banner374
19 Mayıs 2012 Cumartesi 16:44
Öğretmenler kendi kurumunda horlanıyor
İstanbul Esenyurt Kıraç Lisesi’nde Edebiyat Öğretmeni Narife Çekcen’e yapılan bıçaklı saldırı, belirli bir periyot dahilinde sürekli aşina olduğumuz öğretmene yönelik şiddeti daha keskin bir şekilde gündeme getirmiştir.

Bu yaşanan olaylar üzerinden Özgür Eğitim-Sen olarak kamuoyunun dikkatine birkaç hususu taşımakta fayda görüyoruz.

Kendi bulunduğu kurum içerisinde horlanan, değersizliği sürekli perçinlenen, yüzüne bakılmayan, sistemin yükünü sırtında taşıyan ancak kimseye de yaranamayan, özlük ve mali durumu itibariyle kurumunda beraber çalıştığı hizmetliden düşük bir ücrete çalışan, ders dışında pek çok angarya ile prangalanmış, dersten çıkar çıkmaz nöbete koşan, lüzumsuz pek çok evrak işini ve etkinliği yapması beklenen, asker ve polisin dahi bulunmadığı yerlerde görev yapan öğretmenler, istikrarlı bir biçimde mesleki açıdan itibarsızlaştırılmaktadırlar. Kendi bakanlığında adam yerine konmayan öğretmenin başka yerde itibar bulması mümkün müdür? En bakımsız, estetik incelikten yoksun alanlarda çalışmaya mahkûm edilmiş, atamasında ve özür grubuna bağlı yer değişikliğinde görüldüğü üzere ne tür durumlara düşürüleceğinin tedirginliğinde yaşam sürdüren öğretmen ne yapsın?

Değişen yaşam koşulları okul ve okul merkezli zorunlu eğitimin kendisini gülünçleştirirken, MEB ve hükümet alkışlar eşliğinde zorunlu eğitim süresini uzatmıştır. hiç kimse zorunlu eğitimi ve süresini mesele etmezken, bu ülkede neredeyse tek başına Özgür Eğitim-Sen bunun bu zemin ve şartlar içerisinde anlamsız bir uğraş olduğunu ısrarla dile getirmişti. Zorunlu eğitim uygulamaları değişen sosyal hayatın beklentilerine cevap vermekten uzak bir yapıda bu sürece direnmeye çalışmaktadır. Daha önceki bir tarihsel toplumsal süreçte birtakım ihtiyaçlara binaen şekillendirilen okulun, değişen koşullarda varlığı bir tartışma konusuna dönüşürken bütün bu gelişmelere kulaklarını tıkayan bir vaziyet alışla hayata direnmeye girişmesi anlamsızdır. Bu Don Kişotvari duruştan bir itibar devşirmeye kalkışmak devekuşu gibi kafasını kuma gömmekten başka bir şey değildir. Varlığını sorunsallaştıran gelişmeleri es geçen bir şaşkınlık hali üzerinden eski argümanların arkasına sığınarak kendisine yaşam alanı açmaya, hatta bu alanı genişletmeye çalışma gülünçlüğü karşısında, karşılaşılan sorunları sürekli olarak arızi sorunlar olarak görme basitliğinden artık vazgeçilmelidir. Eğitim sistemindeki tüm sorunların yapısal bir takım uzantılardan kaynaklandığını görmek için başta MEB ve hükümet olmak üzere tüm kesimler; acaba kaç öğretmenin daha darp edilip bıçaklanmasını, öğretmenlerin memnuniyetsizlik düzeylerinin daha ne kadar artmasını beklemektedirler? Çözüm olarak ileri sürülen reçetelerin bile bu yapı üzerinden sorunu daha da büyütmekten başka bir işe yaramayacağı acaba ne zaman fark edilecektir?

