölümüne öğrencimiz yerleşti. Küçük bir kişinin şahsi kini, birçok bölümün ilk uygulandığı 1.Sanat Enstitüsünün Tesviye bölümü kapatıldı. ne kazandılar kocaman bir hiç…..bölüm kapatılınca bizler “yanlış bilgilendirenler” sayesinde iki yıl da bankamatik memur olduk. Daha sonra bakanlığın diğer okullarında görev yaptık, yapmaya devam ediyoruz. onlar sayesinde tesviye bölümünden, metal bölümüne devir edilen 40 Tos torna ve 20 ton malzeme çürümekte ve çürümeye devam edecek. Çünkü metal bölümünün bir işine yaramaz, isteseniz liste verebilirim. Sanırım bazı bürokratların hareketlerini neden tasvip etmediğim anlaşılmıştır. İstişare ve doğru bilgi yanlış yaptırmaz.

Hiç hoşlanmadığım tabir “depo öğretmen”,”norm fazlası öğretmen”.Bir öğretmenin başına 40 öğrenci yığarsanız, diğer öğretmen norm fazlası olur. Gayet doğru. Dilimizden hiç düşürmediğimiz gelişmiş Avrupa ülkelerinde bir öğretmen kaç öğrenci ile ilgilenmekte?



Sonuç olarak;15 veya 20 saat öğrenci ile geçirilen saatlerdir. Bu saatlerin ve eğitimin kalitesi için hazırlık zamanlarına ihtiyaç vardır. Bu dikkate alınmalıdır. Öğrenci yaşayan ve her günü yeni yaklaşımlarla dolu varlıktır. Sadece ders saatlerinde değil; ders dışı zamanlarda da öğretmen, öğrencisi ile ilgilenmek zorundadır. Öğretmen maaşları azdır. Lafla değil gerçek anlamda taban maaş yükseltilmeli ve emekli olduğunda çalışan haldeki maaşı ile emekli olduğu zamanki maaşı kıyaslaması Konya ovası ile Ağrı dağına benzemekten kurtarılmalıdır. Kızdığınız birini paylarken öğretmen üzerinden kıyaslamadan vazgeçilmeli; özetle öğretmenin saygınlığı korunmalıdır.


TEKNİK EĞİTİM VAKFI


banner182
Son Güncelleme: 19.06.2012 11:18
Anahtar Kelimeler:
baş belası öğretmenler
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
nerri 4 yıl önce

çok güzel yazı gerek öğretmenlerin gerekse sistemin sorunu çok iyi ifade edilmiş.

Avatar
DÜZCEDE UZAYLI HOCALAR VAR 2 yıl önce

düzcede uzaylı hocalar var. bunlar düzce meslek yüksek okulundalar insanları kıran bazı hocalar olduğundan eminim. yoksa eğitim insan içindir. uzaylılara dikkat.