Yaşananlar karşısında Milli Eğitim Bakanının takındığı tutum ise olayların neden yaşandığını oldukça açıklayıcı kılmaktadır.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer Esenyurt’taki olayın ardından yaptığı açıklamada şunları söylemiştir:

“Şunu söylemek istiyorum, eğer biz bu tip şiddete karşı, bu tip saldırılara karşı tavır içerisinde olacaksak, öğretmenler camiası olarak en büyük mücadelenin ve tavrın şefkatimiz olduğunu söylemek istiyorum. Öğretmenler daha fazla şefkat göstererek çocuklarına ve etrafındaki insanlara bu yapılan şeyin aslında bir sorun çözme yöntemi olmadığını ve bu şekilde adalet sağlanamayacağını anlatarak mücadele edeceğiz. O yüzden ben öğretmenlerimizden şunu rica ediyorum, bu tip hadiselere karşı yine davranışsal tedbirler yahut da daha protestovari tedbirler yerine şefkatinizle ve sevginizle cehaletle mücadele ederek karşı çıkınız diyorum. Mevlana bir sözünde diyor ki 'biti ve pireyi gül suyu ile öldürün'. Biz de şiddeti ve sevmediğimiz hadiseleri güzellikle yok etmeye çalışmalıyız.”

Eğer bu açıklamayı Orman ve Su İşleri Bakanı yapmış olsaydı, belki tepki çekerdi; ama konumu ve konuya olan mesafesi dikkate alınarak mazur görülebilirdi. Lakin bu açıklamayı yapan Milli Eğitim Bakanıdır. Dolayısıyla söz konusu açıklama mazur görülemez ve böyle bir açıklama bir şiddet eyleminin ardından kendi çalışanlarına şefkat gösterme noktasında Bakanlığın içinde bulunduğu maluliyetin açık beyanı niteliğindedir. Sayın Bakanın yakın zaman içerisinde öğretmenlere yönelik darp ve bıçaklama türünden saldırıların gerçekleştiği bir noktada; darp edilmiş, bıçaklanmış ve her fırsatta kendi Bakanı tarafından hor görülmüş öğretmene söyleyebileceği tek şey “Şefkatli ol!” tavsiyesi ise, bu tavsiyenin kendisinin şefkatten yoksun ve şefkatin açık bir istismarı olduğunu ilan ediyoruz.  

Özgür Eğitim-Sen olarak; sorunu genel bir söylem üzerinden buharlaştırmaya çalışmanın meseleyi savsaklamaktan öte bir anlam taşımadığını düşünüyoruz.

Öğretmenler menfur saldırılara maruz kaldıkları bir zamanda Milli Eğitim Bakanını kendi yanlarında göremeyeceklerse; soruyoruz ne zaman görecekler?

Kendi çalışanlarına yönelik girişilen hadiseleri bir sahiplenme tutumu üzerinden çözümlemek yerine tarafsız bir gözlemci tavrıyla geçiştirmeye çalışmanın akla mantığa sığan bir tarafını bulmak imkânsızdır. Sahiplenme, bütünleşme tavrından ziyade sömürge ülkesindeki vali edasıyla; kurumun dışa dönük savunusu yerine sadece içe dönük yapıbozucu tutum alıştan ne tür bir performans artışının geliştirileceği, böyle bir tutum alışın hangi iletişim ve yönetim stratejisinden beslendiği merak konusudur.

Öğretmenler açısından “bıçak kemiğe dayandı” ifadesi bir deyim olmaktan çıkmış yaşanan hadiselerde görüldüğü üzere maddi gerçekliğe dönüşmüştür. Bu vesileyle saldırılara maruz kalan meslektaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor ve durumun vahim bir noktaya geldiğini hatırlatarak en başta hükümet ve Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer olmak üzere tüm yetkilileri gereken tedbirleri almaya çağırıyoruz.

ÖZGÜR EĞİTİM-SEN
YÖNETİM KURULU

banner182
Son Güncelleme: 19.05.2012 16:44
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol